AHLAK EGEMEN OLMADIKÇA

 Bölücü ulusalcılar, yobaz laikler, dinsiz İslamcılar, vatan haini  milliyetçiler, diktacı liberaller, kapitalist sosyal demokratlar ve dogmacı Kemalistler  ile  bir Türkiye’nin muasır medeniyetlere erişmesi, öyle sanıyorum ki bir ütopya. 

 

Hani sayın başbakan diyor ya: “Biz Batı’nın ilmini, sanatını almadık, maalesef ahlaksızlıklarını aldık.” Bu ahlaksızlığı, iki yüzlülüğü, tabiri caizse yanardönerliği Batı’dan aldık demek kolaya kaçmak bana kalırsa. Hani bir fıkra vardır, adamın biri tavuklarla ilişkiye girer ve illişkiden sonra Allah’a tövbe eder, “Allah’ım şeytana uydum beni affet”. diye. Fakat adam tavuklarla haşır neşir olmayı alışkanlık haline getirir ve her seferinde tövbe eder. Yine bir gün adam herkesin aklına gelen eylemi gerçekleştirdikten sonra yine “Allah’ım şeytana…” derken şeytan çıkagelir ve adama “Ulan tavukları yapıyorsun yapıyorsun, zevki sen yaşıyorsun suçu bana atıyorsun!” der. Türkiye’nin şu anki durumu buna benziyor ,sürekli bir suçlu arayışında herkes. Bir adam halkın arasında dolaşıp sorunları dinlemeye çalışır oy toplama çabası, yargı bürokrasisi işlemeye başlar hükümetin muhalefettekileri sindirme çabası olarak adlandırılır. Bu şekilde düşünülmesini pek doğru bulmuyorum. Çünkü Türkiye bahsettiğim yanar döner adamlar sayesinde paranoyak bir millet haline gelmiştir. İnsanlar ne devletine ne de birbirlerine güvenebiliyorlar. Akıllarda bir “acaba”…

 

Muharrem  nedeniyle  TRT’de yayınlanan “On Muharrem” programını izleme fırsatım oldu. Alevilik ve Türkiye’de yaşayan Alevi-Bektaşilerle ilgili pek çok şey öğrendim. Bektaşi felsefesi zaten çok zamandır ilgimi çekiyordu. O programda Sünnilik ve Alevilik arasındaki en önemli inanç farklarını görmüş oldum. Bu bahsedeceğim, yukarıda anlattıklarımın, başbakanın böyle düşünmesinin ve Türkiye’nin bu durumda olmasının nedenlerinden birini açıklayacaktır. Sünni inancına göre insanın ruhu dünyaya tertemiz gelir, insan takvasını kaybederse ya da şeytana uyarsa günaha girer”, Alevi inancına göreyse insan ruhu bozulmaya çok müsaittir, eğer kişi nefsine hakim olmazsa günaha girer. "Eline, beline,  diline sahip olmak" sözü de bunun üzerine söylenmiştir. "Haydi Alevi olalım." demek istemiyorum ama bir tarafta suçu birisine atmaya hazır bir düşünce, diğer tarafta ise ortada bir suç varsa zanlı suçlunun ta kendisidir diye düşünülüyor.

 

Bir olay vuku bulduğu zaman tarihe küçük bir göz gezdirip "Bak aynısı oldu, tarih tekerrürden ibarettir" ile günün olaylarını haklı kılacak bir tutum içine giriliyor. Zaman, şahıs ve tarafların değişmesine rağmen yaşananların değişmemesinin tek bir nedeni var, o da kafadaki anlayışların değişememesidir. Geçmişe salt tarih oldu gözüyle bakılması ve şartların bazı şeyleri gerektirdiği söyleminden dolayı savaşlar çıkmaktadır. Ve her savaşın suçlusu her zaman karşı taraftır. Demem o ki kişi suçu başkasına attığı sürece, ahlak egemen olmadıkça yanardönerlerin çıkardığı sorunlar bitmeyecek, hiç bir zaman dünya huzuru bulamayacaktır.

Bir Cevap Yazın