Tags
Related Posts
Share This
BOL BUDAKLI İNCE DAL (4)
Pavlov deneylerini köpeği yerine benim üzerimde yapsaydı şartlı refleksi öğrenmek için başka bir bilim adamını beklemek zorunda kalabilirdik zira gözlemlerinin kontrolünü yapması imkansız olurdu. Aksine işi daha kolay da olabilirdi çünkü şartı bir kez yerine getirmesi alışmam için yeterli olurdu. Sırf birebir aynı kelimelerle ve aynı tonlamayla söylendi diye bir cümle insanı neredeyse yirmi sene öncesine götürür mü? Annem de seneler evvel babama “O orospuyla takside ne işin vardı lan şerefsiz?” diye bağırmıştı. Kadın milleti işte, işin aslını astarını öğrenmeden bağırıp çağırmaya, onu bunu yaftalamaya başlar. Allah bilir ya ben bunu söyleyince içinizden “Sen de Yılan adını hak etmişsin arkadaş. İnsan annesine öyle şeyler söyler mi?” demişsinizdir. Bense buna bakış açılarımız farklı olmakla birlikte kabul edebileceğim tek feminist söylemle itiraz ederim. Kadın anne olmakla kadınlığından hiçbir şey kaybetmez. Lakin doğruyu söylemek gerekir ki annemin bahsi edilen kadına yaptığı yakıştırma pek yerinde olmasa da babamın bir şeyler karıştırdığı belliydi zira şimdi net olarak hatırlayamadığım özürler ve sevgi sözleri sıralamıştı. Dönemin şartlarına göre lüks denebilecek bir iki hediyeden sonra da annem babamı affetmiş en azından öyle görünmüştü. Hatırlıyorum da bunu biraz garipsemiştim ve annemle aramızda yıllar sonra incelediğimde çocuk aklımla kastedemeyeceğim derin manalar bulduğum şu konuşma geçmişti:
- Anne, babam bu eşyaları o kadından mı getirdi?
- Hayır, bunları bana aldı.
- O kadına aldıklarını geri getirmedi mi yani?
- Bunları bana aldı dedim ya oğlum.
- Öyleyse niye seviniyorsun ki?
Annem son soruma cevap verdi mi hatırlamıyorum. Meselenin bizi ilgilendiren kısmı aradaki benzerlik olduğundan geçmişi boşverip sevgilimle aramızdaki tartışmaya dönüyorum.
Sevgilimin bizi takside birlikte gördüğü Sezen’di. Takside onun yerine başkası olsa böyle tepki göstermezdi. İkimizin bir arada olmasına kızma nedeni ise hayli eski bir meseleye dayanıyordu.
Sezen’le tanıştığımızda ben üniversite diplomamı almak üzereydim o ise ikinci sınıfa geçmişti. Onu birkaç kez bizim çocuklarla birlikte görünce kimdir, necidir diye soruşturdum. Arkadaşlardan birinin uzaktan akrabasıymış, yatay geçişle Bursa’dan gelmiş. Eli yüzü düzgün, sözü sohbeti hoş bir kızdı. O zamanlar kızların ne bela olduklarını anlamamış olmalıyım ki yakınlaşmak için bahaneler uydurmaya başlamıştım. Meğer bizimkilerden bir iki tanesi daha kur yapıyorlarmış hanımefendiye. O da bunca erkeğin ilgisini birden üzerinde hissedince havalanmış, kaprisli biri olmuş çıkmıştı. Yaşı küçük olduğu için kolay lokma gözüyle bakıldığını bilse ne düşünürdü bilmiyorum. Diğer çocuklar sağa sola dağılıp ben burada kalınca biraz kendine geldiyse de birden bire yön değiştirmeyi gururuna yediremediğinden olsa gerek işi ağırdan alıyordu. Ben bu ağırdan alma saçmalığından sıkılıp peşini bırakınca hatasını anlamış ama durumu düzeltmek için en son yapılacak şeyi yapmış, beni kıskandırmak için başkasıyla birlikte olmaya başlamıştı. Laf anlamaz, söz dinlemez o heriften yakayı sıyırıncaya kadar bir yıla yakın bir süre geçmişti. Yaz gelmiş, ben arkadaşlarımın zorlamasıyla sevgilim olduğunu iddia eden kızla vakit geçirmeye başlamıştım. Sezen hatasını anladığını, beni sevdiğini, daha fazla vakit kaybetmek istemediğini falan söylemiş; bizimkiyle görüşmemi ise intikam almak istediğime yormuştu. Kendisini önemsemediğimi fark edince önce küplere binmiş sonra da aşık olduğunu sanan ve sevdiğini elde edemeyen her insan gibi ona buna bana ne kadar aşık olduğunu anlatır olmuştu. Sezen’le bizimkinin birbirlerine bu denli düşman olmalarının sebebi bundan ibaretti.
O gün Sezen’le buluşma nedenimizin yalnızca birkaç ay sonra mezun olacak olan o genç psikolog adayının iş bulmasına yardımcı olmak maksadıyla eski arkadaşlarımdan birini ziyarete gitmek olduğunu ve Kaan’ın barına giderken onu da taksiyle evine bıraktığımı açıklayacakken birden bire bunu yapmayı hiç istemediğimi fark ettim. Tek kelime etmeden Sezen’i arayıp o gece onda kalıp kalamayacağımı sordum. Cevabın olumlu olacağını o söylemeden biliyordum. Sezen beni sevdiğini söylemekten uzun zamandır vazgeçmişti. Belki de artık beni sevmiyordu ama bir buçuk yıl süren bu düellonun galibi olma fırsatını kaçıramazdı. Ben kapıdan çıkarken sevgilim (o an itibariyle eski sevgilim) arkamdan bağırıyordu. “Ben onu yılan sanıyordum, esas yılan senmişsin. Yılaaan!”
Yılan, o günden sonra benim adım oldu.
***
Bu dört bölümlük hikayeyi dergiye aktararak sizlerle buluşmasını sağlayan kişi olarak yazarının izni olmadan bir açıklama yapmak istiyorum. Bu hikaye yazılırken Sezen’le yemek yapıyor bir yandan da muhasebe departmanındaki çalışanların yeni programa uyum sorununu nasıl aşabileceğimizi konuşuyorduk. Hikayenin sonlarına doğru sezilen ivediliğin ve son cümlenin baştan savma oluşunun nedeni yemek hazırlandıktan sonra Yılan’ın gelmesi için birkaç defa seslenmek zorunda kalışımız, onun da hikayeyi bitirmeden gelmek istemeyişiydi.





Son Yorumlananlar