57. SayıNaçizane

Mazideydi “Mutluluk”

1 Mins read

Çok eskiden “mutluluk” adında büyülü bir duygu vardı belki hatırlayanlarımız olur. Eskiden diyorum hani Sezen Aksu’nun dediği gibi “hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken, hani çerçeveler boş, hani körkütük sarhoş gençliğimizden, hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken, eskidendi çok eskiden…” Kızmayın sakın eskidenmiş mutluluklar şimdilerde nerde? Çıkıyorum sokağa  parkta yaşlı bir amca oturuyor “selamun aleyküm” deyip başlıyorum sohbete bakıyorum ki memleket meselesine takmış kafayı ya da oğlundan dert yanıyor ama ben mutluyum demiyor. Oysa mutlu olmak için o kadar sebep gösterebilirim ki ona… Gönlümden bak amca şu salıncakta sallanan masum çocuğun gözlerine bak insan bunun için mutlu olabilir demek geçiyor ama diyemiyorum. Geçim sıkıntısı almış başını gidiyor ne yapsın amcam bir çocuğun gözlerindeki ışığı…

Sıcak bir gecede dolunayın altında geziyorum kafamda bin bir düşünceyle. Bir dost sesi duymak istiyorum ve tuşluyorum en yakın arkadaşımın numarasını. Kısa bir sohbetin ardından direk anlatmaya başlıyor çok kötüyüm sevgilimden ayrıldım vs. kardeşim diyorum niye üzülüyorsun hayat güzel bak havada dolunay özgürce gezebiliyorsun niye hala hüzünle bütünleşmenin sebebi. Anlamıyor, ben de onu anlamıyorum herkes mutsuz.

Ayrılık diyorlar hasret diyorlar bir sürü isim koyuyorlar mutsuzluklarına. Ama biride çıkıp demiyor ki ya ben çok mutluyum bak nefes alabiliyorum bak görebiliyorum düşünebiliyorum biri de çıkıp demiyor bunu. Sadece şu işim olmadı mutsuzum demeyi biliyorlar. Ben yıllardır hayata başka bir açıdan bakıyorum süzülen bir martıyı gördüğüm zaman mutlu olabiliyorum ya da bir dost kelamı duyunca altıma mutluluktan bir halı serebiliyorum mesela. Oysa mutsuz olmak istesem o kadar sebep sayabilirim ki  ama onun yerine mutlu olmam için olan sebeplerime yoğunlaşıyorum. Mesela bir şiir yazmak mutlu ediyor beni ya da birine çok yaşa demek. Ve haydi sizde mutluluğa yelken açın ve hapşırdığınızda  çok yaşayın hepimiz mutlu olalım…


ALİ OKTAY ÖZBAYRAK

56. SayıNaçizaneŞairane

YENİ AŞKLARA YELKENLER FORA….

2 Mins read

Gidişleri yetim olur bu şehrin… Son kez çıkarsın dik yokuşları yalnızlıkla beraber. Gözyaşın birikir gözünde ama ağlayamazsın; susarsın sadece şehir susar, insanlar susar ve sen susarsın… Bir yanın bu şehirde kalır sevgilim onu da koyamazsın valize. Anılar hep taze kokar ve buraları süsler. Ardını dönüp son kez bakamazsın; başın öne hafifçe düşer. Güçlü durmak hayat felsefen olmuştur ağlayamazsın…

İlk geldiğin günü hatırlarsın. Ne kadar da heyecanlısındır ilk adımlarını atarken. Ellerin titrer onu ararken ve girdaplara girersin sonu olmayan…

Şehri hüzün ve yitik sevdaların şehri demiştim sana. Aslında ikisi de aynı kapıya çıkıyordu. O kapının anahtarını bir çift göz açıyordu; içine düşerdin ne yapacağını bilemezdin. Hüzünlenirdin bir içli musikide… Bir de boğaza karşı yaktı mı bir cigara nefes İstanbul olurdu sen bilmezdin.

Paşabahçe’den Beykoz’a yürürdüm senli günleri düşünerek. İnsanlar geçerdi yanımdan aldırmazdım ve bir şiir okurdum sanki sen yanımdasın gibi ama sen duymazdın. Sahil yolunda eski bir balıkçı teknesine atardım kendimi ve bir ekmek arası yerdim. Yüreğimde kaptana sormak istediğim hep bir soru vardı soramadığım… “bu gemi nereye gidiyor usta”

Sahilde bir kız çiçek satmaya gelirdi beni her gördüğünde. Bir çiçek alır mısın diye sorardı  gülümseyerek. Kime alacağım derdim susar giderdi. Deniz bir başka vururdu kayalara;  öfkeli ve hırçındı son günlerde. O da mı benim yüzümden diye merak ederdim; cevap vermezdi sorularıma…

Geldiğimden beri bu şehre yağmurlar yağdı. Her gün ağladı gökyüzü ve ben hep merak ettim yaşadıklarıma mı ağlıyor diye. Oluk oluk sular akardı Paşabahçe’ye doğru. Ayağımın altından geçerlerdi ıslattıktan sonra beni… Aldırmazdım…

Ve şimdi yaşanmışlıkları bırakıp gidiyorum üç parça eşyamla. Köhne gemilerin arasından geçiyorum son kez; denizi içime çekerek. Ve yeni umutlara yelken açıyorum. Bir poyraz esiyor son kez yüzüme. Tokat gibi iniyor yokluğun sarsılıyorum. Ve bir hamlede toparlanıyorum yola koyulma vakti…

YENİ AŞKLARA YELKENLER FORA….

55. SayıŞairane

ÜÇ ELMA

1 Mins read

Kaybolmuşum hayatın satır aralarında

Çıkış yollarım noktalar ünlemlerle kapalı

Kelimeler bile gruplar halinde yan yana

Ben tek başıma yalnız,zavallı

Ama burada bile vazgeçmiyorum aşkı aramaktan

Karşıma çıkacak bir prenses

Çıkıp gelecek masal diyarlarından

Leylam olacak mecnun misali yakacak

Kor edecek beni

Mangaldaki köz misali

Aşkımı hak edene vereceğim bu sefer

Acı çeken olmayacak bu ilişkide

Gökten üç elma düşecek

İkisi sevdiğime…

Naçizane

SON ELVEDA

1 Mins read

Yine boynumda bir bıçak ensemde bir sıcak nefes

Arkama dönüyorum ne bir kimse ne de bir ses

O zaman anlıyorum çaresizce bakınıyorum etrafa

Yine sensizlik çökmüş can damarıma…

 

Bu ne menem şeydir çaresiz

Bin bir işkence yapan sevgili gamsız ve kedersiz

Sesine hasret bu beden nefessiz

Sensizlikle boğuşurken kalp atışlarım ritimsiz

 

Azrail gelse alsa ruhumu en derinden

Sensizlik geçer mi bu serden

Ahirette buluşur mu en yüce aşklar yalansız

Acaba var mıdır bir aşk acısız

 

Bedduam yok sana kinim mi asla

Sevdim ben en yüce kimseyle kıyaslama

Affedilen unutulandır demiş derbeder usta

Bende affettim bu sana son elveda

Naçizane

CAMDAKİ KIRIKLAR (ŞİİR)

1 Mins read

Camdaki bir kırık gibi parçalandın kalbimi

Fakat hala seviyor seni bu serseri

Son gidişinden itibaren

Her günüm ölü her günüm cenaze gibi

 

Yokluğunda yanıyorum sensizlik cehenneminde

Bir damla su diye haykırıyorum duyan olmuyor

Her gelene bakıyorum insafsız sevgili

Sen gelmiyorsun, yardım elin uzanmıyor

 

Gözlerinde ki ataş da yanmıştım önce

Şimdi sensizlik cehennemin de yanıyorum her gece

Bir çıkış yolu var mı acaba

Ey sevgili merhamete gelip sarılsana