70. Sayı

KİM DER Kİ: 70

1 Mins read

2004’den bu yana emek verdiğimiz,  1000 ‘e yakın yazıyla 100’e yakın yazar ağırlayan dergimiz yeni ibaresiyle karşınıza çıkacak bundan sonra, www bir kenara atacağız. Yeni sayılarla, yeni yazarlarla, yeni tasarımla günden güne gelişen, ve genişleyen yapısıyla sizlerle birlikte olacağız.

YENİ İÇİN NELER YAPTIK?

Fikirlerimizin ve ürettiklerimizin yayılması için, sosyal platformları en etkin şekilde kullanmak üzere hazırlıklar yaptık. Yazı sahiplerini daha ulaşılabilir kıldık.  Yazarın eski yazılarından da haberdar olabilmeniz için yazıdan yazıya geçiş sistemini kolaylaştırdık. Kara kaplı sayfa yapısından bembeyaz, aynı zamanda rengarenk bir görünüme kavuştuk.

Yazarlarımızın daha rahat yazılarını yönetebilmesi için uzun zamandan beri kullandığımız içerik yönetimi WordPress in sürüm güncellemesi ile yazı yazmak daha keyifli hale gelmeye başlayacak. Mevcut güncelleştirmelere ek olarak yazarlarımız yazılarının türüne göre sayfa teması tercih edebilecek. Şiir veya makaleleri aynı şekilde isterlersse gözükmeyecek.

Okuyucularımızla Facebook Fan sayfalarında buluşurken sadece yazarlarımızla iletişim kuracağımız Facebook grubunu aktif hale getirdik. Bu sayede hem kaynaşacağız, hem özeleştirilemizi rahatlıkla gerçekleştirebileceğiz.

YENİ LİKLER BU KADAR MI?

Sürekli geliştirme halinde olacağız bundan sonra, hem altyapı olarak hem de içerik olarak. Yazarlarımızla anlaşabilirsek bundan sonra aylık sayı formatın çıkarak anlık sürekli yenilenen bir içeriğe sahip olacağız.

YENİ MOBİL

Önümüzdeki aylarda Türk E-Dergi’yi mobil cihazlarından okumaya başlayacaksınız. Bu sayede mekan bağımsız, okuma keyfi yüksek bir Türk E-Dergi ile izlediğiniz yazarların yazılarını takip edebilceksiniz.

Yeni sayılarda görüşmek dileğiyle..

67. SayıGündem Takibi

Sadece Bir "D" ile "K"

2 Mins read

Siyasi yazılara ara vereli çok oluyor, kinime sahip çıkmıyorum belki ondan.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Şeb-i Arus törenlerinde Mevlana’dan  okuduğu o güzel beyitlerin verdiği mesajın aksine kinine sahip çıkan bir gençlik istemesi , bu aralar öc almıyoruz diyerek öc alma girişimleri gibi duran yargı süreçleri gibi çelişkiler içermekte.

Başbakan Erdoğan’ın dindar bir gençlik istemesi kadar doğal bir istem yok, Türk toplumunun genel temennisidir bu; dinine,  devletine ve milletine bağlı insanların yetişmesi.  İslam dininin hiçbir yerinde “kin” ile bağdaşabilecek bir terim yokken,  imam hatip mezunu olan başbakanımızın bunu benden daha iyi bildiğini düşünüyorum, ama her nedense uygulamada ters düşüyor.

Konu imam hatiplere gelmişken, iki satırda bu konuda yazayım istedim. İmamlık ve hatiplik bir meslektir.  Mesleğin özü dini halka doğru bir şekilde aktarmak, halkın dinini yaşaması ve ibadet etmesin hususlarında önderlik etmektir.  Bu maksatla İmam hatip meslek liselerinin özü bu görevi icra edecek tabiri caizse meslek erbapları yetiştirmektir. Diğer meslek liselerinden halk üzerinden doğrudan  etkisi olacak insanlar yetiştirdiği için önem arz etmektedir ve hassasiyetle önem gösterilmektedir. Ama esas itibariye  Torna tesviye bölümü mezunu olanın tornacı, elektrik bölümü mezunu olanın elektrik tesnisyeni olması gibi bu liseye giriş amacı mezun olurken bu okuldan imam ya da hatip olacağını bilmek ve istemektir.

“Güzel dini insanlara aktarmak” yerine bu iş para getirmiyor diyerek ben doktor olacağım ama imam hatipli doktor olacağım demek ya da gençleri böyle kanalize etmek yanlıştır. Elektrik bölümü okuyana doktor olacağım demesi gibi bana göre abesle iştigar. Elektirik bölümü mezununa sağlanacak kolaylık Elektrik veya benzer alanlarda mühendislik lisansı almasında öncelik sağlamaktır. İmam hatip mezunlarının ise İlahiyat fakültelerine girmekte kolaylık sağlanması gibi.

Ama görüş açısı farklı;, imam hatip meslek liseleri dışında diğer liseler tabiri caizse din dışı eğitim yapıyor düşüncesiyle imam hatip meslek liselerine yönlendiriliyor. Amaç imam ve hatip olmak dahil, çünkü o para getirmiyor. Tabi bu husus layıkıyla yapanlar için geçerli yoksa yaşadığımız düzende en çok parayla oynanayanlar onlar. Diğer bir değişle artık İmam hatipli olmak bir statü.

 

Sadece bir  “D” ile “K”  :

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
………………………. (Boşluğu doldurunuz!..)

63. SayıAraştırma

İNTERNETTE 2011 TURİZM SEZONU

1 Mins read
Rusya, Belarus ve Kazakistan’da yoğun kullanılan popüler arama motoru Yandex verilerine göre: 2011 yaz sezonun ortası olan Temmuz ayında günde 1,5 milyondan fazla seyahat içerikli sorgu yapılmıştır. [1] Bu rakam mart ayı sayahat içerikli yapılan sorgularının üçkatıdır.Bahar aylarını temsilen Mart, yaz sezonunu temsilen Temmuz ayının seçildiği istatistiklere göre seyahat anahtar kelimeleriyle birlikte en çok aranan ülke Türkiye oldu. Mart ayında Türkiye’yi Tayland, Temmuz ayında ise Bulgaristan izledi. Türkiye karşılaştırmalı istatistiklere göre her iki aya göre en yakın takipçilerine göre 3 kat fazla aranmıştır.

Yine karşılaştırmalı istatistiklere göre Antalya’nın “Kemer” ilçesi tek başına “İtalya” ve “Roma” anahtar kelimeleriyle aynı sayıda aranmıştır.

“Türkiye” içerikli aramaların %40’ında kullanıcılar şehir, bölge, otel ve tur ismi vererek bilinçli bir sorgulama gerçekleştirmiştir. Bu durum kişilerin daha önce bu bölgeleri ziyaret ettiği ya da tavsiye aldıklarını göstermektedir.  Kullanıcılar aramalarında özellikle herhangi bir şehir için bilet ve tur, otel ve fiyat bilgisi sorgusu gerçekleştirmiştirler. İstanbul anahtar kelimesiyle birlikte de en çok aranan kelime “alışveriş” olmuştur. Buradan Rusça konuşan ülkeleri cezbeden noktanın İstanbul’un turizm niteliğinden daha çok ticari ve alışveriş alternatifleri olduğu çıkarılabilir.

“Türkiye” anahtar kelimesiyle birlikte “otel” en çok aranan anahtar kelimedir. Kullancıların aradığı örnek sorgular: “Türkiye’deki en iyi ve ucuz oteller”  “çocuklar için Türkiye’de ideal otel görüşleri” , “Türkiye’de coşkulu tatil” ve “Türkiye Oteller”

[1] Seyahat içerikli sorgular  Otel, otel, özel sektör, resort, tatil, tatiller, seyahat, turizm, vize,  uçak, tren veya uçak bileti

Kaynak:
62. SayıTeknodrom

HATIRŞİNAS BİRİ MİSİNİZ?

2 Mins read

İnsanları değerlerine göre yargılarken objektif olabilmek adına sosyal bilimciler şu öneride bulunur. “Her durum ceryan ettiği (içerisinde bulunduğu ) zamana ve şarta göre değerlendirilmelidir. Kişiler bulunduğu toplumlara, toplumlar ise yaşadıkları siyasi ve fiziki şartlara göre yorumlanmalıdır.”

Bu durumdan yola çıkarak toplumsal bir değer olan “hatırşinas olma” ve bu değerden esinlenilen bir internet projesinden bahsedeceğiz.

Kavimlerden milletlere, milletlerden küreselleşmeye kadar geçen süreç içinde birçok değer farklılaşıp yeni değer yargılarının ortaya çıkmasına, birçok değer yargısının da yok olmasına neden oldu. Ancak toplumsal işleyişin ve devamlılığın en önemli yaklaşımlarından biri olan “hatırşinas olma”  hala geçerliliğini koruyor.

Toplum içerisinde yaşamanın kolaylık derecesi kişisel bağların sağlam olmasına dayalı,  iş dünyası ise bunu network’ün zengin ve güçlü olması gerekliliği olarak adlandırıyor. İlişki bağlarını korumak, güçlendirmek ve sürdürmek üzere kişilerin birbiriyle ihtiyaç ve zorunlu haller dışında da iletişim içerisinde olması önemli. Bu yüzden kişilerin  birbirlerinin özel günlerini hatırlaması, doğum günlerini kutlaması, bayram ve kandillerini tebrik etmesi nesillerden bu yana devam etmektedir.

Sevdiklerimizle, akrabalarımızla aramıza mesafeler girdiğinde kartpostal veya mektupla, daha sonra telgraf veya telefonla teknolojinin ilerlemesiyle kısa mesajlarla (SMS) ve şimdi facebook gibi sosyal platformlar üzerinden özel günleri kutlayabiliyoruz. Geçen zaman içinde iletişim yöntemleri değişse de, özel günlerde sevdiklerimizi hatırlama alışkanlıklarımız değişmedi.

Bu konun üzerine birçok girişimci eğildi, e-kart siteleri olmak üzere bir çok yapı geliştirildi. Bu tarz yapılardan biri olan Hatırşinas , Facebook hesabınızda yer alan arkadaşlarınızın başta doğumgünü olmak üzere dini ve milli bayramlarını hatta kandillerini bile kutlamanıza yardımcı oluyor.

Hatırşinas’ın diğer uygulamalardan benzersiz kılan özelliği sizin belirleyeceğiniz gruplarda yer alan arkadaşlarınıza farklı mesajların gönderilmesine fırsat tanıması, üstelik bu mesajları da siz önceden kendiniz belirliyebiliyorsunuz. Bu sayede arkadaş grubunuzun size yakınlığına göre mesajı şekilledirip gerçek anlamda mesajın sizin yüreğinizden çıkmasına müsade ediyor. Özellikle Türk ve İslam aleminin değerleri olan kandil ve dini bayramları da kutlamasına fırsat tanıması diğer uygulamalardan ayıran en önemli fark.

Hatırşinas’ın diğer bir artısı ve farkı siz facebook’a girmesiniz dahi, sizin verdiğiniz talimatla otomatik olarak günü geldiğinde sizin önceden belirlemiş olduğunuz mesajları grup arkadaşlarınıza iletmesi. Bu sayede sizler “acaba kutladım mı? “, “keşke kutlasaydım!” derdinden kurtuluyorsunuz.

Önümüzdeki kurban bayramı için siz de şimdi Hatırşinas‘a girip gruplarınızı oluşturup, arkadaşlarınızı seçip, mesajlarınızı yazıp bayram için hazırlığınızı yapın. Siz bayram sabahı ziyaretlerinizi yaparken mesajlarınız arkadaşlarınızı ulaşmış olsun.

http://www.hatirsinas.com

60. SayıAraştırmaKapak

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMI

6 Mins read

Sürdürülebilirlik tanımını ilk olarak atık yönetimi üzerine çalışırken duymuştum, doğanın dengesinin bozulmadan devamlılığına ekoloji uzmanları sürdürülebilirlik olarak tanımlamışlar.  İster ekonomik ve  sosyal alanda isterse siyasal alanda olsun sürdürülebilirlik kavramının tanımı denge bozulmaksızın  devamlılıktır.

Sürdürülebilirliğin tanımını net olarak anlayabilmek için tanımı biraz daha açalım istiyorum.

Denge bozulmaksızın devamlılık ne demektir?

Dengeyi kafamızda canlandırmak adına en iyi örnek sanırsam terazi olacaktır. Sol resimde gördüğünüz terazi örneğinde olduğu gibi sol kefedeki nesnelerin ağırlık toplamı sağ kefedeki nesnelerin toplam ağırlığına eşit ise bu terazi dengededir deriz. Soldaki iki nesneyi alıp yerlerine aldığımız nesnelerin toplam ağırlığında sadece bir nesne koymamız durumunda ya da yine aynı toplam ağırlıkta 4 nesne koymamız durumunda, sol bölümdeki nesnelerin ağırlığı sağ bölümdeki nesnelerin ağırlık toplamlarıyla eşit ise, yani ibre oynamamış sol bölüm ile sağ bölüm arasında yükseklik farkı yok ise bu terazi nesnelerde değişiklik yapmamıza rağmen dengededir demektir. Bu benzetmede terazideki nesnelerin değişimine rağmen dengenin bozulmadığını anlayabiliyoruz.

Sürdürülebilirliğin farklı alanlarda nasıl anlaşıldığına yazımızın ilerleyen bölümlerinde değineceğiz, ancak biraz daha örneklerle sürdürülelebilirlik kavramını netleştirmek istiyorum.

Terazideki ikisini alıp yerine bir tane ya da daha fazla koyduğumuz  nesnelerin karşışılı sürdürülebilirliğin bilimsel tanımında parametre(değişken) olarak adlandırılır.

Parametrelerin değerlerinde söz konusu olabilecek artmalar, azalmalar ya da sıfırlanmalar (0) olabileceği gibi  belli bir olayı etkileyen faktörlerin azalması veya artması yani parametre sayısında da değişik sürdürülebilirlik kavramında kabul edilen durumlardır.

Yine basit bir matematiksel tanımdan yola çıkarak, fonksiyonlar ile bu olayı ifade etmeye çalışayım.

f (x,y)  = x + y + 3

yukarıdaki fonksiyonumuzu analiz edersek fonksiyonumuzun ikisi değişken biri sabit olmak üzere üç elemanı vardır. Yukarıdaki fonksiyon gayet basit bir fonksiyondur, ifade ediliş ve matematiksellik açısından.

Sürdürülebilirliğin tanımında yer alan denge kavramını bir de fonksiyonlardan örnek verirken bahsedelim.

Fonksiyondaki denge f(x,y) fonksiyonunun eşit olduğu değeri korumaktır.

Yani Z = f(x,y) ise Z değeri bizim önceden belirlediğimiz 11 sayısı ise bizler fonksiyondaki dengeyi korumak adına x ve y parametrelerindeki değerleri buna göre belirlemeliyiz.

Z = x+y +3

11 = x+y+3 ise 8 = x+y dengesini koruyabilecek x ve ye nin toplam değerleri doğarl sayılar cinsinden (x,y) :: (0,8),(1,7),(2,6),…,(7,1),(8,0)  olarak ifade edilebilir.

Matematiksel ifadesini de kafalarda canlandıktan sonra sürdürülebilirliğin farklı alanlarda örneklerine geçebiliriz. Hangi alanda olursa olsun sürdürülebilirlik bir denge koruma çabasıdır, terazi örneğine tekrar dönersek sol ve sağ bölümdeki nesnelerin toplam ağırlığı eşit  olmalıdır.

Sol bölüm 10 gr ise sağ tarafın taşıdığı ağırlık da 10 gr olmalıdır, terazinin dengede olabilmesi için. Ancak siz dengeyi 10 gr üzerine kurmak isterseniz diğer kefeye 10 gramlık bir ağırlık koymanız gerekir, 1kg olsaydı  bu değer ona göre ağırlık toplamında değişiklik yapmanız gerekirdi. Diğer bir ifadeyle kefelerin birindeki değeri siz belirliyorsunuz daha sonra değerleri birbirine eşitlemeye çalışıyorsunuz.

Anlaşılacağı gibi sürdürülebilirlikteki denge anlayışı  kişisel ya da kurumsal hedef ve istekleri belirlemeyle  ilgilidir.  Bir işin sürdürülebilirliği sizlerin  ve kurumunuzun hedef ve istek kefesindeki öğelerin makullüğü veya ulaşılabilirliğiyle tamamen bağlantılıdır.

Sürebilirlik ile sürdürülebilirlik karıştırmamalıdır.

Sanırsam sürdürülebilirlik kafalamızda canlanmıştır. Bir iş için sürdürülebilir demek için o iş  belli bir süre yaşam döngüsü içerisinde kesinlikle devam etmelidir. Aslında biraz kafa karıştırıcı bir husus ortaya çıkıyor bu durumda.

Bir işin sürdürülebilir olması o işin sadece yıllar boyu sürmesi anlamına gelmiyor, belirlenen hedefler ve istekler dahilinde parametreler değişse dahi bir işin aklınızda biçtiğiniz yaşam döngüsü sonuna kadar sarsılmaz bir devamlılıktır.

Bir proje için planlama yaptığımızı düşünelim; girişeceğimiz bu projenin sürdürülebilir olup olmadığı o projenin ayrıntılı analiz (gereksinim analizleri , finansal analizler, etkilenebilirlik analizleri) aşamasında ortaya çıkacaktır, çünkü asıl amaç sürebilirlik değil, her koşulda sürdürülebilirlik anlamına gelmelidir.

Her koşuldaki anlam daha öncede örneklerle ifade ettiğimiz parametre ismini verdiğimiz yapıyla ilgilidir.

Sürdürülebilir başarı ve sürdürülebilir kalite günümüzde en çok kullanılan sürdürülebilirlik tanımı içerisinde geçen hususlardır. Sürdürülebilir kalitedeki esas, günden güne artan müşteri beklentilerini gelişen teknoloji ve yeniliklere uyarlayarak  kaliteyi arttırma hadisedir. Sürdürülebilir kalitede en bilindik örnek iPhone’un başarısıdır. 2007 yılından itibaren sektöre giriş yapan Apple şirketinin ürünü olan akıllı mobil cihaz segmentinde ürün, 10 aylık periyotarla sektöre sunduğu bir önceki modeline göre daha geliştirilmiş ve eklenmiş donanımlarla sürdürülebilir kaliteye en iyi örneklerden biri.

Sürdürülebilir başarı aslında biraz daha farklı sürdürülebilir kaliteden. Sürdürülebilir kalitede hedef ve istek kefesinde varlıkların azalması diye bir durum söz konusu değildir, çünkü sizin her üretiminiz kullanıcıların beklentilerini bir adım ileriye götürecektir. Kalite müşterilerin(kullanıcıların) beklentilerini karşılamak ise sürdürülebilir kalitede de bir kefedeki değer arttığı için denge  bozulmaması için sizin diğer  kefedeki ağırlığı arttırmanız gerekecektir.

Fakat sürdürülebilir başarı tamamen sizin hedef ve istek kefenizdeki başarı ölçütünü belirlemenizle ilgilidir, çünkü başarının tanımında hedefe veya isteğe ulaşma söz konusudur. Belirli periyotlarla hedef ve istek kefesinde değişiklik yapmanız sizin sürdürülebilir başarı elde etmenizi sağlayacaktır.

Size göre başarının tanımı ne dersek, özellikle bu soruyu firmalara sorarsak yanıtlar değişiklik gösterecektir. Sektörel bazda  incelediğimizde genel olarak başarının ölçütü karlılık ya da büyümedir. Karlılık kendi içinde kişiye ve sektöre göre farklılık gösterebilir gelir-gider oynamaları bunda başlıca aktördür, büyüme ise bir önceki döneme göre ilgili piyasanın dikkate aldığı ölçütlerdeki artıştır.

Yine sektörel açıdan incelersek sürdürülebilir başarıda en önemli husus, üst yönetimin belirlediği ya da onayladığı makul hedeflere şahıs bağımsız ve mutlak değişkenleri göz

önünde bulundurarak ulaşmaktır. Şahıs bağımsızdan kasıt kim gelirse gelsin daha doğrusu kim giderse gitsin firmadan belirlenen hedefe ulaşılabilmesidir.

Sürdürülebilir başarıda dünyadaki örnekleri arasında öne çıkan Toyota, Türkiye’de ise Garanti bankasıdır, 1991-2000 yılları arasında bankanın genel müdürlüğünü de üstlenen, Garanti Bankasını büyük değişim yaşamasını sağlayan ve kendisinden sonra da bu başarının devamlılığı ve sürdürülebirliğin alt yapısını oluşturan iyi bir profesyonel olan Akın Öngör “geleceğin liderlerine sürdürülebilir başarı için ipuçları” sloganıyla bunu bir kitap ile perçinlemişti geçen sene. Bu yazıyı yazmamda bu kitabın verdiği ilham var. Sürdürebilir başarının nasıl oluşabileceği hakkında bilgi edinmek istiyorsanız “Benden Sonra Devam” kitabını alıp okumanızı tavsiye ediyorum.

Aşağıdaki yorum kısmında isterseniz sohbet edasında sizlerinde fikirleri ile bu yazıyı geliştirebiliriz. Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle.

58. SayıEditörden

6 AY VADELİ BORÇ ÖDEMESİ

1 Mins read

Merhabalar,

Vatani görevimi yerine getirmek için kışlama teslim olmadan 12 saat öncesinde sizlere editör yazısını yazıyorum. Gecikmeli de  olsa güzel ve dop dolu bir sayı ile karşınıza çıktık. Ben yokken değerli dostum Alparslan Zengin yönetiminde dergimiz yayınına tüm hızıyla devam edecektir.  Ailemle biraz daha zaman geçirebilmek için editör yazısını kısa keseceğim ve 6 ay vadeli vatan borcu ödemesi için sizlerden bir süre ayrı kalacağım.

Herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle.

56. SayıKapakNaçizane

SÜRDÜLEBİLİR GÜVEN: HABER KANALLARI

4 Mins read

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu doğru yorumlayabilmek için tarih ve iktisat bilgisi gerekli, salt televizyon haberlerinden yola çıkarak bu konunun tartışılması tamamen akıldışı.

Haber kanalların yeni çıktığı zamanlarda haber verme odaklı olduğunu, farklı alanlardaki uzmanları biraraya getirerek cereyan eden olayları yorumlama ile izleyiciyi bilgilendirme ve bilinçlendirme amacı güdüldüğünü düşünmüştüm, nitekim de öyleydi. Ancak son zamanlarda sanırım sayıların artması, reklam pastasından daha geniş bir dilim alma çabası, kutuplaşma ve yandaş olma ısrarı nedeniyle haber kanallarını tekrar gözden geçirmek gereklilik haline geldi.

Bir saatlik ana haber bültenlerinde enpoze edilmeye çalışılan görüşler, takipçi ve yandaş çekmeye yönelik söylemler, artık Türkiye’de alışık olmadığımız kesintisiz hizmet anlayışının aksine 7 gün 24 saat bayram seyran dinlemeden devam etmekte.

Haber kanallarının sayısının artmasının getirdiği yararlara değineceğim ancak öncelikle gözlemlerime dayanaran bir kaç husus üzerinde durmak istiyorum.

Hangi sektöre girerseniz girin, bu ister habercilik olsun, ister taşımacılık isterseniz de bankacılık, geçen sayıda yer alan Micheal Portel’ın 5 kuvvet modelini anlatırken bahsi geçen hususlar değerlendirilmeli. Medya sektörünün tamamını bir tarafa bırakıp sadece haberciliği bir sektör olarak ele aldığımızda sürdürülebilir güven diye bir olgu önem kazanıyor.

Güven kendi başına yaratılması yahut sağlanması zor bir hadise iken, kazanılmış olan güvenin korunması ve sürdürülmesi zorun bir kaç kademe üzerine taşıyor. Önyargı süreci hızlı işleyen, şekle, şemale ve saatlerce süren konuşmada sadece bir cümleye ya da kelimeye bakarak hüküm verilen anlayışa ve alışkanlığa sahip bir ülkede güven kelimesi başlı başına incelenmesi gereken bir konu.

Güvenin ötesinde güdülme psikolojisine sahip olan insanoğlu çoğu zaman içinde bulunduğu topluluğun yönelimine göre kanal tercihinde bulunuyor. Bu salt kanal konusunda değil, siyasi görüş hayata karşı duruş konularında da aynı şekilde.

Ulusal kanal diye adlandırılan kanallar o yüzdendir ki, birden fazla farklı dizi türü yapmaktadır. Ama hepsinde ortak gaye bir dizide birden fazla ögeyi içererek izleyici sayısını artırmak diğer değişle reklam pazarındaki dilimini arttırmaktır.

Elbette, bundan 10 sene öncesine göre durum farklılık göstermekte, özellikle internetin sağladığı ve daha fazla farklı görüşü tanıma fırsatı bulma şansı olan kesimler tercih edebilme yeterliliği kazanıyor ancak tercih etme şansına henüz erişemiyor. Bu da topluluk içinde yaşamanın dayanılmaz hafifliği olarak adlandırılabilir.

Bu güven mevzusuna paralel olarak iki önemli konu mevcut, biri haber kanalında görev yapan amiyane tabiriyle sunucular ve muhabirlerin donanıma ve farklı görüşlere açıklığı, diğer ise konukların görsel medya üzerinde terbiye ve üsluba verdikleri önem, farklı görüşleri dinleme ve kendi görüşünü ifade etme becerisi.

Türkiye’nin ilk haber kanalı yayına girdiğinde, sunucuların düzgün Türkçe kullanımları, çeşitli ve kaliteli haber sunmaları takipçisi olan haber kanallarına karşı haber seyircisinde yüksek bir beklenti oluşturdu. Öncü haber kanalı alanında ilk ve tek aynı zamanda güçlü ekonomik alt yapısı sahip olan bir grubun bünyesinde olmasını kullanarak Türkiye’nin önde gelen, güven kazanmış kaliteli ve birikimli muhabir, sunucu ve yayın ekibini bünyesinde topladı. İkinci haber kanalı ise Amerikan menşeili dünyanın önde gelen haber kanalının desteği aynı azmanda Türkiye’nin o dönemin en büyük medya kuruluşu tarafından kuruldu. Arada bir çok haber kanalı açıldı. Bazıları daha spesifik oldu sadece ekonomi ya da spora odaklandı. Şimdi 10’u aşkın haber kanalı mevcut.

Türkiye’nin kaderimidir bilinmez, kanal sayısı artınca kalite düştü, mevcut sunucular yetmedi gazete yazarları sunucu oldu, kendi programlarını yapmaya başladılar. Bazılarında kalemin verdiği cesaretle yazdığı ortaya çıktı, herkese laf yetiştirenler televizyonda çetin konuklara karşı dayanamadılar, programı bir süre sonra kendileri değil konuklar yönetmeye başlayınca porgramları kaldırıldı.

Özellikle haber kanallarının reyting ölçümlerine dahil tutulmasıyla pazardan daha fazla pay olmak üzere yayınlarda biraz daha değişiklik yapmaya başladılar, bilginin değil sesin ve bağrışmanın gür olduğu programlar öne çıktı. Eski mankenler program sunmaya başladılar diğer bir değişte podyumda yürüyenler moda programı, kırmızı halıda yürüyenler kültür sanat programı, vejeteryanlar ise sağlık programı sunmaya başladılar. Bazılarının program sunuculukları gayet başarılı, bazıları sadece medyatik ve bakımlı oldukları için programları devam ediyor.

Haber kanallarının en büyük artılarından biri kıyıda köşede kalmış ama alanlarında gayet başarılı ve donanımlı olan değerli insanları da bizlerle tanıştırdı. Özellikle pek çok akademisyeni ülke tanıma fırsatı buldu, ne kadar kaliteli iktisatçılar, tarihçiler ve siyaset bilimcilerimiz olduğunu görme ve gururlanma fırsatı bulduk.

Gelelim haber kanallarındaki ön büyük sıkıntıya; aklı başında donanımlı yazar ve akademisyenlerin özellikle tüm kanallar belirli bir konuya odaklandığında sayı olarak yetersiz kalmaları. Bu durumda bu konuşulan konu üzerine sadece birkaç kez yazı yapmış kişilerin davet edilmesi gündemdeki sorunu çözme önerileri bir yana dursun halkı yanlış yönde bilgilendirmeleri söz konusu.

Özellik konu terör olduğunda, bu konuda ehil olmayan kişilerin ve taraflı kişilerin davet edilmesi sorunu çözümden öte, karmaşıklığa itelediği söylenebilir. Diğer bir taraftan emekli askerlerin davet edilip, bu konuda konuşurken özellikle sorulan sorularda içlerindeki birçok şeyi dışarı vurmalar, siyasesi söylemlerde bulunmaları da bu konunun diğer bir yanıdır.

Şeffaflık adı altında abartılmış haberlerden dolayı ne üzülebilen ne de sevinebilen , onlarca farklı kanalda aynı olayın onlarca farklı şekilde aktarılmasından kafası karışmış bir milletin sağ duyulu olması, akılcı işler yapması ve sonuç olarak huzuru yakalaması beklenemez.

İnsanları yönlendirmekten öte tarafsız bilgilendirmek gereklidir ancak medyanın gerçekliği bu değildir bunu ancak bizim gibi saf çocuklar yapabilir. Bugün bir dava hakkında dört farklı kutubun yayın organının 4 er yorumcusu 16 değişik şekilde yorumluyor. Doğru mudur? Cevap yanlış değildir. Haberciliğin yeni anlayışı.