69. Sayı

TOPLUM KİMİ TANIR?

1 Mins read

Yorgun yüzlerin yaşamlarına baktığımda bir isteksizlik, bir sendeleme, hayıflanma duygusu  ve öfke ağır basmakta. Kişi olarak kendimize düşen ödevleri unutur gibi olduğumuzda yaşama geliş amacımız da seyrinden sapıverebiliyor. Bugün öfke duygumuz ve nedensizliğe değinmek istiyorum. Neye ve niçine uzanan bir öfke patlaması ve ne olduğumuzu bilmek hakkında. Toplumda bir yer edinmek ve sağlam ayaklarla yere basabilmek icin düşüncelerimiz var elbette, tabi ki bu yetmez. İnsanoğlu farklı kişiliklerle kodlanmış bir yapıya sahip. Ve bunun icin de kimsenin kimseyi hoşgörüden edebilecek bir tarzda yaşamına dil uzatmaması gerekli. Tanrı kullarını yaratırken belli bir sınıf, zümre şeklinde ayırmadı. Hepimizin genel bir adı vardı o da ‘’insan’’.

Bu ona doğuştan haklar getiriyordu otomatikman. Dolayısıyla hak ehliyetini sağ doğmamız kaydıyla elde ediyoruz. Peki değer yargısı ve önyargı nedir? Kişiyi normal bilinen standartlardan farklı gördüğümüzde bize ters gelebilecek  ya da öncesinde aklımız doğrultusunda takip ettiğimiz hummalı yol değil mi?

Kacımız böyle bir hataya düşmüyor ki. Eğer bize uygun gelmiyorsa özellikle bunu da kendi belirlediğimiz görüş cercevesi ile yapıyorsak bir öfke ve sorgusuz yargı durumlarına geciveriyoruz.

Kimsenin yaşamı hakkında detaylı fikir sahibi değiliz. Gözlediğimiz oranda kendi kıstaslarımız oranında değer veriyoruz. Oysa artık batılı toplumların bu konuda tartışmadığı durumlar icin bile biz ‘acaba’ ‘öyle mi?’ tedirgin yapımızdan sıyrılamıyoruz.

Bu dünya hepimizin dünyamızı gözümüzü actığımız yer olarak nitelendirmeyelim. Daha gözümüzün görmediği, aklımızın almadığı sürümcemede bir sürü yaşam var. Öfke insanı boğar; ön yargı yalnızlaştırır. Çocuklukta aldığınız eğitimi kendinizle tamamlamak zamanı değil mi? Hepimizin hataları var, anne babalarımızın da vardı. Kimseden zedelenmemek için zedelemeyin.Ve kendinize hep başka bir gözden bakın faydasını göreceksiniz… Hayırlı ramazanlar.

 

68. Sayı

UYKUDAN ÖNCEKİ YAĞMUR

1 Mins read

Bakışlarımda aziz bir hatıranın yorgunluğu taşınırdı sen bilemezdin. Su şişelerinde küçük balıkların yosunu tanımaması gibi, yaşam alanlarımda dar, sarp geçitler sunulmuştu ve  mücadelemi tanımazdın. Aslında çok şey değildi sana anlattıklarım; bir seviyi paylaşmış, bu uğurda savaşmış canlılardık sadece. Gün kızıla boyalı, yüzün bana dönüktü. Günebakanlar vardı boynu bükük, su yolunda kırılan testilerimiz vardı. Bir yaz yağmuru yükleniyor şehrimize bu gece. Sen yine kuytularda sağanak bir hüznün saklandığı yerdesin. Beni sorma uykudan önceki yağmurum ne seni bulur ne de yalpalar dururum. Atlı süvarilerim dört nala hücum eder, kaçmak için yenilgiden. Varılan menzil olur bir öteki yerleşke, böyle düşünüp dururum arpacı kumrusu gibi. Dilimin ucunda sana söylemediklerim, sevmeseydim seni keşke…