Mehmet Egemen Özkan tarafından yazılmış tüm yazılar

Hukukun Mağduru Bir Hukukçudan Mektup

Ben Avukat Metin Kalan.06.06.2017 tarihinde, İzmir’de avukatlara yönelik yapılan bylock operasyonunda gözaltına alındım. Hala Şakran T tipi cezaevinde tutukluyum. Sağlığımı, itibarımı, aile düzenimi, kariyerimi kaybettim. Tam 7 aydır, ne herhangi bir cemaatle ne de fetö terör örügütü ile hiçbir bağlantım olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Avukat arkadaşlarım, eşim ve ben, hukuk kuralları işlesin, Devlet eli ile birkaç saat içinde toplanabilecek bylock içeriği ve telefon incelemesi delilleri getirilsin, bu yapılmıyorsa adli kontrol şartı ile tahliye kararı verilsin diye dilekçeler veriyor, görüşmeler yapıyoruz.
Size, suçsuz olduğumu bilmenin özgüveni ve bu yaşadığım kabusun ünlü “PARDON” filminin finali gibi biteceğini bilmenin öfkesi ile kısaca hikayemi anlatmak istiyorum. Okumanız ve sesimi duymanız dileği ile…

“ Canı cehenneme/ rahat uyuyanın. / Kapısını örtenin/ perdesini çekenin./ Yüreği yalnız kendi ile dolu olanın./ Duvarları ancak çarpınca görenin./ Canı cehenneme / başkasının yangınıyla/ evini ısıtıp yemeğini pişirenin.” Ş.Erbaş.

06.06.2017 günü sabah 06.30 sularında evime gelen TEM polisleri arama yaptı. Ben ve avukat olan eşim, uygulamayı bildiğimizden gerekli prosedür çabuk tamamlandı ve evde herhangi bir suç delili bulunmadı. 6 yaşındaki oğlum Metehan ve 3 yaşındaki oğlum Bilgehan’ı yataklarında uyurken öptüm ve götürüldüm.
Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde ifade verirken kendimden çok emin bir şekilde soruları yanıtlamaya hazırdım. Ama; – Telefonunda bylock tespit edildi.
Ben:- İmkansız, olamaz, ben bilmez miyim telefonumda ne yüklü olup olmadığını
-Bu kesin bilgi, 19.08.2014 tarihinde yüklemişsin.
Ben: – Yok, ben böyle bir programın varlığını ilk kez 15 Temmuzdan sonra basından duydum; peki ne konuşmuşum, kime mesaj göndermişim, nasıl bir şey bu
– Onlar araştırılacak, sen şimdi terör şüphelisisin. Ne biliyorsan anlat, etkin pişmanlıktan yararlan, isim ver, başka türlü imkanı yok kurtulamazsın bu işten.
– ……..

2013 yılında, ekonomik zorluklar nedeni ile, mal sahibi olduğum ofisime gider ortağı almışım. Akabinde 17-25 Aralık süreci gerçekleşince, gider ortağının cemaat faaliyetleri ortaya çıkmış, ben de yolları ayırmışım. İşte bu sekiz- on aylık sürede büroya giren çıkan kimi gördüysem anlattım. Zaten başka bildiğim bir şey de yok.
– Yok, bu isimleri zaten biliyoruz, bize yeni isimler vermen lazım
Ben: – Bilmiyorum başka bir şey, nereden bileyim ,iftira mı atayım…
Saatler süren ifade, benim başka bir şey bilmediğime kanaat getirdiklerinde bitti. Sonra prosedür olarak Savcılığa, oradan Sorgu Hakimliği’ne sevk ve tutuklama.
19.08.2014 tarihinde bylock yüklendiği tespit edilen telefonumu, yenisini aldığım için çocuklara oyun oynasınlar diye vermiştim. TEM’deki ifade sırasında hemen bu telefonu incelenmesi için tutanakla teslim ettik ve aradan geçen 7 ayda hala bir inceleme raporu çıkmadı. Biz telefonun imajını alıp özel bir yerde inceletelim istedik ve buna ilişkin dilekçelerimiz olduğu halde henüz bu taleplerimize de bir yanıt alamadık. Bundan sonraki adımımız, teslim alındıktan sonra re’sen imajının verilmesi gereken telefonun, taleple dahi imajının verilmediği gerekçesi ile ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunmak olmalı ama böyle bir hareketimizin raporun gelişini daha da geciktirmesi ihtimali endişesi taşıyoruz.

İlk duruşma 31 Ekim 2017 tarihinde yapıldı. Savcılık ve sonrasında İzmir 17.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından istenilmesi üzerine dosyaya gelen yazı cevapları kısaca şöyle:
– MHP Bornova ilçe başkan yardımcılığım ve il delegeliğim dolayısı ile MİT tarafından hakkımda düzenlenmiş kişisel dosyada cemaat/ fetö bağlantısı yoktur bilgisi.
– Bankalar Birliği’nden fetö bağlantılı olduğu bilinen Bank Asya ve diğer finans kurumlarında hesabı yoktur cevabı.
– Dernekler Masasından, fetö ile ilgili herhangi bir dernek üyeliği yoktur yanıtı.
– Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, benim, eşimim ve çocuklarımın, fetö ile bağlantılı herhangi bir okulda okumadığımıza ilişkin cevap
– Ayrıca, Savcının gösterdiği bir tanık ve bir diğer gizli tanık da, benim fetö ile herhangi bir ilgim olmadığını, örgüt faaliyetlerine ilişkin herhangi bir toplantıya katılmadığımı, fetö mensuplarına ait dava ve işlere bakmadığımı, fetö yöeticisi olmakla suçlanan kişi ile sadece gider ortaklığı ilişkimin bulunduğunu ve bu ilişkinin de 17-25 Aralık sürecinden sonra sona erdiğini anlattılar.

Neticede gereği düşünüldü; bylock için yapılan araştırmaya yönelik Siber Suçlar Bürosu, Kom ve BTK’ya yazılan yazı cevaplarının beklenmesine ,TUTUKLULUĞUN DEVAMINA, bir sonraki duruşmanın 26.02.2018 tarihine bırakılmasına…

Mahkemece her ay yapılan bütün tutukluluk incelemelerinin, Mahkeme kaleminde düzenlenip imzaya verilmiş tek satırlık devam kararları olduğunu, yazdığımız tutukluluğa itiraz dilekçelerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini anlatmama gerek yoktur.10 kişi kapasiteli koğuşta 25 fetö şüphelisi ile yaşamaya MAHKUM EDİLDİM. Tutukluluk halim, artık bir güvenlik tedbiri değil, peşinen çektirilen bir ceza. Bütün imkanları elinde olan Devlet, birkaç saat içinde sonuca ulaşabilecek teknik inceleme sonucunu 7 aydır dosyaya getiremiyor ve bunun için beni tutuklu olarak alıkoyuyor. Toplanmış tüm deliller lehime, fetö ile hiçbir bağlantım yok. Zaten avukatlık mesleği kripto olmaya uygun bir iş de değil, aksine yıllarca fetö içerisindeki avukatlar cemaat bağlantılarını ön planda tutarak, gösterek iş yaptılar, para kazandılar. Örgüt yöneticisi olmakla yargılanan gider ortağımın bylock kayıtları gelmiş, bendeki tespit tarihinden üç ay sonra yüklemiş ve ne listesinde, ne mesajlarında hiçbir yerde benim adım geçmiyor. Ortalama bir zekaya sahip herkes, fetö ile hiçbir bağlantısı olmayan bir avukat olan benim, örgüt yöneticiliğinden yargılanan kişilerden üç ay önce bylock kurup da ne yapacağımı sorgular, bu işte bir hata olduğunu anlar ve şüpheden sanık yararlanır temel ilkesine yakışır bir kanaate varır.
Belki de, 15 yılık meslek yaşantım boyunca müvekkilim olan sanıklar için yaptığım sayısız tutukluluğa itiraza, Mahkemece incelenmeden, gerekçesiz, iki satırlık hazır red kararları yazılmasının karşısında durmadığım, sistemdeki bu hukuksuzlukla savaşmamış olmamın bedelidir bu mağduriyetim. Ama biliyorum ki, bugün benim hakkımda vicdanları ile karar vermeyen hukuk insanları da yarın bu hukuksuzluğun mağduru olacaklar.
MOR BEYİN aplikasyonlarının bylock tespitinde hataya neden olduğu ortaya çıktı ve bu aplikasyonlardan bazılarını kullandığımı bildiğim için hazırlanan listede kesinlikle telefon numaramın yer alacağını düşündüm. Bu arada, bylock programının kurulması, kullanılması ile ilgili bilgileri öğrendikçe, öyle rastgele hata ile kurulabilecek bir program olmadığını da öğrendiğimden, hakkımda yapılan tespitin yanlışlığından o kadar eminim ki, listede numaramın yer almamasının açıklaması, yapılan ayıklamanın da eksik olduğunu göstermektedir diyebilirim.
Yıllardır, hakim ve savcı olmak için,adli ve idari hakimlik savcılık sınavlarına katılırım, hiçbirini kazanamamıştım. Gözaltına alınmamdan üç gün önce 03.06.2017 tarihli Avukatlıktan hakimliğe geçiş sınavını kazandığımı cezaevinde öğrendim. Belki de Fetönün kopya skandallarından temizlenmiş olarak yapılan ilk sınavda başarılı olmak da, fetö üyesi olmakla suçlanan ben için acıklı bir başka durum.
Hayatım boyunca, milliyetçi bir dünya görüşü ile, ülkem ve ailem için yaşadım. Ben Türk’üm ve bu vatanın insanı, aynı zamanda sahibiyim. Birilerinin terörist demesi ile vatan haini olmam. Eğer, benim herhangi bir fetö bağlantım var ise, artık bunun delillerinin ortaya konulmasını istiyorum. Ben kendimden, vatanseverliğimden, milliyetçiliğimden eminim; peki bana teröristsin, vatan hainisin diyenler neye dayanarak söylüyor bunu. Yarın bu topraklar için can vermek gerekirse, renkli pasaportları ile ilk uçağa binip kaçacak olanların, bugün benden en temel vatandaşlık hakkım olan özgürce yaşama hakkımı çalıyor olmaları kanıma dokunuyor. Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış atasözünü de bizzat yaşamış sayıyorum kendimi.
Kararlardaki “tutukluluğun devamına” cümlesinin, gerçek hayattaki geri döndürülemez, telafisi mümkün olmayan karşılığını da anlatmak isterim;
43 yaşındayım, insülin kullanmamı gerektiren diyabet hastalığım var. 7 ayda 40 kilo civarında kaybettim. Diyabete bağlı başka sağlık sorunlarım da var. Cezaevi şartlarında sağlığım kontrol altında değil.
Tesadüfen değil, düşünerek, bilerek, ataları gibi vatana millete bağlı ve yararlı bireyler olsunlar diye adlarını Metehan ve Bilgehan koyduğum iki oğluma, benim Ankara’da çalıştığım için eve gelmediğimi söyledik. İki ayda bir, çamaşırlarına kadar aranıp yanıma geldikleri açık görüşlerde 40 dakika sarılabiliyoruz. Görüş odasını kafeterya sandıkları için onlara kantinden bisküvi, meyve suyu alıyorum. Süre bitince uçağa yetişmem gerektiğini söyleyip sözde Ankara’ya dönüyorum. “Metin uçak aprona girdi” diye seslenen gardiyana bakarken, “hayat güzeldir” filmi geliyor aklıma; bu çocuklar için güçlü olmak, o lanet gözyaşlarımı tutmak, en beyaz yalanı söylemek zorundayım diyorum ve küçük oyunumuza devam ediyorum.
6 yaşındaki oğlum Metehan, üstün yetenekli tanısı ile üç yaşından beri okuyup yazıyor, işlem yapıyor, geometri seviyor, piyano çalıyor, İngilizce, Fransızca,İspanyolca biliyor. Bu yıl, Tüzyeksav tarafından yapılan değerlendirme testinde de “parlak zeka” tanısı konularak okula kabul edildi. Ben evden ayrıldıktan sonra, çocuk depresyonu,kaygı bozukluğu teşhisi ile psikolojik yardım almaya başladı.
3 yaşındaki oğlum Bilgehan, dışarıda bir baba ile çocuğunu görünce yanlarına gidip “benim de babam var, işe gitti gelecek.” Diyormuş.
Yanıma aldığım fotoğaflarına bile bakmaya dayanamıyorum. Bunları yazarken boğazım düğümleniyor. Sanırım bu haksızlığın en acıtan yanı ayrılık.
Eşim avukat olduğu için işleri takip etse de, pek çok müvekkil kaybetti. Bu arada devam eden Banka kredilerinin taksitleri, kredi kartı borçları için tüm ekonomik birikimimizi de harcadı. Ofisimizi kapattı, çocukları devam ettikleri okuldan alıp daha ucuz bir okula gönderdi, kirası daha ucuz bir eve taşındı. Sadece benim değil, ailemin de yaşamı alt üst oldu. Biz bu bedeli ne için ödüyoruz?
Türk Milleti bir vücutsa ,ben belki tırnağıyım. Herkesin bilmesini isterim ki, Türk Milletinin tırnağı sökülüyor. Gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayın, acımı duyun. Yarın bu hukuksuzlukların mağduru olduğunuzda, uyuşmuş bir bedenin acı hissetmeden sökülen tırnağını öylece izlediğini siz de göreceksiniz. Lütfen benim duyuramadığım sesim olun; Özgürlük ve Adalet istiyorum.

Saygılarımla.
Metin Kalan

KİM DER Kİ: 70

2004’den bu yana emek verdiğimiz,  1000 ‘e yakın yazıyla 100’e yakın yazar ağırlayan dergimiz yeni ibaresiyle karşınıza çıkacak bundan sonra, www bir kenara atacağız. Yeni sayılarla, yeni yazarlarla, yeni tasarımla günden güne gelişen, ve genişleyen yapısıyla sizlerle birlikte olacağız.

YENİ İÇİN NELER YAPTIK?

Fikirlerimizin ve ürettiklerimizin yayılması için, sosyal platformları en etkin şekilde kullanmak üzere hazırlıklar yaptık. Yazı sahiplerini daha ulaşılabilir kıldık.  Yazarın eski yazılarından da haberdar olabilmeniz için yazıdan yazıya geçiş sistemini kolaylaştırdık. Kara kaplı sayfa yapısından bembeyaz, aynı zamanda rengarenk bir görünüme kavuştuk.

Yazarlarımızın daha rahat yazılarını yönetebilmesi için uzun zamandan beri kullandığımız içerik yönetimi WordPress in sürüm güncellemesi ile yazı yazmak daha keyifli hale gelmeye başlayacak. Mevcut güncelleştirmelere ek olarak yazarlarımız yazılarının türüne göre sayfa teması tercih edebilecek. Şiir veya makaleleri aynı şekilde isterlersse gözükmeyecek.

Okuyucularımızla Facebook Fan sayfalarında buluşurken sadece yazarlarımızla iletişim kuracağımız Facebook grubunu aktif hale getirdik. Bu sayede hem kaynaşacağız, hem özeleştirilemizi rahatlıkla gerçekleştirebileceğiz.

YENİ LİKLER BU KADAR MI?

Sürekli geliştirme halinde olacağız bundan sonra, hem altyapı olarak hem de içerik olarak. Yazarlarımızla anlaşabilirsek bundan sonra aylık sayı formatın çıkarak anlık sürekli yenilenen bir içeriğe sahip olacağız.

YENİ MOBİL

Önümüzdeki aylarda Türk E-Dergi’yi mobil cihazlarından okumaya başlayacaksınız. Bu sayede mekan bağımsız, okuma keyfi yüksek bir Türk E-Dergi ile izlediğiniz yazarların yazılarını takip edebilceksiniz.

Yeni sayılarda görüşmek dileğiyle..

Sadece Bir “D” ile “K”

Siyasi yazılara ara vereli çok oluyor, kinime sahip çıkmıyorum belki ondan.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Şeb-i Arus törenlerinde Mevlana’dan  okuduğu o güzel beyitlerin verdiği mesajın aksine kinine sahip çıkan bir gençlik istemesi , bu aralar öc almıyoruz diyerek öc alma girişimleri gibi duran yargı süreçleri gibi çelişkiler içermekte.

Başbakan Erdoğan’ın dindar bir gençlik istemesi kadar doğal bir istem yok, Türk toplumunun genel temennisidir bu; dinine,  devletine ve milletine bağlı insanların yetişmesi.  İslam dininin hiçbir yerinde “kin” ile bağdaşabilecek bir terim yokken,  imam hatip mezunu olan başbakanımızın bunu benden daha iyi bildiğini düşünüyorum, ama her nedense uygulamada ters düşüyor.

Konu imam hatiplere gelmişken, iki satırda bu konuda yazayım istedim. İmamlık ve hatiplik bir meslektir.  Mesleğin özü dini halka doğru bir şekilde aktarmak, halkın dinini yaşaması ve ibadet etmesin hususlarında önderlik etmektir.  Bu maksatla İmam hatip meslek liselerinin özü bu görevi icra edecek tabiri caizse meslek erbapları yetiştirmektir. Diğer meslek liselerinden halk üzerinden doğrudan  etkisi olacak insanlar yetiştirdiği için önem arz etmektedir ve hassasiyetle önem gösterilmektedir. Ama esas itibariye  Torna tesviye bölümü mezunu olanın tornacı, elektrik bölümü mezunu olanın elektrik tesnisyeni olması gibi bu liseye giriş amacı mezun olurken bu okuldan imam ya da hatip olacağını bilmek ve istemektir.

“Güzel dini insanlara aktarmak” yerine bu iş para getirmiyor diyerek ben doktor olacağım ama imam hatipli doktor olacağım demek ya da gençleri böyle kanalize etmek yanlıştır. Elektrik bölümü okuyana doktor olacağım demesi gibi bana göre abesle iştigar. Elektirik bölümü mezununa sağlanacak kolaylık Elektrik veya benzer alanlarda mühendislik lisansı almasında öncelik sağlamaktır. İmam hatip mezunlarının ise İlahiyat fakültelerine girmekte kolaylık sağlanması gibi.

Ama görüş açısı farklı;, imam hatip meslek liseleri dışında diğer liseler tabiri caizse din dışı eğitim yapıyor düşüncesiyle imam hatip meslek liselerine yönlendiriliyor. Amaç imam ve hatip olmak dahil, çünkü o para getirmiyor. Tabi bu husus layıkıyla yapanlar için geçerli yoksa yaşadığımız düzende en çok parayla oynanayanlar onlar. Diğer bir değişle artık İmam hatipli olmak bir statü.

 

Sadece bir  “D” ile “K”  :

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
………………………. (Boşluğu doldurunuz!..)

DENGE: GİRİŞ

Bilinen ve bilinmeyen galaksiler, içinde yaşadığımız Dünya ve üzerinde varolan herşey bir denge içinde yaratılmıştır.  ” Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer suresi, ayet 49)

Denge, kendi içinde bir çok anlamı içeren bir kelimedir, Türk Dil Kurumu’na ait sözlükte sırasıyla şu şekilde verilmiştir.

Denge:

  1. Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, muvazene, balans.
  2. Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar.
  3.  Siyasi güçlerin, yetkilerin birbirini sınırlayacak biçimde dağıtılması.
  4. Ekonomik hayatın uyumlu düzeni.
  5.  ( fizik ) Birbirini ortadan kaldıran güçlerin sonucu olan durma hâli.

Fakat biz dengeyi bu sayıdan itibaren elimizden geldiğince bilimsel olarak açıklamaya çalışacağız. Bu nedenle denge kavramanı rahat bir şekilde açıklayabilmek adına:

  • Ekonomik Denge
  • Siyasi Denge
  • Sosyal Denge

İnceleyeceğimiz tüm denge kategorilerinini irdelerken sizlerin rahat anlayabilmeniz için öncelikle bilmeniz gereken temel bilgiler var. Açıklayacağımız tüm kategorileri Kararlı Denge  ve Kararsız Denge  olmak üzere ikiye ayıracağız.

Kararlı Denge; müdale olmaksızın var olan denge bozulsa bile bir süre sonra yine eski haline dönmesinin beklenmesidir , bunu bizler U tipindeki bir tüp içinde var olan bir topa benzetiriz. Tüp hareket edince yeri oynayan top bir süre sonra aynı yere gelmesi durumudur. Kararsız Denge, ise bir hareketlilik sonra müdale etmeden dengenin yerine gelememesidir. Bizler  daha çok kararsız denge üzerinde durarak mevcut kategorileri inceleyeceğiz.

Bahsi geçen denge kategorileri için ise çözümü kendi polikaları içinde bulacağız. Ekonomi Denge için Ekonomi Politikaları, Siyasi Denge için Siyasi Politikalar, Sosyal Dengede ise Sosyal Politikaları inceleyerek denge konusu kapatacağız.

Önümüzdeki sayıda buluşmak dileğiyle.

 

İNTERNETTE 2011 TURİZM SEZONU

Rusya, Belarus ve Kazakistan’da yoğun kullanılan popüler arama motoru Yandex verilerine göre: 2011 yaz sezonun ortası olan Temmuz ayında günde 1,5 milyondan fazla seyahat içerikli sorgu yapılmıştır. [1] Bu rakam mart ayı sayahat içerikli yapılan sorgularının üçkatıdır.Bahar aylarını temsilen Mart, yaz sezonunu temsilen Temmuz ayının seçildiği istatistiklere göre seyahat anahtar kelimeleriyle birlikte en çok aranan ülke Türkiye oldu. Mart ayında Türkiye’yi Tayland, Temmuz ayında ise Bulgaristan izledi. Türkiye karşılaştırmalı istatistiklere göre her iki aya göre en yakın takipçilerine göre 3 kat fazla aranmıştır.

Yine karşılaştırmalı istatistiklere göre Antalya’nın “Kemer” ilçesi tek başına “İtalya” ve “Roma” anahtar kelimeleriyle aynı sayıda aranmıştır.

“Türkiye” içerikli aramaların %40’ında kullanıcılar şehir, bölge, otel ve tur ismi vererek bilinçli bir sorgulama gerçekleştirmiştir. Bu durum kişilerin daha önce bu bölgeleri ziyaret ettiği ya da tavsiye aldıklarını göstermektedir.  Kullanıcılar aramalarında özellikle herhangi bir şehir için bilet ve tur, otel ve fiyat bilgisi sorgusu gerçekleştirmiştirler. İstanbul anahtar kelimesiyle birlikte de en çok aranan kelime “alışveriş” olmuştur. Buradan Rusça konuşan ülkeleri cezbeden noktanın İstanbul’un turizm niteliğinden daha çok ticari ve alışveriş alternatifleri olduğu çıkarılabilir.

“Türkiye” anahtar kelimesiyle birlikte “otel” en çok aranan anahtar kelimedir. Kullancıların aradığı örnek sorgular: “Türkiye’deki en iyi ve ucuz oteller”  “çocuklar için Türkiye’de ideal otel görüşleri” , “Türkiye’de coşkulu tatil” ve “Türkiye Oteller”

[1] Seyahat içerikli sorgular  Otel, otel, özel sektör, resort, tatil, tatiller, seyahat, turizm, vize,  uçak, tren veya uçak bileti

Kaynak:

HATIRŞİNAS BİRİ MİSİNİZ?

İnsanları değerlerine göre yargılarken objektif olabilmek adına sosyal bilimciler şu öneride bulunur. “Her durum ceryan ettiği (içerisinde bulunduğu ) zamana ve şarta göre değerlendirilmelidir. Kişiler bulunduğu toplumlara, toplumlar ise yaşadıkları siyasi ve fiziki şartlara göre yorumlanmalıdır.”

Bu durumdan yola çıkarak toplumsal bir değer olan “hatırşinas olma” ve bu değerden esinlenilen bir internet projesinden bahsedeceğiz.

Kavimlerden milletlere, milletlerden küreselleşmeye kadar geçen süreç içinde birçok değer farklılaşıp yeni değer yargılarının ortaya çıkmasına, birçok değer yargısının da yok olmasına neden oldu. Ancak toplumsal işleyişin ve devamlılığın en önemli yaklaşımlarından biri olan “hatırşinas olma”  hala geçerliliğini koruyor.

Toplum içerisinde yaşamanın kolaylık derecesi kişisel bağların sağlam olmasına dayalı,  iş dünyası ise bunu network’ün zengin ve güçlü olması gerekliliği olarak adlandırıyor. İlişki bağlarını korumak, güçlendirmek ve sürdürmek üzere kişilerin birbiriyle ihtiyaç ve zorunlu haller dışında da iletişim içerisinde olması önemli. Bu yüzden kişilerin  birbirlerinin özel günlerini hatırlaması, doğum günlerini kutlaması, bayram ve kandillerini tebrik etmesi nesillerden bu yana devam etmektedir.

Sevdiklerimizle, akrabalarımızla aramıza mesafeler girdiğinde kartpostal veya mektupla, daha sonra telgraf veya telefonla teknolojinin ilerlemesiyle kısa mesajlarla (SMS) ve şimdi facebook gibi sosyal platformlar üzerinden özel günleri kutlayabiliyoruz. Geçen zaman içinde iletişim yöntemleri değişse de, özel günlerde sevdiklerimizi hatırlama alışkanlıklarımız değişmedi.

Bu konun üzerine birçok girişimci eğildi, e-kart siteleri olmak üzere bir çok yapı geliştirildi. Bu tarz yapılardan biri olan Hatırşinas , Facebook hesabınızda yer alan arkadaşlarınızın başta doğumgünü olmak üzere dini ve milli bayramlarını hatta kandillerini bile kutlamanıza yardımcı oluyor.

Hatırşinas’ın diğer uygulamalardan benzersiz kılan özelliği sizin belirleyeceğiniz gruplarda yer alan arkadaşlarınıza farklı mesajların gönderilmesine fırsat tanıması, üstelik bu mesajları da siz önceden kendiniz belirliyebiliyorsunuz. Bu sayede arkadaş grubunuzun size yakınlığına göre mesajı şekilledirip gerçek anlamda mesajın sizin yüreğinizden çıkmasına müsade ediyor. Özellikle Türk ve İslam aleminin değerleri olan kandil ve dini bayramları da kutlamasına fırsat tanıması diğer uygulamalardan ayıran en önemli fark.

Hatırşinas’ın diğer bir artısı ve farkı siz facebook’a girmesiniz dahi, sizin verdiğiniz talimatla otomatik olarak günü geldiğinde sizin önceden belirlemiş olduğunuz mesajları grup arkadaşlarınıza iletmesi. Bu sayede sizler “acaba kutladım mı? “, “keşke kutlasaydım!” derdinden kurtuluyorsunuz.

Önümüzdeki kurban bayramı için siz de şimdi Hatırşinas‘a girip gruplarınızı oluşturup, arkadaşlarınızı seçip, mesajlarınızı yazıp bayram için hazırlığınızı yapın. Siz bayram sabahı ziyaretlerinizi yaparken mesajlarınız arkadaşlarınızı ulaşmış olsun.

http://www.hatirsinas.com

Daha Canlı..

60. SAYI ile karşınızdayız.

Uzun zamandan beri e-dergicilik yapmamıza ve Türkiye’de e-dergicilik konusunda farkındalık yaratmamıza rağmen bazı konuların farkına varmaya bizler yeni başladık diyebiliriz. Dergiciliğin eğlenceli ve renkli tarafını atladığımızı fark ettik, bu sayede yazılarımızı ve şiirlerimizi kafalarda daha iyi canlandırabilmek daha okunabilir  hale getirebilmek için neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık.  Okuyucu ve yazar sayısını artırmak adına stratejik ve teknik adımlar geliştirmek üzere bir kaç çalışma yaptık.  Bu sayıdan itibaren ise dergimizdeki büyük değişimleri sizlere hissettirmeye çalışacağız.

Devamlı okuyucularımız fark etmişlerdir ki dergimizi yepyeni bir görünüme kavuşturduk, yayında olan bütün yazıları gözler önüne serdik,  önceden sadece birkaç yazı önplanda olurken şimdi tüm yazılar ben burdayım, beni aramana gerek yok dermiş gibi tüm ışıltısıyla kendisini belli ediyor.

Artık eskisine nazaran dergimizde görseller mümkün olduğunca daha fazla ve daha renkli.  Bu sayıdan itibaren Beysim Öztürk’ün seçimleriyle  sanal dünyanın gerçek görsel çalışmaları ile dergimiz daha da canlı olmaya devam edecek.

Göz önünde olmayanları gözler önüne sermek de dergiciliğin görevleri arasında, vizyon filmleri hakkında pek çok bilgi bulabilirken yıllar öncesinin unutulmaz diye ifade edilen ama ilgilileri dışında unutulan eserleri aylardır dergimiz için ayrı bir değeri olan Erge Özcan sunmakta, kendisine bu sayıdan itibaren Alev Ünsal arkadaşımız da eşlik edecek, kendisinin katılmasıyla dergimiz sinema severlerin uğrak yeri olacağı kanısındayım.

Önümüzdeki sayılarda farklı kulvarlarda yeni yazarlarımız da aramıza katılacaklardır. Dergimizin zenginliği olan yazarlarımızla bizler de yenilik yaratmaya devam edeceğiz.

Bir sonraki sayıda görüşmek ve yazılarımızı yorumsuz bırakmamanız dileğiyle…

 

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMI

Sürdürülebilirlik tanımını ilk olarak atık yönetimi üzerine çalışırken duymuştum, doğanın dengesinin bozulmadan devamlılığına ekoloji uzmanları sürdürülebilirlik olarak tanımlamışlar.  İster ekonomik ve  sosyal alanda isterse siyasal alanda olsun sürdürülebilirlik kavramının tanımı denge bozulmaksızın  devamlılıktır.

Sürdürülebilirliğin tanımını net olarak anlayabilmek için tanımı biraz daha açalım istiyorum.

Denge bozulmaksızın devamlılık ne demektir?

Dengeyi kafamızda canlandırmak adına en iyi örnek sanırsam terazi olacaktır. Sol resimde gördüğünüz terazi örneğinde olduğu gibi sol kefedeki nesnelerin ağırlık toplamı sağ kefedeki nesnelerin toplam ağırlığına eşit ise bu terazi dengededir deriz. Soldaki iki nesneyi alıp yerlerine aldığımız nesnelerin toplam ağırlığında sadece bir nesne koymamız durumunda ya da yine aynı toplam ağırlıkta 4 nesne koymamız durumunda, sol bölümdeki nesnelerin ağırlığı sağ bölümdeki nesnelerin ağırlık toplamlarıyla eşit ise, yani ibre oynamamış sol bölüm ile sağ bölüm arasında yükseklik farkı yok ise bu terazi nesnelerde değişiklik yapmamıza rağmen dengededir demektir. Bu benzetmede terazideki nesnelerin değişimine rağmen dengenin bozulmadığını anlayabiliyoruz.

Sürdürülebilirliğin farklı alanlarda nasıl anlaşıldığına yazımızın ilerleyen bölümlerinde değineceğiz, ancak biraz daha örneklerle sürdürülelebilirlik kavramını netleştirmek istiyorum.

Terazideki ikisini alıp yerine bir tane ya da daha fazla koyduğumuz  nesnelerin karşışılı sürdürülebilirliğin bilimsel tanımında parametre(değişken) olarak adlandırılır.

Parametrelerin değerlerinde söz konusu olabilecek artmalar, azalmalar ya da sıfırlanmalar (0) olabileceği gibi  belli bir olayı etkileyen faktörlerin azalması veya artması yani parametre sayısında da değişik sürdürülebilirlik kavramında kabul edilen durumlardır.

Yine basit bir matematiksel tanımdan yola çıkarak, fonksiyonlar ile bu olayı ifade etmeye çalışayım.

f (x,y)  = x + y + 3

yukarıdaki fonksiyonumuzu analiz edersek fonksiyonumuzun ikisi değişken biri sabit olmak üzere üç elemanı vardır. Yukarıdaki fonksiyon gayet basit bir fonksiyondur, ifade ediliş ve matematiksellik açısından.

Sürdürülebilirliğin tanımında yer alan denge kavramını bir de fonksiyonlardan örnek verirken bahsedelim.

Fonksiyondaki denge f(x,y) fonksiyonunun eşit olduğu değeri korumaktır.

Yani Z = f(x,y) ise Z değeri bizim önceden belirlediğimiz 11 sayısı ise bizler fonksiyondaki dengeyi korumak adına x ve y parametrelerindeki değerleri buna göre belirlemeliyiz.

Z = x+y +3

11 = x+y+3 ise 8 = x+y dengesini koruyabilecek x ve ye nin toplam değerleri doğarl sayılar cinsinden (x,y) :: (0,8),(1,7),(2,6),…,(7,1),(8,0)  olarak ifade edilebilir.

Matematiksel ifadesini de kafalarda canlandıktan sonra sürdürülebilirliğin farklı alanlarda örneklerine geçebiliriz. Hangi alanda olursa olsun sürdürülebilirlik bir denge koruma çabasıdır, terazi örneğine tekrar dönersek sol ve sağ bölümdeki nesnelerin toplam ağırlığı eşit  olmalıdır.

Sol bölüm 10 gr ise sağ tarafın taşıdığı ağırlık da 10 gr olmalıdır, terazinin dengede olabilmesi için. Ancak siz dengeyi 10 gr üzerine kurmak isterseniz diğer kefeye 10 gramlık bir ağırlık koymanız gerekir, 1kg olsaydı  bu değer ona göre ağırlık toplamında değişiklik yapmanız gerekirdi. Diğer bir ifadeyle kefelerin birindeki değeri siz belirliyorsunuz daha sonra değerleri birbirine eşitlemeye çalışıyorsunuz.

Anlaşılacağı gibi sürdürülebilirlikteki denge anlayışı  kişisel ya da kurumsal hedef ve istekleri belirlemeyle  ilgilidir.  Bir işin sürdürülebilirliği sizlerin  ve kurumunuzun hedef ve istek kefesindeki öğelerin makullüğü veya ulaşılabilirliğiyle tamamen bağlantılıdır.

Sürebilirlik ile sürdürülebilirlik karıştırmamalıdır.

Sanırsam sürdürülebilirlik kafalamızda canlanmıştır. Bir iş için sürdürülebilir demek için o iş  belli bir süre yaşam döngüsü içerisinde kesinlikle devam etmelidir. Aslında biraz kafa karıştırıcı bir husus ortaya çıkıyor bu durumda.

Bir işin sürdürülebilir olması o işin sadece yıllar boyu sürmesi anlamına gelmiyor, belirlenen hedefler ve istekler dahilinde parametreler değişse dahi bir işin aklınızda biçtiğiniz yaşam döngüsü sonuna kadar sarsılmaz bir devamlılıktır.

Bir proje için planlama yaptığımızı düşünelim; girişeceğimiz bu projenin sürdürülebilir olup olmadığı o projenin ayrıntılı analiz (gereksinim analizleri , finansal analizler, etkilenebilirlik analizleri) aşamasında ortaya çıkacaktır, çünkü asıl amaç sürebilirlik değil, her koşulda sürdürülebilirlik anlamına gelmelidir.

Her koşuldaki anlam daha öncede örneklerle ifade ettiğimiz parametre ismini verdiğimiz yapıyla ilgilidir.

Sürdürülebilir başarı ve sürdürülebilir kalite günümüzde en çok kullanılan sürdürülebilirlik tanımı içerisinde geçen hususlardır. Sürdürülebilir kalitedeki esas, günden güne artan müşteri beklentilerini gelişen teknoloji ve yeniliklere uyarlayarak  kaliteyi arttırma hadisedir. Sürdürülebilir kalitede en bilindik örnek iPhone’un başarısıdır. 2007 yılından itibaren sektöre giriş yapan Apple şirketinin ürünü olan akıllı mobil cihaz segmentinde ürün, 10 aylık periyotarla sektöre sunduğu bir önceki modeline göre daha geliştirilmiş ve eklenmiş donanımlarla sürdürülebilir kaliteye en iyi örneklerden biri.

Sürdürülebilir başarı aslında biraz daha farklı sürdürülebilir kaliteden. Sürdürülebilir kalitede hedef ve istek kefesinde varlıkların azalması diye bir durum söz konusu değildir, çünkü sizin her üretiminiz kullanıcıların beklentilerini bir adım ileriye götürecektir. Kalite müşterilerin(kullanıcıların) beklentilerini karşılamak ise sürdürülebilir kalitede de bir kefedeki değer arttığı için denge  bozulmaması için sizin diğer  kefedeki ağırlığı arttırmanız gerekecektir.

Fakat sürdürülebilir başarı tamamen sizin hedef ve istek kefenizdeki başarı ölçütünü belirlemenizle ilgilidir, çünkü başarının tanımında hedefe veya isteğe ulaşma söz konusudur. Belirli periyotlarla hedef ve istek kefesinde değişiklik yapmanız sizin sürdürülebilir başarı elde etmenizi sağlayacaktır.

Size göre başarının tanımı ne dersek, özellikle bu soruyu firmalara sorarsak yanıtlar değişiklik gösterecektir. Sektörel bazda  incelediğimizde genel olarak başarının ölçütü karlılık ya da büyümedir. Karlılık kendi içinde kişiye ve sektöre göre farklılık gösterebilir gelir-gider oynamaları bunda başlıca aktördür, büyüme ise bir önceki döneme göre ilgili piyasanın dikkate aldığı ölçütlerdeki artıştır.

Yine sektörel açıdan incelersek sürdürülebilir başarıda en önemli husus, üst yönetimin belirlediği ya da onayladığı makul hedeflere şahıs bağımsız ve mutlak değişkenleri göz

önünde bulundurarak ulaşmaktır. Şahıs bağımsızdan kasıt kim gelirse gelsin daha doğrusu kim giderse gitsin firmadan belirlenen hedefe ulaşılabilmesidir.

Sürdürülebilir başarıda dünyadaki örnekleri arasında öne çıkan Toyota, Türkiye’de ise Garanti bankasıdır, 1991-2000 yılları arasında bankanın genel müdürlüğünü de üstlenen, Garanti Bankasını büyük değişim yaşamasını sağlayan ve kendisinden sonra da bu başarının devamlılığı ve sürdürülebirliğin alt yapısını oluşturan iyi bir profesyonel olan Akın Öngör “geleceğin liderlerine sürdürülebilir başarı için ipuçları” sloganıyla bunu bir kitap ile perçinlemişti geçen sene. Bu yazıyı yazmamda bu kitabın verdiği ilham var. Sürdürebilir başarının nasıl oluşabileceği hakkında bilgi edinmek istiyorsanız “Benden Sonra Devam” kitabını alıp okumanızı tavsiye ediyorum.

Aşağıdaki yorum kısmında isterseniz sohbet edasında sizlerinde fikirleri ile bu yazıyı geliştirebiliriz. Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle.

6 AY VADELİ BORÇ ÖDEMESİ

Merhabalar,

Vatani görevimi yerine getirmek için kışlama teslim olmadan 12 saat öncesinde sizlere editör yazısını yazıyorum. Gecikmeli de  olsa güzel ve dop dolu bir sayı ile karşınıza çıktık. Ben yokken değerli dostum Alparslan Zengin yönetiminde dergimiz yayınına tüm hızıyla devam edecektir.  Ailemle biraz daha zaman geçirebilmek için editör yazısını kısa keseceğim ve 6 ay vadeli vatan borcu ödemesi için sizlerden bir süre ayrı kalacağım.

Herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle.

HEY! Hızlı Editör Yazısı

Merhaba değerli okurlar,
İstanbul Atatürk Uluslararası  Havalimanı dış hatlar terminali bekleme solununda 3 aylık eğitim amaçlı yurtdışı seyahatim öncesinde uzun zamandan beri yayınlayamadığımız dergiyi yayınlamaya çalışıyorum.

Bu sıkışık zaman içerisinde candan ve içten ekip arkadaşlarımın desteğiyle hazırladığımız 57. sayımızın editör yazısını harflendiriyorum.

Türkiye’nin demokratikleşmek adına anayasa maddelerinin oylanması için ülke referanduma gidiyor. Demokratikleşmenin anayasa değişiklerinin içeriğine göre değil de liderlere göre verilmesi aslında bizi düşündüren bir husus.  Liderlerin her biri turneye çıkmış şarkıcılar gibi il il dolaşarak aynı repertuarda ama ile göre biraz değiştirerek dinleyicilerini etkilemeye çalışıyor.  Okumadan sırf liderlerin ağzından çıkanlara göre evet ya da  hayır oyu verecek halk asla demokratikleşmeye yönelik olumlu düşünceler uyandırmıyor.

Lütfen sizler araştırın, bu anayasa ne getiriyor neler götürüyor. Ülkemiz için hayırlısı olması temennisiyle.

SÜRDÜLEBİLİR GÜVEN: HABER KANALLARI

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu doğru yorumlayabilmek için tarih ve iktisat bilgisi gerekli, salt televizyon haberlerinden yola çıkarak bu konunun tartışılması tamamen akıldışı.

Haber kanalların yeni çıktığı zamanlarda haber verme odaklı olduğunu, farklı alanlardaki uzmanları biraraya getirerek cereyan eden olayları yorumlama ile izleyiciyi bilgilendirme ve bilinçlendirme amacı güdüldüğünü düşünmüştüm, nitekim de öyleydi. Ancak son zamanlarda sanırım sayıların artması, reklam pastasından daha geniş bir dilim alma çabası, kutuplaşma ve yandaş olma ısrarı nedeniyle haber kanallarını tekrar gözden geçirmek gereklilik haline geldi.

Bir saatlik ana haber bültenlerinde enpoze edilmeye çalışılan görüşler, takipçi ve yandaş çekmeye yönelik söylemler, artık Türkiye’de alışık olmadığımız kesintisiz hizmet anlayışının aksine 7 gün 24 saat bayram seyran dinlemeden devam etmekte.

Haber kanallarının sayısının artmasının getirdiği yararlara değineceğim ancak öncelikle gözlemlerime dayanaran bir kaç husus üzerinde durmak istiyorum.

Hangi sektöre girerseniz girin, bu ister habercilik olsun, ister taşımacılık isterseniz de bankacılık, geçen sayıda yer alan Micheal Portel’ın 5 kuvvet modelini anlatırken bahsi geçen hususlar değerlendirilmeli. Medya sektörünün tamamını bir tarafa bırakıp sadece haberciliği bir sektör olarak ele aldığımızda sürdürülebilir güven diye bir olgu önem kazanıyor.

Güven kendi başına yaratılması yahut sağlanması zor bir hadise iken, kazanılmış olan güvenin korunması ve sürdürülmesi zorun bir kaç kademe üzerine taşıyor. Önyargı süreci hızlı işleyen, şekle, şemale ve saatlerce süren konuşmada sadece bir cümleye ya da kelimeye bakarak hüküm verilen anlayışa ve alışkanlığa sahip bir ülkede güven kelimesi başlı başına incelenmesi gereken bir konu.

Güvenin ötesinde güdülme psikolojisine sahip olan insanoğlu çoğu zaman içinde bulunduğu topluluğun yönelimine göre kanal tercihinde bulunuyor. Bu salt kanal konusunda değil, siyasi görüş hayata karşı duruş konularında da aynı şekilde.

Ulusal kanal diye adlandırılan kanallar o yüzdendir ki, birden fazla farklı dizi türü yapmaktadır. Ama hepsinde ortak gaye bir dizide birden fazla ögeyi içererek izleyici sayısını artırmak diğer değişle reklam pazarındaki dilimini arttırmaktır.

Elbette, bundan 10 sene öncesine göre durum farklılık göstermekte, özellikle internetin sağladığı ve daha fazla farklı görüşü tanıma fırsatı bulma şansı olan kesimler tercih edebilme yeterliliği kazanıyor ancak tercih etme şansına henüz erişemiyor. Bu da topluluk içinde yaşamanın dayanılmaz hafifliği olarak adlandırılabilir.

Bu güven mevzusuna paralel olarak iki önemli konu mevcut, biri haber kanalında görev yapan amiyane tabiriyle sunucular ve muhabirlerin donanıma ve farklı görüşlere açıklığı, diğer ise konukların görsel medya üzerinde terbiye ve üsluba verdikleri önem, farklı görüşleri dinleme ve kendi görüşünü ifade etme becerisi.

Türkiye’nin ilk haber kanalı yayına girdiğinde, sunucuların düzgün Türkçe kullanımları, çeşitli ve kaliteli haber sunmaları takipçisi olan haber kanallarına karşı haber seyircisinde yüksek bir beklenti oluşturdu. Öncü haber kanalı alanında ilk ve tek aynı zamanda güçlü ekonomik alt yapısı sahip olan bir grubun bünyesinde olmasını kullanarak Türkiye’nin önde gelen, güven kazanmış kaliteli ve birikimli muhabir, sunucu ve yayın ekibini bünyesinde topladı. İkinci haber kanalı ise Amerikan menşeili dünyanın önde gelen haber kanalının desteği aynı azmanda Türkiye’nin o dönemin en büyük medya kuruluşu tarafından kuruldu. Arada bir çok haber kanalı açıldı. Bazıları daha spesifik oldu sadece ekonomi ya da spora odaklandı. Şimdi 10’u aşkın haber kanalı mevcut.

Türkiye’nin kaderimidir bilinmez, kanal sayısı artınca kalite düştü, mevcut sunucular yetmedi gazete yazarları sunucu oldu, kendi programlarını yapmaya başladılar. Bazılarında kalemin verdiği cesaretle yazdığı ortaya çıktı, herkese laf yetiştirenler televizyonda çetin konuklara karşı dayanamadılar, programı bir süre sonra kendileri değil konuklar yönetmeye başlayınca porgramları kaldırıldı.

Özellikle haber kanallarının reyting ölçümlerine dahil tutulmasıyla pazardan daha fazla pay olmak üzere yayınlarda biraz daha değişiklik yapmaya başladılar, bilginin değil sesin ve bağrışmanın gür olduğu programlar öne çıktı. Eski mankenler program sunmaya başladılar diğer bir değişte podyumda yürüyenler moda programı, kırmızı halıda yürüyenler kültür sanat programı, vejeteryanlar ise sağlık programı sunmaya başladılar. Bazılarının program sunuculukları gayet başarılı, bazıları sadece medyatik ve bakımlı oldukları için programları devam ediyor.

Haber kanallarının en büyük artılarından biri kıyıda köşede kalmış ama alanlarında gayet başarılı ve donanımlı olan değerli insanları da bizlerle tanıştırdı. Özellikle pek çok akademisyeni ülke tanıma fırsatı buldu, ne kadar kaliteli iktisatçılar, tarihçiler ve siyaset bilimcilerimiz olduğunu görme ve gururlanma fırsatı bulduk.

Gelelim haber kanallarındaki ön büyük sıkıntıya; aklı başında donanımlı yazar ve akademisyenlerin özellikle tüm kanallar belirli bir konuya odaklandığında sayı olarak yetersiz kalmaları. Bu durumda bu konuşulan konu üzerine sadece birkaç kez yazı yapmış kişilerin davet edilmesi gündemdeki sorunu çözme önerileri bir yana dursun halkı yanlış yönde bilgilendirmeleri söz konusu.

Özellik konu terör olduğunda, bu konuda ehil olmayan kişilerin ve taraflı kişilerin davet edilmesi sorunu çözümden öte, karmaşıklığa itelediği söylenebilir. Diğer bir taraftan emekli askerlerin davet edilip, bu konuda konuşurken özellikle sorulan sorularda içlerindeki birçok şeyi dışarı vurmalar, siyasesi söylemlerde bulunmaları da bu konunun diğer bir yanıdır.

Şeffaflık adı altında abartılmış haberlerden dolayı ne üzülebilen ne de sevinebilen , onlarca farklı kanalda aynı olayın onlarca farklı şekilde aktarılmasından kafası karışmış bir milletin sağ duyulu olması, akılcı işler yapması ve sonuç olarak huzuru yakalaması beklenemez.

İnsanları yönlendirmekten öte tarafsız bilgilendirmek gereklidir ancak medyanın gerçekliği bu değildir bunu ancak bizim gibi saf çocuklar yapabilir. Bugün bir dava hakkında dört farklı kutubun yayın organının 4 er yorumcusu 16 değişik şekilde yorumluyor. Doğru mudur? Cevap yanlış değildir. Haberciliğin yeni anlayışı.