Naçizane

14 ŞUBAT’IN HATRINA

2 Mins read
Naçizane

14 ŞUBAT’IN HATRINA

2 Mins read

14 Şubat’ın hatırına ;

İki ay kadar süren uzun bir sessizlik sonrası yine ekonomik döngüler ya da bu döngülerin güzel ülkeme etkilerini açıklayan bir yazı yazmak isterdim ancak bu defa sadece içimden geçenleri bırakmak istedim sayfalarıma. İçimden geçtiğince belki biraz pervasız biraz fevri ama incitmeden hani olmaz ama Fuzuli’nin kaleminden dökülen gazel kadar duygusal ya da Nazım Hikmet’in Memleketim’i kadar duyarlı…

Kararım buydu, hep kendini dinleyen ben bu sefer tüm içtenliğimle anlatmalıydım. Kendimce tanımladığım, çoğu zamansa çatıştırdığım her duyguyu dökmeliydim sözcüklere. Eee azıcık da aşk kokmalıydı 14 Şubat’ın hatrına, hazır üstad Fuzuli’yi anmışken ve Can Dündar’ın yazılarıyla o en deli aşkların inceliklerinde nefes bulmuşken…

Hayatın akışında bazen kayboluyor insan anlayamıyor bir türlü zamanın aleyhine işlediğini ve unutuyor hayatı anlamlandıran şeylerden giderek uzaklaştığını. Sanırım farkında olmadan mantığının tüm bedenine hakim olduğunu kabul ediyor bilinç altında. Kolayca tükeniyor bir şeyler, aşk sevgi kısa süreli manalar taşıyor artık. İki günde seni seviyorum dökülüyor dudaklardan halbuki kolay mıdır sevmek kolay mıdır seni seviyorum derken onu hakikaten sevdiğini hissetmek? Sanırım kolay olmamalı ya da bu kadar kolay olmamalı.

Sevmek ve vazgeçmek…

Kolayca seviyorumlar bir süre sonra kolayca ayrılıklara bırakıyor yerini. Pes etmek oluyor çözüm. Peki bu mu olmalı! Direnmek hatta gerekirse diretmek gerekmez mi bir ömür yetmeyecek sevdalar uğruna? Yürüdüğün her adımda canın yansa da bastığın dikenlerden haykırmak gerekmez mi dünyaya ya da bir Ferhat bir Leyla olmak gerekmez mi gönlünde taht kurduklarına?

Ferhat Şirinini ne çok sevmişti oysa, ya da Leyla Mecnununu. Sevgi böyle olmalıydı işte sahip çıkılmalı ve asla bir şeyler uğruna vazgeçilmemeliydi. O efsaneleşen aşıklar yaşadıklarıyla kenetlendiler birbirlerine yılmadılar, savaşmayı seçtiler hep, sevdiğinin tek bir tebessümü uğruna. Belki bugünkü kadar süslü sözcükler kullanamıyorlardı ama özünde yar demek her şeydi onlar için. Yar demek aşk demekti, sevgi demekti ve en önemlisi hayat demekti… Yani sınırları yoktu sevgilerinin karşılık beklemiyorlardı. Göze aldıklarını anlatırken satranç oynamıyor ve bir sonraki hamleyi asla düşünmüyorlardı sadece ama sadece seviyorlardı…

Peki biz hayatımızda ne kadar anlamlar sığdırdık sevgiye ya da hangi çetin sırtlarda savaştık sevgimiz için? Sanırım biraz madalyonu kendimize çevirmeli, o hep sahnenin arkasında kalan sevimli çocuğa rol vermeliyiz. Bilmeliyiz ki içimizdeki çocuk sadece sevince ve sevilince çıkar.

Sevin ve sevilin arkadaşlar doyasıya, telaşlı olmasın sevgileriniz , aşkınızı hiç uğruna kaybetmeyin

Unutmamak gerekir ki iki ayrı beden iki ayrı ruh sadece seviyorsa madde de mana bulur…

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: