Tags
Related Posts
Share This
BOL BUDAKLI İNCE DAL (3)
Üç gün sonraydı. İş yerinden çocuklarla benim liseden arkadaş Kaan’ın birahanede maç izlemeye gittik. Aslında hiç sevmem herkesin toplandığı yerlerde maç izlemeyi, hele birahanelerde iyice Amerikanvari gelir bana bu iş. Bizimkilerin hatırına, biraz da uzun zamandır görmediğim Kaan’la külahları değişmemek adına mızıkçılık etmeyip uydum bu plana. Uymaz olsaydım! Kaan’ın gelmiyorsun, etmiyorsun babında karı dırdırı gibi sitemleri bir yana maç bitene kadar çıkan gürültü patırtı mekandan çıkıncaya kadar kafamı davula döndürdü.
Eve geldiğimde bizimkini uyurken bulunca şaşırdım. İçtiğim biralar koku alma duyumu etkilediğinden midir nedir kanepenin yanındaki şarap şişesini görünceye kadar içip içip sızdığını anlayamadım. Bunu yalnızca bir şeylere içerlediği zaman yapardı ve bu kendimi en az iki gün sürecek olan soğuk savaşa hazırlamam gerektiğine işaretti. Bu süre zarfında hiçbir şeye elini sürmez, mecbur kalmadıkça konuşmaz, çikolata ve elmadan başka bir şey yemez, telefonlara çıkmaz, işten çıkar çıkmaz eve gelir ve sabaha kadar kanepeden kalkmazdı. Benim yemek yapmak ve bulaşık yıkamaktan başka hiçbir şeyi dert etmeyeceğimi bildiğinden bana inat olsun diye değil elinden başka türlüsü gelmediğinden böyle davranırdı.
Yine de şansımı deneyip yatağa götürmek için kollarıma almaya çalışırken okkalı bir küfür yiyip öylece bıraktım uyuması için. Buna alışkın olmadığımı söyleyemezdim ama ruh halinin bu kadar hızlı değiştiğine şahit olmamıştım daha önce. Daha yeni barışmıştık oysa. Yoksa o yalnızca bir ateşkes miydi?
O gecenin üzerinden geçen birkaç günden sonra yanıldığımı anladım. Aramızdaki soğuk savaş değil resmen protestoydu. Direncini kırmamın tek yolu üstüne gitmekti, öyle yaptım. Doğru stratejiyi bulduğuma inandığım bir akşam dışarıda yediğini bile bile sofrayı kurduktan sonra “Yemek hazır.” diyerek sofraya davet ettim. Su içmek için mutfağa gitmesini fırsat bilip “Hazır mutfaktayken tuzluğu getirsene.” dedim. Mutfaktan eli boş döndü ama getirip getirmemekte tereddüt ettiği belliydi. Bu olumlu sinyali aldıktan sonra planımın uygulamasına hız verdim. Önce kumandayı istedim, vermeyince kanalı değiştirmesini söyledim. Sevdiğini bile bile şarkı söyleyen kılkuyruk popçuya verdim veriştirdim. Sonra yön değiştirip “Dün Ayşenur seni sordu, herhalde yine gömleğini isteyecek.” diyerek dikkatini dağıttım. Ayşenur’a sinirlenmesini sağladığımı anlar anlamaz sigarası olup olmadığını sordum. Sigarası olduğunu ve ne zaman biriyle eşyalarını paylaşmak zorunda hissetse kendini sinirlenip sigaraya sarıldığını biliyordum. Köşeye sıkıştığını anlamıştı ama iş işten geçtikten sonra bunun faydası yoktu. Ya bana da verecek ya kendisi de içmeyecekti. Fakat o hiç beklemediğim üçüncü bir şey yaptı, “Ne istiyorsun benden?” diye bağırdı.
Bu soruya verilecek cevabım yoktu. Saçma sapan küskünlüğünü sonlandırması ve ne olduysa anlatması yeterliydi benim için. “Kaç gündür neden surat astığını söyle yeter.” dedim. “Onu sen daha iyi bilirsin.” oldu cevabı. Bir kadın bu cümleyi kurduğunda durup düşünmekte fayda vardır. Kadınların en sevdiği cümledir zira bu. Bir erkek bunu duyar duymaz panikler. Akla gelen ilk cümle “Ne halt ettim lan ben?” olur. Erkek adam kendini bu düşünceye kaptırmayagörsün bir kez, o andan sonra ipler karşı tarafın elindedir. Akla bin bir türlü ihtimal gelir, ateş olmayan yerde duman aranır. Böyle anlarda ortada hiçbir şey olmadığını öne sürmek kadınlara haksızlık olur zira ortada gerçekten bir mesele vardır. Lakin bu mesele ya yanlış anlaşılmış ya da abartılmıştır. Her neyse, kısacık zaman dilimi erkek için çuvallamanın başlangıç evresidir. Bu evre başarısızlıkla biterse sonrası çorap söküğü gibi gelir. Bunu bildiğimden zihnimde hiçbir şüpheye yer vermemeye azami gayret göstererek hemen karşı saldırıya geçtim.
Anlatımın bu noktasında bir parantez açıp her ne kadar toplumun bireylere giydirmeye çalıştığı rolleri reddettiğimi söylesem de her zaman başarılı olamadığımı itiraf edeceğim. Bu oyunu neden sürdürüyor, altta kalmamak için neden uğraşıyordum? Hiç kimsenin yenilmeyi istememesiyle açıklanabilir bu durum ama pek de öyle değil; çünkü ben sadece yenilmemek için değil sevgilimi(!) kaybetmemek için savaşıyordum. Onu kaybetmek çok mu umurumdaydı? Mutfaktaki hünerinden başka neyi önemsiyor olabilirdim onunla ilgili? Hiçbir şeyi! Hatta çekip gittiği için sevinebilirdim bile ama ben yine de onu elimde tutmak için oyunu kazanmaya çalışıyordum.
“Hiçbir şeyi adam gibi açık açık söyleyemez misin sen?”
“Her şey apaçık ortada zaten, neyini söylememi istiyorsun ki?”
“Neymiş o ortada olan?”
“Dedim ya, sen benden daha iyi bilirsin.”
“Bildiğim bir şey yok benim. İnsanı çıldırtma da söyle ne söyleyeceksen.”
“Salı akşamı nerdeydin?”
“Salı akşamı? Eee, Kaan’ın barında.”
“Ne işin vardı orda?”
“Tek maaş yetmiyor ek iş yapıyorum. Ne işim olacak ya, işten arkadaşlarla maç izledik.”
“Demek maç izlediniz?”
“Ne oldu, senaryoda sorun mu çıktı?”
“Gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun. Madem Kaan’ın barında maç izlediniz akşamın sekizinde o orospuyla takside ne işin vardı lan şerefsiz?





Son Yorumlananlar