Tags
Related Posts
Share This
SU VE SU FORUMU GERÇEKLERİ
Su: Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab. Şeklinde tanımlanmış TDK sözlüğünde. Bulmacalarda ”yaşam sıvısı” diye geçmektedir. Hayatın olmazsa olmazlarından biridir.Alternatifi olmayan su, toprak ve hava doğal kaynaklardır.
Dünya Su Forumu (DSF) bu yıl ülkemizde gerçekleştirildi. Hükümet, Cumhurbaşkanı ve şirketlerin yoğun ilgi ve desteklerinide arkasına alan bu organizasyon kendi medyası tarafındanda desteklenip deyim yerindeyse cilalanarak gözlere cici ve albenili gözükmeye çalıştı. Zaten DSF’nin düzenlenme amacıda buydu. Sadece bizim yöneticilerimiz değil dünyanın değişik ülkelerinin değişik makamlarındaki kimselerde bu organizasyona sürekli olduğu gibi beşinci seferinde de desteklerini gösterdiler. Uluslararası bir organizasyon olan DSF uluslararası bir rantında göz boyama mekanı olarak işlevini yerine getirmek için 33000 kişinin katılımıyla İstanbulda gerçekleşti.
Ben bu yazımla olayın sizlere gösterilen kısmının ötesindeki anlamını elimden geldiği, dilimin döndüğü kadar gösterebilmeyi amaç edindim. Hikaye Yıldız Teknik Üniversitesindeki Su Paneliyle başladı. Orada duyduklarım merakımı cezbetti. Sonrasında biraz araştırma yaparak ve arkadaşlarımın yardımıyla konu hakkında epey bilgi edindim. 15 Mart Suyun Ticarileştirilmesine HAYIR Mitingini görmenizi ve ordaki insaların diğer insanlar için ”Su haktır SATILAMAZ” diye bağırmalarını ve temel bir insani hakkı korumaya çalışan umut dolu insanları canlı canlı görmenizi dilerdim. Yapılanlar bunlarla sınırlı kalmadı elbet Atölye çalışmaları, Alternatif Su Forumu bunlardan sadece bir kaç tanesi.
Sizlerle aşağıda paylaşacağım verilerin pek çoğu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) verilerine dayanmaktadır(Su Raporu, Mart 2009).
Dünya nüfusunun henüz %5′inin suyunu uluslararası şirketlerden aldığı ve su satışından elde edilen gelirin şimdiden petrol gelirlerinin %40′ına ulaştığı göz önüne alınırsa, bu alanda ne kadar yüksek bir kar potansiyeli olduğu anlaşılabilir. Bu şirketler suyu yaşam için gerekli sosyal bir varlık değil, Pazar mekanizamalarıyla yönetilecek ekonomik bir kaynak olarak görmektedirler. Tek başına üstteki 3 cümle suyun ne kadar değerli olduğunu ve kapitalist düzenin metalaştırma sevdasıyla suya neden saldırdığını anlamamıza yetmektedir. Ülkemizde su yönetiminin kamu mülkiyeti ve kamu işletmeciliğinden alınarak bu sektörün özelleştirilmesi için yoğun baskılar söz konusudur. DSF’nin bu yul ülkemizde gerçekleştirilmiş olması bir tesadüften fazlasını içermektedir.
Farklı bir açıdan yaklaşırsak su işlerinin, özelleştirmeler ile amacı sadece kar elde etmek olan şirketlerin eline bırakılması, su fiyatlarının yükselmesine. Yükselen fiyatlar karşısında yoksul halkın giderinin artmasına, artan su faturaları nedeniyle insanların suya ulaşmalarının aksaması söz konusu olabilecektir. Suya erişimi azalan insanların sonuçta hastalık pençesine itileceği, suyun temizlikteki gerekliliği unutulmamalıdır.
Örnek olması bakımından.
Antalya
Antalya Su ve Atıksu Genel Müdürlüğü (ASAT) 1994 yılında kurulmuş, 1996 yılında ise Dünya Bankası’nın baskıları sonucunda suyla ilgili yetkilerini Fransız Şirketi ANTSU A.Ş.’ye devretmiş ve böylece su fiyatları üzerinde baskılar yaşanmaya başlamıştır. ASAT, Dünya Bankası ile yapılan İkraz Anlaşması (5 Temmuz 1995) gereği dayatılan ve özel sektörü de içeren üçlü bir yapıya dönüştürülmüş ve ASAT, Antalya Altyapı Yönetim ve Danışmanlık Hizmetleri San. Ve Tic. A.Ş. (ALDAŞ) ve ANTSU olarak yapılandırılmıştır.
ASAT’ın 5 trilyonluk maliyetlerinin ANTSU (SUEZ) tarafından 12 trilyon gibi bir taleple gündeme getirmesi, ANTSU’nun bu tür yaklaşımları su fiyatlarının artışına sebep olmuştur. 2001-2002 yıllarında su fiyatları artış oranı %113′lere varmış, 2000-2004 yılları arasında su fiyatları artış oranı %357′lere ulaşmıştır.
Şirketin su fiyatlarını artırma talebi hiç bitmemiş; şirket fiyat artış talebinin gerekçesi olarak alt yapı yatırımlarını ve işletme maliyetlerinin yükselmesini göstermiştir. Daha sonra Antalya Büyükşehir Belediyesi 10 yıllık süre dolmadan Şirket ile yapılan sözleşmeyi feshetmek zorunda kalmıştır. Şirket konuyu uluslar arası tahkime götürerek tazminat talebinde bulunmuştur. Tahkim henüz sonuçlanmamış olmakla birlikte, Kararın Antalya Büyükşehir Belediyesi aleyhine çıkması sürpriz bir karar olmayacaktır.
Benzer örnekler vermek mümkündür. İlgilenenler Bursa, Çorlu, İzmit-Kocaeli, Ankara, Edirne ve Kütahyada gerçekleşen hadiselerede internet üzerinde kısa bir arama sonucunda ulaşabilirler.
Dünyadan bir kaç örnek vermek istiyorum.
Şili
1981 yılında yapılan bir yasa değişikliği ile su hakkını satın alanlar bu alanda sorumlu kamu idaresi olan Devlet Su Teşkilatı’ndan izin almadan su kullanım haklarının yerlerini ve şekillerini serbestçe değiştirme yetkisine sahip olmuştur. Bununla beraber şirketler, su kullanım hakkını satın aldıktan sonra herhangi bir vergi ya da ücret ödememişlerdir. Şili’de su piyasasını Suez elinde tutmaktadır ve DB’nın koyduğu bir koşul olarak Suez Lyonnaise des Eaux şirketine %33 kâr payı Şili devletinin garantisi altındadır. Su fiyatlarında ise %41′den artış olmuştur
Bolivya
Bolivya’nın Cochabamba belediye başkanı Amerikan şirketi olan Bechtel’in yan kuruluşu Aguas del Tunari konsorsiyum ile 40 yıllık su imtiyaz sözleşmesi imzalanarak şebeke işletme hakkı verişmiştir. Şirket su fiyatlarını %200 oranında artırmış, su faturalarını ödeyemeyen halk bunun üzerine bahçelerine kuyu açarak ya da yağmur suyu toplayarak, suyunu kendisi sağlamaya çalışmıştır. Fakat şirket, imtiyaz sözleşmesine dayanarak halkın kendi çabalarıyla elde ettiği suyun dahi ücretini almak için tahsilat memurları göndermiştir. %400 lere varan fiyat artışları ve şirketin kâr hırsıyla yağmur suyunu bile fatura etme talebi karşısında halk ayaklanmış, mücadeleler sırasında polisin açtığı ateş sonucu yaşanan ölüm toplumsal başkaldırıyı tetiklemiş. Yapılan su savaşı ile Suez Bolivya’yı terk etmek zorunda kalmıştır. Tarihe Cochobamba Su Savaşı olarak geçen olay Bolivya halkı için büyük kazanımdır.
Bolivya örneğinde en dikkat çekici nokta halkın yağmur suyunu toplamaya başlaması üzerine, leğenlerle su toplayanlardan para talep edilmesi olmuştur. Ayrıca kendilerine su kuyuları açan halkada maddi yükümlülükler getirilmiştir.
Bu örnekler haricinde Peru, Filipinler-Manila, Endonezya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere, Meksika gibi bir kaç ülkede daha benzer özelleştirmeler yapılmıştır. Hepsinde ortak olarak su fiyatlarında artış gerçekleşmiştir.
Diğer ülkelerde ve ülkemizde yaşanan örneklere bakıldığunda su hizmetlerinin özelleştirilmesini sağlayanlar aynı şirketler. Bu şirketlerin Dünya Su Konseyinin asil kurucuları ve karar vericileri olduğu görülmektedir. Dünya Su Konseyi (DSK), Dünya Su Forumlarının düzenleyicisidir.
DSK yapmaya çalıştıklarını gerektiğinde ülkelerin yasalarını da değiştirerek yapmaktadır. Bunun için ülkelerin siyasi kadrolarına gereken her türlü söylemi söyletmektedirler. Kendileri hiçbir şekilde ortalıkta görülmemektedir. Bu sebeptendir ki onların adına su forumlarında bizim siyasilerimiz çıkıp konuşmuşlardır, Cumhurbaşkanı sıfatıyla bu forumda temsil edildik sizce bunlarda sadece tesadüf mü…
Bilindiği gibi küresel su politikalarının yerelde uygulamaya geçirilmesini kolaylaştıran en etkili söylem kıtlık, kuraklık ve ”küresel ısınmaya bağlı iklim değişimi” üzerine kurgulanan su krizi söylemidir. Oysa ki su kıtlığını, su kirliliğini yaratan, küresel kapitalist üretim biçiminin kendisidir. Sonuçta yeni liberal politikaların yıkıcı etkisi yüksek su faturaları, kirlenmiş ve içilebilir niteliğini yitirmiş musluk suları, tarımda yetersiz sulama suyu olarak yerel halka yansıtılarak, suyun kamusal bir hizmet olarak sunulmasının meşruiyeti sorgulanmaktadır.
Her insan yaşama hakkına sahiptir, yaşama hakkına sahip olmak için suya ihtiyaç duyar bu sebeple her insane ihtiyaçları kadar suya bedelsiz sahip olma hakkınada sahiptir. Lütfen hakkınızı isteyin ve sahip çıkın. Sizlere afişlerle muslukları kapatmanız yönünde tanıtımlar yapılmakta her yaz onların fabrikalarında tonlarınca su ziyan edilirken siz evinizde dahada sağlıksız yaşamaya itiliyorsunuz. Tanrı aşkına kim kısa bir duşla tam olarak hijyene kavuşabilirki. Bana duşlarımı kısaltmamı söyleyeceğine git farbikasındaki zehirli atıkları akarsu havzalarına döken fabrika sahiplerinin tepesine bin. Git arıtmasız üretim yapan üreticilerin yakasına yapış onlar benim kullandığımdan milyonlarca kat daha fazlasını kullanıp. Milyarlarca fazlasını kirletiyorlar. İnsani ihtiyaçları için suyu kullanan insanlara dokunma. En başta SUYUMA DOKUNMA! Rakamlarla konuşmak gerekirse:
Dünyadaki toplam su tüketiminin %70′i sulama, %22′si sanayi ve %8′i içme ve kullanma suyu amaçlıdır. Gelişmiş ülkelerde bu oranlar sırasıyla %30, %59, %11 iken az gelişmiş ülkelerde %82, %10 ve %8′dir*. Yüzde 11′den fazlasını tüketmeyen insanların suyu tasarruflu kullanması elbette önemlidir ancak yüzde 11 den fazlasını kullanmakla kalmayıp yağmalayan zehirleyen kimselerin yaptıklarını görmezden gelenlerin yaptıkları daha büyük onursuzluktur. Halkı kandırmak şerefsizliktir. Bilgilendirmemek onursuzluğa çanak tutmaktır.
Saygılarımla.
Kaynak olma açısından kaynaklar:
TMMOB SU RAPORU, Mart 2009
*Water for People Water for Life, The United Nations World Water Development Report, UNESCO-WWAP, March 2003, http://www.unesco.org/water/wwap/wwdr/ex_summary/ex_summary_en.pdf
Diğer Kaynaklar:





Son Yorumlananlar