AB ENERJİ POLİTİKASI

Tarih boyunca enerji kaynakları çıkar çatışmalarına neden olmuştur. Önemli savaşlar, hep bu kaynakları paylaşmak veya bu kaynaklarda egemenlik kurmak hayallerinin ürünüdür. Günümüzde de ülkeler yoksun oldukları bu kaynakları elde edebilmek için güçlerinin yettiği her yönteme başvuruyor. Gerek savaş gerek modern sömürü gerekse anlaşma yoluyla dünyadaki enerji kaynakları eşitsiz bir düzende tüketiliyor.

Avrupa Birliği (AB), 1997 yılında komisyonun hazırladığı beyaz kitap (Gelecek İçin Enerji: Yenilenebilir Enerji Kaynakları – Topluluk Stratejisi ve Eylem Planı) ile yenilenebilir enerjilerin toplam enerji tüketimindeki payını 2010 yılından itibaren %12’ye çıkarmayı hedeflemişti. AB, 2001 yılında yeni bir direktif ile (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Üretilen Elektrik Enerjisini Teşvik Hakkında Direktif) elektrik üretiminde kullanılan yenilenebilir enerjilerin payını 2010 yılına kadar  %21’e çıkarmayı hedefledi. Beş sene sonra, Avrupa Parlamentosu 2020 yılına kadar yenilenebilir enerjilerin AB enerji tüketimi içindeki payının %25’e çıkarılmasını önerdi. 2007 yılında, komisyon “Enerji – İklim Değişikliği Paketi”nin bir parçası olarak “Yenilenebilir Enerji Yol Haritası”nı sundu. Haritada enerji tüketimindeki yenilenebilirlerin payının 2020 yılından itibaren %20’ye çıkarılmasının zorunlu hale getirilmesi öneriliyor. Biyoyakıtlar içinse asgari %10’luk bir hedef  öngörülüyor.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin çoğu, enerji konusunda dışa bağımlı; bu açıklarını kapatmak için enerji kaynaklarına sahip olan ülkeler ve aracı olan transit ülkelerle çok ciddi anlaşmalar yapıyorlar. En önemli sıkıntılardan biri enerji güvenliği sorunu. Enerji ithalatı yapılan ülkeler genellikle iç işlerinde belirsizlik olan, demokratik rejimlere sahip olmayan ülkeler. Bu nedenle enerjinin Avrupa’ya ulaşımında zaman zaman sorunlarla karşılaşıyorlar hatta krizler çıkabiliyor. 2006 yılında, Rusya ve Ukrayna arasındaki gerginlik AB ülkelerinin dört – beş günlük doğal gazına mal olmuştu. Bunun yanı sıra aracı olan ülkeler, stratejik konumlarından dolayı ciddi bir gelir ve prestij sahibi oluyor. Örneğin, Slovakya doğal gaz borularıyla Avrupa’yı Rusya’ya bağladığı için önemli bir ülke olarak karşımıza çıkabiliyor.

Gelelim Türkiye’nin bu pazardaki rolüne… Eğer Nabucco projesi gerçekleşirse Türkiye AB için çok önemli bir ülke haline gelecek. Nabucco kozu ancak bu proje gerçekleşirse işe yarayacaktır çünkü şu anda Nabucco’ya paralel, Türkiye’yi kapsamayan pek çok proje zaten var. Önemli olan yatırımcıları çekmekken onları uzaklaştırmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Aksine bizim için önemli olan konularda (Sözde Ermeni Soykırımı, Kıbrıs meselesi…) sözümüzü dinletebilmek için ciddi bir lobi gücüne ihtiyacımız var. Bu gücü topraklarımızda iş yapacak olan dev enerji firmalarından alabiliriz. En azından elimizde bir koz olur.

Bir Cevap Yazın