<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk E-Dergi &#187; 55. Sayı</title>
	<atom:link href="http://www.turkedergi.com/category/55-sayi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkedergi.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Sanal Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Jan 2012 07:33:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>KADINLAR BİR ERKEKTE NE ARAR?</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/kadinlar-bir-erkekte-ne-arar-547?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadinlar-bir-erkekte-ne-arar</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/kadinlar-bir-erkekte-ne-arar-547#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 20:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cansu Dağ</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>
		<category><![CDATA[bir kadın ne arar]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="197" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com12-300x197.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com12" title="com12" /></p>Kadınlar bir erkekte ne arar? Bu çok genel aynı zamanda kadınlar için yanıtlaması basit bir soru. Sizlere önerim çıkın kadınlara sorun “Siz bir erkekten neler bekliyorsunuz 5 maddeyle sıralar mısınız ?” diye. Her birinin cevabı genel olarak benzer ama sıralamaları farklı olacaktır. Cevapların erkeklerinkilere göre daha samimi ve kesin olacağından da eminim. Erkekler gibi abartmazlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="197" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com12-300x197.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com12" title="com12" /></p><p><strong>Kadınlar bir erkekte ne arar?</strong></p>
<p>Bu çok genel aynı zamanda kadınlar için yanıtlaması basit bir soru. Sizlere önerim çıkın kadınlara sorun “Siz bir erkekten neler bekliyorsunuz 5 maddeyle sıralar mısınız ?” diye. Her birinin cevabı genel olarak benzer ama sıralamaları farklı olacaktır. Cevapların erkeklerinkilere göre daha samimi ve kesin olacağından da eminim.</p>
<p>Erkekler gibi abartmazlar isteklerini, beğenileri ne kadar yüksek olsa da istekleri o kadar azdır. Bir özelliğin yüksek olması halinde diğer özellikler vasat üstü olsa bile kabulleridir. Sadece bu üstünlüğünün diğer eksik özelliklerini kapatması yeterlidir.</p>
<p><strong>Erkek = Çocuk</strong></p>
<p>Biz kadınlar erkeklere şuradaki çocuk, doktor çocuk diye hitap ederiz kendi aramızda, bunun iki nedeni olabilir;  biri annelik içgüdüsü diğeri ise erkeklerin çocuksu hareketleri. Erkekler bir çocuk gibi kararsızdır, çoğu zaman ne yapacağını bilemez, kafası daha rahat karışır kadınlara göre. Kadınların istekleri altında başka şeyler yatmaz, bir şeyi isterse sadece onu istiyordur aslında.</p>
<p><strong>Bir erkeğin neresine bakarlar?</strong></p>
<p>Bir erkeğe sorsanız, gözler, dudaklar gibi çok masumane kelimelerin döküleceğini biliriz, bütün erkekler zaten hemen göze bakarlar. Bunun doğru olmadığını, inandırıcı olmadığını kadınlar bilir, göğsü büyük olan ya da kalçası oval olan bir kadının nasıl olurda gözlerine öncelik verilir. Tamamen safsata. Kadınlarda bu nereye bakma konusunu çok rahat özelleştiremezsiniz. Kadınlar bir erkeğin giyiminden başlar,  burun ve kulak büyüklük oranına, boyunun uzunluğuna her şeyine bakına. Bakar ama biraz bahsettiğim gibi erkeğin bir özelliği diğer vasat üstü özelliklerini kapatıyorsa o erkek beğenilir.</p>
<p><strong>Kadınlar cinsellik konuşur mu?</strong></p>
<p>Niye konuşmasın, ama biraz daha romantize edilmiştir bunlar.  İnternette erkeklerin yorumlarını okuduğumda gerçekte de erkeklerin neler konuştuklarını tahmin edebiliyorum.  Erkekler gibi kızlar porno düşkü değildir, genelde de tercih etmezler,  bilgisayarların gizli bir yerinde porno arşivleri yoktur. Bizler için cinsellik özeldir, bir kişi vardır kendimizi ona adarız.  Her kadının bu şekilde olduğunu söylemek de yersiz olur tabi.</p>
<p><strong>Nasıl bir erkek? Komik erkek tercih edilir mi?</strong></p>
<p>Komik erkek değil, eğlenceli erkek tercih edilir. Her kelimeden bir espri çıkaran, yersiz şakalar yapan hem kendisini hem de sevgilisini utandırabilecek erkekler tercih edilmez. Aslında nasıl bir erkek sorusu kişiden kişiye değişir. Ama genelde bir erkeğin referansı iyi olmalı. Referansından kasıt bu adamın kendi çevresi ve sizin ortak çevreniz tarafından takdir görüp görmediği, hareketlerinin tasnif edilir olmasıdır. Bir erkek kadına gelecek için güven vermeli, güven vermeyen bir erkek ağzıyla kuş tutsa amacı ciddi olan bir kızı etkileyemez. Bir kadın kendi tarzında giyim tercihi olan erkekleri tercih eder, özellikle üniversite gençliğinde salaş giyinen bir erkeğe, giyimine dikkat eden bir kadın şans vermez.</p>
<p>Fazla uzatmadan bitireyim. Birileri kadınları övdüğümü düşünebilir. Kesinlikle kadınları övmek değil amacım, sadece bir kadının gözünden erkeğin nasıl görüldüğünü paylaşmaktı.</p>
<p>Sevgiyle Kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/kadinlar-bir-erkekte-ne-arar-547/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>7 HARF “AYRILIK”</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/7-harf-ayrilik-543?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=7-harf-ayrilik</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/7-harf-ayrilik-543#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 20:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Oktay</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=543</guid>
		<description><![CDATA[Hayatımızı cehenneme çeviren sadece 7 harften oluşan kelimedir AYRILIK…Ama neleri anlatır kimleri ağlatır yaşamayan bilemez.Aşığın o kara sevdasına karşılık çekip giden zalim sevgili hiç mi dönüp bakmaz geride bıraktığı esere?Acaba aşığın döktüğü gözyaşlarını görmez mi yüreğinde hissetmez mi gidiyorum dediğinde buğulu gözlerin bakışını… Oysa giden de haklıdır kalan da…Öyle şey mi olur diye düşüneceksiniz bazıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımızı cehenneme çeviren sadece 7 harften oluşan kelimedir AYRILIK…Ama neleri anlatır kimleri ağlatır yaşamayan bilemez.Aşığın o kara sevdasına karşılık çekip giden zalim sevgili hiç mi dönüp bakmaz geride bıraktığı esere?Acaba aşığın döktüğü gözyaşlarını görmez mi yüreğinde hissetmez mi gidiyorum dediğinde buğulu gözlerin bakışını…</p>
<p>Oysa giden de haklıdır kalan da…Öyle şey mi olur diye düşüneceksiniz bazıları hemen gönül sazından bir şiir sunalım size…Ne dersiniz feryatlarımı hissedebilir misiniz yüreğinizde ?</p>
<p>Olmuyor başkasını seviyorum dedi ve gitti</p>
<p>Ferhat oldum boynumu büktüm eğildim</p>
<p>O başkasının Aslı’sı idi onun için yanacaktı kalbi</p>
<p>Ben onun Ferhat’ı idim çöllerde eriyecektim…</p>
<p>Giden daima haklıdır karşındaki sevmemiştir ona göre ya da başka bir kor düşmüştür yüreğine…Kalan ise kendine göre hep haklıdır elinden geleni yapmıştır en yüce aşkı o vermiştir ona.Ama bilmez ki aşkı sadece kendi içinde yaşadığını…KAL demiş midir acaba dizlerinin üstüne çökerek,hüzünlü bir bakış atmış mıdır sevdiğine?Erkekler ağlamaz derler çoğu buna inanır ve arkadan bir söz bile söylemez…Ben hüngür hüngür ağladım arkandan da ne oldu…</p>
<p>Hep sen gidince bu şehre yağmurlar mı yağar ve hep hüzün mevsiminde mi gidersin sen? Ürkek bakışlı çocukların arasından geçiyorum ürkekçe el ele tutuşan sevgililerin arasından.Neden bunların yerinde olamadığımızı düşündüm belki de sen şu elini korkarak uzatan kız kadar bile cesaretli olamadın ne dersin?</p>
<p>Oysa hayallerimde,şiirlerimde sen vardın.Üniversite bitince evlenecektik ve gözleri sana benzeyen bir kızımız olacaktı ve bir de sonra aslan parçası bir oğlumuz.İstanbul bizi konuşacaktı aşkımıza imrenerek bakacaktı herkes.Olmadı çok erken gittin…Ayrılık kapıyı vurduğunda kim o bile demeden açtın kapıyı.O içeri girdi sen başkasına gittin…</p>
<p>Şimdilerde yazılarım buram buram ayrılık kokuyor.Bazen kendimi ıslak caddelere atıyorum yağmurun her şeyi söküp atması için bedenimden yüreğimden.Kalbimi ferahlatmasını istiyorum temiz havanın…Bir masum saf bir çocuğa dönüştürmesini beni…Ama hiçbiri olmuyor 7 harf ayrılık yüreğime ilmek ilmek daha çok işleniyor.Şayet sende çıkarsan sevdiğim bil ki gökler bana ağlıyor ve rüzgarı iyi dinle sana senin yokluğunu anlatıyor…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/7-harf-ayrilik-543/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜÇ ELMA</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/uc-elma-541?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=uc-elma</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/uc-elma-541#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 20:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Oktay</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Şairane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=541</guid>
		<description><![CDATA[Kaybolmuşum hayatın satır aralarında Çıkış yollarım noktalar ünlemlerle kapalı Kelimeler bile gruplar halinde yan yana Ben tek başıma yalnız,zavallı Ama burada bile vazgeçmiyorum aşkı aramaktan Karşıma çıkacak bir prenses Çıkıp gelecek masal diyarlarından Leylam olacak mecnun misali yakacak Kor edecek beni Mangaldaki köz misali Aşkımı hak edene vereceğim bu sefer Acı çeken olmayacak bu ilişkide [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 120px;">Kaybolmuşum hayatın satır aralarında</p>
<p style="padding-left: 120px;">Çıkış yollarım noktalar ünlemlerle kapalı</p>
<p style="padding-left: 120px;">Kelimeler bile gruplar halinde yan yana</p>
<p style="padding-left: 120px;">Ben tek başıma yalnız,zavallı</p>
<p style="padding-left: 120px;">
<p style="padding-left: 120px;">Ama burada bile vazgeçmiyorum aşkı aramaktan</p>
<p style="padding-left: 120px;">Karşıma çıkacak bir prenses</p>
<p style="padding-left: 120px;">Çıkıp gelecek masal diyarlarından</p>
<p style="padding-left: 120px;">Leylam olacak mecnun misali yakacak</p>
<p style="padding-left: 120px;">Kor edecek beni</p>
<p style="padding-left: 120px;">Mangaldaki köz misali</p>
<p style="padding-left: 120px;">Aşkımı hak edene vereceğim bu sefer</p>
<p style="padding-left: 120px;">Acı çeken olmayacak bu ilişkide</p>
<p style="padding-left: 120px;">Gökten üç elma düşecek</p>
<p style="padding-left: 120px;">İkisi sevdiğime…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/uc-elma-541/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Porter&#8217;ın 5 Kuvveti ile Sektör Seçimi</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi-536?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi-536#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:44:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[porter'in 5 kuvveti]]></category>
		<category><![CDATA[porter's 5 forces]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="144" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com-300x144.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com" title="com" /></p>Modern ekonomi ve piyasa anlayışı, geleneksel sisteme göre çok farklı,  eskisi gibi firmalar sadece kâra odaklı çalışmamakta, üret sat mantığı işlememektedir. Müşteri hem bilinçli hem de aktif ve söz sahibi hale gelmiş ve fiyat belirleme yetisi kazanmıştır.  Tedarikçiler, aracılar, pazarlayıcıların önemi günden güne artmış, pazarlık konusunda daha iyi hale gelmiş durumdalar.  Sektörler daha çok çeşitlenmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="144" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com-300x144.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com" title="com" /></p><p>Modern ekonomi ve piyasa anlayışı, geleneksel sisteme göre çok farklı,  eskisi gibi firmalar sadece kâra odaklı çalışmamakta, üret sat mantığı işlememektedir. Müşteri hem bilinçli hem de aktif ve söz sahibi hale gelmiş ve fiyat belirleme yetisi kazanmıştır.  Tedarikçiler, aracılar, pazarlayıcıların önemi günden güne artmış, pazarlık konusunda daha iyi hale gelmiş durumdalar.  Sektörler daha çok çeşitlenmiş ve firmaların rekabet anlayışı tamamen değişmiştir.</p>
<p>Bu sayıda bu yeni anlayış üzerinden giderek Micheal Porter’ın yatrım yapılacak veya girilecek endüstri için değerlendirilmesi gereken 5 kuvveti sizlerle paylaşacağız. SWOT analizinden farklı olarak Porter’ın beş kuvvet analizinde firmanın salt kendisini değil, girmek istediği sektörler arasında etkin olan unsurları rahatlıkla beş kuvvetle kıyaslama yapabilmektedir.</p>
<h2><strong>Rekabet  Davranışı</strong></h2>
<p>Porter’ın 5 kuvvetinden ilki sektördeki rekabeti anlamaya yönelik olan “Rekabet  Davranışı – Competitive Rivaly”. Bu kuvveti iki farklı şekilde yorumlamak gerekiyor. Bir tanesi incelediğiniz sektörün içine kendinizi koymaksızın biraz sonra sıralayacağımız kriterler uyarınca sektörü yorumlamanız, diğeri ise bu sektörde olduğunuzu varsayıp mevcut kriterlere karşı sizin tepkinizin ne olabileceğini ön görmeniz ve yorulmanız.</p>
<p>Sektördeki rekabetçi davranışı yorumlarken kullandığımız başlıca kriterler; Sektörün yoğunluğu, çıkış bariyerleri, sabit maliyet ve katma değer, endüstrinin büyümesi, ürünlerin farklılığı, değişim maliyetleri, ürün ve marka kimliği, rakiplerin farklılıkları,  aralıklı kapasite aşımı, şirket destekleri.</p>
<p><strong>Sektörün Yoğunluğu: </strong> Sektördeki rakip firma sayısı, bunların pazar payları; aynı hedef kitleye yönelik ve benzer kaynakların kullanımından dolayı rekabeti kolaylaştıracak veya zorlaştıracaktır. Rekabetin daha da yoğun olduğu sektörlerde benzer pazar payına sahip olan firmalar pazar liderliği için ekstra çaba göstermesi gerekecektir o yüzden sektör yoğunlu dikkate alınması gereken önemli bir konudur.</p>
<p><strong>Sektörün Büyümesi: </strong> Sektörün mevcut büyüklüğü kadar büyüme hızı ve büyüme ivmesi sektördeki rekabetin şiddetini öngörme adına önemlidir. Büyümenin hızlı olduğu sektörlerde genel pazar hacminin büyümesinden dolayı firmaların kazançları da büyüyecektir.</p>
<p><strong>Yüksek Sabit Maliyetler: </strong>Ölçek ekonomisinin uygulandığı yüksek sabit maliyetler rekabeti kızıştırır. Toplam maliyetin büyük bir bölümünü sabit maliyet oluşturduğu takdirde, firma kapasitesini kadar üretimi mümkün olduğu en düşük birim maliyete yapması gerekecektir. Çünkü firma ancak sattığı ürün başına kazandığının birim maliyetten farkıyla ayakta kalabilir. Ne kadar fazla ürün üretilip satılabilirse o kadar güç sahibi olunabilir.</p>
<p><strong>Depolama Maliyetleri ve Ürünün Dayanırlığı: </strong> Ürünün depolanma süresi firmalar için önemli bir gider kalemidir, özellikle bu ürünler bozulabilir ürünler ise depolama süresi uzadıkça ürünün atıl duruma düşmesi söz konusu olacaktır, bu da firmaya ekstra bir mali yük getirmektedir.  Sadece üretilen değil, tedarikçilerden alınan ürünleri de düşünmek gerekir.</p>
<p><strong>Değişim Maliyeti: </strong> Ürünlerinizi kolaylıkla başka bir ürüne tercih edilebiliyorsa, ya da rakip firma pazarlama stratejileriyle rahatlıkla firmalarını tercih ettirebiliyorsa bu değişim maliyetinin yüksek olduğu anlamına gelir buda sektör içindeki rekabeti artıran öğelerden biridir.</p>
<p><strong>Marka kimliği ve Farklılaşmama: </strong> Ürün sabitliği ya da değiştirilemezliği rekabeti artırmaktadır. Ürünü farklılaştırma diğer rakiplerin ürünlerinden üstün kılma daha fazla tercih edilebilir hale getirebiliyorsa fakat sizin sektörünüzde üretilen ürünler buna izin vermiyorsa rakiplerinizden üstün olmak için daha farklı yollar tercih etmeniz gerekecektir.</p>
<p><strong>Çıkış Bariyerleri: </strong>Genelde pek fazla dikkate alınmayan kriterlerden biridir çıkış bariyerleri,  bir sektöre giriyorsanız ondan niye çıkmayı düşünesiniz ki. Bu kanı yanlış bir kanıdır, ürettiğiniz ürünün tutulmaması veya rekabetin ağırlaştığı zamanlarda sektörü terk etmeye çalıştığınız zamanlarda hem hukuksal açıdan hem de ekonomik açıdan zorluklarla karşılaşabilirsiniz.  Makine ve arazilerinizin çok düşük bedele gitmesi ya da ikinci ellerinin tercih edilmemesi gibi hadiseler çıkış bariyerlerini yükseltmektedir. Özellikle riski yüksek, rekabet yoğun olan sektörlerde dikkate alınması gereken bir konudur çıkış bariyerleri.</p>
<p><strong>Rakiplerin Ayrılığı: </strong> Farklılaşmadan farklı bir konu olan rakiplerin ayrılığı; firmaların tarihsel, kültürel ve kurumsal felsefesi açısından farklı olması sektöre zaman zaman zarar verebilmektedir, bu da sektörde başıboşluğa, güvensizliğe neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Çalkantılı Sektörler: </strong>Belli dönemlerde hızlı bir şekilde sektörün büyüdüğü ve birçok firmanın iştahını kabartarak girdiği sektörlerin tercihi sektörü olduğundan kalabalık hale getirebilir.  Sektörün büyüme hızı düştüğünde sektör doygunluk seviyesine ulaşır. Buda yoğu rekabet, fiyat savaşları ve şirket iflaslarına neden olabilir.</p>
<h2><strong>İkame Tehdidi</strong></h2>
<p>Porter’ın modeline göre firmanızın içinde bulunduğu sektörün dışındaki bir sektör tarafında sizin yaptığınız ürünün yaptığı işin benzerini yapan, ya da sizin ürününüzün yerine geçebilecek ürünler üreten sektörler bir risk ve tehdit unsurudur.  Bu sektördeki ürün, fiyat, kullanılabilirlik, çevreye etkisi yönünden avantajlar taşıyorsa sizlere ikame tehdidi oluşturacaktır.</p>
<h2><strong>Alıcı Tehdidi</strong></h2>
<p>Alıcı tehdidi, tüketicinin üretici sektör üzerindeki etkinliğidir. Genel olarak bu durum sektörün yoğunluğu, pazar büyüklüğü, pazardaki firmaların hacmiyle ilişkilidir. Firma sayısı yüksek fakat alıcı sayısı azsa,  alıcının ürünü kendisi temin etme şansı varsa, alıcı bir seferde büyük miktarda alım yapabiliyorsa bu durum alıcının satıcı üzerinde bir baskı kurmasını sağlayabilir.  Aynı zamanda hedef kitlenin bilinçli ve seçici olması da üreticinin işini zorlaştırmaktadır.</p>
<h2><strong>Tedarikçi Tehdidi</strong></h2>
<p>Alıcı tehdidinde geçenlerin tersi tedarikçi tehdidini oluşturmaktadır. Sektörünüze ürün tedarik eden firmalar azsa veya alıcı firması normalden fazlaysa bu durum tedarikçinin elini güçlendirmektedir.</p>
<h2><strong>Giriş Tehdidi</strong></h2>
<p>En önemli kuvvetlerden birisidir, giriş tehdidi.</p>
<p><strong>Devlet Bariyerleri: </strong>Özellikle liberal ekonomiye sahip olmayan devletlerde büyük sorun teşkil etmektedir giriş bariyerleri. Devletin adilliği korumak adına aldığı kararlar bazı sektörler için firmaları sınırlamaktadır.  Yüksek vergiler, izinler ve çeşitli bürokratik işlemler sektöre girişler için aşılması güç bariyerler oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Patentler ve Tescil: </strong> Bir ürün patentli ya da başka bir firmanın ya da şahsın adına tescilli ise bu firmaya bir maliyet getirecektir.  Aynı zamanda gireceğiniz sektör hakkında bilgi sermayeniz yoksa buda sizin için bir maliyet ve tehdit oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Yatırım Harcamaları: </strong> Girmek istediğiniz sektörün ön yatırım harcamalarının yüksek olması, bunun için yeteri kadar sermayeniz yoksa rekabet gücünüzü düşürecektir.</p>
<p><strong>Organizasyonel Ölçek Ekonomisi: </strong>Firmaların sektörde rekabet edebilir güce sahip olabilmesi için en önemli ve öncelikli hedef maliyeti azaltmaktır. Birim maliyet ne kadar azaltılabilirse firmanın piyasada rekabet gücü ve kâr oranı o kadar artar. Bu duruma terim olarak “Minimum Etkin Ölçek “ (MEÖ) denmektedir. O yüzden rekabetin yoğun olduğu ve benzer ürünü rakiplerinden daha fazla satarak fazla kâr edebilmesi için firmanın MEÖ sü en düşük seviyede olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi-536/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VAR MISIN? YOK MUSUN?</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/var-misin-yok-musun-516?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=var-misin-yok-musun</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/var-misin-yok-musun-516#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[Her insanın olduğu gibi,  her oluşumunda bir öyküsü var.

Türk E-Dergi de bunlardan biri...

6 yıl 1 ay gibi uzun süredir  düşe  kalka ama pes etmeden yayın hayatına devam ediyor. Maddi destekli dergilerin bile bu sürenin üçte biri kadar hayatta kalamadığı düşünülürse dergicilik için önemli bir başarı elde etmiş durumdayız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünülürse derince<br />
Irak görünür görünce<br />
Yol bir dakka miktarınca<br />
Gidiyorum gündüz gece</p>
<p>Şaşar Veysel işbu hâle<br />
Gâh ağlaya gâhi güle<br />
Yetişmek için menzile<br />
Gidiyorum gündüz gece*</p>
<p>Her insanın olduğu gibi,  her oluşumunda bir öyküsü var.</p>
<p>Türk E-Dergi de bunlardan biri&#8230;</p>
<p>6 yıl 1 ay gibi uzun süredir  düşe  kalka ama pes etmeden yayın hayatına devam ediyor. Maddi destekli dergilerin bile bu sürenin üçte biri kadar hayatta kalamadığı düşünülürse dergicilik için önemli bir başarı elde etmiş durumdayız.</p>
<p>Türk E-Dergi, eşine pek az rastlanır bir oluşum, her ne kadar ismimizden dolayı bazı kesim ve kimseler ön-yargılı yahut temkinli olsa da, bizler  hak eşitliği ve üslupta edep anlayışıyla tüm fikirlerin özgürce paylaşılması gerekliliğini savunuyor ve destekliyoruz.  Amacımızı anlayanlar her ne düşünürse düşünsün, olayları nasıl yorumlarsa yorumlasın Türk E-Dergi&#8217;de yer almaktan keyif duyuyorlar.</p>
<p>Bu başarıların ya da bu sürekliliğin devam etmesi ya da etmemesi konusunda  son zamanlarda farklı düşünceler içerisindeyiz. Türk E-Dergi yayıma hazırlık aşamasında sadece belli arkadaşların sorumluluk üstlendiği  aynı zamanda bu arkadaşların tümünün yoğun olduğu ve Türk E-Dergi&#8217;ye fazla zaman ayrılamadığı düşünüldüğünde derginin yayın zamanında gecikme, kalite düşüşü gözüktüğü aşikardır.</p>
<p>Bundan dolayıdır ki,   en kısa sürede farklı deneyim ve yetenekte sorumlulukları paylaşacak arkadaşlar bulunmaz ise Türk E-Dergi 55 sayılık ve 6 yıl 1 aylık sayısına bu sayıyla birlikte yayın hayatına süresiz olarak ara verecektir. (Veda diyemedim)</p>
<p>Türk E-Dergi&#8217;nin yayın kalitesini ve yazı çeşitliliğini artırtmak için kısaca bu öyküyü sürdürmek için aramıza katılmaya <strong>&#8220;VAR MISIN? YOK MUSUN?&#8221;</strong></p>
<p>Bizlere info@turkedergi.com e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p>*Aşık Veysel Şatıroğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/var-misin-yok-musun-516/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAZA BİR AY KALA</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/yaza-bir-ay-kala-474?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yaza-bir-ay-kala</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/yaza-bir-ay-kala-474#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Özkara</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Biraz da Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/pix-kellyrowland.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="pix-kellyrowland" title="pix-kellyrowland" /></p>Kısa bir aranın ardından yeni yüzümüzle, tekrar merhaba! Umarım bu ara boyunca kendinize iyi bakmış ve ruhunuzu müzikten ayrı tutmamışsınızdır. Zira peşi sıra çıkan albümler yaz aylarına yaklaştığımız şu günlerde içimizi çoktan ısıtmış durumda… Bakalım bu albümler nelermiş?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/pix-kellyrowland.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="pix-kellyrowland" title="pix-kellyrowland" /></p><p>Kısa bir aranın ardından yeni yüzümüzle, tekrar merhaba! Umarım bu ara boyunca kendinize iyi bakmış ve ruhunuzu müzikten ayrı tutmamışsınızdır. Zira peşi sıra çıkan albümler yaz aylarına yaklaştığımız şu günlerde içimizi çoktan ısıtmış durumda… Bakalım bu albümler nelermiş?<br />
<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/zirve2010_gorsel.jpg"><img class="size-medium wp-image-484 alignleft" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/zirve2010_gorsel-300x300.jpg" alt="Demet Akalın" width="210" height="210" /></a></p>
<h2>“Tecrübe Konuşuyor” Diyor</h2>
<p>Her ne kadar çalkantılı bir yaşam sürüyormuş gibi görünse de her zaman yaptığı şarkılarla ilgi odağı olmuş olan Demet Akalın, 2010’un beklenen albümlerinden olan yeni albümünü geçtiğimiz günlerde piyasaya sürdü. 16 şarkının yer aldığı “Zirve” adlı albümde “Tecrübe”, “Umutsuz Vaka”, ve “Pasta” gibi şarkılar ön plana çıkarken, albüm kısa sürede beğeni toplamaya başlamış görünüyor.<br />
<span style="font-weight: normal;font-size: 13px"><br />
</span></p>
<h2>Geri Döndü</h2>
<p>“Bana Bi’şey Olmaz” diyerek geri dönen Özlem Tekin, uzun süren sessizliğini sonunda bozdu. Zira sessizlik demek ne kadar doğru olur bilinmez, çünkü rol aldığı filmler sayesinden en azından kendisini sevenlerinden mahrum bırakmadı. Gelelim 11 parçadan oluşan yeni albümüne; içerisinde “Aslan Yarim” adlı türkünün de yer aldığı albüm oldukça güzel bir şarkılardan oluşuyor, ekranlarda video klibi dönen “Yatağım Boş”, “Kimse Bilmez”, ve “Sen Anla” gibi şarkılar albümün öne çıkan parçalarından.</p>
<p><span style="font-size: medium"><span><strong><span style="font-size: small"><span style="font-weight: normal"><br />
</span></span></strong></span></span></p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/göksel.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-478" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/göksel-300x300.jpg" alt="" width="192" height="192" /></a></p>
<h2>Hayat Gerçekten Rüya Gibi</h2>
<p>Geçtiğimiz yıl “Mektubu Buldun mu?” adlı albümü ile nostaljik şarkılara yaptığı coverların beğenilmesi ve dinleyicilerinden gelen isteklerin artmasıyla sevenlerini kırmayan Göksel, “Hayat Rüya Gibi” adlı yeni albümünü yayınladı. Bir önceki albümde olduğu gibi güzel sesi ile bizleri yine büyülerken eskilere dönmenin zevkini fazlasıyla tadıyoruz albümü dinlerken. Hepsi birbirinden güzel parçalardan oluşan albümü henüz dinleme fırsatı bulamadıysanız, bir an önce edinmenizi tavsiye ederim.</p>
<h2>Arabesque</h2>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/2010-Isin-Karaca-Arabesque-01.jpg"><img class="size-medium wp-image-475 alignright" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/2010-Isin-Karaca-Arabesque-01-e1273427710208-300x300.jpg" alt="[2010] Isin Karaca - Arabesque 01" width="189" height="189" /></a><br />
Birçoğumuzun severek dinlediği Işın Karaca’dan yeni bir video klip ve bir albüm haberi geldi kısa bir süre önce, video klibi ekranlarda dönen “ Dert Bende Derman Sende” adlı şarkının yanı sıra 9 şarkının daha bulunduğu “Arabesque : Geçmiş, Geçmemiş Hiç” adlı albüm Işın Karaca yorumuyla tekrar seslendirilmiş 10 arabesk şarkısından oluşuyor.</p>
<p>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte hem yerli müzik sektörümüz hem de yabancı müzik sektörü canlanmaya başladı, birbiri ardına çıkan albümler, singlelar, remiks albümleri müzikseverleri memnun etse de, bazen güzel albümlerin gözden kaçmasına sebep olabiliyor. Bunu minimuma indirebilmek adına birazda yeni çıkan yabancı albümlere bir göz atalım.<br />
<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/moby-Wait-For-Me-Remixes-Part-1-cover-back.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-479" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/moby-Wait-For-Me-Remixes-Part-1-cover-back-300x295.jpg" alt="" width="216" height="213" /></a></p>
<h2>Hazır mısınız?</h2>
<p>Moby ile eğlencenin doruğuna yolculuğa hazır mısınız? Her zaman olduğu gibi kendinden söz ettirmeye devam eden Moby, geçtiğimiz ay çıkardığı “Wait For Me Remixes &#8211; Part 1” albümünden sonra ilkinin devamı olan “Wait For Me Remixes – Part 2” albümünü birkaç gün önce piyasaya sürdü, ikinci bölümde Carl Cox, Tiesto, Chuckie gibi ünlü isimlere de yer veren Moby acaba 3. bölümü olacak mı diye düşündürmeye başladı bile. Diğer taraftan 2. bölümün ilkine nazaran daha fazla Techno ağırlıklı olduğu görülüyor, şimdiden herkese iyi dinlemeler.</p>
<h2>Commander</h2>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/david-guetta_kelly-rowland.jpg"><img class="size-medium wp-image-477 alignright" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/david-guetta_kelly-rowland-300x275.jpg" alt="" width="210" height="193" /></a><br />
“It’s Way You Love Me” ve “When Love Takes Over” gibi şarkıları seslendiren Kelly, önümüzdeki aylarda piyasaya çıkacak yeni albümünün ilk single parçası olan “Commander” için de yine dünyaca ünlü prodüktör ve dj David Guetta ile birlikte çalışmış. Tabi bu çalışmanın sonucu daha öncekilerde olduğu gibi son derece güzel olmuş, size bu satırları yazarken bir yandan tekrar tekrar dinlediğim parça için söyleyebileceğim tek şey, mutlaka dinleyiniz!<br />
<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/Craig-David-Signed-Sealed-Delivered-Front-Cover-36821.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-476" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/Craig-David-Signed-Sealed-Delivered-Front-Cover-36821-300x300.jpg" alt="" width="180" height="180" /></a></p>
<h2>S-S-D</h2>
<p>Yeni albümün adı “Signed, Sealed, Delivered” albüm sahibi de Craig David. Albümünde 13 şarkıya yer veren sanatçı, Seamus Haji gibi ünlü prodüktör ve djlerle de çalışmayı ihmal etmemiş, öyle ki “One More Lie” adlı parçaya Seamus eli değdiği açıkça belli oluyor. Ayrıca “This Could Be Love”, “I Heard It Through The Grapevine” adlı parçalar da benim dikkatimi çekenler oldu.</p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/Sia.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-483" style="margin: 5px" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/Sia-300x216.jpg" alt="Sia" width="210" height="151" /></a></p>
<p><strong>Clap Your Hands</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Avustralya’lı Sia geçtiğimiz günlerde yeni albümün haberini vermesi ile bir de albümün çıkış parçasının duyurusunu yaptı. Habere göre “Clap Your Hands” adlı şarkı “We Are Born” isimli albümünün çıkış parçası olacak, öte yandan parçanın duyurulmasından bugüne kadar geçen zamanda güzel birkaç remiksi yapıldı bile. Şuan için bazı popüler sitelerin istatistiklerine göre remikslerden en çok indirilen ve dinleneni “Clap Your Hands (Fred Falke Remix)” gibi görünüyor. Dilereseniz siz de internet üzerinden dinleyebilir ya da edinebiliriniz.</p>
<p>Bu aylıkta bizden bu kadar, sizler için derlediğimiz müzik haberlerimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki aya kadar özellikle Moby’nin son albümlerini, ve Kelly Rowland, David Guetta çalışmasını dinlemenizi tavsiye ederim. O zamana kadar kendinize iyi bakın, ve müziksiz kalmayın. İyi bir ay geçirmeniz dileğimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/yaza-bir-ay-kala-474/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OTOBÜS</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/otobus-454?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=otobus</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/otobus-454#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erge Özcan</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemahsül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=454</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="197" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1-197x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="otobusso1" title="otobusso1" /></p>Jilet bile yapılamayacak kadar eskimiş, hüzünlü bir otobüs… Otobüs içinde; daha refah bir hayata başlayacak olmanın umudunu ve karşılaşılacak olan yabancı coğrafyanın bilinmezliğinin verdiği çocuksu çekingenliği aynı anda taşıyan 9 tane erkek yüzü…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="197" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1-197x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="otobusso1" title="otobusso1" /></p><p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobs1ap3.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-465" title="otobs1ap3" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobs1ap3-300x218.png" alt="" width="300" height="218" /></a>Künye:</span><a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></span></strong></p>
<p><strong>Senaryo, Yapımcı, Kurgu: </strong>Tunç Okan   <strong>Görüntü Yönetmeni:</strong> Güneş Karabuda <strong>Yapım Yılı:</strong> 1974    <strong>Tür:</strong> Dram, Komedi, Polisiye, Gerilim <strong>Oyuncular:</strong> Tunç Okan, Tuncel Kurtiz, Björn Gedda, Oğuz Arlas, Aras Ören, Hasan Gül <strong>Müzik:</strong> Zülfü Livaneli  <strong>Yapım:</strong> Türk/İsveç Ortak Yapımı <strong>Yapım şirketleri:</strong> <a href="http://www.imdb.com/company/co0077415/">Hélios Films</a> , <a href="http://www.imdb.com/company/co0001239/">PAN Film</a>, <a href="http://www.imdb.com/company/co0027914/">Promete Film</a></p>
<p><strong>Yıl: </strong>1974</p>
<p><strong>Film Süresi:</strong> 91 dk.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Filmin Konusu: </span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Jilet bile yapılamayacak kadar eskimiş, hüzünlü bir otobüs… Otobüs içinde; daha refah bir hayata başlayacak olmanın umudunu ve karşılaşılacak olan yabancı coğrafyanın bilinmezliğinin verdiği çocuksu çekingenliği aynı anda taşıyan 9 tane erkek yüzü… Belki hayatlarında bir kez dahi şehri görmemiş, tüm ömürlerini köylerinde geçiren ve bin bir hayalle ve iş bulup refah içinde yaşama, belki de ailelerini de yanlarına alma umudu ile köylerinden kopup kaçak işçi olarak Stockholm’e giden 9 yüz… İşte ülkemizde gösterimi uzun süre yasaklı olan fakat hem daha sonra ülkemizde hem de yurtdışında büyük yankı uyandırıp pek çok uluslararası ödülü evine götüren Tunç Okan’ın ilk yönetmenlik denemesi olan ‘‘Otobüs’’ ün kısaca öyküsüdür bu anlatılanlar.</p>
<p>Sonradan sahtekâr olduğu anlaşılacak şoföre tüm umutlarını bağlayarak köylerini bırakıp umudu ve refahı aramak için İsveç’e kaçak işçi olarak giden dokuz kişinin Stockholm’deki işlek bir meydanda durumun kendi gibi hazin ve hüzünlü olan eski bir otobüs içinde yaşadıkları dramı anlatmaktadır filmimiz. Polislere kayıtlarını yaptıracağını ve bu kayıt sonrasında ertesi gün yeni işlerine başlayabileceklerini söyleyen ve bu vaatle talihsiz grubun tüm parasını ve pasaportlarını alan şoförün bir saat içinde geleceğini söyleyip hiç gelmemesi üzerine, yabancıları oldukları vahşi medeniyet dünyasının kucağında yapayalnız kalmıştır artık kahramanlarımız. Açtırlar, parasızdırlar, pasaportsuz, yersiz ve yurtsuzdurlar… Sürekli yeniyi öven ve eskimiş olan hiçbir şeyin kabul edilmediği bir medeniyet ortasında boyaları dökülen, metali çürümüş eski mi eski bir otobüs içinde tutsaktırlar… Gıcır gıcır giysileri, ellerinde iş çantaları ya da alışveriş torbaları ile meydandan geçen insanların garip bakışlarına maruz kalan külüstür aracın içinde polis tarafından enselenip sınır dışı edilme korkusu içinde kala kalmıştırlar. Yakalanma korkusu ve belki d<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-467" title="otobusso1" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1-197x300.jpg" alt="" width="197" height="300" /></a>e biraz da yabancı oldukları toplumun korkunçluğundan kaçma arzusuyla sıkı sıkıya örtmüşlerdir otobüsün turuncu renkli, arabesk görünümlü perdelerini. Fakat gece olmuştur… Açtırlar, saatlerce otobüs içinde kaldıkları için tuvalete gitme ve nefes alma ihtiyacı içindedirler. Sonunda, gün boyunca etrafında dönüp durulan, şaşkınlıkla ve tiksintiyle süzülen ve hor görülen eski otobüsten birer ikişer çıkmaya, açlıktan çöp kutularındaki artıkları didiklemeye başlarlar.  Halka açık alanda sevişen çiftleri, hayatlarında hiç karşılaşmadıkları büyük mağazaları, cafcaflı ve albenili kıyafetleri sergileyen bir o kadar gösterişli vitrinleri, sex shopların cüretkâr ve fütursuz vitrinlerini, yürüyen merdiven denen ve üstünde nasıl durmaları ya da ne yapmaları gerektiğini kestiremedikleri ‘medeniyet’ icadı hareketli merdivenleri göreceklerdir bu bir gecelik kâbus kıvamındaki süreçte. Bu dokuz kişiden medeniyete ve refah umutlarına ilk kurbanımızı veririz ardından. Polisten kaçarken arkadaşını kaybeden ve dil bilmez, yol ve iz bilmez, pasaportsuz, beş parasız halde sokaklarda kaybettiği arkadaşının adını geceye ‘‘Mehmettt Mehmettt’’ diye son derece yürek dağlayan bir şekilde haykıran bu karakterimizin sabah soğuktan donmuş bir şekilde bir köprüde durduğuna ve ardından kaskatı kesilmiş vücudunun köprüden aşağıdaki nehre düştüğünü görürüz. İkinci kurbanımız ise Tunç Okan’ın bizzat kendisinin canlandırdığı kara yiğit delikanlı Mehmet’tir.  Aç bir halde tuvalete gidip suyla karnını doyurmaya çalışırken yanına sırnaşan bir İsveçlinin peşine takılır kahramanımız. Peşine takıldığı adam eşcinseldir ve aslında Mehmet’i yanında götürmesinin sebebi akşamlık eğlencesini son derece dejenere bir ortamda bu kara yiğit, yakışıklı, kelli felli genç adamla geçirmektir. Kahramanımız olaylardan ve yaşanacaklardan habersiz bir şekilde adamı takip edecektir. Çünkü açtır, kimseyi tanımadığı bu korkunç yerde onun yanına yaklaşan herkes çekingen bir umudun yeşerticisidir. Sonunda kahramanımızı elinde açlıktan saldırdığı butuyla koltuğuna korkuyla büzüşmüş bir şekilde seks partisi yapılan bir yerde görürüz. Yılın playboyu seçimlerinin yapıldığına, seçen bayan ve seçilen sözde playboy şahsın resmen kulüpte herkesin gözünün önünde seviştiğine, kahramanımızı bu dejenere mekana sürükleyen adamın eşcinselliğin belki de ‘e’ sinden haberi olmayan Mehmet’e sarkıntılık yaptığına ve tüm bunların sonunda da Mehmet’in adeta tüm yaşananların bir toplamı ve hissedilenlerin özeti olan bir haykırış kopardığına ve adeta bir hayvanın vahşiliğinde masadaki yemeklere ve butlara saldırdığını görürüz. ‘‘Vahşi’’,  ‘‘barbar’’ gibi sözlerle bu hareketinden dolayı kulüpteki insanlar tarafından adeta <a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobus1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-466" style="margin: 5px;" title="otobus1" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobus1-300x247.jpg" alt="otobus1" width="240" height="198" /></a>hor görülür, kınanır kahramanımız. İnsanlar… Yaptıkları iğrenç şeyler, dejenerelikleri ile asıl vahşi ve hayvani olan insanlar tarafından… Ardından da kapana kısılmış bir hayvanmışçasına dövülerek tenha bir bahçede öldürüldüğüne şahit oluruz Mehmet’in. Ayrıca diğer yedi kişinin de gece boyunca şehrin insanları tarafından korkutulduğuna ve alay konusu olduğuna şahit oluruz.</p>
<p>Ve yine sabah olmuştur… Dokuz kişiden bedenen yedi kişi kalmıştır… Aynı külüstür, hüzünlü otobüsün içinde ve arabanın ilk park edildiği yerdedirler. Perdeler yine sımsıkı kapanmıştır dış dünyanın ürküntüsüne set çekme arzusu ve sınır dışı edilmeme umuduyla… Ve sonra yasak yerde iki gündür park edilmiş vaziyette duran hüzünlü otobüsümüz polisin emriyle çekilir. Sonunda kitli olan kapı da açılır ve yedi ürkek surat çıkar polislerin karşısına. Ve son sahnede de kaçak işçi adaylarının bir bir, adeta sürüklenerek sınır dışı edilmek üzere karakola götürüldüğüne ve külüstür arabanın da üstüne arabayı tuzla buz edercesine balyozların indiğine şahit oluruz. O; külüstür, medeniyetin yeniliğe düşkün yapısının ortasında tüm eskiliğiyle ve hüznüyle duran otobüse inen her darbe, dokuz kahramanımızın hayalleri ve umutlarına inmiştir adeta ve Türk Sineması’nın en etkileyici ve yürek delici filmlerinden biri de bu üzücü ve son derece vurucu finalle sona ermiştir..</p>
<p><strong>Film Hakkında Bilgiler ve İnceleme:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong>Tunç Okan’ın oyunculuğu 1966’da bıraktığını söylemesinden 8 sene çektiği, sinema dünyasına son derece dikkat çekici bir dönüş gerçekleştirdiği ve  yönetmen koltuğunda ilk defa görev aldığı filmidir ‘‘Otobüs’’.  Okan’ın senaryosunu son derece etkilendiği bir gazete haberinden esinlenerek oluşturduğu film, ülkemizde yıllarca yasaklı kalmış fakat daha sonra Danıştay kararıyla gösterime girebilmiştir.<a href="#_ftn2">[2]</a><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/oto2.jpg"><img class="size-medium wp-image-464 alignright" style="margin: 5px;" title="oto2" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/oto2-300x178.jpg" alt="" width="270" height="160" /></a></p>
<p>‘‘Gösterime girdiği yıllarda yurt içinde ve yurt dışında oldukça sözü edilen Otobüs, içeriğiyle ilgili olarak olumlu ve olumsuz birçok eleştiri almıştır. Türkleri küçümsediğini savunanlar, filmin gerçekçi olmadığını söyleyenler, basit ve şematik bulanlar ya da olay ve kişilerin abartıldığını öne sürenler olduğu gibi; gelişmiş ve az gelmiş ülkeler arasındaki çelişkiyi çok başarılı verdiği, Doğu-Batı toplumları arasındaki uçurumu vurguladığı, gerçekçilik anlayışının farklı verilebileceği ve bu filmin de gerçekçi olduğu, yurtdışına giden işçi Türklerin durumlarını bira abartarak da olsa doğru bir biçimde sergilediği görüşlerini paylaşanlar da olmuştur filmle ilgili olarak.’’<a href="#_ftn3">[3]</a></p>
<p>Tunç Okan, Zeynep Oral’ın kendisiyle yaptığı söyleşide bu eleştirilere ve filme yönelik suçlamalara sinema endüstrisinin çarkının dışında, acemi ve amatör bir ruhla çalışmanın filme kattığı farkı da vurgulayarak şu şekilde yanıt vermiştir:</p>
<p>‘‘Bütün bu bilgisizliğin, acemiliklerin, daha doğrusu sinema piyasasının, sinema sisteminin dışında, film yapmanın benim için çok yararı oldu. Çok şey öğrenmenin yanı sıra, düşünce özgürlüğüme sonuna dek sahip çıkabildim. Yine bu filme amatör bir tavırla yaklaşmam, sonuç üzerinde de olumlu noktalar yarattı. Başlangıçtan beri yapmak istediğim bir çatışmayı, bir büyük uyumsuzluğu, aykırılığı ortaya koymaktı. Tekniğiyle, aşırı gelişmiş tüketim toplumuyla az gelişmiş toplumun insanlarını karşı karşıya getirmekti. Bunların birbirleriyle olan kendi içlerindeki çelişkiyi, aralarındaki korkunç çatışmayı vurgulamak istedim. Yoksa amacım sansürün ve bazı  aydınlarımızın iddia ettiği gibi, ne Türk işçisini, ne Türk insanını küçük düşürmek değildi. Filmdeki işçiler Türk değil, herhangi bir azgelişmiş toplumun insanları olabilirdi. Türk olmaları bir rastlantıdır. İtalyan ya da İspanyol olsalardı, film bildirisinden bir şey kaybetmeyecekti…’’<a href="#_ftn4">[4]</a></p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-468" title="untitled2ep8" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8-300x218.png" alt="" width="300" height="218" /></a>Tüm söylenenleri bir yana bırakırsak, ‘‘Otobüs’’ filmini eleştirenlere en güzel cevabı yurt dışındaki festivallerin verdiğini söylemek mümkündür. Çünkü Tunç Okan’ın yönetmen koltuğuna ilk kez oturduğu bu filmi sayesinde Türk Sineması pek çok uluslararası  festivalde taçlandırılmıştır. Sicilya’da düzenlenen Taormina Film Festivali&#8217;nde büyük ödülü (altın charybe), Çekoslavakya’da düzenlenen Karlovy Vary Film Şenliği&#8217;nde Uluslararası Sanat ve Deneme Sinemaları ödülü, Dünya Sinema Kulüpleri Federasyonu&#8217;nun Donkişot ödülünü evine götüren film aynı zamanda da Strasbourg (Fransa) İnsan Hakları Film Festivali ödülü, Portekiz&#8217;de Santarem Festivali büyük ödülü ile birlikte Sinema Eleştirmenleri özel ödülünü kazanarak hak ettiği değeri uluslar arası platformda elde etmiştir.<a href="#_ftn5">[5]</a></p>
<p>Okan, Zeynep Oral’la gerçekleştirdiği aynı söyleşisinde şunları da ifade etmiştir:</p>
<p>‘‘Ben her şeyden çok insana inanıyorum. Bir milliyetin ya da milliyetçiliğin sınırlarıyla, kalıplarıyla belirlenmiş değil; özünde içerdiği evrensel değerlerle insana inanıyorum. Bu nedenle ilk filmimde olduğu gibi, bundan sonraki çalışmalarımda da konu insan olacak. … Ne yazık, ne acı, Türk aydınının bir bölümünün, çağdışı bir sansürle aynı yerde birleşmesi, aynı bağnazlığa düşmesi…Azgelişmiş toplumların bazen aydını da belli koşulları yırtıp atamadığından azgelişmiş oluyor ve bir sanat eserine ancak çok dar çerçevelerden bakıyor …’’<a href="#_ftn6">[6]</a></p>
<p>Otobüs filmini incelemeden, önemli noktalarını ve sahnelerini irdelemeden ve popüler sinemayla kıyaslamasını gerçekleştirmeden önce kendisi de gurbetçi bir yönetmen olan Tunç Okan’ın bu filminde ve yönetmenlik koltuğunda bulunduğu diğer filmlerinde işlediği ‘‘dış göç’’ kavramını açıklamamız ve Otobüs’ün dış göç konusunu işlemede izlediği yolu aktarmamız gerekmektedir.</p>
<p>Dış göç;  2. Dünya Savaşı sonrasında hız kazanan bir olgudur. Savaşın bitimiyle hızla sanayileşme sürecine giren fakat bunun getirdiği iş gücü ihtiyacını karşılayamayan Batı Avrupa Ülkeleri, bu ihtiyaçlarını karşılamak için yabancı iş gücü talebinde bulunmuşlardır ve bu da pek çok ülkede iş gücü göçüne neden olmuştur.  Günümüzde ise milyonlarca insan kendi ülkelerini şiddetten ya da baskıcı rejimden kurtulmak için terk etmektedir. Üçüncü dünya ülkelerinde çoğulcu ve katılımcı yapı eksikliği olduğu ve buralarda ekonomik, siyasi ve askeri güç belirli toplumsal grupların tekelinde olduğu için; toplumun bir kısmı ihmal edilmekte ya da baskıya maruz kalmaktadır. Bu durum da insanların son çare olarak göç etmelerine neden olmaktadır.<a href="#_ftn7">[7]</a></p>
<p>Türkiye dış göçüne bakacak olursak…1961 yılında Türkiye ve Almanya arasında imzalanan Türk Alman İşçi Mübadelesi Antlaşması ile Batı Avrupa’ya dış göç başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa ülkelerinde oluşan ekonomik gelişmelerin doğurduğu işgücü açığı ve imzalanan bu antlaşma sonrasında pek çok vatandaş iş bulup para kazanmak umuduyla Batı Almanya, Fransa, İsveç, Avusturya, Belçika gibi ülkelere dış göç gerçekleştirmiştir.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-463" style="margin: 5px;" title="bscap0014" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014-300x178.jpg" alt="" width="270" height="160" /></a>Çoğunluğu hiç şehri bile görmemiş insanlardan oluşan bu gurbetçiler; yabancı ülkelere ayak bastıklarında doğal olarak son derece bocalamış, adeta sudan çıkmış balık durumuna gelmişlerdir. Vatan özlemi, yabancı bir yerin kültürüne adapte olmada yaşanan güçlük ve iki kültür arasında sıkışıp kalmak, istense de yurda dönememe durumu, büyük ümitlerle gelinen el diyarlarında çekilen zorluklar gibi durumlar ileride dış göçün sonuçlarını yansıtacak pek çok filmin çekilmesine de sebep olmuştur.</p>
<p>İşte bu filmlerden biri olan ve 1974 tarihinde çekilen Otobüs, Ortak Pazar ülkeleri dışından yabancı iş gücü alan Batı Avrupa ülkelerinin, içlerine girdikleri ekonomik durgunluk sebebiyle işçi alımını durdurmalarından bir sene sonra çekilmiştir. Filmdeki dokuz talihsiz karakteri dış göçe zorlayan ya da yönlendiren gerekçe bellidir;  iş bulmak, daha iyi bir yaşam ve yoksulluktan kaçmak… Filmde dış göç yasadışı yollardan yapılmak istenir.  Kazanç uğruna her şeyi yapabilecek yasadışı kurumların, daha iyi bir yaşamı umut ettikleri için köylerinden kopup gelen karakterleri yabancı iş gücü alan ülkelerden İsveç’e kaçak yollarla ve karaborsa fiyatlar karşılığında götürmelerinin altı çizilmektedir. Otobüs’ün aynı zamanda şoförü olan ve sürekli olarak medeniyete geldiklerini ve artık çok para kazanacaklarını işçi adaylarına yenileyerek onlara boş umut vermeyi sürdüren karakter aracılığıyla; sahte evraklar, belge ve vizeler temin ederek gurbetçi işçi adaylarını sömüren aracı kurumlara dikkat çekilmiş ve yapılan para alışverişlerine ve sahtekârlıklara vurgu yapılmıştır. Böylelikle dış göç uğruna insanların çektiği çileler ve maruz kaldıkları sahtekârlıklar da son derece gerçekçi bir şekilde sunulmuştur.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>
<p>Otobüs filmindeki göçmen adayları yoksulluktan kaçmaktadır. Onların yoksulluğu endüstrileşme ve teknolojik gelişmelerle zenginliğin uç boyutlara geldiği bir çağda aynı zamanda da son derece ironik bir şekilde yoksulluğunda bir o kadar uç boyutlara gelmesinin getirdiği sefalettir. Dokuz karakterimiz bu durumu değiştirmek için, yoksulluğu yenmek için, daha iyi yaşam umudu ile göç etmeye yönelirler. Filmimizde göç edenlerin hepsi erkektir. Türk dış göçünün önce erkeklerin dış ülkelere gitmesi ve ardından aileleri yanlarına almaları ya da almamaları şeklinde cereyan ettiğini anlatır bu durum. Zaten Türk dış göçünde kadınlar genelde görünmez aktörlerdir. Filmimizde kadın figürüne, yönetmen Tunç Okan’ın kendi canlandırdığı karakterin kurduğu düşte ekranlara yansıyan pamuk tarlasında çalışan iki kadının görüntülerinde rastlamaktayız. Kadın özlemin ve ana, eş olarak memleketin, anayurdun simgesidir. Filmdeki karakterler çekingen umutlarını da yanlarına alarak gittikleri İsveç’te yaşama ve oraya yerleşme imkânı bulamamalarından ötürü mevcut sosyal statülerinde de bir değişme gözlenememiştir. Hayatlarında iyi yönde değişen hiçbir şey olmamış; aksine bazıları hayatını, bazıları ise tüm umutlarını kaybetmiştir. Yönetmenin kendisi de zaten filmindeki amacın göçmenlerin sorunları olmadığını, asıl amacının endüstrileşmiş toplumlardaki bireyin başka ülkenin kırsal kesimlerinden gelmiş, azgelişmiş bir yerde hayatını idame ettirmiş insana yönelttiği acımasızlığı ve gidenlerin medeniyet diyarı diye nitelendirilen ülkelerdeki yabancılaşmalarını aktarmak olduğunu ifade etmiştir. Filmde yabancılaşma diğerlerinden ayrışma, ayrılma anlamında verilmiş ve bu yabancılaşma da filmde endüstrileşmiş, son derece gelişmiş bir sanayi toplumunun işlek bir meydanında hüzünlü ve eski mi eski bir otobüs görüntüsü ile başlamış ve giysileri, bıyıkları, tavırları, çekingen halleri ile bulundukları yere ait olmadıkları son derece belli olan dokuz kahramanımızın ülkenin insanlarının alay eden, küçümseyen ve ‘‘Pis yabancılar’’ söylemlerine kadar uzanan tavırları ile iyice belirgin kılınmıştır. Filmin sonunda hayatta kalmayı başaran karakterlerin kendilerini buldukları yer karakol olacaktır ki buradan hüzünlü ve dökülen bir otobüs içinde başlayan yolculuğun onlar için artık bittiğini anlamamız sağlanmıştır. Hayatta kalanların sınır dışı edilecekleri ve tuzla buz olan umutları ile birlikte ülkelerine gönderilecekleri açıktır.<a href="#_ftn10">[10]</a></p>
<p>Ve filmimizi incelemeye başlarsak… Filmimiz külüstür bir otobüsün(sonrasında sürekli teknolojik yönden yenilenmeyi şart koşan medeniyetin beşiğinde eskimenin, yalnızlığın, yabancılığın hüznünün simgesi olacaktır bu otobüs) boyaları dökülen kapısı üzerine yansıyan  ‘‘Bir Tunç Okan Filmi’’ yazısı ve ardından cast ve ekibin isimlerinin yine bu hurda otobüsün üstüne yansıması ile başlar. Arka fonda ise Zülfü Livaneli’nin en formda olduğu dönemin yansıması olan muhteşem film müziği… Bağlamanın otantik kültürümüzü belli eden ve insanın içini sızlatan o tiz ve efkârlı sesi… Karlar arasında ilerleyen otobüsümüz ekranın uzak noktasından yakınına doğru ilerlerken bu müzik gitgide daha da güçlenir. Sadece buradan bile, yönetmenimizin müzik öğesine ne kadar önem verdiğini ve müziğin, filmin hüznünü ve atmosferini yaratmada ve yabancı bir kültürde köylerinde bağlama ezgileri ile büyümüş insanların son derece uyumsuz bir görüntü sergileyeceklerinin ipuçlarını almamızda ne denli önemli bir ayrıntı olacağını algılarız.</p>
<p>Ardından otobüsün içindeki dokuz hüzünlü erkek yüzü gelir ekrana… Umudun çekingenlik ardında gizlenen ufak pırıltılarını yansıtan yüz ifadelerini son derece etkileyici bir şekilde yansıtmayı başarır bize yönetmen Tunç Okan. Hem de bunu dokuz karakterimizin ağzından toplamda iki cümle, iki kelime ve bir de haykırışı andıran gür bir çığlık sesi dışında hiçbir diyalog vermeden başarır.</p>
<p>Filmin sahnelerini tek tek inceleme yoluna girmek yerine filmin genel anlamıyla güçlü ve farklı yönlerini inceleyecek olursak… Öncelikle film; toplumsal bir sorunu hatta sadece toplumsal bir sorun değil, endüstrileşmenin ardından pek çok ülkenin insanını etkileyen dış göç olgusunu ele alması ile evrensel bir sorunu ele almış; gelişmiş ülkelere az gelişmiş ülkelerden gelen insanın yaşadığı hor görülme, aşağılanma, yabancılaşma noktalarını vermeyi asıl amacı edinen film aslında bu yönüyle büyük bir insanlık sorununa da işaret etmeyi başarmıştır.  Büyük ve albenili mağazaların, yeni arabaların ve eşyaların, ellerinde Bond çantaları ile iş saatlerine tutsak insanların ya da ellerinde alışveriş torbalarıyla tüketime mahkum insanların kol gezdiği, sahip olunan bolluk sebebiyle insanların doyumsuzluktan ötürü son derece dejenere eğilimlere girdiği bir medeniyet şehrinde -ki Medeniyet’in tek dişi kalmış canavar olduğu son derece başarılı bir şekilde vurgulanmıştır bu filmde- farklı giysileri, bıyıkları, çekinden bakışları ile son derece dikkat çeken bu dokuz hazin karakterimizin, sürekli yenilenmeyi ve eski, yavaş olan her şeyin çöpe gitmesini öngören endüstrileşmiş şehrin meydanında jilet yapılamayacak kadar eskimiş bir hurda otobüs içindeki hazin görüntüleri ile; az gelişmiş toplumlar ve gelişip endüstrileşmiş toplumlar arasında sıkışıp kalan insanın bocalamasını, yalnızlığını ve yabancılaşmasını son derece etkili ve vurucu bir şekilde vermeyi başarmıştır Tunç Okan.</p>
<p>Öncelikle filmin görüntülerinin başarısına değinirsek… İlk yönetmenlik denemesinde, türlü bilgi eksikliği ve acemiliğin içinde Tunç Okan’ın böylesine başarılı, çok az diyalogla milyonlarca söz söylemeyi başaran bir yapım ortaya koyması son derece büyük bir başarıdır. Filmin anlatmak istediği her şeyi Tunç Okan’ın muhteşem yönetmenliği ve Güneş Karabuda’nın harika görüntü yönetmenliği ile filmin sesini sonuna kadar kapatsak dahi görüntüler ile kavramamız mümkündür. Sembolik sahneler, müziğin muhteşem kullanımı, atmosferin yaratılmasındaki başarı… Kısacası dört dörtlük ve alışılmadık derecede orijinal, popüler sinema kalıplarından uzak derinlikte bir çalışma ortaya koyar Okan.</p>
<p>Filmin aynı zamanda senaryo yazarlığını da üstlenen Okan’ın burada da döktürdüğünü söylememiz mümkündür. Çok az sözle çok şey söylemeyi başaran bir senaryoya sahiptir Otobüs. Dokuz göçmen adayı film boyunca hep susmuşlardır. Onlar sustukça başkaları konuşmuştur. Dokuz kişiden sadece ikisi herhangi bir ses ya da cümle çıkarmıştır ağzından. Dolandırıcı otobüs şoförü, kaçak işçi servisçisi film boyunca en çok konuşan karakterdir zaten. Sadece otobüsle Stockholm’e gitmeden önce verdikleri molada ve Stockholm caddesinde bir başına kaldığında Tuncel Kurtiz’in oynadığı karakterin söylediği iki cümle dışında hiçbir cümle etmezler. Sesin çıktığı diğer iki yer; çığlık ve haykırıştır. Tuncel Kurtiz’in oynadığı karakterin, polisten kaçarlarken kaybettiği arkadaşının yani Tunç Okan’ın oynadığı karakterin ismini hiç bilmediği bir şehirde, iz bilmez dil bilmez halde, gecenin ürküntüsü üstüne çökmüş vaziyette çaresizlikle ‘‘Mehmetttt Mehmetttt’’ diye haykırması son derece etkileyici ve hazin bir sahnedir. Karakter burada; bulmak ve bulunmak ister. Köydeyken belki de tarlada birlikte çalıştığı, aynı türküleri çığırdığı memleketlisini bulmak ister Stockholm’un gecesine ve boş sokaklarına ismini haykırarak. Yabancı ve vahşi bir kentte arkadaşını ve aynı zamanda da en az kendi kadar buraya ait olmayan sığınağını yani külüstür otobüsü bulmak ister. Son bir umut olarak köpeğini gezdiren bir İsveçliye şiveli bir Türkçe ve tüm saflığıyla ‘‘Otobüsü gördün mü gardaş’’ diye sorduğu ve adamın köpeğini eline alıp korkuyla bu farklı görünümlü, yabancı adamın yanından adeta kaçtığı sahne binlerce cümleye eş değerde bir sahnedir. Ve diğer haykırış; filmin sonlarına doğru sırf karnını doyurmak için peşine takıldığı bir İsveçlinin peşinde ne olduğunu bilmediği bir seks partisinde büzüşmüş halde olanları izleyen ve Tunç Okan tarafından canlandırılan karakterin sonunda bu vahşiliğe, bu vurdumduymaz dejenereliğe, çevresindeki korkunç ‘‘medeniyet’’ isimli canavarın haline dayanamayarak kopardığı o gür haykırış gelir… Bu haykırış bence filmin anlatmak istediklerinin bir özetidir. Vahşi medeniyet içinde, endüstrileşmiş toplumun yarattığı doyumsuzluğun getirdiği daha fazla isteme güdüsüyle son derece fütursuz yollara sapan, yabancıyı ve farklı olanı aşağılayan ve hor gören, metaya tapan, pornografiye batan insanların içinden kurtulma arzusunun, yabancılaşmış yahut da yabancılaşma korkusu içine girmiş insanın o lisansız, lügatsız çığlığıdır bu haykırış… Zaten film boyunca dokuz karakterine toplamda iki cümleden başka bir şey söyletmemiş olan yönetmen ve senarist <a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8.png"><img class="alignright size-medium wp-image-468" style="margin: 5px;" title="untitled2ep8" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8-300x218.png" alt="" width="300" height="218" /></a>Okan’ın amacı da tüm bu susuşların aynı anda konuştuğu bu haykırışın gerilimini ve yoğunluğunu arttırtmak, o haykırışı tüm hücrelerimizde hissetmemizi sağlamaktır. Suskunluğun konuşmasıdır o haykırış…</p>
<p>Burada haykırış ve karakterin haykırarak açlıkla yemeklere saldırması çok güçlü bir metafor olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle haykırışın ve çığlığın bir lisanı yoktur hele ki bazı çığlıkların… Ana çığlığı mesela… Atilla Atalay’ın çok sevdiğim romanı Sıdıka’nın bir bölümünde bununla ilgili son derece güzel bir örnek vardır. Sıdıka günlerce Birleşmiş Milletler Sekreterliğini telefonla düşürmeye ve dünyayla ilgili şikayetlerini aktarmak için BM’nin sekreterliğine ulaşmaya çalışır. Saatlerce, hatta günlerce BM’yi aradıktan sonra sonunda telefon düşer fakat annesi daha hiçbir şey söylemesine fırsat vermeden telefonu elinden alıp avizesine doğru çığlık atıp telefonu kapatır. Sıdıka şaşkın ve kızgındır. Annesine bunu neden yaptığını sorduğunda kadından şu trajikomik(trajik kısmı çok daha ağır basmaktadır bana sorarsanız) cevabı alır: ‘‘ Ööle bööle bağırmadım ama… Sen anlamazsın ‘‘ana gibi’’ bağırdım… Dünyanın her tarafındaki kasaplar bilir bu çığlığı… Dili filan yoktur bunun… Kulağımızı tıkarsak duymayız sanırlar… Ama ana çığlığı adamın kâbuslarına girer, bin yıl yankılanır, lanetleri alınlarına yapışır…’’<a href="#_ftn11">[11]</a> Görüldüğü gibi bazı çığlıkların ne anlatılmaya ne de lisana ihtiyacı vardır. Nasıl ki ana çığlığı insanın yakasına yapışır ve lisan, lügat gerektirmeden söylemek istediklerini feryadıyla açıklarsa, işte bu filmdeki karakterimizin haykırışı da aynı ana çığlığı gibi hiçbir söz söylemeden binlerce cümle kurmaktadır. Medeniyet denen canavarın vahşi çarkında sıkışmış insanın, kendisine yabancılaşmaya yüz sürmüş bireyin, farklı bir kültürde asimile olma ya da kaybolma tehlikesi içinde kalmış kişinin çığlığı; medeniyet ve endüstrileşmenin yarattığı ürkünç sisteme karşı atılan bir haykırıştır bu haykırış… Ayrıca haykırış sonrası karakterimizin butlara çıplak eliyle adeta saldırdığı, yemekleri ağzına tıkıştırdığı ve bu hareketinin sonucu aşağılanıp öldürüldüğü bölümde bir metaforun parçasıdır. Zira burada hayvani açlık gösteren aslında karakterimiz değil; fazla doyumsuzluktan ötürü çarpık yönlere yönelmiş endüstrileşmiş toplum insanıdır. Karakterimiz sefaletten, yoksulluktan ötürü geldiği bu şehirde tüm yolluk parasını kaybetmesinden ötürü açtır. Yani onunki açlığın somut ve gerçek anlamıdır, metaboliktir. Oysaki onun butlara ve yemeklere saldırmasını kınayan insanlar karakterimizden çok daha vahim bir açlığın içindedir. Yani fazla doyumun getirdiği doyumsuzluğun içinde açtırlar ve açlıkları metaforiktir.</p>
<p>Filmimizde kullanılan sembolizm öğelerine gelirsek… Mozaik taşlarla süslü ve çevresinden yüzlerce insanın akıp gittiği koskocaman bir meydanda yapayalnız kalmış hüzünlü ve eski otobüs görüntüsü; az gelişmiş bir toplumdan gelip gelişmiş bir toplumun içinde sıkışmış ve yabancılaşmış bireyin yalnızlığını son derece başarılı ve etkileyici bir şekilde sunmayı başarır. Zaten filmde kullanılan ana sembolik unsurdur.   Bunun dışında, Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı karakterin donduktan sonra köprüden buz gibi nehre düşmesi üzerine, işe gitmekte olan bir İsveçlinin gayet insaniyetten uzak bir şekilde ‘‘Pis yabancılar’’ demesi de sembolik bir yaklaşımdır. Zira, ‘‘pis’’ olan yabancı suya düşünce ölmüş olsa da  temizlenmiş midir; yoksa asıl temizlenmesi gereken, insaniyetten uzaklaşıp metalaşan gelişmiş ülke insanının kirlenmiş vicdanı mıdır? İşte bu sembolik ayrıntıyla Tunç Okan, bahsedilen ironiyi en çarpıcı şekilde vermeyi başarmıştır. Bunlar dışında dokuz yolcunun hiç konuşmamasının yanında onları dolandıran ve iyice medeniyet havalarına girmiş olan ve kendisi de bir Türk olan şoförün sürekli konuşması da sembolik bir noktadır. Şoför daimi olarak medeniyeti öven, endüstrileşmiş toplumun refahından bahseden ‘‘Makineye bak son Amerikan icadı. Bas düğmeye al resmi. Hey gözünü sevdiğim medeniyeti.’’, ‘ Kurtuldunuz len. Medeniyet len burası. Para len para…’’ gibi cümleler kurmakta ve dokuz yolcunun suskunluğunun karşısında boş gürültü yapmaktadır. Kapitalizme burada çok ciddi bir eleştiri vardır; az gelişmiş ülkenin insanının suskunluğu ve medeniyetin tadını almış insanın fazla konuşması ekseni etrafında dönen ciddi bir eleştiridir bu. Aslında kendi de sistemin efendilerine ezilen kapitalist toplum insanının, kendinden daha acemi ve kötü durumda olana efelik taslaması ve hava atması söz konusudur burada. Çok konuşan medeniyet insanının boş lafları ve hiç konuşmayan az gelişmiş toplum insanının çok söz söyleyen suskunluğu…  Bu ironiyi, paradoksal yapıyı çok iyi vermeyi başarmıştır Tunç Okan. Ayrıca filmimizde çok önemli olan iki sembolik kullanım daha vardır. Birincisi; filmin iki sahnesinde, Tunç Okan’ın oynadığı karakterin hayali eşliğinde yansıyan tarlada çalışan siyah beyaz iki kadın görüntüsüdür. Bu iki kadın; memleketi, özlem duyulan kökeni, anayı ve eşi simgeler. İki kadın görüntüsü siyah beyazdır çünkü artık memleket de, ana da eş de geride, memlekette yani mazide kalmış, yalnızca özlem duyulan bir görüntü olarak karakterimizin ruhuna çakılmıştır. Ve gelelim filmin sonunda kullanılan, belki de filmin en etkileyici öğelerinin başında gelen sembolik kullanıma; yani hayatta kalan yedi işçinin polisler tarafından adeta sürüklenircesine karakola doğru sürüklendiği sahneyi takip eden otobüse inen balyoz görüntülerine… Her göçmen adayının otobüsten çekilip alınması ve karakola sürüklenmesiyle bir balyoz darbesi yer; hüzünlü, yalnız, eski otobüsümüz. Metalleri parçalanır, camları tuzla buz olur; aynı kahramanlarımızın parçalanıp tuzla buz olan hayalleri gibi… Otobüse inen her darbe, hayale ve umuda inen bir darbe olarak sembolize edilmiştir bu sahnede ve diğer bütün sembolik kullanımlarda olduğu gibi yine Tunç Okan sahneyi adeta konuşturmuş, sembolizmle filmi son derece etkili bir şekilde bitirmeyi başarmıştır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Filmin Popüler Sinemayla Karşılaşılaştırılması</span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>Filmimiz anlattıklarımızdan da anlaşılabileceği üzere, popüler sinema değildir; aksine son derece cesur söylemi, amatör ruhla oluşturulmuş yapısı, sinema çarkının dışında oluşturulmuş bünyesi ile son derece özgün bir filmdir.  Otobüsün neden popüler sinema örneği olmadığını maddelerle açıklamak gerekirse:</p>
<p>1) Filmin sonu popüler sinemada olduğu gibi mutlu sonla bitmemiş, izleyene katharsis duygusunu tatma imkânı verilmemiştir. Hayatta her hikâyenin sonunun iyi bitemeyeceğini son derece iyi bir şekilde vurgulamış ve filmi seyredenlere, rahatlama hissi verecek gerçekten uzak bir mutlu son yerine; gerçekçi bir mutsuz son armağan etmiştir.</p>
<p>2) Filmde başrol yoktur. Herkes başroldür ya da herkes yan roldür. Her ne kadar Tunç Okan’ın ve Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı karakterler biraz daha baskın da olsa bir başrolden bahsetmemin olanağı da yoktur.</p>
<p>3) Filmde popüler sinemada olduğu gibi ‘‘iyiler’’ ve ‘‘kötüler’’ çok keskin ve çok boyutlu bir yaklaşımdan uzak bir şekilde verilmek yerine; ikilemler ve çelişkilerin sistemden kaynaklandığı mesajı verilmekte ve kötü ya da gaddar hareketlerde bulunan karakterlerin yaşadıkları toplumun şartlarından ötürü bu vaziyete geldiğinin ipuçları verilmektedir. Örneğin; ülkeye önceden gelmiş olan ve şimdi Türk göçmen adaylarını dolandıran karakterimiz bile insancıl bir şekilde verilmiştir. Dolandırıcıdır dolandırıcı olmasına ama, onu buna iten sebepler nelerdir? İşte bu noktada dolandırıcı olan bu karakterimizin Stockholm sokaklarında yürürken yanından geçtiği sokak şarkıcısının seslendirdiği şarkının sözleri her şeyi açıklamaktadır: ‘‘ O bir yudum alır ama daha ileri gidemez. Polis düdüklerini işitmiştir. Elinden şişeyi alırlar. Onu arabanın içine alırlar. Oto hızla uzaklaşır. Ertesi gün serbest bırakılmıştır. Gazetelerde onun dolandırıcı olduğu yazılır. Topluma yarattığı problemler tartışılır içine uyamadığı bizim güzel ve zengin toplumumuza. O ise anlayış gö<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-463" style="margin: 5px;" title="bscap0014" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014-300x178.jpg" alt="" width="300" height="178" /></a>rmek ister. Ama küfer ve dayaktır hakkı. ‘‘Defol’’ derler. Vururlar. Eski hayatına döner. Hiç şans tanınmamıştır ona. Ondan beri sarhoş yaşar. Üçkağıtçı derler onun için. Doğru sayılmaz. Korkusunu bastırmak için alkolle yaşar.’’ Zaten bu karakterimizin havaalanındaki polisler tarafından sırf İsveçli olmadığı belli olan tipinden dolayı çırılçıplak soyulması ve sırf yabancı olduğu için  uyuşturucu satıcısı ya da taşıyıcısı olabilme ihtimalinden ötürü insan dışı muameleye uğraması da bu şarkıyı kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>4) Sözden ziyade görüntülere sahip olan filmde; görüntüler adeta binlerce cümle söylemektedir. Popüler sinemada hayal gücüne çok az yer bırakacak ya da irdeleme ve sembol çözmeye yer vermeyecek bir yol izlendiği ve en ufacık bir görüntünün dahi diyaloglarla anlatılma çabasına girildiği düşünülecek olursa bu bile filmimizin popüler sinema örneği olmadığını kanıtlamaktadır.</p>
<p>5) Filmin yönetmeni Tunç Okan’ın hiçbir şey bilmeden ve sinema sistem çarkının dışında bu filmi gerçekleştirdiğini söylemesi, sırtını güçlü yapım şirketlerine dayamadan diş hekimliğinden kazandığı paralarla Otobüs’ün çekimlerini ve yapımını gerçekleştirmesi ve filmin, bahsettiği konudan ve konuyu aktarmadaki vuruculuk ve endüstriyel toplumun sistemini eleştirmedeki cesurluğu sebebiyle ülkemizde yıllarca yasaklı olması da Otobüs’ün popüler sinema ürünü olmadığının  diğer göstergeleridir..</p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> http://www.imdb.com/title/tt0212408/</p>
<p><a href="#_ftnref2">[2]</a> Meral Serarslan ve Özlem Özgür,<strong> </strong>‘‘Sinema ve Göç: Yeni Hayat Arayışlarının Sinematografik Sunumu’’, <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://idc.sdu.edu.tr/tammetinler/goc/goc10.pdf%20(4">http://idc.sdu.edu.tr/tammetinler/goc/goc10.pdf (4</a></span> Ocak 2010)s.8.</p>
<p><a href="#_ftnref3">[3]</a> Şükran Esen, 80’ler Türkiyesi’nde Sinema, 2. Bası, İstanbul: Beta Basım Yayım,  2000, s.129.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[4]</a> Milliyet Sanat Dergisi, 19 Aralık 1977, Sayı:256.</p>
<p><a href="#_ftnref5">[5]</a> http://www.turksinemasi.com/turk_sinema_tarihi/turk_sinema_tarihi_turkce.asp?tarihid=5000</p>
<p><a href="#_ftnref6">[6]</a> Milliyet Sanat Dergisi, 19 Aralık 1977, Sayı:256.</p>
<p><a href="#_ftnref7">[7]</a> Serarslan ve Özgür, s.5.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[8]</a> Esen, ss. 123-124.</p>
<p><a href="#_ftnref9">[9]</a> Serarslan ve Özgür, ss.5-16.</p>
<p><a href="#_ftnref10">[10]</a> Serarslan ve Özgür, ss.5-16.</p>
<p><a href="#_ftnref11">[11]</a> Atilla Atalay, Sıdıka, 8. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 1998,s.95.</p>
<div><strong><br />
</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/otobus-454/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KISA PANTOLON</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/kisa-pantolon-439?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kisa-pantolon</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/kisa-pantolon-439#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nihal Yildiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>
		<category><![CDATA[KISA PANTOLON]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=439</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="225" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/cantali-kisa-sortlu-cocuk-eski-fotograf-wbw__39010863_0-225x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="cantali-kisa-sortlu-cocuk-eski-fotograf-wbw__39010863_0" title="cantali-kisa-sortlu-cocuk-eski-fotograf-wbw__39010863_0" /></p>Çocuk: “Anneee, şortumu giyebilir miyim?” Anne: “Hayır,yavrum. Henüz yaz gelmedi.Bu bahar&#8230;” Bu bahar.. Tanıştırayım Cıvıl cıvıl… İnsanı kendine hapsediyor her bir güzelliğiyle. Uzun kış günlerinin ardından beliren o güneş bambaşka ısıtıyor insanın içini. Güneş bile apayrı vuruyor ışınlarını yeryüzüne baharın edasıyla. Ömrümüze sığdıramayacak kadar çok guzelliklerin var oldugunu isaret ediyor. Evet, ayni gunes bu kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="225" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/cantali-kisa-sortlu-cocuk-eski-fotograf-wbw__39010863_0-225x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="cantali-kisa-sortlu-cocuk-eski-fotograf-wbw__39010863_0" title="cantali-kisa-sortlu-cocuk-eski-fotograf-wbw__39010863_0" /></p><p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Çocuk: “Anneee, şortumu giyebilir miyim?”</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Anne: “Hayır,yavrum. Henüz yaz gelmedi.Bu bahar&#8230;”</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Bu bahar..</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Tanıştırayım</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Cıvıl cıvıl… İnsanı kendine hapsediyor her bir güzelliğiyle. Uzun kış günlerinin ardından beliren o güneş bambaşka ısıtıyor insanın içini. Güneş bile apayrı vuruyor ışınlarını yeryüzüne baharın edasıyla. Ömrümüze sığdıramayacak kadar çok guzelliklerin var oldugunu isaret ediyor. Evet, ayni gunes bu kez bize daha yakin. </span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Canlilar tam anlamiyla yasama donuyor ve herkes kis uykusundan uyaniyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Doga yine cok comert. Doga yine goz kamastiriyor, gunesi de yanina alinca. Dort mevsim yasayabilen topraklarda beliren zik zakli mutluluklar&#8230; Bir anda yerini aliyor yasamlarimizda. Hic taninmayan, farkedilmeyen cicekler kendini gosteriyor. Coktandir yesili sunan agaclar goze carpiyor. Bahcenin bir kosesinde kumelenen papatyalar yuzlerdeki gulumseme sebebi oluyor. Sana hep sicacik kalacakmis gibi kollarini aciyor bahar. Tadını çıkarmamak elde değil! </span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Ama bu bahar. Bir gunde geldigi gibi bir gece de de yerini tekrar kisa birakabiliyor. Ertesi gun uyandiginda pencerenden iceri gunes yerine, koyu gri bulutların gölgesi siziyor. Cok gecmeden tekrar beliriyor, tekrar yok oluyor. Saklambaç oyununun hic degismeyen sobeleneni.</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Bu sene de bahar geldi! Bu sene de müjdeledi yasamın sevincini, doğanın cömertliğini. Gel gitleriyle, tahmin edilemezliğiyle yerini aldı doğada. Tepsisinde tek sunduğu değişmeyen gercek ise ,ki hiç kimsenin reddedemedigi, o saf güzelliği. Ve de o saf güzelligi ile ortaya çıkardığı saf güzellikler.</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Tekrar tanıştırayım;bu bahar. Henüz kısa pantolonlarımızı giymek için çok erken. Eğer bahçede topunuzla oynarken aniden oyunu yarım bırakmak istemiyorsanız&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">Daimi mutluluklara,</span></p>
<p><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">nice baharlarla&#8230; </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/kisa-pantolon-439/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZALİMİN ELİNDEN KILICI KİM ALACAK?</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/zalimin-elinden-kilici-kim-alacak-435?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zalimin-elinden-kilici-kim-alacak</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/zalimin-elinden-kilici-kim-alacak-435#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şar</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>
		<category><![CDATA[fettullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[zalim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=435</guid>
		<description><![CDATA[Efendimiz (s.a.v) bir gün bir sefer dönüşünde yoruluyor ve ağaçların mevcut bulunduğu bir yerde kılıcını bir ağaç dalına asıyor ve istirahat buyuruyor. Mübarek bedeni zemine henüz temas etmişken bir kafir sessizce yaklaşarak kılıcı daldan alarak efendimizin tepesine dikliyor. Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak diyor. Birazdan efendimizin mübarek dudaklarından tarihin bugüne kadar kaydettiği en cesurane [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Efendimiz (s.a.v) bir gün bir sefer dönüşünde yoruluyor ve ağaçların mevcut bulunduğu bir yerde kılıcını bir ağaç dalına asıyor ve istirahat buyuruyor. Mübarek bedeni zemine henüz temas etmişken bir kafir sessizce yaklaşarak kılıcı daldan alarak efendimizin tepesine dikliyor. Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak diyor. Birazdan efendimizin mübarek dudaklarından tarihin bugüne kadar kaydettiği en cesurane en korkusuz en emin cümlesi dökülüyor. Allah diyor Allah kurtaracak. Beşerin zalim elinden zalim kılıcı kim alacak? Allah. Zalimleri kim terbiye edecek? Allah. Gaddarları kim dize getirecek? Allah diyor ve haykırıyor: “Aman Allah’ım bu cesaret buna ne akıllara durgunluk veren bir yürek bu korkusuzluk bu emniyet timsali bir haldir”. Şophen Haus bu olayı naklederken efendimize hayranlığını ifade etmekten gurur duyuyor. Tarih belki çok cesur görmüştür, çok yiğit kaydetmiştir sayfalarına fakat Efendimiz gibisini asla ve katta.<strong>*</strong></p>
<p>Hoca Efendi bu olayı naklederken kaç defa aklımdan geçmişti belki. Kaçımız acaba gördüğümüz bir zulüm veya haksızlık karşında tepkimizi koyduk. Kaçımız bir kardeşimiz zulüm veya haksızlığa uğrarken ona yardım ettik. Şu an zulüm gören Müslüman kardeşlerimize kendini Müslüman diye Tabir eden hangi devlet destek ve yardım sağladı. Yeri gelince Müslüman’ız diye yeri göğü inletiriz. Filistin, Afganistan, Pakistan, Irak, Somali ve daha nicesi. Hangi devlet bu zulümlere dur diyebiliyor. Efendimiz (s.a.v) öldürüleceğini bilerek yine de haksızlığa karşı durmuştu. Büyük cesaret örneği olan Efendimiz(s.a.v) her yönüyle insanlığa örnek bir peygamber ve örnek kuldu. Biz O’nun(s.a.v) gibi cesur değiliz. Dünyayı İslam düşmanları yönetiyor artık. Müslümanlar güçsüz. Kendi aralarında dirlik düzen yok. Parçalamışlar, etnik milliyetçiliği yerleştirmişler akıllarına. Arap Türk’e düşman olmuş. Türk Kürt’e düşman olmuş. Allah(c.c) katında ırkın değil takvanın makbul olduğu bilinen bir gerçek. Bu gerçeğe rağmen parçalanmışız. Bir gün gelecek İslam yeniden dikleşecek. İşte o gün zalimin elinden kılıcı alacak Allah, işlenen bütün zulümlerin hesabını soracak.</p>
<p>Bu dünyada yapılan hiç bir şey karşılıksız kalmaz. En ufak bir iyilik yapan, bu alem de olmazsa bile öbür alemde mutlaka mükafatını alacaktır. En ufak bir kötülük yapan ise, hem bu dünyada hem öte alem de karşılığını görecektir. Eğer hesap günü olmasaydı, zalimlerin işledikleri cürümler yanlarına kar kalacaktı. Bu da dünyaya geliş sebebimiz olan imtihanı gereksiz kılacaktı. Demek ki bu dünyaya boşuna gelmedik. Bu dünyada uğranılan haksızlıkların karşılığı görülecektir.</p>
<p><strong>*</strong> M. Fethullah Gülen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/zalimin-elinden-kilici-kim-alacak-435/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SORGU</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/sorgu-431?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sorgu</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/sorgu-431#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Fatih Ateş</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Şairane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=431</guid>
		<description><![CDATA[merhaba yeryüzünün biçare dilberi engin okyanusların taçsız kraliçesi dagların ovaların hüzün gelincigi ıssız çorak topraklardan selam alırsın selamı yanlızlığa tavrın ne var olan gerçeğe gözyaşı dökme keke dost bildiğin şerbet-i mazi ikbaline kırılmaz bir zincir-i ah arar durursun hepten canı cananı aradın her ney&#8217;se kalbinde saklı ay güneş dağ taş  asman yer inan be güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 150px;"><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;">merhaba yeryüzünün biçare dilberi</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> engin okyanusların taçsız  kraliçesi</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> dagların ovaların hüzün  gelincigi</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> ıssız çorak topraklardan  selam</span></p>
<p style="padding-left: 150px;"><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> alırsın selamı yanlızlığa  tavrın ne</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> var olan gerçeğe gözyaşı  dökme</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> keke dost bildiğin  şerbet-i mazi</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> ikbaline kırılmaz bir  zincir-i ah</span></p>
<p style="padding-left: 150px;"><span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> arar durursun hepten canı  cananı</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> aradın her ney&#8217;se kalbinde  saklı</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> ay güneş dağ taş  asman  yer</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> inan be güzel bunlar birer  yankı</span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS; font-size: small;"> her ne varsa derinlerinde  saklı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/sorgu-431/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KADINDAN KIZINA MEKTUPLAR-II</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/kadindan-kizina-mektuplar-ii-430?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadindan-kizina-mektuplar-ii</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/kadindan-kizina-mektuplar-ii-430#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beysim Öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=430</guid>
		<description><![CDATA[Beş yıl ve dokuz ay geçmişti ‘’Kadın’’ ebedi hayata göçeli. Parlanın dedesi pastayı almış mumları üzerine özenle dizmişti beş yıldır aksatmadan sürdürdüğü bu geleneği yineleyeceklerdi, küçük Parla artık yedi yaşına gün itibariyle basmış bulunmaktaydı. Geçen yıllarda Parla anaokuluna gitmiş okumaya denemez ama harfleri ard arda sıralamaya başlamıştı. Zekiydi her küçük çocuk gibi, hayata mutlu mutlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beş yıl ve dokuz ay geçmişti ‘’Kadın’’ ebedi hayata göçeli. Parlanın dedesi pastayı almış  mumları üzerine özenle dizmişti  beş yıldır aksatmadan sürdürdüğü bu geleneği yineleyeceklerdi, küçük Parla artık yedi yaşına gün itibariyle basmış bulunmaktaydı.</p>
<p>Geçen yıllarda Parla anaokuluna gitmiş  okumaya denemez ama harfleri ard arda sıralamaya başlamıştı. Zekiydi her  küçük çocuk gibi, hayata mutlu mutlu bakan açık mavi gözleri ve   tombul tombul yanakları ısırmaya davet edeyirdu kendisini bir hamburger misali.</p>
<p>Annesi öldükten sonra büyükbabası ve büyük annesi ona gayet iyi bakmış bir dediğini iki etmemişlerdi ancak dolduramadıkları anne ve baba özlemi vardı ki Parlanın  gündüzler geceleri zamansızca doruklara çıkan anne ve baba özlemini dindiremiyorlardı.</p>
<p>Parla  annesi  babası sorulunca uzaklarda, çok uzaklarda demekle yetiniyor bunun ötesini kendisi bile bilmiyordu.</p>
<p>Parlanın 7. Yaşını kutladığı  o gecenin sonraki günü  bir mektup anneciğinin  son yolculuğuna çıkarıldığı eve ulaşmıştı. O evden ölüme uğurlanan kadının evine mektuplarıyla dönüşün ilk günüydü o 7. yaş günü. Mektup  büyükbaba tarafından eve getirilmiş ve Parlaya okusak mı okumasak mı tartışmaları sonrasında minik Parla’nın kulaklarına  anneciğinin kelimeleri çalınmaya başlamıştı.</p>
<p>‘’Meleğim,</p>
<p>Sen 7 yaşına ulaştığın bugünde yanında olamasam da, umarım heceleye heceleye okuduğun bu mektup (muhtemelen  babam ya da annem okuyordur sana) birazcık olsun yanında hissettirir anneciğini.</p>
<p>Uzaktayım sevgili kızım, çok uzaktayım ve bu acıyı, bu uzaklığı istemedim. Tek suçum sevmekti ve seni herşeyden çok severken anlatılamayacak derecede uzak kalmak senden  çok zor. Parlam seni çok seviyorum, nice seneler  biriciğim ilk ve son göz ağrım.</p>
<p>Annen ‘’</p>
<p>Bu ilk mektup  çok kısaydı  kızını yormamak aklını bulandırmamak için bundan sonraki bir kaç mektubunu da kısa tutmuş ayrıca annesinin ve babasının mektupları gizlemesinden korktuğundan  mektuplarında kimseyi suçlayıcı olmuyordu. Elbette  kendisini savunacağı kızına gerçeklerden bahsedeceği mektupları da vardı ama şu anda  zamanı değildi. Küçük Parla biraz daha büyümeliydi.</p>
<p>Bir yıl daha geçmiş ve 8. yaş gününde Parlanın ikinci mektubu gelmişti annesinden,</p>
<p>‘’Meleğim,</p>
<p>8. Yaş günün kutlu olsun, meleklerin yardımıyla  sana bu mektubu yolluyorum ışığım. Ve o meleklerin yanında olmama rağmen en güzel melekten uzakta olmak içimi acıtan.</p>
<p>Canım kızım seni çok seviyorum, şimdi anlayamasanda beni, unutma canım kızım anneciğin sen çok seviyor.  Getirdiğin papatyalar için çok teşekkürler  meleğim.</p>
<p>Biriciğim ağladığını gördüm bazı zamanlarda, yanıma gel anne diyordun. Gelemem sevgili kızım buna gücüm yetmez. Bu mektuplar işte bu yüzden her yeni yaşında sana gelecek  anneciğini birazcık olsun yanında hissetmen için. Baban konusuna gelince biriciğim o konuyu hiç açmasak daha iyi henüz bunları anlayamazsın biriciğim. Evcilik oynamaya çalıştık babanla ve büyüyemedik ve de seni büyütemedim  canım kızım. Zamansız gittim ve zamanı geldiğinde anlayacaksın beni..</p>
<p>Annen’’</p>
<p>İlk mektuptan sonra  Parlayı mezarına getirecekleri düşüncesiyle mektubunda papatyalar için teşekkür ediyordu   ve gerçektende öyle olmuş ilk mektuptan bir ay sonra büyükannesi Parlayı alıp annesin mezarına götürmüştü.</p>
<p>Mektuplar bu şekilde  gelmeye devam etmekteydi özlem belirtmeleri, küçük anılarla içi içe geçirilerek düzenlenmiş kısa yazılardı bunlar. Mektupların daha detaylı olması için  Anneanne be büyükbaba  okumasından kurtulup artık Parla’nın mektupları alıp okuması gerekmekteydi. Bunun sağlanması için de 12.  yaş günün milat seçmişti.</p>
<p>‘’Meleğim ,</p>
<p>12. Yaş günün kutlu olsun.  Altı mektuptur seni ne kadar özlediğimi, ne kadar sevdiğimi söylüyorum  canım kızım. Bu mektubumda da bunları söyleyeceğim . Artık büyüdün meleğim kocaman kız oldun ve bu büyüyen daha az ağlayan mis kokan güzel kızı ben çok seviyorum.</p>
<p>Dedim ya büyüdün diye canımıniçi.Sorunlarında seninle beraber büyüyordur, anneannen çok iyi dert dinler sır tutar canımıniçi ondan saklama, herşeyini paylaş meleğim. O seni korur, korur, gözetir.</p>
<p>Derslerin çok iyiymiş canımıniçi, haberlerini alıyorum burada. Annenannen seni okula götürmeyi bırakmış olmalı, artık tek başına çıkıyorsun o merdivenleri. Dikkat et  meleğim  yağmurlu zamanlarda kaygan oluyor oraları anneannende yok yanında düşmeyesin.</p>
<p>Bir sonraki yaş gününde yine mektubumla yanında olacağım meleğim&#8230; Koşa koşa gel al postacının elinden&#8230;</p>
<p>SENİ ÇOK  SEVEN</p>
<p>Annen’’</p>
<p>Kadın bu mektubunda sinyalini vermiş ve meleğinin bir an once postacıdan mektubu alarak okumasını istemişti. Parla  bir yıl sonra koşa koşa gitti annesiyle bir yıl ve üç ay yaşadığı anne kokan o eve ve postacıyı bekledi. O ev ki bir süre kiraya verilmiş bir kaç ay öncesinden ise tekrardan sahipsiz kalmıştı. Artık küçük Parla o evi dolduracak ve bir daha kiraya verdirmeyecekti. Tüm bunlar bir sonraki mektupta  yazılanlar sonrasında gerçekleşecekti.</p>
<p>13. Yaş mektubu Parla’nın beynine  doğru saplanan bir kaç beton çivisi içermekteydi ve bugünlerine kadar onu yetiştiren anneannesi ve büyükbabasının  anneciğinin gözünde nasıl gözüktüklerini öğrenecekti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/kadindan-kizina-mektuplar-ii-430/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

