<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk E-Dergi &#187; Kapak</title>
	<atom:link href="http://www.turkedergi.com/category/kapak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkedergi.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Sanal Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Jan 2012 07:33:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMI</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/surdurebirlik-kavrami-2307?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=surdurebirlik-kavrami</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/surdurebirlik-kavrami-2307#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 09:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[60. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/?p=2307</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="201" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0-201x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0" title="Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0" /></p>Sürdürülebilirlik tanımını ilk olarak atık yönetimi üzerine çalışırken duymuştum, doğanın dengesinin bozulmadan devamlılığına ekoloji uzmanları sürdürülebilirlik olarak tanımlamışlar.  İster ekonomik ve  sosyal alanda isterse siyasal alanda olsun sürdürülebilirlik kavramının tanımı denge bozulmaksızın  devamlılıktır. Sürdürülebilirliğin tanımını net olarak anlayabilmek için tanımı biraz daha açalım istiyorum. Denge bozulmaksızın devamlılık ne demektir? Dengeyi kafamızda canlandırmak adına en iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="201" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0-201x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0" title="Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0" /></p><p id="internal-source-marker_0.3316274913959205" dir="ltr">Sürdürülebilirlik tanımını ilk olarak atık yönetimi üzerine çalışırken duymuştum, doğanın dengesinin bozulmadan devamlılığına ekoloji uzmanları sürdürülebilirlik olarak tanımlamışlar.  İster ekonomik ve  sosyal alanda isterse siyasal alanda olsun sürdürülebilirlik kavramının tanımı denge bozulmaksızın  devamlılıktır.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin tanımını net olarak anlayabilmek için tanımı biraz daha açalım istiyorum.</p>
<p>Denge bozulmaksızın devamlılık ne demektir?</p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/istockphoto_1435168-brass-scales-isolated-on-white-business-economics-background.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2343" style="margin: 5px;" title="istockphoto_1435168-brass-scales-isolated-on-white-business-economics-background" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/istockphoto_1435168-brass-scales-isolated-on-white-business-economics-background-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Dengeyi kafamızda canlandırmak adına en iyi örnek sanırsam terazi olacaktır. Sol resimde gördüğünüz terazi örneğinde olduğu gibi sol kefedeki nesnelerin ağırlık toplamı sağ kefedeki nesnelerin toplam ağırlığına eşit ise bu terazi dengededir deriz. Soldaki iki nesneyi alıp yerlerine aldığımız nesnelerin toplam ağırlığında sadece bir nesne koymamız durumunda ya da yine aynı toplam ağırlıkta 4 nesne koymamız durumunda, sol bölümdeki nesnelerin ağırlığı sağ bölümdeki nesnelerin ağırlık toplamlarıyla eşit ise, yani ibre oynamamış sol bölüm ile sağ bölüm arasında yükseklik farkı yok ise bu terazi nesnelerde değişiklik yapmamıza rağmen dengededir demektir. Bu benzetmede terazideki nesnelerin değişimine rağmen dengenin bozulmadığını anlayabiliyoruz.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin farklı alanlarda nasıl anlaşıldığına yazımızın ilerleyen bölümlerinde değineceğiz, ancak biraz daha örneklerle sürdürülelebilirlik kavramını netleştirmek istiyorum.</p>
<p>Terazideki ikisini alıp yerine bir tane ya da daha fazla koyduğumuz  nesnelerin karşışılı sürdürülebilirliğin bilimsel tanımında parametre(değişken) olarak adlandırılır.</p>
<p>Parametrelerin değerlerinde söz konusu olabilecek artmalar, azalmalar ya da sıfırlanmalar (0) olabileceği gibi  belli bir olayı etkileyen faktörlerin azalması veya artması yani parametre sayısında da değişik sürdürülebilirlik kavramında kabul edilen durumlardır.</p>
<p>Yine basit bir matematiksel tanımdan yola çıkarak, fonksiyonlar ile bu olayı ifade etmeye çalışayım.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000080;">f (x,y)  = x + y + 3</span></strong></p>
<p>yukarıdaki fonksiyonumuzu analiz edersek fonksiyonumuzun ikisi değişken biri sabit olmak üzere üç elemanı vardır. Yukarıdaki fonksiyon gayet basit bir fonksiyondur, ifade ediliş ve matematiksellik açısından.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin tanımında yer alan denge kavramını bir de fonksiyonlardan örnek verirken bahsedelim.</p>
<p>Fonksiyondaki denge f(x,y) fonksiyonunun eşit olduğu değeri korumaktır.</p>
<p>Yani <span style="color: #000080;">Z = f(x,y)</span> ise Z değeri bizim önceden belirlediğimiz 11 sayısı ise bizler fonksiyondaki dengeyi korumak adına x ve y parametrelerindeki değerleri buna göre belirlemeliyiz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="color: #000080;">Z = x+y +3</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000080;">11 = x+y+3</span> ise 8 = x+y dengesini koruyabilecek x ve ye nin toplam değerleri doğarl sayılar cinsinden (x,y) :: (0,8),(1,7),(2,6),…,(7,1),(8,0)  olarak ifade edilebilir.</p>
<p>Matematiksel ifadesini de kafalarda canlandıktan sonra sürdürülebilirliğin farklı alanlarda örneklerine geçebiliriz. Hangi alanda olursa olsun sürdürülebilirlik bir denge koruma çabasıdır, terazi örneğine tekrar dönersek sol ve sağ bölümdeki nesnelerin toplam ağırlığı eşit  olmalıdır.<a href="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/terazi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-2335" style="margin: 5px;" title="terazi" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/terazi.gif" alt="" width="194" height="140" /></a></p>
<p>Sol bölüm 10 gr ise sağ tarafın taşıdığı ağırlık da 10 gr olmalıdır, terazinin dengede olabilmesi için. Ancak siz dengeyi 10 gr üzerine kurmak isterseniz diğer kefeye 10 gramlık bir ağırlık koymanız gerekir, 1kg olsaydı  bu değer ona göre ağırlık toplamında değişiklik yapmanız gerekirdi. Diğer bir ifadeyle kefelerin birindeki değeri siz belirliyorsunuz daha sonra değerleri birbirine eşitlemeye çalışıyorsunuz.</p>
<p>Anlaşılacağı gibi sürdürülebilirlikteki denge anlayışı  kişisel ya da kurumsal hedef ve istekleri belirlemeyle  ilgilidir.  Bir işin sürdürülebilirliği sizlerin  ve kurumunuzun hedef ve istek kefesindeki öğelerin makullüğü veya ulaşılabilirliğiyle tamamen bağlantılıdır.</p>
<p><strong>Sürebilirlik ile sürdürülebilirlik karıştırmamalıdır.</strong></p>
<p>Sanırsam sürdürülebilirlik kafalamızda canlanmıştır. Bir iş için sürdürülebilir demek için o iş  belli bir süre yaşam döngüsü içerisinde kesinlikle devam etmelidir. Aslında biraz kafa karıştırıcı bir husus ortaya çıkıyor bu durumda.</p>
<p>Bir işin sürdürülebilir olması o işin sadece yıllar boyu sürmesi anlamına gelmiyor, belirlenen hedefler ve istekler dahilinde parametreler değişse dahi bir işin aklınızda biçtiğiniz yaşam döngüsü sonuna kadar sarsılmaz bir devamlılıktır.</p>
<p>Bir proje için planlama yaptığımızı düşünelim; girişeceğimiz bu projenin sürdürülebilir olup olmadığı o projenin ayrıntılı analiz (gereksinim analizleri , finansal analizler, etkilenebilirlik analizleri) aşamasında ortaya çıkacaktır, çünkü asıl amaç sürebilirlik değil, her koşulda sürdürülebilirlik anlamına gelmelidir.</p>
<p>Her koşuldaki anlam daha öncede örneklerle ifade ettiğimiz parametre ismini verdiğimiz yapıyla ilgilidir.</p>
<p>Sürdürülebilir başarı ve sürdürülebilir kalite günümüzde en çok kullanılan sürdürülebilirlik tanımı içerisinde geçen hususlardır. Sürdürülebilir kalitedeki esas, günden güne artan müşteri beklentilerini gelişen teknoloji ve yeniliklere uyarlayarak  kaliteyi arttırma hadisedir. Sürdürülebilir kalitede en bilindik örnek iPhone’un başarısıdır. 2007 yılından itibaren sektöre giriş yapan Apple şirketinin ürünü olan akıllı mobil cihaz segmentinde ürün, 10 aylık periyotarla sektöre sunduğu bir önceki modeline göre daha geliştirilmiş ve eklenmiş donanımlarla sürdürülebilir kaliteye en iyi örneklerden biri.</p>
<p>Sürdürülebilir başarı aslında biraz daha farklı sürdürülebilir kaliteden. Sürdürülebilir kalitede hedef ve istek kefesinde varlıkların azalması diye bir durum söz konusu değildir, çünkü sizin her üretiminiz kullanıcıların beklentilerini bir adım ileriye götürecektir. Kalite müşterilerin(kullanıcıların) beklentilerini karşılamak ise sürdürülebilir kalitede de bir kefedeki değer arttığı için denge  bozulmaması için sizin diğer  kefedeki ağırlığı arttırmanız gerekecektir.</p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/iphone-5.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2338" style="border-style: initial; border-color: initial; border-width: 0px; margin: 5px;" title="iphone-5" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/iphone-5-276x300.jpg" alt="" width="193" height="210" /></a>Fakat sürdürülebilir başarı tamamen sizin hedef ve istek kefenizdeki başarı ölçütünü belirlemenizle ilgilidir, çünkü başarının tanımında hedefe veya isteğe ulaşma söz konusudur. Belirli periyotlarla hedef ve istek kefesinde değişiklik yapmanız sizin sürdürülebilir başarı elde etmenizi sağlayacaktır.</p>
<p>Size göre başarının tanımı ne dersek, özellikle bu soruyu firmalara sorarsak yanıtlar değişiklik gösterecektir. Sektörel bazda  incelediğimizde genel olarak başarının ölçütü karlılık ya da büyümedir. Karlılık kendi içinde kişiye ve sektöre göre farklılık gösterebilir gelir-gider oynamaları bunda başlıca aktördür, büyüme ise bir önceki döneme göre ilgili piyasanın dikkate aldığı ölçütlerdeki artıştır.</p>
<p>Yine sektörel açıdan incelersek sürdürülebilir başarıda en önemli husus, üst yönetimin belirlediği ya da onayladığı makul hedeflere şahıs bağımsız ve mutlak değişkenleri göz</p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-2347" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" title="Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2011/07/Benden-Sonra-Devam-Y-Akin-Ongor__29037359_0-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" /></p>
<p>önünde bulundurarak ulaşmaktır. Şahıs bağımsızdan kasıt kim gelirse gelsin daha doğrusu kim giderse gitsin firmadan belirlenen hedefe ulaşılabilmesidir.</p>
<p dir="ltr">Sürdürülebilir başarıda dünyadaki örnekleri arasında öne çıkan Toyota, Türkiye’de ise Garanti bankasıdır, 1991-2000 yılları arasında bankanın genel müdürlüğünü de üstlenen, Garanti Bankasını büyük değişim yaşamasını sağlayan ve kendisinden sonra da bu başarının devamlılığı ve sürdürülebirliğin alt yapısını oluşturan iyi bir profesyonel olan Akın Öngör “geleceğin liderlerine sürdürülebilir başarı için ipuçları” sloganıyla bunu bir kitap ile perçinlemişti geçen sene. Bu yazıyı yazmamda bu kitabın verdiği ilham var. Sürdürebilir başarının nasıl oluşabileceği hakkında bilgi edinmek istiyorsanız “Benden Sonra Devam” kitabını alıp okumanızı tavsiye ediyorum.</p>
<p>Aşağıdaki yorum kısmında isterseniz sohbet edasında sizlerinde fikirleri ile bu yazıyı geliştirebiliriz. Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/surdurebirlik-kavrami-2307/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SÜRDÜLEBİLİR GÜVEN: HABER KANALLARI</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/surdulebilir-guven-haber-kanallari-1473?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=surdulebilir-guven-haber-kanallari</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/surdulebilir-guven-haber-kanallari-1473#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 21:47:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[56. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/?p=1473</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="150" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/07/hk.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="hk" title="hk" /></p>Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu doğru yorumlaya bilmek için tarih ve iktisat bilgisi gerekli, salt televizyon haberlerinden yola çıkarak bu konunun tartışılması tamamen akıldışı.

Haber kanalların yeni çıktığı zamanlarda haber verme odaklı , farklı alanlardaki uzmanları biraraya getirerek ceryan eden olayları yorumlama ile izleyiciyi bilgilendirme ve bilinçlendirme amacı güdüldüğünü düşünmüştüm, nitekim de öyleydi. Ancak son zamanlarda sanırsam sayıların artması, reklam pastasından daha geniş bir dilim alma çabası, kutuplaşma ve yandaş olma ısrarı haber kanallarını tekrar gözden geçmem gerektiği haline geldi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="150" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/07/hk.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="hk" title="hk" /></p><p lang="tr-TR">Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu durumu  doğru yorumlayabilmek için tarih ve iktisat bilgisi gerekli, salt televizyon haberlerinden yola çıkarak bu konunun tartışılması tamamen akıldışı.</p>
<p lang="tr-TR">Haber kanalların yeni çıktığı zamanlarda  haber verme odaklı olduğunu, farklı alanlardaki uzmanları biraraya getirerek cereyan eden olayları  yorumlama ile izleyiciyi bilgilendirme ve bilinçlendirme amacı güdüldüğünü düşünmüştüm, nitekim de öyleydi. Ancak son zamanlarda sanırım sayıların artması, reklam pastasından daha geniş bir dilim alma çabası, kutuplaşma ve yandaş olma ısrarı nedeniyle haber kanallarını tekrar gözden geçirmek gereklilik haline geldi.</p>
<p lang="tr-TR">Bir saatlik ana haber bültenlerinde enpoze edilmeye çalışılan görüşler, takipçi ve yandaş çekmeye yönelik söylemler, artık Türkiye&#8217;de alışık olmadığımız kesintisiz hizmet anlayışının aksine 7 gün 24 saat bayram seyran dinlemeden devam etmekte.</p>
<p lang="tr-TR">Haber kanallarının sayısının artmasının getirdiği yararlara değineceğim ancak öncelikle gözlemlerime dayanaran bir kaç husus üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p lang="tr-TR">Hangi sektöre girerseniz girin, bu ister habercilik olsun, ister taşımacılık isterseniz de bankacılık, geçen sayıda yer alan Micheal Portel&#8217;ın 5 kuvvet modelini anlatırken bahsi geçen hususlar değerlendirilmeli.  Medya sektörünün tamamını bir tarafa bırakıp sadece haberciliği bir sektör olarak ele aldığımızda <strong>sürdürülebilir güven </strong> diye bir olgu önem kazanıyor.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Güven</strong> kendi başına  yaratılması yahut sağlanması zor bir hadise iken, kazanılmış olan güvenin korunması ve sürdürülmesi zorun bir kaç kademe üzerine taşıyor.  Önyargı süreci hızlı işleyen, şekle, şemale ve saatlerce süren konuşmada sadece bir cümleye ya da kelimeye bakarak hüküm verilen anlayışa ve alışkanlığa sahip bir ülkede güven kelimesi başlı başına incelenmesi gereken bir konu.</p>
<p lang="tr-TR">Güvenin ötesinde güdülme psikolojisine sahip olan insanoğlu çoğu zaman içinde bulunduğu topluluğun yönelimine göre kanal tercihinde bulunuyor.  Bu salt kanal konusunda değil, siyasi görüş hayata karşı duruş konularında da aynı şekilde.</p>
<p lang="tr-TR">Ulusal kanal diye adlandırılan kanallar o yüzdendir ki, birden fazla farklı dizi türü yapmaktadır. Ama hepsinde ortak gaye bir dizide birden fazla ögeyi içererek izleyici sayısını artırmak diğer değişle reklam pazarındaki dilimini arttırmaktır.</p>
<p lang="tr-TR">Elbette, bundan 10 sene öncesine göre durum farklılık göstermekte, özellikle internetin sağladığı ve daha fazla farklı görüşü tanıma fırsatı bulma şansı olan kesimler tercih edebilme yeterliliği kazanıyor ancak tercih etme şansına henüz erişemiyor. Bu da topluluk içinde yaşamanın dayanılmaz hafifliği olarak adlandırılabilir.</p>
<p lang="tr-TR">Bu güven mevzusuna paralel olarak iki önemli konu mevcut, biri haber kanalında görev yapan amiyane tabiriyle sunucular ve muhabirlerin donanıma ve farklı görüşlere açıklığı, diğer  ise konukların  görsel medya üzerinde terbiye ve üsluba verdikleri önem,  farklı görüşleri dinleme ve kendi görüşünü ifade etme becerisi.</p>
<p lang="tr-TR">Türkiye&#8217;nin ilk haber kanalı yayına girdiğinde, sunucuların düzgün Türkçe kullanımları, çeşitli ve kaliteli haber sunmaları takipçisi olan haber kanallarına karşı haber seyircisinde  yüksek bir beklenti oluşturdu. Öncü haber kanalı alanında ilk ve tek aynı zamanda güçlü ekonomik alt yapısı sahip olan bir grubun bünyesinde olmasını kullanarak  Türkiye&#8217;nin önde gelen, güven kazanmış kaliteli ve birikimli muhabir, sunucu ve yayın ekibini bünyesinde topladı. İkinci haber kanalı ise Amerikan menşeili dünyanın önde gelen haber kanalının desteği aynı azmanda Türkiye&#8217;nin o dönemin en büyük medya kuruluşu tarafından kuruldu. Arada bir çok haber kanalı açıldı.  Bazıları daha spesifik oldu sadece ekonomi ya da spora odaklandı. Şimdi 10&#8242;u aşkın haber kanalı mevcut.</p>
<p lang="tr-TR">Türkiye&#8217;nin kaderimidir bilinmez, kanal sayısı artınca kalite düştü, mevcut sunucular yetmedi gazete yazarları sunucu oldu, kendi programlarını yapmaya başladılar.  Bazılarında kalemin verdiği cesaretle yazdığı ortaya çıktı, herkese laf yetiştirenler televizyonda çetin konuklara karşı dayanamadılar, programı bir süre sonra kendileri değil konuklar yönetmeye başlayınca porgramları kaldırıldı.</p>
<p lang="tr-TR">Özellikle haber kanallarının reyting ölçümlerine dahil tutulmasıyla pazardan daha fazla pay olmak üzere yayınlarda biraz daha değişiklik yapmaya başladılar, bilginin değil sesin ve bağrışmanın gür olduğu programlar öne çıktı.  Eski mankenler program sunmaya başladılar diğer bir değişte podyumda yürüyenler moda programı, kırmızı halıda yürüyenler  kültür sanat programı,  vejeteryanlar ise sağlık programı sunmaya başladılar. Bazılarının program sunuculukları gayet başarılı, bazıları sadece medyatik ve bakımlı oldukları için programları devam ediyor.</p>
<p lang="tr-TR">Haber kanallarının en büyük artılarından biri kıyıda köşede kalmış ama alanlarında gayet başarılı ve donanımlı olan değerli insanları da bizlerle tanıştırdı. Özellikle pek çok akademisyeni ülke tanıma fırsatı buldu, ne kadar kaliteli iktisatçılar, tarihçiler ve siyaset bilimcilerimiz olduğunu görme ve gururlanma fırsatı bulduk.</p>
<p lang="tr-TR">Gelelim haber kanallarındaki ön büyük sıkıntıya; aklı başında donanımlı yazar ve akademisyenlerin özellikle  tüm kanallar belirli bir konuya odaklandığında sayı olarak yetersiz kalmaları. Bu durumda bu konuşulan konu üzerine sadece birkaç kez yazı yapmış kişilerin davet edilmesi gündemdeki sorunu çözme önerileri bir yana dursun halkı yanlış yönde bilgilendirmeleri söz konusu.</p>
<p lang="tr-TR">Özellik konu terör olduğunda, bu konuda ehil olmayan kişilerin ve taraflı kişilerin davet edilmesi sorunu çözümden öte, karmaşıklığa itelediği söylenebilir. Diğer bir taraftan emekli askerlerin davet edilip, bu konuda konuşurken özellikle sorulan sorularda içlerindeki birçok şeyi dışarı vurmalar, siyasesi söylemlerde bulunmaları da bu konunun diğer bir yanıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Şeffaflık adı altında abartılmış haberlerden dolayı ne üzülebilen ne de sevinebilen ,  onlarca farklı kanalda aynı olayın onlarca farklı şekilde aktarılmasından kafası karışmış bir milletin sağ duyulu olması, akılcı işler yapması ve sonuç olarak huzuru yakalaması beklenemez.</p>
<p lang="tr-TR">İnsanları yönlendirmekten öte tarafsız bilgilendirmek gereklidir ancak medyanın gerçekliği bu değildir bunu ancak bizim gibi saf çocuklar yapabilir. Bugün bir dava hakkında dört farklı kutubun yayın organının 4 er yorumcusu 16 değişik şekilde yorumluyor. <strong>Doğru mudur? Cevap yanlış değildir.</strong> Haberciliğin yeni anlayışı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/surdulebilir-guven-haber-kanallari-1473/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KADINLAR BİR ERKEKTE NE ARAR?</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/kadinlar-bir-erkekte-ne-arar-547?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadinlar-bir-erkekte-ne-arar</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/kadinlar-bir-erkekte-ne-arar-547#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 20:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cansu Dağ</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>
		<category><![CDATA[bir kadın ne arar]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="197" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com12-300x197.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com12" title="com12" /></p>Kadınlar bir erkekte ne arar? Bu çok genel aynı zamanda kadınlar için yanıtlaması basit bir soru. Sizlere önerim çıkın kadınlara sorun “Siz bir erkekten neler bekliyorsunuz 5 maddeyle sıralar mısınız ?” diye. Her birinin cevabı genel olarak benzer ama sıralamaları farklı olacaktır. Cevapların erkeklerinkilere göre daha samimi ve kesin olacağından da eminim. Erkekler gibi abartmazlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="197" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com12-300x197.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com12" title="com12" /></p><p><strong>Kadınlar bir erkekte ne arar?</strong></p>
<p>Bu çok genel aynı zamanda kadınlar için yanıtlaması basit bir soru. Sizlere önerim çıkın kadınlara sorun “Siz bir erkekten neler bekliyorsunuz 5 maddeyle sıralar mısınız ?” diye. Her birinin cevabı genel olarak benzer ama sıralamaları farklı olacaktır. Cevapların erkeklerinkilere göre daha samimi ve kesin olacağından da eminim.</p>
<p>Erkekler gibi abartmazlar isteklerini, beğenileri ne kadar yüksek olsa da istekleri o kadar azdır. Bir özelliğin yüksek olması halinde diğer özellikler vasat üstü olsa bile kabulleridir. Sadece bu üstünlüğünün diğer eksik özelliklerini kapatması yeterlidir.</p>
<p><strong>Erkek = Çocuk</strong></p>
<p>Biz kadınlar erkeklere şuradaki çocuk, doktor çocuk diye hitap ederiz kendi aramızda, bunun iki nedeni olabilir;  biri annelik içgüdüsü diğeri ise erkeklerin çocuksu hareketleri. Erkekler bir çocuk gibi kararsızdır, çoğu zaman ne yapacağını bilemez, kafası daha rahat karışır kadınlara göre. Kadınların istekleri altında başka şeyler yatmaz, bir şeyi isterse sadece onu istiyordur aslında.</p>
<p><strong>Bir erkeğin neresine bakarlar?</strong></p>
<p>Bir erkeğe sorsanız, gözler, dudaklar gibi çok masumane kelimelerin döküleceğini biliriz, bütün erkekler zaten hemen göze bakarlar. Bunun doğru olmadığını, inandırıcı olmadığını kadınlar bilir, göğsü büyük olan ya da kalçası oval olan bir kadının nasıl olurda gözlerine öncelik verilir. Tamamen safsata. Kadınlarda bu nereye bakma konusunu çok rahat özelleştiremezsiniz. Kadınlar bir erkeğin giyiminden başlar,  burun ve kulak büyüklük oranına, boyunun uzunluğuna her şeyine bakına. Bakar ama biraz bahsettiğim gibi erkeğin bir özelliği diğer vasat üstü özelliklerini kapatıyorsa o erkek beğenilir.</p>
<p><strong>Kadınlar cinsellik konuşur mu?</strong></p>
<p>Niye konuşmasın, ama biraz daha romantize edilmiştir bunlar.  İnternette erkeklerin yorumlarını okuduğumda gerçekte de erkeklerin neler konuştuklarını tahmin edebiliyorum.  Erkekler gibi kızlar porno düşkü değildir, genelde de tercih etmezler,  bilgisayarların gizli bir yerinde porno arşivleri yoktur. Bizler için cinsellik özeldir, bir kişi vardır kendimizi ona adarız.  Her kadının bu şekilde olduğunu söylemek de yersiz olur tabi.</p>
<p><strong>Nasıl bir erkek? Komik erkek tercih edilir mi?</strong></p>
<p>Komik erkek değil, eğlenceli erkek tercih edilir. Her kelimeden bir espri çıkaran, yersiz şakalar yapan hem kendisini hem de sevgilisini utandırabilecek erkekler tercih edilmez. Aslında nasıl bir erkek sorusu kişiden kişiye değişir. Ama genelde bir erkeğin referansı iyi olmalı. Referansından kasıt bu adamın kendi çevresi ve sizin ortak çevreniz tarafından takdir görüp görmediği, hareketlerinin tasnif edilir olmasıdır. Bir erkek kadına gelecek için güven vermeli, güven vermeyen bir erkek ağzıyla kuş tutsa amacı ciddi olan bir kızı etkileyemez. Bir kadın kendi tarzında giyim tercihi olan erkekleri tercih eder, özellikle üniversite gençliğinde salaş giyinen bir erkeğe, giyimine dikkat eden bir kadın şans vermez.</p>
<p>Fazla uzatmadan bitireyim. Birileri kadınları övdüğümü düşünebilir. Kesinlikle kadınları övmek değil amacım, sadece bir kadının gözünden erkeğin nasıl görüldüğünü paylaşmaktı.</p>
<p>Sevgiyle Kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/kadinlar-bir-erkekte-ne-arar-547/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Porter&#8217;ın 5 Kuvveti ile Sektör Seçimi</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi-536?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi-536#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:44:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[porter'in 5 kuvveti]]></category>
		<category><![CDATA[porter's 5 forces]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="144" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com-300x144.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com" title="com" /></p>Modern ekonomi ve piyasa anlayışı, geleneksel sisteme göre çok farklı,  eskisi gibi firmalar sadece kâra odaklı çalışmamakta, üret sat mantığı işlememektedir. Müşteri hem bilinçli hem de aktif ve söz sahibi hale gelmiş ve fiyat belirleme yetisi kazanmıştır.  Tedarikçiler, aracılar, pazarlayıcıların önemi günden güne artmış, pazarlık konusunda daha iyi hale gelmiş durumdalar.  Sektörler daha çok çeşitlenmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="144" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/com-300x144.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="com" title="com" /></p><p>Modern ekonomi ve piyasa anlayışı, geleneksel sisteme göre çok farklı,  eskisi gibi firmalar sadece kâra odaklı çalışmamakta, üret sat mantığı işlememektedir. Müşteri hem bilinçli hem de aktif ve söz sahibi hale gelmiş ve fiyat belirleme yetisi kazanmıştır.  Tedarikçiler, aracılar, pazarlayıcıların önemi günden güne artmış, pazarlık konusunda daha iyi hale gelmiş durumdalar.  Sektörler daha çok çeşitlenmiş ve firmaların rekabet anlayışı tamamen değişmiştir.</p>
<p>Bu sayıda bu yeni anlayış üzerinden giderek Micheal Porter’ın yatrım yapılacak veya girilecek endüstri için değerlendirilmesi gereken 5 kuvveti sizlerle paylaşacağız. SWOT analizinden farklı olarak Porter’ın beş kuvvet analizinde firmanın salt kendisini değil, girmek istediği sektörler arasında etkin olan unsurları rahatlıkla beş kuvvetle kıyaslama yapabilmektedir.</p>
<h2><strong>Rekabet  Davranışı</strong></h2>
<p>Porter’ın 5 kuvvetinden ilki sektördeki rekabeti anlamaya yönelik olan “Rekabet  Davranışı – Competitive Rivaly”. Bu kuvveti iki farklı şekilde yorumlamak gerekiyor. Bir tanesi incelediğiniz sektörün içine kendinizi koymaksızın biraz sonra sıralayacağımız kriterler uyarınca sektörü yorumlamanız, diğeri ise bu sektörde olduğunuzu varsayıp mevcut kriterlere karşı sizin tepkinizin ne olabileceğini ön görmeniz ve yorulmanız.</p>
<p>Sektördeki rekabetçi davranışı yorumlarken kullandığımız başlıca kriterler; Sektörün yoğunluğu, çıkış bariyerleri, sabit maliyet ve katma değer, endüstrinin büyümesi, ürünlerin farklılığı, değişim maliyetleri, ürün ve marka kimliği, rakiplerin farklılıkları,  aralıklı kapasite aşımı, şirket destekleri.</p>
<p><strong>Sektörün Yoğunluğu: </strong> Sektördeki rakip firma sayısı, bunların pazar payları; aynı hedef kitleye yönelik ve benzer kaynakların kullanımından dolayı rekabeti kolaylaştıracak veya zorlaştıracaktır. Rekabetin daha da yoğun olduğu sektörlerde benzer pazar payına sahip olan firmalar pazar liderliği için ekstra çaba göstermesi gerekecektir o yüzden sektör yoğunlu dikkate alınması gereken önemli bir konudur.</p>
<p><strong>Sektörün Büyümesi: </strong> Sektörün mevcut büyüklüğü kadar büyüme hızı ve büyüme ivmesi sektördeki rekabetin şiddetini öngörme adına önemlidir. Büyümenin hızlı olduğu sektörlerde genel pazar hacminin büyümesinden dolayı firmaların kazançları da büyüyecektir.</p>
<p><strong>Yüksek Sabit Maliyetler: </strong>Ölçek ekonomisinin uygulandığı yüksek sabit maliyetler rekabeti kızıştırır. Toplam maliyetin büyük bir bölümünü sabit maliyet oluşturduğu takdirde, firma kapasitesini kadar üretimi mümkün olduğu en düşük birim maliyete yapması gerekecektir. Çünkü firma ancak sattığı ürün başına kazandığının birim maliyetten farkıyla ayakta kalabilir. Ne kadar fazla ürün üretilip satılabilirse o kadar güç sahibi olunabilir.</p>
<p><strong>Depolama Maliyetleri ve Ürünün Dayanırlığı: </strong> Ürünün depolanma süresi firmalar için önemli bir gider kalemidir, özellikle bu ürünler bozulabilir ürünler ise depolama süresi uzadıkça ürünün atıl duruma düşmesi söz konusu olacaktır, bu da firmaya ekstra bir mali yük getirmektedir.  Sadece üretilen değil, tedarikçilerden alınan ürünleri de düşünmek gerekir.</p>
<p><strong>Değişim Maliyeti: </strong> Ürünlerinizi kolaylıkla başka bir ürüne tercih edilebiliyorsa, ya da rakip firma pazarlama stratejileriyle rahatlıkla firmalarını tercih ettirebiliyorsa bu değişim maliyetinin yüksek olduğu anlamına gelir buda sektör içindeki rekabeti artıran öğelerden biridir.</p>
<p><strong>Marka kimliği ve Farklılaşmama: </strong> Ürün sabitliği ya da değiştirilemezliği rekabeti artırmaktadır. Ürünü farklılaştırma diğer rakiplerin ürünlerinden üstün kılma daha fazla tercih edilebilir hale getirebiliyorsa fakat sizin sektörünüzde üretilen ürünler buna izin vermiyorsa rakiplerinizden üstün olmak için daha farklı yollar tercih etmeniz gerekecektir.</p>
<p><strong>Çıkış Bariyerleri: </strong>Genelde pek fazla dikkate alınmayan kriterlerden biridir çıkış bariyerleri,  bir sektöre giriyorsanız ondan niye çıkmayı düşünesiniz ki. Bu kanı yanlış bir kanıdır, ürettiğiniz ürünün tutulmaması veya rekabetin ağırlaştığı zamanlarda sektörü terk etmeye çalıştığınız zamanlarda hem hukuksal açıdan hem de ekonomik açıdan zorluklarla karşılaşabilirsiniz.  Makine ve arazilerinizin çok düşük bedele gitmesi ya da ikinci ellerinin tercih edilmemesi gibi hadiseler çıkış bariyerlerini yükseltmektedir. Özellikle riski yüksek, rekabet yoğun olan sektörlerde dikkate alınması gereken bir konudur çıkış bariyerleri.</p>
<p><strong>Rakiplerin Ayrılığı: </strong> Farklılaşmadan farklı bir konu olan rakiplerin ayrılığı; firmaların tarihsel, kültürel ve kurumsal felsefesi açısından farklı olması sektöre zaman zaman zarar verebilmektedir, bu da sektörde başıboşluğa, güvensizliğe neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Çalkantılı Sektörler: </strong>Belli dönemlerde hızlı bir şekilde sektörün büyüdüğü ve birçok firmanın iştahını kabartarak girdiği sektörlerin tercihi sektörü olduğundan kalabalık hale getirebilir.  Sektörün büyüme hızı düştüğünde sektör doygunluk seviyesine ulaşır. Buda yoğu rekabet, fiyat savaşları ve şirket iflaslarına neden olabilir.</p>
<h2><strong>İkame Tehdidi</strong></h2>
<p>Porter’ın modeline göre firmanızın içinde bulunduğu sektörün dışındaki bir sektör tarafında sizin yaptığınız ürünün yaptığı işin benzerini yapan, ya da sizin ürününüzün yerine geçebilecek ürünler üreten sektörler bir risk ve tehdit unsurudur.  Bu sektördeki ürün, fiyat, kullanılabilirlik, çevreye etkisi yönünden avantajlar taşıyorsa sizlere ikame tehdidi oluşturacaktır.</p>
<h2><strong>Alıcı Tehdidi</strong></h2>
<p>Alıcı tehdidi, tüketicinin üretici sektör üzerindeki etkinliğidir. Genel olarak bu durum sektörün yoğunluğu, pazar büyüklüğü, pazardaki firmaların hacmiyle ilişkilidir. Firma sayısı yüksek fakat alıcı sayısı azsa,  alıcının ürünü kendisi temin etme şansı varsa, alıcı bir seferde büyük miktarda alım yapabiliyorsa bu durum alıcının satıcı üzerinde bir baskı kurmasını sağlayabilir.  Aynı zamanda hedef kitlenin bilinçli ve seçici olması da üreticinin işini zorlaştırmaktadır.</p>
<h2><strong>Tedarikçi Tehdidi</strong></h2>
<p>Alıcı tehdidinde geçenlerin tersi tedarikçi tehdidini oluşturmaktadır. Sektörünüze ürün tedarik eden firmalar azsa veya alıcı firması normalden fazlaysa bu durum tedarikçinin elini güçlendirmektedir.</p>
<h2><strong>Giriş Tehdidi</strong></h2>
<p>En önemli kuvvetlerden birisidir, giriş tehdidi.</p>
<p><strong>Devlet Bariyerleri: </strong>Özellikle liberal ekonomiye sahip olmayan devletlerde büyük sorun teşkil etmektedir giriş bariyerleri. Devletin adilliği korumak adına aldığı kararlar bazı sektörler için firmaları sınırlamaktadır.  Yüksek vergiler, izinler ve çeşitli bürokratik işlemler sektöre girişler için aşılması güç bariyerler oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Patentler ve Tescil: </strong> Bir ürün patentli ya da başka bir firmanın ya da şahsın adına tescilli ise bu firmaya bir maliyet getirecektir.  Aynı zamanda gireceğiniz sektör hakkında bilgi sermayeniz yoksa buda sizin için bir maliyet ve tehdit oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Yatırım Harcamaları: </strong> Girmek istediğiniz sektörün ön yatırım harcamalarının yüksek olması, bunun için yeteri kadar sermayeniz yoksa rekabet gücünüzü düşürecektir.</p>
<p><strong>Organizasyonel Ölçek Ekonomisi: </strong>Firmaların sektörde rekabet edebilir güce sahip olabilmesi için en önemli ve öncelikli hedef maliyeti azaltmaktır. Birim maliyet ne kadar azaltılabilirse firmanın piyasada rekabet gücü ve kâr oranı o kadar artar. Bu duruma terim olarak “Minimum Etkin Ölçek “ (MEÖ) denmektedir. O yüzden rekabetin yoğun olduğu ve benzer ürünü rakiplerinden daha fazla satarak fazla kâr edebilmesi için firmanın MEÖ sü en düşük seviyede olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/porterin-5-kuvveti-ile-sektor-secimi-536/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OTOBÜS</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/otobus-454?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=otobus</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/otobus-454#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 19:36:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erge Özcan</dc:creator>
				<category><![CDATA[55. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemahsül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkedergi.com/outsource/?p=454</guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="197" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1-197x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="otobusso1" title="otobusso1" /></p>Jilet bile yapılamayacak kadar eskimiş, hüzünlü bir otobüs… Otobüs içinde; daha refah bir hayata başlayacak olmanın umudunu ve karşılaşılacak olan yabancı coğrafyanın bilinmezliğinin verdiği çocuksu çekingenliği aynı anda taşıyan 9 tane erkek yüzü…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="197" height="300" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1-197x300.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="otobusso1" title="otobusso1" /></p><p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobs1ap3.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-465" title="otobs1ap3" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobs1ap3-300x218.png" alt="" width="300" height="218" /></a>Künye:</span><a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></span></strong></p>
<p><strong>Senaryo, Yapımcı, Kurgu: </strong>Tunç Okan   <strong>Görüntü Yönetmeni:</strong> Güneş Karabuda <strong>Yapım Yılı:</strong> 1974    <strong>Tür:</strong> Dram, Komedi, Polisiye, Gerilim <strong>Oyuncular:</strong> Tunç Okan, Tuncel Kurtiz, Björn Gedda, Oğuz Arlas, Aras Ören, Hasan Gül <strong>Müzik:</strong> Zülfü Livaneli  <strong>Yapım:</strong> Türk/İsveç Ortak Yapımı <strong>Yapım şirketleri:</strong> <a href="http://www.imdb.com/company/co0077415/">Hélios Films</a> , <a href="http://www.imdb.com/company/co0001239/">PAN Film</a>, <a href="http://www.imdb.com/company/co0027914/">Promete Film</a></p>
<p><strong>Yıl: </strong>1974</p>
<p><strong>Film Süresi:</strong> 91 dk.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Filmin Konusu: </span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Jilet bile yapılamayacak kadar eskimiş, hüzünlü bir otobüs… Otobüs içinde; daha refah bir hayata başlayacak olmanın umudunu ve karşılaşılacak olan yabancı coğrafyanın bilinmezliğinin verdiği çocuksu çekingenliği aynı anda taşıyan 9 tane erkek yüzü… Belki hayatlarında bir kez dahi şehri görmemiş, tüm ömürlerini köylerinde geçiren ve bin bir hayalle ve iş bulup refah içinde yaşama, belki de ailelerini de yanlarına alma umudu ile köylerinden kopup kaçak işçi olarak Stockholm’e giden 9 yüz… İşte ülkemizde gösterimi uzun süre yasaklı olan fakat hem daha sonra ülkemizde hem de yurtdışında büyük yankı uyandırıp pek çok uluslararası ödülü evine götüren Tunç Okan’ın ilk yönetmenlik denemesi olan ‘‘Otobüs’’ ün kısaca öyküsüdür bu anlatılanlar.</p>
<p>Sonradan sahtekâr olduğu anlaşılacak şoföre tüm umutlarını bağlayarak köylerini bırakıp umudu ve refahı aramak için İsveç’e kaçak işçi olarak giden dokuz kişinin Stockholm’deki işlek bir meydanda durumun kendi gibi hazin ve hüzünlü olan eski bir otobüs içinde yaşadıkları dramı anlatmaktadır filmimiz. Polislere kayıtlarını yaptıracağını ve bu kayıt sonrasında ertesi gün yeni işlerine başlayabileceklerini söyleyen ve bu vaatle talihsiz grubun tüm parasını ve pasaportlarını alan şoförün bir saat içinde geleceğini söyleyip hiç gelmemesi üzerine, yabancıları oldukları vahşi medeniyet dünyasının kucağında yapayalnız kalmıştır artık kahramanlarımız. Açtırlar, parasızdırlar, pasaportsuz, yersiz ve yurtsuzdurlar… Sürekli yeniyi öven ve eskimiş olan hiçbir şeyin kabul edilmediği bir medeniyet ortasında boyaları dökülen, metali çürümüş eski mi eski bir otobüs içinde tutsaktırlar… Gıcır gıcır giysileri, ellerinde iş çantaları ya da alışveriş torbaları ile meydandan geçen insanların garip bakışlarına maruz kalan külüstür aracın içinde polis tarafından enselenip sınır dışı edilme korkusu içinde kala kalmıştırlar. Yakalanma korkusu ve belki d<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-467" title="otobusso1" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobusso1-197x300.jpg" alt="" width="197" height="300" /></a>e biraz da yabancı oldukları toplumun korkunçluğundan kaçma arzusuyla sıkı sıkıya örtmüşlerdir otobüsün turuncu renkli, arabesk görünümlü perdelerini. Fakat gece olmuştur… Açtırlar, saatlerce otobüs içinde kaldıkları için tuvalete gitme ve nefes alma ihtiyacı içindedirler. Sonunda, gün boyunca etrafında dönüp durulan, şaşkınlıkla ve tiksintiyle süzülen ve hor görülen eski otobüsten birer ikişer çıkmaya, açlıktan çöp kutularındaki artıkları didiklemeye başlarlar.  Halka açık alanda sevişen çiftleri, hayatlarında hiç karşılaşmadıkları büyük mağazaları, cafcaflı ve albenili kıyafetleri sergileyen bir o kadar gösterişli vitrinleri, sex shopların cüretkâr ve fütursuz vitrinlerini, yürüyen merdiven denen ve üstünde nasıl durmaları ya da ne yapmaları gerektiğini kestiremedikleri ‘medeniyet’ icadı hareketli merdivenleri göreceklerdir bu bir gecelik kâbus kıvamındaki süreçte. Bu dokuz kişiden medeniyete ve refah umutlarına ilk kurbanımızı veririz ardından. Polisten kaçarken arkadaşını kaybeden ve dil bilmez, yol ve iz bilmez, pasaportsuz, beş parasız halde sokaklarda kaybettiği arkadaşının adını geceye ‘‘Mehmettt Mehmettt’’ diye son derece yürek dağlayan bir şekilde haykıran bu karakterimizin sabah soğuktan donmuş bir şekilde bir köprüde durduğuna ve ardından kaskatı kesilmiş vücudunun köprüden aşağıdaki nehre düştüğünü görürüz. İkinci kurbanımız ise Tunç Okan’ın bizzat kendisinin canlandırdığı kara yiğit delikanlı Mehmet’tir.  Aç bir halde tuvalete gidip suyla karnını doyurmaya çalışırken yanına sırnaşan bir İsveçlinin peşine takılır kahramanımız. Peşine takıldığı adam eşcinseldir ve aslında Mehmet’i yanında götürmesinin sebebi akşamlık eğlencesini son derece dejenere bir ortamda bu kara yiğit, yakışıklı, kelli felli genç adamla geçirmektir. Kahramanımız olaylardan ve yaşanacaklardan habersiz bir şekilde adamı takip edecektir. Çünkü açtır, kimseyi tanımadığı bu korkunç yerde onun yanına yaklaşan herkes çekingen bir umudun yeşerticisidir. Sonunda kahramanımızı elinde açlıktan saldırdığı butuyla koltuğuna korkuyla büzüşmüş bir şekilde seks partisi yapılan bir yerde görürüz. Yılın playboyu seçimlerinin yapıldığına, seçen bayan ve seçilen sözde playboy şahsın resmen kulüpte herkesin gözünün önünde seviştiğine, kahramanımızı bu dejenere mekana sürükleyen adamın eşcinselliğin belki de ‘e’ sinden haberi olmayan Mehmet’e sarkıntılık yaptığına ve tüm bunların sonunda da Mehmet’in adeta tüm yaşananların bir toplamı ve hissedilenlerin özeti olan bir haykırış kopardığına ve adeta bir hayvanın vahşiliğinde masadaki yemeklere ve butlara saldırdığını görürüz. ‘‘Vahşi’’,  ‘‘barbar’’ gibi sözlerle bu hareketinden dolayı kulüpteki insanlar tarafından adeta <a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobus1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-466" style="margin: 5px;" title="otobus1" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/otobus1-300x247.jpg" alt="otobus1" width="240" height="198" /></a>hor görülür, kınanır kahramanımız. İnsanlar… Yaptıkları iğrenç şeyler, dejenerelikleri ile asıl vahşi ve hayvani olan insanlar tarafından… Ardından da kapana kısılmış bir hayvanmışçasına dövülerek tenha bir bahçede öldürüldüğüne şahit oluruz Mehmet’in. Ayrıca diğer yedi kişinin de gece boyunca şehrin insanları tarafından korkutulduğuna ve alay konusu olduğuna şahit oluruz.</p>
<p>Ve yine sabah olmuştur… Dokuz kişiden bedenen yedi kişi kalmıştır… Aynı külüstür, hüzünlü otobüsün içinde ve arabanın ilk park edildiği yerdedirler. Perdeler yine sımsıkı kapanmıştır dış dünyanın ürküntüsüne set çekme arzusu ve sınır dışı edilmeme umuduyla… Ve sonra yasak yerde iki gündür park edilmiş vaziyette duran hüzünlü otobüsümüz polisin emriyle çekilir. Sonunda kitli olan kapı da açılır ve yedi ürkek surat çıkar polislerin karşısına. Ve son sahnede de kaçak işçi adaylarının bir bir, adeta sürüklenerek sınır dışı edilmek üzere karakola götürüldüğüne ve külüstür arabanın da üstüne arabayı tuzla buz edercesine balyozların indiğine şahit oluruz. O; külüstür, medeniyetin yeniliğe düşkün yapısının ortasında tüm eskiliğiyle ve hüznüyle duran otobüse inen her darbe, dokuz kahramanımızın hayalleri ve umutlarına inmiştir adeta ve Türk Sineması’nın en etkileyici ve yürek delici filmlerinden biri de bu üzücü ve son derece vurucu finalle sona ermiştir..</p>
<p><strong>Film Hakkında Bilgiler ve İnceleme:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong>Tunç Okan’ın oyunculuğu 1966’da bıraktığını söylemesinden 8 sene çektiği, sinema dünyasına son derece dikkat çekici bir dönüş gerçekleştirdiği ve  yönetmen koltuğunda ilk defa görev aldığı filmidir ‘‘Otobüs’’.  Okan’ın senaryosunu son derece etkilendiği bir gazete haberinden esinlenerek oluşturduğu film, ülkemizde yıllarca yasaklı kalmış fakat daha sonra Danıştay kararıyla gösterime girebilmiştir.<a href="#_ftn2">[2]</a><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/oto2.jpg"><img class="size-medium wp-image-464 alignright" style="margin: 5px;" title="oto2" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/oto2-300x178.jpg" alt="" width="270" height="160" /></a></p>
<p>‘‘Gösterime girdiği yıllarda yurt içinde ve yurt dışında oldukça sözü edilen Otobüs, içeriğiyle ilgili olarak olumlu ve olumsuz birçok eleştiri almıştır. Türkleri küçümsediğini savunanlar, filmin gerçekçi olmadığını söyleyenler, basit ve şematik bulanlar ya da olay ve kişilerin abartıldığını öne sürenler olduğu gibi; gelişmiş ve az gelmiş ülkeler arasındaki çelişkiyi çok başarılı verdiği, Doğu-Batı toplumları arasındaki uçurumu vurguladığı, gerçekçilik anlayışının farklı verilebileceği ve bu filmin de gerçekçi olduğu, yurtdışına giden işçi Türklerin durumlarını bira abartarak da olsa doğru bir biçimde sergilediği görüşlerini paylaşanlar da olmuştur filmle ilgili olarak.’’<a href="#_ftn3">[3]</a></p>
<p>Tunç Okan, Zeynep Oral’ın kendisiyle yaptığı söyleşide bu eleştirilere ve filme yönelik suçlamalara sinema endüstrisinin çarkının dışında, acemi ve amatör bir ruhla çalışmanın filme kattığı farkı da vurgulayarak şu şekilde yanıt vermiştir:</p>
<p>‘‘Bütün bu bilgisizliğin, acemiliklerin, daha doğrusu sinema piyasasının, sinema sisteminin dışında, film yapmanın benim için çok yararı oldu. Çok şey öğrenmenin yanı sıra, düşünce özgürlüğüme sonuna dek sahip çıkabildim. Yine bu filme amatör bir tavırla yaklaşmam, sonuç üzerinde de olumlu noktalar yarattı. Başlangıçtan beri yapmak istediğim bir çatışmayı, bir büyük uyumsuzluğu, aykırılığı ortaya koymaktı. Tekniğiyle, aşırı gelişmiş tüketim toplumuyla az gelişmiş toplumun insanlarını karşı karşıya getirmekti. Bunların birbirleriyle olan kendi içlerindeki çelişkiyi, aralarındaki korkunç çatışmayı vurgulamak istedim. Yoksa amacım sansürün ve bazı  aydınlarımızın iddia ettiği gibi, ne Türk işçisini, ne Türk insanını küçük düşürmek değildi. Filmdeki işçiler Türk değil, herhangi bir azgelişmiş toplumun insanları olabilirdi. Türk olmaları bir rastlantıdır. İtalyan ya da İspanyol olsalardı, film bildirisinden bir şey kaybetmeyecekti…’’<a href="#_ftn4">[4]</a></p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-468" title="untitled2ep8" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8-300x218.png" alt="" width="300" height="218" /></a>Tüm söylenenleri bir yana bırakırsak, ‘‘Otobüs’’ filmini eleştirenlere en güzel cevabı yurt dışındaki festivallerin verdiğini söylemek mümkündür. Çünkü Tunç Okan’ın yönetmen koltuğuna ilk kez oturduğu bu filmi sayesinde Türk Sineması pek çok uluslararası  festivalde taçlandırılmıştır. Sicilya’da düzenlenen Taormina Film Festivali&#8217;nde büyük ödülü (altın charybe), Çekoslavakya’da düzenlenen Karlovy Vary Film Şenliği&#8217;nde Uluslararası Sanat ve Deneme Sinemaları ödülü, Dünya Sinema Kulüpleri Federasyonu&#8217;nun Donkişot ödülünü evine götüren film aynı zamanda da Strasbourg (Fransa) İnsan Hakları Film Festivali ödülü, Portekiz&#8217;de Santarem Festivali büyük ödülü ile birlikte Sinema Eleştirmenleri özel ödülünü kazanarak hak ettiği değeri uluslar arası platformda elde etmiştir.<a href="#_ftn5">[5]</a></p>
<p>Okan, Zeynep Oral’la gerçekleştirdiği aynı söyleşisinde şunları da ifade etmiştir:</p>
<p>‘‘Ben her şeyden çok insana inanıyorum. Bir milliyetin ya da milliyetçiliğin sınırlarıyla, kalıplarıyla belirlenmiş değil; özünde içerdiği evrensel değerlerle insana inanıyorum. Bu nedenle ilk filmimde olduğu gibi, bundan sonraki çalışmalarımda da konu insan olacak. … Ne yazık, ne acı, Türk aydınının bir bölümünün, çağdışı bir sansürle aynı yerde birleşmesi, aynı bağnazlığa düşmesi…Azgelişmiş toplumların bazen aydını da belli koşulları yırtıp atamadığından azgelişmiş oluyor ve bir sanat eserine ancak çok dar çerçevelerden bakıyor …’’<a href="#_ftn6">[6]</a></p>
<p>Otobüs filmini incelemeden, önemli noktalarını ve sahnelerini irdelemeden ve popüler sinemayla kıyaslamasını gerçekleştirmeden önce kendisi de gurbetçi bir yönetmen olan Tunç Okan’ın bu filminde ve yönetmenlik koltuğunda bulunduğu diğer filmlerinde işlediği ‘‘dış göç’’ kavramını açıklamamız ve Otobüs’ün dış göç konusunu işlemede izlediği yolu aktarmamız gerekmektedir.</p>
<p>Dış göç;  2. Dünya Savaşı sonrasında hız kazanan bir olgudur. Savaşın bitimiyle hızla sanayileşme sürecine giren fakat bunun getirdiği iş gücü ihtiyacını karşılayamayan Batı Avrupa Ülkeleri, bu ihtiyaçlarını karşılamak için yabancı iş gücü talebinde bulunmuşlardır ve bu da pek çok ülkede iş gücü göçüne neden olmuştur.  Günümüzde ise milyonlarca insan kendi ülkelerini şiddetten ya da baskıcı rejimden kurtulmak için terk etmektedir. Üçüncü dünya ülkelerinde çoğulcu ve katılımcı yapı eksikliği olduğu ve buralarda ekonomik, siyasi ve askeri güç belirli toplumsal grupların tekelinde olduğu için; toplumun bir kısmı ihmal edilmekte ya da baskıya maruz kalmaktadır. Bu durum da insanların son çare olarak göç etmelerine neden olmaktadır.<a href="#_ftn7">[7]</a></p>
<p>Türkiye dış göçüne bakacak olursak…1961 yılında Türkiye ve Almanya arasında imzalanan Türk Alman İşçi Mübadelesi Antlaşması ile Batı Avrupa’ya dış göç başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa ülkelerinde oluşan ekonomik gelişmelerin doğurduğu işgücü açığı ve imzalanan bu antlaşma sonrasında pek çok vatandaş iş bulup para kazanmak umuduyla Batı Almanya, Fransa, İsveç, Avusturya, Belçika gibi ülkelere dış göç gerçekleştirmiştir.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>
<p><a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-463" style="margin: 5px;" title="bscap0014" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014-300x178.jpg" alt="" width="270" height="160" /></a>Çoğunluğu hiç şehri bile görmemiş insanlardan oluşan bu gurbetçiler; yabancı ülkelere ayak bastıklarında doğal olarak son derece bocalamış, adeta sudan çıkmış balık durumuna gelmişlerdir. Vatan özlemi, yabancı bir yerin kültürüne adapte olmada yaşanan güçlük ve iki kültür arasında sıkışıp kalmak, istense de yurda dönememe durumu, büyük ümitlerle gelinen el diyarlarında çekilen zorluklar gibi durumlar ileride dış göçün sonuçlarını yansıtacak pek çok filmin çekilmesine de sebep olmuştur.</p>
<p>İşte bu filmlerden biri olan ve 1974 tarihinde çekilen Otobüs, Ortak Pazar ülkeleri dışından yabancı iş gücü alan Batı Avrupa ülkelerinin, içlerine girdikleri ekonomik durgunluk sebebiyle işçi alımını durdurmalarından bir sene sonra çekilmiştir. Filmdeki dokuz talihsiz karakteri dış göçe zorlayan ya da yönlendiren gerekçe bellidir;  iş bulmak, daha iyi bir yaşam ve yoksulluktan kaçmak… Filmde dış göç yasadışı yollardan yapılmak istenir.  Kazanç uğruna her şeyi yapabilecek yasadışı kurumların, daha iyi bir yaşamı umut ettikleri için köylerinden kopup gelen karakterleri yabancı iş gücü alan ülkelerden İsveç’e kaçak yollarla ve karaborsa fiyatlar karşılığında götürmelerinin altı çizilmektedir. Otobüs’ün aynı zamanda şoförü olan ve sürekli olarak medeniyete geldiklerini ve artık çok para kazanacaklarını işçi adaylarına yenileyerek onlara boş umut vermeyi sürdüren karakter aracılığıyla; sahte evraklar, belge ve vizeler temin ederek gurbetçi işçi adaylarını sömüren aracı kurumlara dikkat çekilmiş ve yapılan para alışverişlerine ve sahtekârlıklara vurgu yapılmıştır. Böylelikle dış göç uğruna insanların çektiği çileler ve maruz kaldıkları sahtekârlıklar da son derece gerçekçi bir şekilde sunulmuştur.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>
<p>Otobüs filmindeki göçmen adayları yoksulluktan kaçmaktadır. Onların yoksulluğu endüstrileşme ve teknolojik gelişmelerle zenginliğin uç boyutlara geldiği bir çağda aynı zamanda da son derece ironik bir şekilde yoksulluğunda bir o kadar uç boyutlara gelmesinin getirdiği sefalettir. Dokuz karakterimiz bu durumu değiştirmek için, yoksulluğu yenmek için, daha iyi yaşam umudu ile göç etmeye yönelirler. Filmimizde göç edenlerin hepsi erkektir. Türk dış göçünün önce erkeklerin dış ülkelere gitmesi ve ardından aileleri yanlarına almaları ya da almamaları şeklinde cereyan ettiğini anlatır bu durum. Zaten Türk dış göçünde kadınlar genelde görünmez aktörlerdir. Filmimizde kadın figürüne, yönetmen Tunç Okan’ın kendi canlandırdığı karakterin kurduğu düşte ekranlara yansıyan pamuk tarlasında çalışan iki kadının görüntülerinde rastlamaktayız. Kadın özlemin ve ana, eş olarak memleketin, anayurdun simgesidir. Filmdeki karakterler çekingen umutlarını da yanlarına alarak gittikleri İsveç’te yaşama ve oraya yerleşme imkânı bulamamalarından ötürü mevcut sosyal statülerinde de bir değişme gözlenememiştir. Hayatlarında iyi yönde değişen hiçbir şey olmamış; aksine bazıları hayatını, bazıları ise tüm umutlarını kaybetmiştir. Yönetmenin kendisi de zaten filmindeki amacın göçmenlerin sorunları olmadığını, asıl amacının endüstrileşmiş toplumlardaki bireyin başka ülkenin kırsal kesimlerinden gelmiş, azgelişmiş bir yerde hayatını idame ettirmiş insana yönelttiği acımasızlığı ve gidenlerin medeniyet diyarı diye nitelendirilen ülkelerdeki yabancılaşmalarını aktarmak olduğunu ifade etmiştir. Filmde yabancılaşma diğerlerinden ayrışma, ayrılma anlamında verilmiş ve bu yabancılaşma da filmde endüstrileşmiş, son derece gelişmiş bir sanayi toplumunun işlek bir meydanında hüzünlü ve eski mi eski bir otobüs görüntüsü ile başlamış ve giysileri, bıyıkları, tavırları, çekingen halleri ile bulundukları yere ait olmadıkları son derece belli olan dokuz kahramanımızın ülkenin insanlarının alay eden, küçümseyen ve ‘‘Pis yabancılar’’ söylemlerine kadar uzanan tavırları ile iyice belirgin kılınmıştır. Filmin sonunda hayatta kalmayı başaran karakterlerin kendilerini buldukları yer karakol olacaktır ki buradan hüzünlü ve dökülen bir otobüs içinde başlayan yolculuğun onlar için artık bittiğini anlamamız sağlanmıştır. Hayatta kalanların sınır dışı edilecekleri ve tuzla buz olan umutları ile birlikte ülkelerine gönderilecekleri açıktır.<a href="#_ftn10">[10]</a></p>
<p>Ve filmimizi incelemeye başlarsak… Filmimiz külüstür bir otobüsün(sonrasında sürekli teknolojik yönden yenilenmeyi şart koşan medeniyetin beşiğinde eskimenin, yalnızlığın, yabancılığın hüznünün simgesi olacaktır bu otobüs) boyaları dökülen kapısı üzerine yansıyan  ‘‘Bir Tunç Okan Filmi’’ yazısı ve ardından cast ve ekibin isimlerinin yine bu hurda otobüsün üstüne yansıması ile başlar. Arka fonda ise Zülfü Livaneli’nin en formda olduğu dönemin yansıması olan muhteşem film müziği… Bağlamanın otantik kültürümüzü belli eden ve insanın içini sızlatan o tiz ve efkârlı sesi… Karlar arasında ilerleyen otobüsümüz ekranın uzak noktasından yakınına doğru ilerlerken bu müzik gitgide daha da güçlenir. Sadece buradan bile, yönetmenimizin müzik öğesine ne kadar önem verdiğini ve müziğin, filmin hüznünü ve atmosferini yaratmada ve yabancı bir kültürde köylerinde bağlama ezgileri ile büyümüş insanların son derece uyumsuz bir görüntü sergileyeceklerinin ipuçlarını almamızda ne denli önemli bir ayrıntı olacağını algılarız.</p>
<p>Ardından otobüsün içindeki dokuz hüzünlü erkek yüzü gelir ekrana… Umudun çekingenlik ardında gizlenen ufak pırıltılarını yansıtan yüz ifadelerini son derece etkileyici bir şekilde yansıtmayı başarır bize yönetmen Tunç Okan. Hem de bunu dokuz karakterimizin ağzından toplamda iki cümle, iki kelime ve bir de haykırışı andıran gür bir çığlık sesi dışında hiçbir diyalog vermeden başarır.</p>
<p>Filmin sahnelerini tek tek inceleme yoluna girmek yerine filmin genel anlamıyla güçlü ve farklı yönlerini inceleyecek olursak… Öncelikle film; toplumsal bir sorunu hatta sadece toplumsal bir sorun değil, endüstrileşmenin ardından pek çok ülkenin insanını etkileyen dış göç olgusunu ele alması ile evrensel bir sorunu ele almış; gelişmiş ülkelere az gelişmiş ülkelerden gelen insanın yaşadığı hor görülme, aşağılanma, yabancılaşma noktalarını vermeyi asıl amacı edinen film aslında bu yönüyle büyük bir insanlık sorununa da işaret etmeyi başarmıştır.  Büyük ve albenili mağazaların, yeni arabaların ve eşyaların, ellerinde Bond çantaları ile iş saatlerine tutsak insanların ya da ellerinde alışveriş torbalarıyla tüketime mahkum insanların kol gezdiği, sahip olunan bolluk sebebiyle insanların doyumsuzluktan ötürü son derece dejenere eğilimlere girdiği bir medeniyet şehrinde -ki Medeniyet’in tek dişi kalmış canavar olduğu son derece başarılı bir şekilde vurgulanmıştır bu filmde- farklı giysileri, bıyıkları, çekinden bakışları ile son derece dikkat çeken bu dokuz hazin karakterimizin, sürekli yenilenmeyi ve eski, yavaş olan her şeyin çöpe gitmesini öngören endüstrileşmiş şehrin meydanında jilet yapılamayacak kadar eskimiş bir hurda otobüs içindeki hazin görüntüleri ile; az gelişmiş toplumlar ve gelişip endüstrileşmiş toplumlar arasında sıkışıp kalan insanın bocalamasını, yalnızlığını ve yabancılaşmasını son derece etkili ve vurucu bir şekilde vermeyi başarmıştır Tunç Okan.</p>
<p>Öncelikle filmin görüntülerinin başarısına değinirsek… İlk yönetmenlik denemesinde, türlü bilgi eksikliği ve acemiliğin içinde Tunç Okan’ın böylesine başarılı, çok az diyalogla milyonlarca söz söylemeyi başaran bir yapım ortaya koyması son derece büyük bir başarıdır. Filmin anlatmak istediği her şeyi Tunç Okan’ın muhteşem yönetmenliği ve Güneş Karabuda’nın harika görüntü yönetmenliği ile filmin sesini sonuna kadar kapatsak dahi görüntüler ile kavramamız mümkündür. Sembolik sahneler, müziğin muhteşem kullanımı, atmosferin yaratılmasındaki başarı… Kısacası dört dörtlük ve alışılmadık derecede orijinal, popüler sinema kalıplarından uzak derinlikte bir çalışma ortaya koyar Okan.</p>
<p>Filmin aynı zamanda senaryo yazarlığını da üstlenen Okan’ın burada da döktürdüğünü söylememiz mümkündür. Çok az sözle çok şey söylemeyi başaran bir senaryoya sahiptir Otobüs. Dokuz göçmen adayı film boyunca hep susmuşlardır. Onlar sustukça başkaları konuşmuştur. Dokuz kişiden sadece ikisi herhangi bir ses ya da cümle çıkarmıştır ağzından. Dolandırıcı otobüs şoförü, kaçak işçi servisçisi film boyunca en çok konuşan karakterdir zaten. Sadece otobüsle Stockholm’e gitmeden önce verdikleri molada ve Stockholm caddesinde bir başına kaldığında Tuncel Kurtiz’in oynadığı karakterin söylediği iki cümle dışında hiçbir cümle etmezler. Sesin çıktığı diğer iki yer; çığlık ve haykırıştır. Tuncel Kurtiz’in oynadığı karakterin, polisten kaçarlarken kaybettiği arkadaşının yani Tunç Okan’ın oynadığı karakterin ismini hiç bilmediği bir şehirde, iz bilmez dil bilmez halde, gecenin ürküntüsü üstüne çökmüş vaziyette çaresizlikle ‘‘Mehmetttt Mehmetttt’’ diye haykırması son derece etkileyici ve hazin bir sahnedir. Karakter burada; bulmak ve bulunmak ister. Köydeyken belki de tarlada birlikte çalıştığı, aynı türküleri çığırdığı memleketlisini bulmak ister Stockholm’un gecesine ve boş sokaklarına ismini haykırarak. Yabancı ve vahşi bir kentte arkadaşını ve aynı zamanda da en az kendi kadar buraya ait olmayan sığınağını yani külüstür otobüsü bulmak ister. Son bir umut olarak köpeğini gezdiren bir İsveçliye şiveli bir Türkçe ve tüm saflığıyla ‘‘Otobüsü gördün mü gardaş’’ diye sorduğu ve adamın köpeğini eline alıp korkuyla bu farklı görünümlü, yabancı adamın yanından adeta kaçtığı sahne binlerce cümleye eş değerde bir sahnedir. Ve diğer haykırış; filmin sonlarına doğru sırf karnını doyurmak için peşine takıldığı bir İsveçlinin peşinde ne olduğunu bilmediği bir seks partisinde büzüşmüş halde olanları izleyen ve Tunç Okan tarafından canlandırılan karakterin sonunda bu vahşiliğe, bu vurdumduymaz dejenereliğe, çevresindeki korkunç ‘‘medeniyet’’ isimli canavarın haline dayanamayarak kopardığı o gür haykırış gelir… Bu haykırış bence filmin anlatmak istediklerinin bir özetidir. Vahşi medeniyet içinde, endüstrileşmiş toplumun yarattığı doyumsuzluğun getirdiği daha fazla isteme güdüsüyle son derece fütursuz yollara sapan, yabancıyı ve farklı olanı aşağılayan ve hor gören, metaya tapan, pornografiye batan insanların içinden kurtulma arzusunun, yabancılaşmış yahut da yabancılaşma korkusu içine girmiş insanın o lisansız, lügatsız çığlığıdır bu haykırış… Zaten film boyunca dokuz karakterine toplamda iki cümleden başka bir şey söyletmemiş olan yönetmen ve senarist <a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8.png"><img class="alignright size-medium wp-image-468" style="margin: 5px;" title="untitled2ep8" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/untitled2ep8-300x218.png" alt="" width="300" height="218" /></a>Okan’ın amacı da tüm bu susuşların aynı anda konuştuğu bu haykırışın gerilimini ve yoğunluğunu arttırtmak, o haykırışı tüm hücrelerimizde hissetmemizi sağlamaktır. Suskunluğun konuşmasıdır o haykırış…</p>
<p>Burada haykırış ve karakterin haykırarak açlıkla yemeklere saldırması çok güçlü bir metafor olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle haykırışın ve çığlığın bir lisanı yoktur hele ki bazı çığlıkların… Ana çığlığı mesela… Atilla Atalay’ın çok sevdiğim romanı Sıdıka’nın bir bölümünde bununla ilgili son derece güzel bir örnek vardır. Sıdıka günlerce Birleşmiş Milletler Sekreterliğini telefonla düşürmeye ve dünyayla ilgili şikayetlerini aktarmak için BM’nin sekreterliğine ulaşmaya çalışır. Saatlerce, hatta günlerce BM’yi aradıktan sonra sonunda telefon düşer fakat annesi daha hiçbir şey söylemesine fırsat vermeden telefonu elinden alıp avizesine doğru çığlık atıp telefonu kapatır. Sıdıka şaşkın ve kızgındır. Annesine bunu neden yaptığını sorduğunda kadından şu trajikomik(trajik kısmı çok daha ağır basmaktadır bana sorarsanız) cevabı alır: ‘‘ Ööle bööle bağırmadım ama… Sen anlamazsın ‘‘ana gibi’’ bağırdım… Dünyanın her tarafındaki kasaplar bilir bu çığlığı… Dili filan yoktur bunun… Kulağımızı tıkarsak duymayız sanırlar… Ama ana çığlığı adamın kâbuslarına girer, bin yıl yankılanır, lanetleri alınlarına yapışır…’’<a href="#_ftn11">[11]</a> Görüldüğü gibi bazı çığlıkların ne anlatılmaya ne de lisana ihtiyacı vardır. Nasıl ki ana çığlığı insanın yakasına yapışır ve lisan, lügat gerektirmeden söylemek istediklerini feryadıyla açıklarsa, işte bu filmdeki karakterimizin haykırışı da aynı ana çığlığı gibi hiçbir söz söylemeden binlerce cümle kurmaktadır. Medeniyet denen canavarın vahşi çarkında sıkışmış insanın, kendisine yabancılaşmaya yüz sürmüş bireyin, farklı bir kültürde asimile olma ya da kaybolma tehlikesi içinde kalmış kişinin çığlığı; medeniyet ve endüstrileşmenin yarattığı ürkünç sisteme karşı atılan bir haykırıştır bu haykırış… Ayrıca haykırış sonrası karakterimizin butlara çıplak eliyle adeta saldırdığı, yemekleri ağzına tıkıştırdığı ve bu hareketinin sonucu aşağılanıp öldürüldüğü bölümde bir metaforun parçasıdır. Zira burada hayvani açlık gösteren aslında karakterimiz değil; fazla doyumsuzluktan ötürü çarpık yönlere yönelmiş endüstrileşmiş toplum insanıdır. Karakterimiz sefaletten, yoksulluktan ötürü geldiği bu şehirde tüm yolluk parasını kaybetmesinden ötürü açtır. Yani onunki açlığın somut ve gerçek anlamıdır, metaboliktir. Oysaki onun butlara ve yemeklere saldırmasını kınayan insanlar karakterimizden çok daha vahim bir açlığın içindedir. Yani fazla doyumun getirdiği doyumsuzluğun içinde açtırlar ve açlıkları metaforiktir.</p>
<p>Filmimizde kullanılan sembolizm öğelerine gelirsek… Mozaik taşlarla süslü ve çevresinden yüzlerce insanın akıp gittiği koskocaman bir meydanda yapayalnız kalmış hüzünlü ve eski otobüs görüntüsü; az gelişmiş bir toplumdan gelip gelişmiş bir toplumun içinde sıkışmış ve yabancılaşmış bireyin yalnızlığını son derece başarılı ve etkileyici bir şekilde sunmayı başarır. Zaten filmde kullanılan ana sembolik unsurdur.   Bunun dışında, Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı karakterin donduktan sonra köprüden buz gibi nehre düşmesi üzerine, işe gitmekte olan bir İsveçlinin gayet insaniyetten uzak bir şekilde ‘‘Pis yabancılar’’ demesi de sembolik bir yaklaşımdır. Zira, ‘‘pis’’ olan yabancı suya düşünce ölmüş olsa da  temizlenmiş midir; yoksa asıl temizlenmesi gereken, insaniyetten uzaklaşıp metalaşan gelişmiş ülke insanının kirlenmiş vicdanı mıdır? İşte bu sembolik ayrıntıyla Tunç Okan, bahsedilen ironiyi en çarpıcı şekilde vermeyi başarmıştır. Bunlar dışında dokuz yolcunun hiç konuşmamasının yanında onları dolandıran ve iyice medeniyet havalarına girmiş olan ve kendisi de bir Türk olan şoförün sürekli konuşması da sembolik bir noktadır. Şoför daimi olarak medeniyeti öven, endüstrileşmiş toplumun refahından bahseden ‘‘Makineye bak son Amerikan icadı. Bas düğmeye al resmi. Hey gözünü sevdiğim medeniyeti.’’, ‘ Kurtuldunuz len. Medeniyet len burası. Para len para…’’ gibi cümleler kurmakta ve dokuz yolcunun suskunluğunun karşısında boş gürültü yapmaktadır. Kapitalizme burada çok ciddi bir eleştiri vardır; az gelişmiş ülkenin insanının suskunluğu ve medeniyetin tadını almış insanın fazla konuşması ekseni etrafında dönen ciddi bir eleştiridir bu. Aslında kendi de sistemin efendilerine ezilen kapitalist toplum insanının, kendinden daha acemi ve kötü durumda olana efelik taslaması ve hava atması söz konusudur burada. Çok konuşan medeniyet insanının boş lafları ve hiç konuşmayan az gelişmiş toplum insanının çok söz söyleyen suskunluğu…  Bu ironiyi, paradoksal yapıyı çok iyi vermeyi başarmıştır Tunç Okan. Ayrıca filmimizde çok önemli olan iki sembolik kullanım daha vardır. Birincisi; filmin iki sahnesinde, Tunç Okan’ın oynadığı karakterin hayali eşliğinde yansıyan tarlada çalışan siyah beyaz iki kadın görüntüsüdür. Bu iki kadın; memleketi, özlem duyulan kökeni, anayı ve eşi simgeler. İki kadın görüntüsü siyah beyazdır çünkü artık memleket de, ana da eş de geride, memlekette yani mazide kalmış, yalnızca özlem duyulan bir görüntü olarak karakterimizin ruhuna çakılmıştır. Ve gelelim filmin sonunda kullanılan, belki de filmin en etkileyici öğelerinin başında gelen sembolik kullanıma; yani hayatta kalan yedi işçinin polisler tarafından adeta sürüklenircesine karakola doğru sürüklendiği sahneyi takip eden otobüse inen balyoz görüntülerine… Her göçmen adayının otobüsten çekilip alınması ve karakola sürüklenmesiyle bir balyoz darbesi yer; hüzünlü, yalnız, eski otobüsümüz. Metalleri parçalanır, camları tuzla buz olur; aynı kahramanlarımızın parçalanıp tuzla buz olan hayalleri gibi… Otobüse inen her darbe, hayale ve umuda inen bir darbe olarak sembolize edilmiştir bu sahnede ve diğer bütün sembolik kullanımlarda olduğu gibi yine Tunç Okan sahneyi adeta konuşturmuş, sembolizmle filmi son derece etkili bir şekilde bitirmeyi başarmıştır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Filmin Popüler Sinemayla Karşılaşılaştırılması</span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>Filmimiz anlattıklarımızdan da anlaşılabileceği üzere, popüler sinema değildir; aksine son derece cesur söylemi, amatör ruhla oluşturulmuş yapısı, sinema çarkının dışında oluşturulmuş bünyesi ile son derece özgün bir filmdir.  Otobüsün neden popüler sinema örneği olmadığını maddelerle açıklamak gerekirse:</p>
<p>1) Filmin sonu popüler sinemada olduğu gibi mutlu sonla bitmemiş, izleyene katharsis duygusunu tatma imkânı verilmemiştir. Hayatta her hikâyenin sonunun iyi bitemeyeceğini son derece iyi bir şekilde vurgulamış ve filmi seyredenlere, rahatlama hissi verecek gerçekten uzak bir mutlu son yerine; gerçekçi bir mutsuz son armağan etmiştir.</p>
<p>2) Filmde başrol yoktur. Herkes başroldür ya da herkes yan roldür. Her ne kadar Tunç Okan’ın ve Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı karakterler biraz daha baskın da olsa bir başrolden bahsetmemin olanağı da yoktur.</p>
<p>3) Filmde popüler sinemada olduğu gibi ‘‘iyiler’’ ve ‘‘kötüler’’ çok keskin ve çok boyutlu bir yaklaşımdan uzak bir şekilde verilmek yerine; ikilemler ve çelişkilerin sistemden kaynaklandığı mesajı verilmekte ve kötü ya da gaddar hareketlerde bulunan karakterlerin yaşadıkları toplumun şartlarından ötürü bu vaziyete geldiğinin ipuçları verilmektedir. Örneğin; ülkeye önceden gelmiş olan ve şimdi Türk göçmen adaylarını dolandıran karakterimiz bile insancıl bir şekilde verilmiştir. Dolandırıcıdır dolandırıcı olmasına ama, onu buna iten sebepler nelerdir? İşte bu noktada dolandırıcı olan bu karakterimizin Stockholm sokaklarında yürürken yanından geçtiği sokak şarkıcısının seslendirdiği şarkının sözleri her şeyi açıklamaktadır: ‘‘ O bir yudum alır ama daha ileri gidemez. Polis düdüklerini işitmiştir. Elinden şişeyi alırlar. Onu arabanın içine alırlar. Oto hızla uzaklaşır. Ertesi gün serbest bırakılmıştır. Gazetelerde onun dolandırıcı olduğu yazılır. Topluma yarattığı problemler tartışılır içine uyamadığı bizim güzel ve zengin toplumumuza. O ise anlayış gö<a href="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-463" style="margin: 5px;" title="bscap0014" src="http://www.turkedergi.com/outsource/wp-content/uploads/2010/05/bscap0014-300x178.jpg" alt="" width="300" height="178" /></a>rmek ister. Ama küfer ve dayaktır hakkı. ‘‘Defol’’ derler. Vururlar. Eski hayatına döner. Hiç şans tanınmamıştır ona. Ondan beri sarhoş yaşar. Üçkağıtçı derler onun için. Doğru sayılmaz. Korkusunu bastırmak için alkolle yaşar.’’ Zaten bu karakterimizin havaalanındaki polisler tarafından sırf İsveçli olmadığı belli olan tipinden dolayı çırılçıplak soyulması ve sırf yabancı olduğu için  uyuşturucu satıcısı ya da taşıyıcısı olabilme ihtimalinden ötürü insan dışı muameleye uğraması da bu şarkıyı kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>4) Sözden ziyade görüntülere sahip olan filmde; görüntüler adeta binlerce cümle söylemektedir. Popüler sinemada hayal gücüne çok az yer bırakacak ya da irdeleme ve sembol çözmeye yer vermeyecek bir yol izlendiği ve en ufacık bir görüntünün dahi diyaloglarla anlatılma çabasına girildiği düşünülecek olursa bu bile filmimizin popüler sinema örneği olmadığını kanıtlamaktadır.</p>
<p>5) Filmin yönetmeni Tunç Okan’ın hiçbir şey bilmeden ve sinema sistem çarkının dışında bu filmi gerçekleştirdiğini söylemesi, sırtını güçlü yapım şirketlerine dayamadan diş hekimliğinden kazandığı paralarla Otobüs’ün çekimlerini ve yapımını gerçekleştirmesi ve filmin, bahsettiği konudan ve konuyu aktarmadaki vuruculuk ve endüstriyel toplumun sistemini eleştirmedeki cesurluğu sebebiyle ülkemizde yıllarca yasaklı olması da Otobüs’ün popüler sinema ürünü olmadığının  diğer göstergeleridir..</p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> http://www.imdb.com/title/tt0212408/</p>
<p><a href="#_ftnref2">[2]</a> Meral Serarslan ve Özlem Özgür,<strong> </strong>‘‘Sinema ve Göç: Yeni Hayat Arayışlarının Sinematografik Sunumu’’, <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://idc.sdu.edu.tr/tammetinler/goc/goc10.pdf%20(4">http://idc.sdu.edu.tr/tammetinler/goc/goc10.pdf (4</a></span> Ocak 2010)s.8.</p>
<p><a href="#_ftnref3">[3]</a> Şükran Esen, 80’ler Türkiyesi’nde Sinema, 2. Bası, İstanbul: Beta Basım Yayım,  2000, s.129.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[4]</a> Milliyet Sanat Dergisi, 19 Aralık 1977, Sayı:256.</p>
<p><a href="#_ftnref5">[5]</a> http://www.turksinemasi.com/turk_sinema_tarihi/turk_sinema_tarihi_turkce.asp?tarihid=5000</p>
<p><a href="#_ftnref6">[6]</a> Milliyet Sanat Dergisi, 19 Aralık 1977, Sayı:256.</p>
<p><a href="#_ftnref7">[7]</a> Serarslan ve Özgür, s.5.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[8]</a> Esen, ss. 123-124.</p>
<p><a href="#_ftnref9">[9]</a> Serarslan ve Özgür, ss.5-16.</p>
<p><a href="#_ftnref10">[10]</a> Serarslan ve Özgür, ss.5-16.</p>
<p><a href="#_ftnref11">[11]</a> Atilla Atalay, Sıdıka, 8. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 1998,s.95.</p>
<div><strong><br />
</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/otobus-454/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/bilgisayar-muhendisligi-339?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bilgisayar-muhendisligi</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/bilgisayar-muhendisligi-339#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 22:47:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Teknodrom]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="249" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/07/Artwork_F10Themes_Binary_grid11-300x249.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="binary" title="binary" /></p>Çağın mesleği olarak anılır bilgisayar mühendisliği, toplumda da itibarlı bir yeri vardır fakat her meslekte olduğu gibi bu meslekte de itibarı yaratan, kişidir. Meslek dalı belki biraz daha işi kolaylaştırır. Aklı zaten karışık olan adayların kafasını daha da karıştıracak bir yazı yerine 4 yıllık bilgisayar mühendisliği eğtiminden ne umup neler bulduğumu anlatacak bir yazı sunmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="249" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/07/Artwork_F10Themes_Binary_grid11-300x249.png" class="attachment-medium wp-post-image" alt="binary" title="binary" /></p><p>Çağın mesleği olarak anılır bilgisayar mühendisliği, toplumda da itibarlı bir yeri vardır fakat her meslekte olduğu gibi bu meslekte de itibarı yaratan, kişidir. Meslek dalı belki biraz daha işi kolaylaştırır.</p>
<p>Aklı zaten karışık olan adayların kafasını daha da karıştıracak bir yazı yerine 4 yıllık bilgisayar mühendisliği eğtiminden ne umup neler bulduğumu anlatacak bir yazı sunmaya çalışağım.</p>
<p><strong>Bilgisayar Mühendisiğinin eğitiminin içeriği nedir?</strong></p>
<p>Bilgisayar mühendisliğin alanı kişinin hayal gücü ve potansiyeliyle sınırlıdır. Kendi içinde ayrılabilecek birçok uzmanlaşma alanı vardır ama bu alanları bir bütünün parçası olarak düşünmekte fayda var, birbirlerinden kalın çizgilerle ayrılamadığı gibi birinin gelişmesi bir diğerini geliştirecek şekilde birbirlerine bağlıdırlar.</p>
<p>4 yıllık bir sürecin ilk yıllarından itibaren bilgisayarın tüm yapı taşlarını öğreniyorsunuz. Mesela, bu bölümü tercih edecek arkadaşlar için ilk ders: Bilgisayarda üç ana eleman vardır; biri herkesin işlemci olarak bildiği  <em>CPU</em> (merkezi işlem ünitesi &#8211; central process unit), bir diğeri RAM olarak tanıdığımız <em>hafıza, </em>biz genel buna uçucu bellek diyoruz, üçüncüsü ise girdi/çıktı üniteleri (input/output). &#8220;Peki nerede sabit disk (hard disk), cd-rom, ekran kartı vb. donanımlar?&#8221; diye sorabilirsiniz. Sorduklarınız girdi/çıktı ünitelerinin sadece bir bölümüdür. Kısacası üç ana unsurun içinde bu donanımlar zaten var. Mesela bizlere bir CPU&#8217;nun ve RAM&#8217;in tasarımı öğretilir ancak ilgi alanı olmayanlar bunları kısa sürede unutabilir çünkü kendi içinde bu konu dallanıp budaklanır. Biraz daha ayrıntısına girdiğimiz zaman elektronik mühendisliğine merhaba demiş oluruz. Diğer bir değişle bilgisayarın donanım aksamlarıyla içli dışlı olan bölüm elektronik mühendisliği diyebilirim.</p>
<p>Bilgisayar mühendisliğinin temeli matematiğe dayanır, matematikte iyi olan bir kişi, iyi bir bilgisayar mühendisi adayı olacaktır. Diğer bir ihtiyaçsa analitik çözümleme yeteneğidir. Analitik çözümlemenin anlamı karşınıza çıkabilecek her türden soruna uygun çözümler bulabilme becerisidir. Algoritmik yaklaşımla, en az maliyetli çözümü bulmanız gerekir. Bulduğunuz çözümü uygulamanız da en az çözüm bulmak kadar önemlidir. En az maliyet diyerek kastettiğim zaman (hız) ve yerdir (hafıza).</p>
<p>4 yıllık eğitimim boyunca en çok zevk aldığım derslerden biri işletim sistemleri dersiydi. Bu derste windows, unix vb. işletim sistemlerinin çalışma prensiplerini görüyorsunuz. İşletim sistemi ile donanım ve program arasındaki ilişkiyi öğreniyorsunuz. Bu derste grup projesi olarak bir mp3 player yapmıştık.</p>
<p>Bilgisayar mühendislerinin ilk yıldan mezun olana kadar, genelde üniversitenin tercih ettiği dili kullanarak, geliştirdiği yazılımlardan bahsetmemek olmaz. Bugün birçok fazla yazılım dili mevcut,  bunlardan en çok tercih edilen iki dil C# ve Java&#8217;dır ama bizim üniversitenin tercihi daha çok C/C++ olduğu için bizler daha çok bu alanda geliştirdik kendimizi. Fakat bize yazılım geliştiriciliği konusunda platform bağımsız olmamız öğretildi. Yani araba sürmeyi öğrenelim, biraz çaba harcayarak her tür modeli sürebileceğimizi biliyoruz.</p>
<p>İş olanağı konusunda belki bilgisayar mühendisliği biraz daha şanslı. Daha önce de belirttiğim gibi alanı geniş, ayrıca çağ teknolojinin hızla geliştiği ve hâlâ gelişimin başında olduğu bir yerde ama bugün Türkiye&#8217;nin hemen hemen tüm üniversitelerinde bilgisayar mühendisliği eğitimi veriliyor, Türkiye&#8217;deki yazılım şirketi sayısı az iken bu sayı elbette fazla gibi geliyor ama günden güne artan ve ölçekleri büyüyen yazılım şirketleri iyi bilgisayar mühendisleri ve yazılım geliştiricilerine ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>İş aramak istemez, kendi işinizin patronu olmayı tercih ederseniz kendi başınıza ya da rahatlıkla çalışabileceğiniz arkadaş çevrenizle bir proje üretebilirsiniz. Özellikle e-ticaret alanında henüz kimsenin aklına gelmemiş birçok proje var.</p>
<p>Aklınızda bulunmasında yarar gördüğüm diğer bir iş olanağı ise akademisyenliktir. Eğer lisans sürecinin sonunda bilgisayar mühendisi yetiştirmek, bilgisayar bilimine katkı sağlamak isterseniz bu yolda da ilerleyebilirsiniz.</p>
<p>Eğer sorularınız olursa bu konuda, yorum kısmına yazarsanız yardımcı olmaya çalışırım.</p>
<p>Yolunuz açık olsun..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/bilgisayar-muhendisligi-339/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FACEBOOK&#8217;TA GİZLİLİK</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/facebookta-gizlilik-335?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=facebookta-gizlilik</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/facebookta-gizlilik-335#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 15:12:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Teknodrom]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="168" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/07/FacebooPrivacy1-300x168.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="FacebooPrivacy[1]" title="FacebooPrivacy[1]" /></p>Tüm dünyada olduğu gibi Facebook, Türkler için de vaz geçilmez oldu, Türkiye Facebook kullanımında Amerika, Birleşik Krallık ve Kanada&#8217;dan sonra dördüncü sırada. Bu durum övünülecek bir başarı olmasa da internet ve teknolojinin yaygınlığı ve kullanımı açısından küçümsenmemesi gereken bir sıra. İnternetin yeni pazarlama aracı olarak görülen sosyal paylaşım ve arkadaşlık siteleri günden güne artarken Facebook, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="168" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/07/FacebooPrivacy1-300x168.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="FacebooPrivacy[1]" title="FacebooPrivacy[1]" /></p><p style="text-align: left;">Tüm dünyada olduğu gibi Facebook, Türkler için de vaz geçilmez oldu, Türkiye Facebook kullanımında Amerika, Birleşik Krallık ve Kanada&#8217;dan sonra dördüncü sırada. Bu durum övünülecek bir başarı olmasa da internet ve teknolojinin yaygınlığı ve kullanımı açısından küçümsenmemesi gereken bir sıra.</p>
<div style="position: relative; background-color: #99ccff; width: 200px; float: right; margin-left: 8px; padding: 5px;">
<p style="text-align: left;">İnternetin yeni pazarlama aracı olarak görülen sosyal paylaşım ve arkadaşlık siteleri günden güne artarken Facebook, ilk olma avantajını iyi kullanamayan MySpace&#8217;e 70 milyon kullanıcılık fark atarak bu kategoride lider durumda. Tabii Facebook&#8217;un bu başarısı da gözden kaçmıyor.</p>
<p>2007 yılında Microsoft, Facebook hisselerinin %1,6&#8242;sını 240 milyon dolara satın alarak Facebook yönetiminde söz sahibi olurken gelirlerinden de pay alma şansını kazandı. Geçen ay ise Rus şirketi Digital Sky Technology&#8217;s (DST) Facebook&#8217;un yüzde 1,96&#8242;lık oranındaki imtiyazlı hisselerine sahip oldu.</p>
</div>
<p>Facebook alternatifleri ve rakipleri arasından sıyrılıp 200 milyon kullanıcıya ulaştı. Ortalama olarak her kullanıcının listesinde 120 kişi bulunuyor, günde 5 milyar dakika zaman harcayan 100 milyonu aşkın kullanıcı, Facebook&#8217;a sadece bir ayda yaklaşık 90 milyon fotoğraf, 10 milyonun üstünde video ekliyor. Bir taraftan bu kadar yoğun ziyaretçi ve görsel trafiği olan Facebook diğer taraftan asıl işleri, flickr gibi fotoğraf paylaşmak olan ya da youtube gibi video paylaşmak olan sitelerin gündemdeki konusu kişisel görselleri paylaşmanın teşhircilik mi yoksa özel hayatın genelleştirilmesi mi olduğu?</p>
<h3>&#8220;Kurt kuzuyla bir gezerdi- fikir başka başka olmasaydı !&#8221; -Aşık Veysel</h3>
<p>Özellikle sıcaklıkların arttığı bu günlerde, plajlar, sahil kenarları, su parklarında geçen zamanı ölümsüzleştirme adına çekilen fotoğraflar ve kayda alınan videolarda bir artış var ve bunlar bilgisayarların sabit diskinde ya da taşınabilir cihazlarda saklanmak yerine sosyal içerik paylaşım siteleri arasında yer alan daha çok fotoğraf paylaşımı için tercih edilen flickr, picassa vb. siteler ve youtube, vimeo gibi video siteler tercih edilmekte ama Facebook üzerinden paylaşılan görsel ögeler diğer paylaşım alanlarındaki verilere göre daha ön planda. Fotoğraf ve videoların etiklenmesi (tagging) ve yorum yapılması ön planda olma durumunu biraz daha gözünün içine sokulması durumuna dönüştürüyor düşüncesi Facebook&#8217;un Mayıs ayında bizlere sunduğu yeni tasarımla arttı.</p>
<p>Facebook&#8217;ta en az flickr ve youtube kadar fotoğraf ve video eklemek amacıyla açılmış siteler kadar görsel alışverişi olmakta, Facebook&#8217;un bu kadar tutulmasının nedenleri arasında görsel alışverişi ve bu görsellerin kişinin arkadaşlarıyla rahatlıkla paylaşılması, etiklemesi ve yorum yapabilmesi de yer almaktadır.</p>
<p>Peki Görselleri Sadece arkadaşlarımızla mı paylaşıyoruz?..</p>
<p>Facebook&#8217;un Nisan 2009&#8242;da anasayfasını yeniledikten sonra en çok konuşulan konu ve sorulan soru &#8220;Herkesin ne yaptığını neleri sevdiğini bilmek mi zorundayım ?&#8221; oldu.</p>
<table style="width: 633px; height: 294px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img style="float: left; border: 0px;" src="../images/49/fb_gizlilik/hide.gif" alt="" width="632" height="252" /></td>
</tr>
<tr>
<td>
<pre><strong>Resim 1:</strong> Anasayfada besleyici ekranda etkinliklerini görmek istemediğiniz arkadaşlarınızın bilgilerini gizleyebilirsiniz.</pre>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Facebook&#8217;a üye olduğunuz zaman önceden ayarlanmış (default) olarak gelen gizlilik seçenekleri mevcut. Karşı taraf bilgilerini gizlemek istemediği sürece kendisinin ne yaptığını ve neleri sevdiğini bilmek durumunda kalıyorsunuz ama zorunda değilsiniz. Eğer arkadaşınız sürekli bir şeyler ekliyor, bir şeylere yorum ekliyorsa kendisinin paylaşımlarını görmezden gelebilirsiniz!.. <strong>(Resim 1)</strong></p>
<table style="text-align: left;" border="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><img src="../images/49/fb_gizlilik/dontshow.gif" alt="" width="270" height="414" /></td>
</tr>
<tr>
<td>
<pre><strong>Resim 2:</strong> Gerçekleştirdiğiniz eylemleri paylaşabilir ya da gizliyebilirsiniz.</pre>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ama asıl sorulması gereken konu sizin Facebook üzerinde yaptıklarınızın görülüp görülmemesi ise, Facebook bunun içinde sizlere gizlilik yetkilerini değiştirme fırsatı sunuyor.</p>
<p>Gizlilik ayarlarında herhangi bir değişiklik yapmadığınız takdirde sizin listenizde yer alan arkadaşlarınız sizinle ilgili bir işlem yaptığında; resminizi etiketlediğinde veya yorum yaptığında, kişisel iletinizi  ve paylaşımlarınızı beğendiğinde (like) veya yorumlandığında sizler arkadaşınızın arkadaşı tarafından görünür hale geliyorsunuz.</p>
<p>Sizin özel kalmasını isteyebileceğiniz bilgilerin ve görsellerin ifşa edilmesinin önüne geçmek, görselleri siz eklemediğiniz takdirde çok zor. Ancak sizler kendi eklediğiniz görselleri ve bilgileri istediğiniz kişilerle, kendilerine verdiğiniz yetkiler çerçevesinde sınırlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Resim 2&#8242;deki</strong> gibi bir seçim yaparsanız; ilişki durumunuzu değiştirdiğinizde, bir fotoğrafa veya albüme yorum yaptığınızda veya bunlardan birini beğendiğinizde yahut bir arkadaş eklediğinizde sizin kendi duvarınızda ve yakınlarınızın anasayfalarının besleyicilerinde görülecektir.</p>
<p><strong>Resim 3&#8242;de</strong> de görüldüğü gibi profilinizde yer alan bilgilerin hangi grup, ağlar ve kişiler tarafından görülebileceğini rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz. Arkadaş listesinde yer alsa bile kişiler bilgilerinizi sizin belirleyeceğiniz sınırlar çerçevesinde görebilecekler. Yine aynı resimde yer alan &#8220;Fotoğraf Albümünün Gizlilik Ayarlarını Düzenle&#8221; bağlantısını tıklayarak önceden eklemiş olduğunuz albüm ve fotoğrafları  <strong>Resim 4&#8242;deki </strong>gibi de kimlerin tarafından görülüp görülemeyeceğine karar verebilirsiniz.</p>
<p>Yeni eklemek üzere olduğunuz fotoğraflar için de albümdeki fotoğrafların kimler tarafından görünebileceğini albüm oluştururken de ayarlayabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<table border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="../images/49/fb_gizlilik/profile.gif" alt="" width="633" height="664" /></td>
</tr>
<tr>
<td>
<pre><strong>Resim 3:</strong> profilinizde yer alan bilgilerin hangi grup, ağlar ve kişiler tarafından görünebileceğini rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz.</pre>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<table border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="../images/49/fb_gizlilik/photos.gif" alt="" width="675" height="589" /></td>
</tr>
<tr>
<td>
<pre><strong>Resim 4:</strong> Albümünüzdeki fotoğraflarınızın kimler tarafından görülebileceğini ayarlayabilirsiniz.</pre>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2>Neden Gizlilik Bu Kadar Önemli?</h2>
<p>Belirli kurallar çerçevesinde Facebook sizi özgürlük bırakır, istediğiniz her türlü görseli ya da bilgiyi ekleyebilirsiniz. Sizinle ilgili bilgileri görmek istemeyen kullanıcılar yukarda belirttiğimiz gibi sizlerden gelen haberleri görmezden gelebilir. Ancak son zamanlarda çok fazla görselin paylaşılmasıyla gizlilik ayarlarının atlanması ya da bilerek yapılmaması, yaz döneminde ifşa edilen görsellerin art niyetli kullanımına yol açabilir. İyi niyetli bilgi ve görsel paylaşımlarınız ileride sizlere karşı kullanılabilir ya da sizden izinsiz bilgileriniz üzerinden maddi kazanç sağlanabilir.</p>
<p>Facebook&#8217;ta yeni hesap açtığınızda bilgilerinizin ve paylaştığınız görsellerin büyük bir bölümünü arkadaşlarınızla ve sizinle ilişki halindeki bir arkadaşınızın sizin görsellerinize yorum yaptığı ya da sizin eklediğiniz görselde herhangi birini ya da herhangi birinin eklediği bir görselde sizi etiketlediği andan itibaren, arkadaşınızın arkadaşı sizin arkadaşınızmışçasına büyük bir ihtimalle sizin tanımadığınız kimselerle paylaşmak istemediğiniz bilgilleri, özellikle görseller, görüyor oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/facebookta-gizlilik-335/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İYİ YA DA KÖTÜ MESLEK YOKTUR!..</title>
		<link>http://www.turkedergi.com?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iyi-ya-da-kotu-meslek-yoktur..</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 19:59:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Naçizane]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="249" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/07/meslek2-300x249.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="meslek[2]" title="meslek[2]" /></p>Yanlış tercih bir yıl&#8230; Yanlış üniversite dört yıl&#8230; Yanlış meslek bir ömür demektir. Tüm üniversite adayları, bu teze ya bir anti-tez çıkaracak ya da bu tezin iki yönlü doğruluğunu kanıtlayacak bir dönemde. Hiçbir meslek diğerinden iyi ya da kötü diye kesin bir ifadeyle ayrılamaz.  Belirli parametreler gereklidir meslekleri karşılaştırabilmek için ya da doğru denilen (size [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="249" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/07/meslek2-300x249.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="meslek[2]" title="meslek[2]" /></p><p>Yanlış tercih bir yıl&#8230;<br />
Yanlış üniversite dört yıl&#8230;<br />
Yanlış meslek bir ömür demektir.</p>
<p>Tüm üniversite adayları, bu teze ya bir anti-tez çıkaracak ya da bu tezin iki yönlü doğruluğunu kanıtlayacak bir dönemde.</p>
<p>Hiçbir meslek diğerinden iyi ya da kötü diye kesin bir ifadeyle ayrılamaz.  Belirli parametreler gereklidir meslekleri karşılaştırabilmek için ya da doğru denilen (size göre doğru olan) mesleği tercih edebilmek için. Mesela maddiyat bunlardan biri olabilir ya da çalışma koşulları.</p>
<p>Meslek grupları bundan 30 sene öncesine göre daha çeşitli, meslek gruplarının da kendi içinde çeşitlendiğini düşünürsek hayatı etkileyeceği iddia edilen meslek tercihinin bugün çok daha zor olduğunu düşünebiliriz. Fakat oturup ilk önce zorun tanımı için biraz zaman harcamamız gerekiyor, zor denilen şey puana denk düşen bölümler ya da meslekler arasından seçim mi yapmak yoksa &#8220;Mevcut potansiyelimi kullanabileceğim meslek kesinlikle bu.&#8221; mu diyebilmek? Bence zor olan her sabah kalktığınızda yatağınızdan &#8220;of yine mi iş&#8221; dememek için doğru tercihi yapmak.</p>
<p>ÖSS gibi bir sistemin ne kadar bilgi ölçüyor tartışması süredursun, sizi muayene eden, sizin için binaları diken, sizin için muhasebenizi tutan ya da sizi okutan kişilerin bu sınavdan geçip geldikleri düşünülürse siz de ilerleyen yıllarda bunlardan birini yapan birisi olarak mevcut düzeni en iyi şekilde kullanmalısınız ya da kullanmalıydınız.</p>
<p>Tekrar aynı konuya gelelim, yani zor olana; &#8220;of yine mi iş&#8221; dememe hadisesine. Dünya üzerinde hangi mesleği yaparsanız yapın sevmeden de başarılı olabileceğinizi aklınızda bulundurun ama bu durumun ne kadar huzurunuzu etkileyeceği, gerçek anlamda karşı tarafı nasıl tatmin edebileceğinizi ya da geçen zamanı nasıl değerli kılabileceğini ya da değersiz kılabileceğini bir düşünün.</p>
<p>Üzerinde tekrar durmak istiyorum, bir mesleği iyi ya da kötü diye direk kestirip atamazsınız, bir mesleğin size, kriterlerinize ve potansiyelinize uygun olup olmaması durumu vardır. Doğru işe, doğru insan yaklaşımıyla çalışmaktadır büyük kurumlar, insana göre iş yaratmanın geçerliliği yoktur başarılı şirketlerde, her şirket mevcut işe göre insan kaynağı aramaktadır.</p>
<p>Meslek tercihi dönemi sadece puanların belli olduğu tarihten itibaren 2 hafta içinde yapılacak bir şey değildir. Puan diliminizdeki tercih edebileceğiniz meslekler de sizin potansiyelinize ya da kişiliğinize uygun olmayabilir. ÖSS&#8217;den her yüksek puan alanın başarılı bir doktor olamayacağı gibi doktorluğa nazaran az puan gerektiren mesleklerin de daha az gelir, daha düşük kariyer ve kariyere saygı anlamına gelmiyor. Zaten akılda bulundurulması gereken şey ise puanların arz talebe göre şekillenmesi yani yüksek not alan kişiler bugün ziraat fakültelerini tercih etseler, tıp doktorluğuna olan talep azalsa otomatik olarak düşecektir tıp fakültelerin puanları. Belki diğer arkadaşlarına göre yüksek not alan insanlar kendilerini doktor ya da elektirik-elektronik mühendisi olmak üzere şartlandırmasa sadece sevdikleri ve potansiyelini karşılayabilecek meslekleri tercih etseler bugün insanların daha mutlu olacağına ve hayatımızda işlerin daha hızlı ve daha olumlu yürüyeceğine inanıyorum.</p>
<p>Son olarak altını çizmek istediğim konulardan biri de bugünkü meslek tercihinizin yarın farklı kulvarlarda çalışmanıza engel oluşturmayacağıdır, birçok örnek vardır ki doktordan sanatçı, mühendisten yönetici veya reklamcı olan, ziraat mühendisinden matematikçi, mimardan iyi bir yazılımcı, kamu yöneticisinden grafiker olan.</p>
<p>İyi ya da kötü bir  meslek olmadığına, sadece size uygun olan yahut olmayan meslek olduğunu unutmayın. Yolunuz, algılarınız ve ufkunuz hep açık olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KRİZE KARŞI İTİBAR YÖNETİMİ</title>
		<link>http://www.turkedergi.com/krize-karsi-itibar-yonetimi-291?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=krize-karsi-itibar-yonetimi</link>
		<comments>http://www.turkedergi.com/krize-karsi-itibar-yonetimi-291#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2009 16:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Egemen Özkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[<p><img width="300" height="199" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/03/reputation-wallpaper-21-300x199.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="Business" title="Business" /></p>Dünyanın kriz dönemi içinde olduğunu bugün birçok kişi kabulleniyor artık. Finansal kriz olarak başlayan, bir tsunami gibi büyüyerek reel sektörü etkileyen bu krizin, 2010 sonrası devlerini yaratacakken 2010 öncesi devlerinden bazılarını yok edeceği söyleniyor. Devleşmeyi ya da yok olmayı doğru ve etkin bir kriz yönetimi yürütülüp yürütülmeyeceğinin belirleyeceği de vurgulanıyor. Günümüzde artık hiçbir başarı tesadüfi değil, başarısızlığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="300" height="199" src="http://www.turkedergi.com/wp-content/uploads/2009/03/reputation-wallpaper-21-300x199.jpg" class="attachment-medium wp-post-image" alt="Business" title="Business" /></p><p><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Dünyanın kriz dönemi içinde olduğunu bugün birçok kişi kabulleniyor artık. Finansal kriz olarak başlayan, bir tsunami gibi büyüyerek reel sektörü etkileyen bu krizin, 2010 sonrası devlerini yaratacakken 2010 öncesi devlerinden bazılarını yok edeceği söyleniyor. </span><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Devleşmeyi ya da yok olmayı</span><span style="font-size: 10pt; color: #333333;"> doğru ve etkin bir kriz yönetimi yürütülüp yürütülmeyeceğinin belirleyeceği de vurgulanıyor. </span></p>
<p><em><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Günümüzde artık hiçbir başarı tesadüfi değil, başarısızlığın olmadığı gibi. </span></em></p>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Kriz dönemlerinde riski azaltmak adına sergilenen tutum, bu dönem geçene kadar likit kalmak, açık tanımıyla mevcutta kullanılabilecek ve riske girilemeyecek nakit parayı elde tutmak olmalıdır. Likit kalabilmek için şirketler önündeki yatırımlarını askıya alır ya da iptal eder, giderleri azaltmak adına çalışan sayısını azaltır, lojistik maliyetleri başta olmak üzere diğer bilimum giderleri asgari seviyeye indirirler.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Kriz döneminde şirketler açısından en büyük sorun itibar kaybetmektir. Zor dönemde alınan yanlış tasarruf kararları firmaların hem tedarikçi, hem çalışan hem de müşterinin gözünde itibarının yok olmasına neden olmaktadır. İtibar kaybının yol açacağı gedikler firmanın batmasına kadar çok vahim sonuçlar doğurmaktadır.</span></div>
<div><em><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Necabet kişiye sermaye-i</span></em><em> </em><strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">itibar</span></em></strong><em><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">dır.</span></em></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">İtibar yönetimi işletme ve pazarlama alanlarında çokça konuşulan bir yönetim türüdür. CRM (Customer Relation Management) Müşteri İlişkileri Yönetimine olan ilgi artışıyla birlikte itibar yönetimine verilen önem de artmaktadır. Serbest piyasa ekonomisi, sektörel yelpazenin gelişmesi, firmaların muadillerindeki artış, firmaların müşabihleri (benzerleri) arasında fark yaratma gerekliliğini geçmişe göre daha da elzem kılmıştır.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Artık firmaların müşteri ilişkileri yönetimi (ki </span><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">özellikle kriz döneminde kendisine gösterilen ilgi daha çok artar)</span><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">, müşterileri takip ederek, memnuniyetlerini azami seviyeye taşıma çalışmaları sürdürmektedir. Çünkü bahsettiğim şartlardan dolayı mevcut müşteriyi elde tutmak oldukça zordur. Bir firmanın memnun edemediği müşteri, başka bir firma tarafından rahatlıkla tavlanabilir, günümüzdeki pazarlama metodları ile bu pek de zor değildir. Zaten CRM’nin amacı doğrudan yeni müşteri kazanmak değil, mevcut müşteriyi elde tutmaktır.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Pazarlama araştırmalarının istatistiki sonuçları yeni bir müşteri kazanmanın mevcut müşteriyi elde tutmaktan 7 kat daha masraflı bir iş olduğunu göstermekte, bu da eldeki kuş daldaki kuştan değerlidir benzetmesini akla getirmekte.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Öte yandan pazarlama ve reklam endüstrisi çok iyi bilir ki en iyi reklam firmanın müşterisinin potansiyel müşterilere, o ürünle ilgili memnuniyetlerini dile getirmesiyle yapılan reklamdır. Ürüne ilgi ve firmaya karşı güven ve saygı ancak bu şekilde sağlanabilmektedir. Bu görüşü de yine bir istatistiki çalışmanın sonucu olarak dillendirmekte fayda var. Tüketiciler ürün hakkında şikayetlerini beğenilerine göre 7 ile 14 kat arası daha fazla dile getiriyor. Müşterinin tatminsizliğinin firma açısından ne kadar etkili olduğunu bu şekilde daha iyi anlayabiliyoruz.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Pazarlama ve işletme uzmanlarının kriz döneminde firmalara uyarısı, kriz dönemini iyi yönetmeleri ve krizi fırsatçılığa değil, fırsata dönüştürmeleri yönündedir. Kriz döneminde fark yaratarak kârlı çıkacak firmaların krize rağmen müşteri, tedarikçi ve çalışanları karşısında itibarını koruyan firmalar olacağı da uzmanlar tarafından dile getirilir.</span></div>
<div><span style="font-size: 10pt; color: #333333;">Krizden birçok firma hasar alarak çıkacak, belki bazıları çıkamayacak fakat krizde kaybedilip gelmeyecek tek şeyin itibar olduğunu unutmamak gerekiyor. Ürünün ya da firmanın marka değeri ancak bu şekilde korunabilir.</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkedergi.com/krize-karsi-itibar-yonetimi-291/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

