Tags
Related Posts
Share This
OLMAYANIMA ŞİİRLER
-I-
Sözümün ince tınısı, yadigâr daktilomun tıkırtısı
Yılların ihtişamlı efendisi, kirpiklerimin tül perdesi
Çimentoya batan ayak gibi iz mi bıraktın bende?
Sevda yanıkları buruk bir harita gibi baki kaldı serde
İlkbaharda kasırga telaşı, ruha işlemiş çivi yazısı
Düşsüz düş bozgunu, hislerimin kanlı yolsuzu
Sürgünde peşime düşen telaşsız bir gölge misin?
İçinde yüzmeye cesaret edemediğim o ıssız gölde misin?
Ruhumun naif bamteli, lodosları kıskandıran azgın yeli
Nefesimim kırgın buğusu, nefsimin sonsuz kuyusu
Tek kelime etmeden binlerce lügat gizlemedi mi bakışların?
Süte değen ağız kadar masum öpüşleri, yarım bıraktı kaçışların
Sabah yeli ürpertisi, teneffüs zili erkencisi
Kadife düşler korosu, göklerin görkemli Toros’u
İpe dizilmiş mandal gibi buruk, asılı kaldım bana bıraktığın anılarda
Fazla köpürmeden deniz at kürekleri sulara, beni ara vurduğum kıyılarda.
-II-
Yanar çöller, vahalar; vurunca çehren kumların kızgın buğusuna
Bir yıldız düşer, iz düşümü galaksiler ötesinde senden izler taşır
Kabirde öten ulu karga senin türkünü söyler ağlayarak yavrusuna
Saza düşen yanlış nota, bozuk akor misali ezgilerin boynu bükük kalır
Kara vurdum kendimi de, beyaz çaldım senin resmini çizerken
Tuvaline düşman olan ressam seni etine tırnaklarıyla kazdırır
Kuş tüyü kaleme değdim, tenine sıla güttüm bir gece ağlarken
Melek otu içen kâtip parşömenine zıt düşer, seni tarihe yazdırır
Seni dokudum iliklerimin en derinine, makaraların ucu buruk kaldı
Eski uygarlıklardan miras kalan halılarda senin puslu kokun kalır
Dişlerini bile görmeden ağzının coğrafyasını ezbere bilmek bir hazdı
Başkalarının kahkahasını bertaraf ettim, bende senin gülüşün baki kalır
-III-
Sözümü paket ettirmiştim, evde yemen amacıyla
Olmamalıydı belki bir gürgen, koca çınar ağacıyla
Biletimiz kesilmişti, üstünde kalmıştı biletçinin el kiri
Bıçaktan kaçarken bileyici çıkmıştı karşımıza kuşluk vakti
Uykusuz yattım da uykulu kalktım ben hep senle
Esiri olmuştum fark etmeden doymayan rüya yiyenime
Söze sus vurmuştum, susa söz geçirmek mümkün değildi
Mutluluk uzaklarda bir yelkenli, ayrılıklar ise hep tezdi
Sen paltonu giyip git hadi; hesabı düşünme, ben öderim
Ağlarım arkandan günlerce; ama elbet bir gün yine gülerim
-IV-
….Gibi Sevdim Seni
Keskin aromalı kahve çekirdeklerini avuçlar gibi sevdim seni
Enfes yemek kokularının dans ettiği bir mutfakta dolanmak gibi
Dışarıda yağan yağmuru kocaman bir gülümsemeyle seyreder gibi
Sıcacık hatıraları, kahkaha dolu anları giyinir gibi sevdim seni
Annemin kolaladığı ipek gömleklere dokunur gibi sevdim seni
Rüzgarın tenimi yaladığı sabah yürüyüşlerinde derin derin nefes alır gibi
Hiç kar yağmayan şehrimize kar yağar hayaliyle hülyalara dalar gibi
Güzel yanlarıma, aydınlık yarınlara tutunur gibi sevdim seni
Kocaman bir kütüphanede kitap kokularını içime çeker gibi sevdim seni
Küçükken doğum günü pastamı kesmeden önce heyecanla dilek tutar gibi
Buğulu camlara inatla hep gülen yüzlü insan figürleri çizer gibi
Sararmış bir fotoğraftan bana gülümseyen eski dostları anar gibi sevdim seni
Çocukken korktuğum uzun koridorumuzu aşıp odama gelmek gibi sevdim seni
Elektriğin kesik olduğu günler ailece mum ışığında gölge oyunu oynar gibi
Tatil günü çalar saat kurmadan yatakta tembellik etme lüksünü yaşamak gibi
Hep mutlu hatırladığım çocukluğumu yeniden yaşar gibi sevdim seni
-V-
Asit dolu, irin yüklü, kükürt yanlısı bir aşktı bizimkisi
Karabasandı ağzımızın katedralinde biriken her bir laf
Paratoner olmadan diri diri şimşeklerden geçmek,
Saygı olmadan bir hayalde kendimizden geçmek…
Sus dolu, pus kokan, isilik kıvamında bir aşktı bizimkisi
Oda nemli, yatak ıslaktı; kalpler kupkuruydu oysa
Bestesi yapılmamış bir şarkıyı söyleme çabası gibi,
Elektrikler kesilmiş, elimiz mumdan yanmış gibi…
İçinde sen olmayan, ben bulunmayan bir aşktı bizimkisi
Labirentin kendi kayıpken yolu bulmamız imkansızdı
Oyunun en mühim yerinde zarın kırık gelmesiyle eş,
Sevgi bizimle zıt anlamlıydı; öfke ve kin ise eş…
Şurup tadında, bozuk akkorlu, mazoşist dürtülü bir aşktı bizimkisi
Beyazı bile siyahlaştırıyorduk birbirimize acı vermek için
Sana olan nefretimi biriktirdim ben bir halının altında
Öyle bir nefret ki bu, acı tadın dolanır hala dilimin altında!
-VI-
Biliyorum bir gün yeniden
Biliyorum, bir gün yeniden seveceğim
Ama yine seni
Sadece daha taze ve akıl almaz, uslanmaz bir aşkla
Biliyorum, bir gün yeniden seveceğim
Ama yalnızca seni
Sadece farklı bir dilde, farklı bir bedende ve zamanda
Daha fütursuz, daha yenilmez, daha arsız bir sevmek olacak bu
- Ki rüzgâra arkamı verip dalgalara atılacağım sırf seni sevdiğim için
Yakamozlarla sevişeceğim nemli gecelerde senin tenini hatırlattıkları için
Edepsiz bir şarkı mırıldanmaya başlayacağım uygunsuz etüt saatlerinde
Vücut coğrafyanı ezbere saymaya başlayacağım, tüm ovalarını nehirlerini
-Ki bilirsin coğrafya en zorlandığım dersti yatılı, telaşlı okul yıllarımda
Gözkapaklarımla vuracağım seni av mevsimi, düşmeden kucağıma ineceksin
Kalın kazaklar olmaksızın karşılayacağız kışı, bedenimi kuşanacaksın
Vakitlerden vakitsiz bir gece iken sokak lambalarını yakıp uyandıracağım şehri
-Ki geceleri evden uzakta olmaktan nasıl çekinirim bunu en iyi sen bilirsin
Tüm ezberlerimi kaldırıp yeniden öğreneceğim her şeyi sırf seni sevdiğim için
Alfabeyi bile baştan alacağım, sırf adının geçtiği örnekler verebilmek için kelimelere
Biliyorum, bir gün yeniden seveceğim
Ama bir tek seni
Sadece sana olan hislerimi duyurmak için tüm insanlığa!
Biliyorum bir gün yeniden…





Son Yorumlananlar