68. SayıNaçizane

O'NA DOĞRU..

1 Mins read

Aslında tüm şiirler, yazılar O’nun için. Eklenen her kelime, kullanılan cümleler… Bir tek gerçeği arzuluyoruz her birimiz. Kimimiz farkında, kimimiz değil. Olduğumuz ve olmak arzuladığımız her şeyi talep ettiğimiz, O. Bütün yolların başı, sürdürülüşü ve neticesi, O…

Hasret bir tek O’na duyulur… Tüm insanlık O’nu istiyor, aslında. Çünkü hasreti yaratan da O, bize veren de… Eğer özlenmek istemeseydi, özlemi yaratmazdı. Aşkı da bu yüzden var kılmadı mı? Tüm aşkların kaynağı ve doruk noktası, O… Mecnun, ilahi aşka düşmeden delirmedi… Uğruna delirecek aşıkları yaratan, O. Yine de delirmek pahasına yollara düşenlerimiz var. Yolları kendine doğrultan O. Tüm yollar, O’na çıkar… Kimimiz farkında, kimimiz değil.

Farkında olmama ihtimalimize binaen uyarıcı  da gönderdi. Okuyalım diye lisan, dinleyelim diye işitme, fark edelim diye ilham verdi. İşte bu yüzden huzuruna vardığımızda ‘uyarılmadık’ deme şansımız yok. O, mükafat ve ecri bizim için yarattı. Hak edelim diye imkanlar ihsan etti. Kolaylaştırdı. Cennetini kolay kıldı. Zorluklarla sınadı, kendimizi bırakmayalım diye sınadı. Cehennemi korkunç kıldı. Uyardı ve doğruya çağırdı. Haber verdi ve dedi ki;

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biz biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız… – İki melek sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.” (KAF-16/17)

Her an bizimle… Her hareketimiz kayıt altında. Bu, bize bildirilmeseydi eğer, kötülük yapanların yanına kalacak bir yığın cezası olduğunu ve dünyanın adaletsiz olduğunu düşünebilirdik. Velev ki buna mahal yok… Yeter ki; unutmayalım.

O, hepimizden daha gerçek… Hepimizden daha yakın. Tüm yollar O’na doğru… Farkında olsak da olmasak da…

67. SayıNaçizane

Renkleri Terk Etmek Üzereyim...

2 Mins read

Dün gece, yine gökkuşağını elime almış, renklerini hayran hayran seyre dalıyordum… Benim ruhum da bu denli renkli olmalıydı diyor ve her birini ayrı ayrı tahayyül merceğine kondurup kristalimsi temaşanın(ibretle bakmak) keyfini çıkarıyordum.

Sonra bir rüzgâr kondu perdemin üzerine, açık pencerenin kenarından… Gökyüzü aralandı, ince tülün ardından… Beni çağırdığını hissettiğim semaya doğru adım attım.

Yıldızsız bir gece… ‘Neden?’diyorum. Bu güzelim gökyüzü, neden zifiriye boyanmış? … Yoksa zifiri de, bir renk miydi? Yıldızlarını kendine saklamış ve ‘Bak benim varlığımı görmen için ışığa ihtiyacın yok’ diyen gizlice…

Karanlığın da güzel olabileceğini düşündüm o an. Neden renklerin ardına saklanır hep? Aslında her rengin özü karanlık olabilir mi? Kara, denilen koyu yabancılık kokan renk, bu kadar güzel miydi özünde? …

Ruhum gökkuşağıyla bezensin, arzulardım hep… Dün gece, kapkara bir düşünce istedim anlayışımı kökten değiştirmek pahasına… Kırptım gözlerimi son kez ve gözbebeklerimizin rengini dünyama davet ettim.

İşte o an ben, renklerle olan bağımın suret ile ruh ayrımında, surete takılı kalışım olduğunu fark ettim. Ve dün gece, elime siyah tükenmez kalemimi alıp bir şiir yazdım… (Ben şiir yazamam…) Karanlık ihtiyacı ruhumu şiire kalkan kılmış meğer… Bu sabah ‘Ben artık şiir yazabiliyorum’ derkenki tepkim Fadime ablayı nasıl şaşırttıysa, yazarken hissettiğim şey de beni şaşırtmıştı… (‘’Vakit geldi demek…’’) Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olur mu bilmem.

Renkleri terk etmekten ziyade renklerle sınırlı kalmayı terk ediyorum. Sureti, asıla tercih olurdu yanlışta ısrar edişim. Şimdi kesin bir kararla geceleri hayal dünyamda seyrettiğim gökkuşağımı satışa çıkarttım. Ruhum, boyalı duvarlarını yıkıyor da…

Naçizane Kıssadan Hissem; Sevmek, huzur demek değil bundan böyle. Sevmek, huzura ulaşma özlemi ve bu özlem ile yaşarken ‘sen’i, atıldığım kuyunun ıslak zemininde çömelmişken bile aynı hüzün dolu ruh ile özleyebilmek…

Kurulan hayaller, pamuk şekeri tadında oldukça sahte bir mutluluğu daimi kılıyormuş. Gökkuşağının başladığı noktadaki hazinenin varlığı kadar, sahte…

65.SayıŞairane

Umut Bestesi..

1 Mins read

 

Yalnızlar köyünde bir yalnız.
Yalnızlar köyünde köşeye sıkışmış bir umut.
Umut, yalnıza hasret…
Umut, elinde kağıttan bavulu boş bir banka oturuyor.
Sokaklar sessiz, sokaklar ıssız, sokaklar karanlık.
Sokaklar geceye teslim…

Yalnız bir hayal… Elinde karalanmış bir defter.
Bankın önünden geçerken yüzü yer ile buluşuyor.
Yerdeki koyu derinlik ona kendini gösteriyor.
İçindeki kaybolmuşu… İçindeki gizlenmişi…
Ve umut kalkıyor yerinden. Elinde kağıttan bavulu…;
Yalnız’ın önüne dikiliyor en kararlı haliyle.
Elindeki defteri alıyor ve bavulunun içine atıyor.
Yalnızın gözleri umutla parlıyor ve sonra yere iniyor.
Önce kağıttan bavulun dibindeki deliği;
Ve sonra koyu derinlikte yüzen defteri görüyor.
Umut, ‘Bana bak’ diyor… Gülümsüyor içten ve kendince.
Yalnız, umutlanıyor ve korkuyor delinen kalemucu değesiceyle.
Korku ile umudu ayırt etmeye takati yok…
Umut ‘Bana bak’ diyor. ‘Gerçek olan benim…-
-Adını değiştirmeye geldim’…
İlk defa söylüyor yalnız ‘Ya taşıyamazsam…?-
-Benim yüküm ağır. Kaldıramazsam?’
‘Korkma.’ Diyor umut. ‘Ben senin için dua edeceğim.’
Şaşırıyor yalnız. ‘Nasıl yani? Hani adımı değiştirmeye gelmiştin?’
Gülümsüyor umut. Birkaç adım ile banka dönüyor.
Uzaktan sesleniyor sonra;
‘İleride bir gün… Beni tekrar isteyeceksin. Ama şimdi değil.
İşte o zaman… Hep yanında olacağım. Sadece. Hak etmelisin…
Yürü şimdi… Adın adımlarınla yazılacaktır. Korkma…
Senin için dua edeceğim…’

Yalnız, umuttan bir parça almıştı hayatına.
Yürü diyordu… Ondan olan yanıyla gülümsedi.
Merakını da alıp yanağındaki yaş damlasıyla ilerlemeye başladı.

64. SayıNaçizane

İnsaniyetin İstem Gücü...

2 Mins read

güneş.güneş.    Bu dünyaya ait olmadığımı, aklımın hep bir karıştan çok yukarılarda;Atmosferin ötesinde gezindiğini düşünmüşümdür.Bir bakıma destekleyici düşüncelerim var ama çoğu zaman ‘bu dünyaya gelme sebebim’i  hatırlayıp ‘burada olmaktan memnunum’ derim…

Sevgili dünyamıza bir gözlem bakışı atalım;İstekler…
Keşkelerle dolu anılara sahibizdir.Bu anıları unutmak ya da geriye dönüp her şeyi isteyeceğiniz şekle sokmak istersiniz…
Acaba’ları tavan arasına saklayıp ne yapmanız gerektiğini anlatan uzun bir not ile kararlarınızı tek kalemde alıp, işi keşkeye bırakmamak istersiniz…
Aldığınız kararların genel itibariyle hep olumlu ve fayda sağlayıcı olmasını istersiniz…
Sahip olduklarınızın takdir görmesini ,kendinizin de her alanda en önde olup her kulvarda fark atmak isteyebilirsiniz.
Çok sevilmek istersiniz.Birilerinin sizin için fedakarlık yaptığını görmek ve aynı sevgiyi ona verebilmek istersiniz…

İstenecek çok şey var biz insanoğlu istiyoruz!İstemeye devam ediyoruz.Çoğumuz her şeyde mükemmel’i diliyoruz.Peki mükemmellikten kastımız nedir?Mükemmellik, kemale ermek, kusursuzluk…Bu konu da bakış açısıyla şekillenmekte.
Felsefi ahlakta ‘ Erdem’ olarak nitelenir.İslami ahlakta örnek insan Rasulullah (aleyhi’s-Selatu ve’s-Selam)’dır.Şüphesiz o ahlakı tamamlamak için gönderilmiştir.Bunların dışında kişide mükemmellik bakışı yok mu?Elbette var ancak her bir bakışa değinmek konuyu kaydırabilir.
Toplumda mükemmellik yine felsefede boy gösteren Platon’un devlet anlayışı ya da sosyalizm’in temel taşları…İslam’da ise kaynak Kur’an-ı Kerim ve sünnetlerdir(icma ile kıyas dahil) .Yine toplumun mükemmelliği adına farklı bakışlar mevcuttur…
Düşüncede mükemmeliyet, duygularda, insan ilişkilerinde, ferdi meselelerde mükemmeliyet…Hepsi birbiriyle bağlantılı nihayetinde…

Peki.Madem bu derece incelenmiş bir konu.’Kusursuzluk’ her insanın özlemini çektiği bir gerçek ve fazlasıyla irdelenmiş…O halde neden oturmuyor taşlar yerine?
Mükemmellik bakışı kişiye göre değişip birinin istediği diğerinin hayatına engel oluyor olabilir.İnsan fertten topluma geçtiğinde her istediğinin olmayacağını fark ediyor ancak bu istekler yoğun olmasa da varlığını koruyor.

Dilersek hayatı herkes için yaşanılır hale getirebiliriz.Bu ancak herkesin aynı şeyi düşünmesiyle olur.Bunun için evrensel bir adım gerekli.Şu an dünyanızda var olan yaşam kurgularını düşünün…

Ve…Bu mükemmellik isteği, boş bir istek değil.Hepimizin böyle bir özlemi varsa, dünya düzeni mükemmel olmadığı halde olabileceğini düşünüyorsak…Sizce de tuhaf değil mi?İçimizdeki bu his boş olmamalı…Mutlaka bir varış noktası olmalı…
Ben kendi cevabımı buldum…

63. SayıNaçizane

MERHABA!

1 Mins read

Es-Selamu Aleyküm!..

Benim için yeni bir yol, yeni bir tecrübe, yeni bir tebessüm kapısı aralama şansı. Herkese merhaba…

Heyecanlı olduğumu varsayalım; çünkü hayatta her adım özeldir, her yaptığınız yenilik size bir şey ya da şeyler
katar. Mutlu olmak için bahane aramaya gerek yok, yahut heyecanlanmak için… Hemen
ilk yazıdan gıcıklığım tutsun istemiyorum. Gıcık da sayılmam pek. Beni çok seversiniz.

Yaşımın verdiği
toyluk, acemilik ve cahilliğin kuru cesaretiyle söylemek istediğim, söylenmesi
gereken ve söylenirse iyi olurları kendi çapımda saygı çerçevesinde dile
getirmeye çalışacağım. Allah’ın izniyle…

Şimdi bir giriş
yapma zamanı…

Madem bu bir giriş,
o halde her insanın hayata nasıl girdiğini düşünelim derim. ‘Bebeklik…’  (Yan odada ağlayan bir bebek olduğu için bu
konuyu seçmem kolay oldu)

O bir  dünya… Yalnızca dokuz aylık bir oluşma evresinin neticesinde güneşe gözlerini
açan, ilk bakışının tedirginliği ve bulunduğu ortamı yadırgamanın verdiği
huysuzluk ile gözyaşlarını kullanmadan ağlayan biricik dünya özeti… Bu mucizenin
ötesidir. Eti ile kemikleri ile bir canlıdır. Canlıların en masumu, en
savunmasızı getirilip elinize verilir.

Ahh o nokta… Bebek ya da evlat ne derseniz; emanettir… Biricik Yaradanın bize verdiği
emanet. Yalnızca ona iyi bakıp, fıtratını müdafaa edebilelim, onu hayata en
hakikatli şekilde hazırlayalım diye…

Günahsız, masum ve tertemiz… Yüzünde bir yol
haritası gizli. Satır satır takip edip, satır satır yürümek için. Bakan göze,
gören göze verilen yol haritası… Yürümek isteyen?..

Dünyama hoş geldin
biricik yeğenim ve hoş geldiniz Türk e-dergi …

Dipnot: Saf iman, 20 günlük bir bebeğin Kur’an-ı Kerim
okunduğunda yüzünde beliren tebessümdür…