Naçizane

ALİM İLE KAYIKÇI

4 Mins read
Naçizane

ALİM İLE KAYIKÇI

4 Mins read

 

Çölde Diyojen’e rastladım, “Gölge et, başka ihsan istemem.” dedi bana.

 

Ömrünü bilime, hikmete, felsefeye adamış bir alim, bilimsel bir toplantıya katılmak üzere yolculuğa çıkmış. Yolu bir yerde denize dayanınca karşıya geçmek için kıyıda hazır bekleyen kayıkçılardan birinin kayığına binmiş. Deniz yolculuğu sırasında kayıkçıyla alim sohbete başlamışlar. Alim: “Usta” demiş, “Sen felsefeden, matematikten, tarihten anlar mısın?”. “Yok beyim, saydıklarının hiç birini bilmem ben.” demiş kayıkçı. Alim kayıkçının bu cevabı üzerine söze girişmiş: “Sizinki nasıl bir hayat böyle? Sabahtan akşama kadar karşı kıyıya geçmek isteyen bir müşteri için bekliyorsunuz, günde kaç kişi gelir bilinmez, gelse bile dişe dokunur bir bahşiş bırakan eli açık müşteri Hak getire. Gün boyunca harıl harıl çalıştığınız pek söylenemez. Akşama kadar dört beş kayıkçı diz dize oturup sigara içiyor, oyun oynuyor, televizyon seyrediyorsunuz. Hayli seyrek gelen müşterileri beklerken onca müsait vaktiniz olmasına rağmen elinize bir kitap, bir dergi alıp okumuyorsunuz. Cennet gibi bir deniz kenarında, mavinin en güzelinin kalbinde oturup bütün gün zaman öldürüyorsunuz, bu güzelliğe şiirler yazmak yerine! Denize kah dalıp kah çıkan, türlü yeteneklerle uçup gökyüzünde süzülen dünyalar güzeli kuşları inceleyip bu güzellikler hakkında düşüneceğinize, hatta onları fotografla ya da resimle sabitleyip insanlığa bir güzellik sunacağınıza bütün bu güzellikleri görmüyorsunuz bile. En yeteneksiz insanın bile eline bir müzik aleti aldığında birden Fikret Emirov’a, Büyük Itrî’ye dönüşeceği bu ilahi mekanda siz bir ıslık bile çalmıyor, bir türkü bile mırıldanmıyorsunuz. Akşama kadar malayani bir bekleyiş… Üretip insanlığa sunduğunuz hiçbir değeriniz yok. Akşamdan sabaha kadarsa gündüz kazandığınız -kazandınızsa- üç kuruş parayı alkole, şaraba veriyor, evden barktan uzakta sabahlıyorsunuz çoğu zaman.” Son söz olarak eklemiş: “Sen böyle yaşadınsa ömrünün yarısı boşa gitti!”

 

Çıkıyor kayık,

İniyor kayık,

Devrilen

Bir atın

Sırtından inip

Şahlanan

Bir ata

Biniyor kayık

 

Kayık sürekli devrilen bir attan inip şahlanan bir ata binerek yoluna devam etmiş. Derken bütün at sürüsü şahlanmaya, hırçınlaşmaya başlamış: fırtına, kızılca kıyamet!.. Kayıkçı bakmış ki bu fırtınanın sonu yaman, sırtına can yeleğini giyerken alim yolcusuna da bir tanesini uzatmış ve fırtınanın gürültüsünü yenip sesini yolcusuna ulaştırmak için bağırarak sormuş: “Karayel yaman esiyor, alabora olacağız hocam, yüzme biliyor musun?”. “Hayır!” diye cevaplamış alim korkuyla. “Öyleyse hocam, desene ömrünün tamamı boşa gitti!” Karayel denizin sularını kudurtmuş da kudurtmuş…

 

Çıkıyor kayık,

İniyor kayık,

Çıkıyor ka…

İniyor ka…

Çık…

İn…

Çık…

 

“Neredeyim?..”

“Sularla boğuştuğumu hatırlıyorum en son ama şimdi sanki…”

“Kim bu karşımda dikilen iki kişi, ne oluyor?”

Duruma bir anlam veremeden soru yağmuruna maruz kalmış kayıkçı:

-Söyle, rabbin kim, neye iman edersin, Allah diye nelere taptın, kimlere kulluk ettin, kimlerden yardım diledin?

-Rabbim para! Şey yani pallah. Pallahi! (Dilime ne oldu benim?)

-Bütün bir hayatı nasıl geçirdin? Yaşarken günün birinde öleceğini hiç düşünmedin mi?

-Benim bir kayığım vardı, onunla işte şey ııı…

-Ne gibi güzel işler yaptın, ne gibi boş işler peşinde koştun?

-Televizyon güzel bir şey gibi ama sizin tezlerinizi de tartışabiliriz bence şu anda.

-Allah’ın verdiği nimetlere şükür mü ettin, yoksa onları görmezden gelip onlara sigara izmaritini, içki şişeni mi attın?

-Iıı yok yok o öyle olmadı, açıklayayım mı…

-Bütün bu dünya nasıl var oldu, hiç kafa yorup düşündün mü? İnsan nedir, nasıl daha iyi bir insan olunur, bunun peşine düştün mü? Bilimini, medeniyetini, sanatını ileri taşımak için hiç emek verdin mi? Gününü parayla, geceni şarapla geçirip lüzumsuz bir insan olmaktan hiç rahatsızlık duymadın mı? Tabiata ihanet etmekten kendini alıkoymaya çalıştın mı?..

Cevap vermekten utanç duyuğu sorular rahmetli kayıkçının kulağında yankılanırken bir başka rahmetlinin, alimin, davudi sesinin fısıltısını işitmiş kulağında kayıkçı zar zor: “Ömrünün yarısının, tamamının boşa gitmesini bırak; sen hiç yaşamasan daha iyiydi be ustam…”

Gündüz para, gece kumar,

Deli gönül cennet umar…

 

 

(Bu yazı anonim bir hikayenin uyarlaması olup saygıyla andığım, Türkçemizin büyük kahramanları Arif Nihat Asya, Nazım Hikmet ve Abbas Sayar’ın satırlarına göndermeler içermektedir.)

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: