60. SayıNaçizane

ANNE-BABAYA SAYGI

2 Mins read

       Saygı kelimesini sürekli duyarız. Fikre, karşıdakine, ortama, dine, mezhebe, bayrağa, kişilere saygıyı iyi biliriz ya da elimizden geldiğince uymaya çalışırız. Anne-babaya saygıyı ne derecede bilir ve uygularız? Anne ve babamıza hak ettiği saygıyı gösterdiğimiz tam olarak söylenemez.

Peygamberimiz annelerimiz için “Cennet anaların ayakları altındadır.” demiş, babalarımız için “Baba cennetin orta kapısıdır” diyerek konunun önemine vurgu yapmıştır. Diğer bir sözünde ise “Anne ve babaya asi olanlar cennetin kokusunu bile alamazlar.” demiştir.  Biz bu nadide sözleri iyi idrak etmeli, Yüce Yaradanın anne ve baba hakkına ne kadar önem verdiğini iyi anlamalıyız, çünkü en büyük saygıyı ana ve babalarımız hak etmektedir. Onların bizler için yaptığı fedakarlıkları borç olarak ödemeye kalksak ödeyemeyiz. Anne-baba hakkı önemli bir konudur bu yüzden. Evlat olarak sürekli onların rızasını, onların duasını almalıyız. Dinimizde bu konunun önemi “Allah’a itaatten sonra anne-babanıza itaat ediniz.” sözüyle belirtilir.

Anne ve babamızın fikirleri önemlidir. Onların rıza göstermediği bir konuda mutlu sonuca ulaşmamız söz konusu olamıyor. Ben bu durumu yaşayarak anladım. Çok istediğim bir işim annemin rıza göstermemesi üzerine olmamıştı. Anne-baba rızası bu bağlamda önemlidir.

Anne-baba rızası kadar duası da çok önemlidir. Yine dinimiz babanın evladı için yaptığı duayı peygamberin Allah’a yaptığı dua gibi Allah katında kabul gördüğünü bizlere bildirmektedir. Babamızın ve annemizin bedduasını da almamalıyız, çünkü yapılan bu serzenişli dua kabul görebilir, sonucunda zarara uğrayabiliriz.

Günlük işlerin vermiş olduğu stres, gerginliği anne-babamıza yansıtmamalıyız. Eğer böyle bir hataya düşer isek özür dileyip kendimizi affettirmeliyiz. Buradan itibaren kendimden bir örnek vermek istiyorum.

Hafta sonu tatili vesilesiyle ilçeden il merkezindeki evime gelmiştim. Bir haftalık stresi atmak için kardeşimle dışarı çıktık. Akşam yemeğine gecikmemizden dolayı annem kardeşime serzenişte bulundu. Bu serzeniş biraz da bana ulaştığından annemle gereksiz yere tartıştım. Tabi sonucunda kadıncağız kırıldı uyuyana kadar konuşmayınca da bir an pişmanlık hissettim ve gece uyku tutmadı. Saat 03.00’ü gösterdiğinde facebook’ta anne baba hakkını anlatan bir video izledim ve pişmanlığım daha da arttı. 03.30’a kadar göz yaşlarıma engel olamadım. Kalktım annemi uyandırdım. Annem saate baktı bu saatte ne oldu diye sordu. Ben de yarım saattir ağladığımı söyledim, pişman olduğumu bir daha onu üzmeyeceğimi, beni affetmesini söyledim. Tamam affettim git yat, dedi ama eksik bir şey kalmıştı. Elini ver, dedim, uzattı ve öptüm başıma koydum sonra sen de beni  öp diyerek kendimi öptürüp, içimdeki rahatlıkla yatağıma gittim ve uyudum. O gün bugündür değerli Anacağımı üzmüyorum.

Değerli kardeşler ana-babamızın kıymetini, onlarla birlikte olduğumuz zamanların değerini iyi bilmeli ve bunu iyi idrak etmeliyiz. Anne-babanızın ve sevdiklerinizin değerini bilmeniz temennimle. Allah’a emanet olun.

About author
28 Ekim 1987 Şanlıurfa doğumluyum. Beş kardeşin birincisiyim. Babam memur annem ev hanımıdır. Kahramanmaraş'ta ikamet ediyorum. Kamu Kurumunda çalışıyorum. Yazı yazmayı ve Fotoğraf çekmeyi severim. Kitap okumayı, Araba sürmeyi, Yüzmeyi, Sinema İzlemeyi severim. Ayrıca Futbolu da çok severim. Hedefleri olan birisiyim. İlerisi için düşündüğüm bir çok şey var. Hedeflerime ulaşma çabasında olan biriyim. Sanırım yeterli olmuştur bu kadar biyografik bilgi :)
Articles
Related posts
70. Sayı

BİR BAKIŞ İŞTE!..

1 Mins read

Yazar ResmiYazar ResmiHani bakarsın ya bazen semalara, uzaklara…
Ne kimseler bilebilir gördüklerini, ne gözlerin şekil verebilir onlara.
Ama sen görürsün o uzaklara bakarken zihninde dolaşan düşünceleri, hayalleri…

Baktığın uzak diyarlar gibi hayallerinde uzaktır çoğu zaman sana.
Bazen yaklaştığını hissedersin onlara, bazen de imkansızlaşır aklında yer ettikçe.
Ve o bakış belirler çoğu zaman gideceğin yolu, atacağın her adımı…

Hatta kimi zamanlarda o da çaresiz kalır, kafan karışır.
Bakışına engel olmaya başlar göz kapakların.
Ve kapanır bazen hayallerine giden bütün yollar.

Bir bakış işte…
Kimi zaman şair eder aşığı; ak sayfasına bakarken düşündükleriyle, kimi zaman deli eder insanı aynaya bakarken canlanan korkularıyla.

Yunus LEKESİZ

70. SayıNaçizane

BEYNE NASIL FORMAT ATILIR?

3 Mins read

            Beyne format atılır mı? Bu nasıl olur? Aynı senin sorduğun gibi bu soruyu kendime sormuştum. Beyne format atılabilir mi ki? Ney yani kafamızı bir yerlere çarptırıp zeka kaybına uğramamız, daha sonra da boş zekayı tekrardan doldurmamız mı gerekiyor? Nasıl olacak bu iş?

            Sevgili okurum, öncelikle beyin  hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılması mümkün değil. Zaten format dediğimiz olay da tamamen silmek ya da format sonrası boş bir belleği sıfırdan doldurmak da değil. Bir bilgisayara bile format attıktan sonra bazı bilgiler geri getirilebiliniyor. Bu da bilgisayar belleğinde bile bilgilerin unutulmadığını ve tamamen silinmediğini, silinse bile kısmen silindiğini bize gösteriyor. O zaman sürekli format atmanın da bir anlamı yok.

            Aslında format atmamızdaki temel amacımız her şeyi sıfırlamak, resetlemek, yeniden başlamaktır. Ama hiçbir format atma işlemi sıfırlama yapmadığı gibi sıfırdan da başlatmaz. Format sonrası belli bir kalıp belleğe yüklenir ve bu yüklenen kalıpla yeniden başlanmış olunur. İnsan ve hayvan beyinlerine gelince, insan beyni hayata sıfırdan başlar, hayvan beyni belli şeylerin Allah tarafından yüklü olduğu bir kalıp bilgi ile başlar ve bu yüzden hayvanlar dünyaya gelir gelmez yürümeyi bilir, yüzmeyi bilir. İnsan beyni yaşayarak öğrenir, hayatı tecrübe edinir, hayvan beyni çok az tecrübe edinir ve ilk başta yüklü olan kalıp bilgisine de pek bir şey eklemez. Yani bu farklardan yola çıkılarak insan beynine format atılamayacağını söyleyebiliriz.

            Bu beyne format atma konusunu da nerden çıkardın diyebilirsin. Aslında koynu ben değil bndan yaklaşık dört sene kadar önce “Beyin Gücü” adlı dergi çıkartmıştı. O zamanlar dergiyi takip ediyordum. Derginin son çıkan sayısını aldığımdan her insanın dikkatini çekebileceği gibi benim de dikkatimi çeken bir başlık gördüm. “Beyne Format Atılır mı?” bu başlık aynı zamanda derginin orta yerinde “Ayın Konusu” diye yayımlanmıştı. Merakla ön sayfaları es geçip, orta sayfayı açıp oradan dergiyi okumaya başladım. Okumaya başladım ama benim yazımdaki başlık gibi başlığı attıktan sonra konudan uzak şeylerden bahsedilmeye başlanılmamış bir yazı gördüm. Hevesim kırılmasın diye kendimi avutmaya başladım, herhalde bir sonraki paragrafta konuya girer diye söylenip durdum. Bir paragrafı okudum, bir tane daha ve bir tane daha, sonunda “Ayın Konusu”nun son bulduğunu gördüm ve kendime yazının başında olduğu gibi soru sordum: “Beyne format nasıl atılır ki?” Sevgili yazar nasıl bir başlık atmış dedim kendi kendime. Bu düpedüz insanları kandırmaktan başka bir şey değil dedim. Sonra bu yazara bir e-posta attım. Dedim ki: Sevgili yazar, ben derginizi takip eden bir okurum. Bu sayınızda gözüme ilginç bir konu ilişti “Beyne format atılır mı?” diye. Hemen okudum ama ne göreyim, başlığınızla konu arasında çoook büyük uçurum var, hatta hiçbir bağlantı yok. Şimdi size soruyorum “Beyne format atılır mı?” Eğer atılıyorsa bunu bana cevap olarak yazınız, yoksa derginize itibar etmeyip bir daha almayacağım. Dört yıldır cevap bekliyorum. Belki cevap gelir umuduyla J

            Sevgili okurum, bu sorunun cevabını dört yıl aradan sonra ben vermek istiyorum. Beyin hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılmaz. Bu dediğim özellikle insan beyni için geçerlidir. Ancak Yüce Allah biz insanları yaratırken güzel bir özellik vermiş. Bunun adı “unutmak”. İnsan gördüklerinin, duyduklarının ve okuduklarının belirli bir oranını unutur. Unutmaması için tekrar etmesi gerekir. İşte insan oğlu yaşadıkları arasından hangisinin tekrarını yapmıyorsa her geçen gün yaşadığı ansını unutmaya başlar. Bir kişi bir yakınını kaybettiğinde hiçbir zaman ilk yaşadığı acıyı başka bir zaman yaşamayacaktır. Bunun tekrarı da mümkün olmadığından bu acıyı gitgide unutacaktır. Çünkü beyin tekrarsız bilgiyi unutur.

            Eğer sen de beynine format atmak, her şeye sil baştan başlamak istiyorsan, yaşadığın kötü anılarını, iyi anılarını hatırına getirmeyip tekrar etmeyerek unutabilir, beynine format atabilirsin.

            Bir sonraki sayımızda ve yazımda buluşmak ümidimle. Hoşça kalın.

69. SayıNaçizane

EMPATİNİN AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ ÖNEMİ

2 Mins read

Antipatinin zıt anlamlısı olan empatinin tanımını yapacak olursak, empati; bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kısaca kendini karşıdaki kişinin yerine koyarak o kişinin duygu ve düşüncesini anlamak, hissetmek diyebiliriz. İslam dininin de bu noktada Müslümanları empati yapmaya yönelttiğini biliyoruz. Empatinin tanımıyla bağlantı kurulabilecek atasözlerimiz de mevcuttur. Bilemiyorum çoğu kez kullanıp da empati ile ilişkilendirmiş miyizdir? Mesela “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.”, “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.” gibi atasözlerimiz hep empatiyle alakalıdır. Siz şimdi kendinize iğneyi batırıp iğnenin verdiği acıyı anladıktan sonra başkasına da herhalde çuvaldızı batıracak değilsiniz. Affedersiniz ama “Eşekten düşenin halini eşekten düşen anlar” sözünü de söylemeden geçmek istemiyorum. Eşekten düşmenin vermiş olduğu acıyı ancak bu konuda acıyı tecrübe edinmiş bir kişi bilebilir.

Empati kavramı aile içerisinde bireyler arasında kullanılırsa güçlü olan ailevi bağların daha da güçleneceği düşüncesindeyim. Şöyleki hiç bir aile büyüğü ya da aile ferdi bir diğer aile bireyinin zarar görmesini istemeyecektir. Bir baba ya da anne evladının hata yapmasını istemez. Bu bağlamda bir konu ile ilgili tecrübe sahibi olan aile bireyi küçük olsun büyük olsun fark etmez, aynı tecrübeyi yaşama noktasında diğer aile bireyine yardımcı olacaktır. Bu yardımın olumlu sonuçlandığını gören kişi de kendisine yardımı dokunan aile bireylerine daha fazla muhabbet duyacaktır. Konuyu şöyle örneklendirebilirim:  Bir öğrenci bir hocanın tecrübesinden yararlanrak bir işi başarır da hocaya saygısı sevgisi daha da artmaz mı, artar kanısındayım. Empatinin aile bireyleri arasında da uygulanması bu noktada ailevi bağların kuvvetlenmesine katkı yapacaktır. Aile bireyleri empatik tutum ve davranışları içerisinde karşıdakini dinlediğinde ve anladığında, dinleyen ve anlayan kişi için ortak ve anlamlı yaşantı sahası doğacaktır. Empati terapinin dışında her türlü ilişki biçiminde insanlara gerekli bir tutumdur.

Son olarak bir halk masalıyla empatiden bahsetmek istiyorum. Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “korkumdan kırk kantar yağım eridi” dermiş. Bir gün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?”. Bunun üzerine göğsü kınalı serçe şu cevabı vermiş: “Herkesin kendine göre dirhemi ve kantarı var, siz ne anlarsınız.” İşte halk masalından da anladığımıza göre herkesin kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Bizim de karşıdakinin bakış açısını yakalamamız onun duygularını anlamamız demektir. Bu empatinin gereğidir.

Sempatik ve empatik olmanız dileklerimle.  Sağlıcakla kalın.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: