BENİM ADIM BİLİNMEYEN

Çalmayan kapıları kendi yüzüme kapatıyorum; çünkü bir tek bu işe yarıyorlar…

Ben Bilinmeyen.

Hiçlikten doğup, hiçliğe giden.

Yokluk giyip, tokluk içen.

Benim adım Bilinmeyen.

Ömrüm; hiç bilinmeyenli, çok sevilmeyenli, biraz gerekmeyenli bir denklem. Çözmeye lüzum gerektirmeyecek kadar haybeden bağış, cömert bir bahşiş, hava parası… Şikayetim olmazdı olmasaydı.

Hiç bir şey yapmadan yorulmak, yorulduğumda uyumak. Hep uyumak ve uyanmak. Sahip olduğum en büyük yeteneğim. Ömrümün her günü, ilkiyle sonu arasında fark yaratmadan ilerler. Bana dair belirli şeritler yok. Hiç olmadı. Olası cezalardan da muafım -ki zaten nasıl olmayayım. Ben Bilinmeyen’im. Azıcık birim, çoğu kez eksiyim. Ben Bilinmeyen’im…

Gündüz oldu mu gözlerime bir çift otomobil farı çarpar. Gündüzler bana göre değildir. Kalkar demli bir çay yaparım sabahları. Ayılmam, bayılmam kadar kolay değildir. Çay olurken uyumaya devam ederim. Oldu mu da afiyetle içerim. İçmelerim, yemelerim kadar az değildir. Sonra gider perdeleri aralarım. Güneş ışıklarını ailece evime kabul edecek kadar misafirperver değilim. Kusurlarımı ortaya çıkarmak için bir tanesi yeterli. Hatalarım, doğrularım kadar basit değildir. Doğrularım, dünyaya gelmeyen çift yumurta ikizlerimdir. Hani hiç bir zaman sahip olmadığım ve olamayacağım…

İşim, gücüm yoktur benim. Çalışmak bana göre değildir. Sabahı az geçince dışarı çıkarım öylesine. Sokak boyu yürürüm. Selam edenim olmaz. Belki yürüdüğümün de farkında değildir kimse. Mahalledeki hiçbir esnafı tanımam. Esamem çok okunmaz benim. Şöhretim, pinhânım kadar çok değildir. Tanırsa beni yürüdüğüm yollar tanır. O da belki. Arnavut kaldırımlarıyla, sokak taşlarıyla ve kimsesiz mıcırlarla konuşurum arada. Onlarla konuştuğumu sanarken kendimle konuşuyor da olabilirim aslında. Hafızam, mahmurluğum kadar kuvvetli değildir. Sonra yol boyunca geçen arabalara bakarım. Her birini rengine göre ayırıp sayarım. Hangi renkten kaç araba geçtiğini aklıma not eder, eve dönerken de unuturum. Aklım, gözlerim kadar esnek değildir.

Bir gazete alır, boş bir banka oturmaya giderim. Boş bir bank bulmak sanıldığı kadar kolay değildir. Hep farklı yüzler görürüm banklar üstünde. Uzun uzun süzerim yabancı yüzleri. Gözlerimi diktiğim hiçbir yüz karşılık vermez bana. Yanımdan kalkıp giden her yüzün ardından küfür ederim. Ağzım, yüreğim kadar terbiyeli değildir. Aldığım gazeteyi okumadan bırakırım. Sonra bir kenara geçer, bıraktığım gazeteyi kim okuyacak diye beklerim. Sabrım, selametim kadar şanssız değildir.

Oynayan çocuklara rastlarım yolda. Beni de aralarına almaları için direnirim. Topluca ağlarlar. Şevkim, gururum kadar sağlam değildir. Köşedeki bakkala uğrarım. İçeri girişimi farkeden olmaz. Bir süt, bir ekmek diyerek uzattığım parayı görmese eğer, ömrümü o bakkal dükkânında geçirebilirim. Yan sokaktaki kedileri beslerim ben. Aldığım sütü  kedilere uzatıp, ‘herkese benden süt’ derim. Durağanlıklarım, aşırılıklarım kadar net değildir. Yürür giderim.

Eve dönüşüm, çıkışıma eşdeğerdir. Ne zaman çıktığımı, nereye gittiğimi ve ne zaman döndüğümü gören, duyan olmaz. Cismim, ismim kadar bilindik değildir. Aynı merdivenleri çıkarım aynı aksaklıkla. Bıraksam nefesim bir başkasına ait olabilir. Trabzanlar nezaketen refagat etmekte bana. Yokluğum, varlığım kadar hazin değildir.

Kendi kapımın dürbününden içeriye bakarım eve girmeden önce. Göremediğim her şey tıpkı benim gibidir. Bulanık, karmaşık ve anlamsız…

Zilde adım yazmaz benim. Kapı dairem de sıfırın altında eksilerdedir. Kendi çaldığım kapımı kendim açar, kendi yüzüme kaparım. Çünkü bir tek bu işe yarıyor…

Sonuçta;

Ben bilinmeyen’im…

Biraz var, biraz yokum

Belki biraz, çokça hiçim.

Ben bilinmeyen’im

Sevmeyi bilmeyen, sevilmeyi görmeyen.

Gidişleri, gelişlerini kahreden

Hangi yolun sonuna ne zaman varacağını bilmeden,

Gündüzlerini gecelere boyayıp

Tükenmeyecek uykularda sayıklayıp

Ne ismini, ne cismini, ne hissini farketmeyen.

Benim adım bilinmeyen.

Ömrüm, ruhum kadar gerçek değildir.

Gönlüm, bedenim kadar geçici değildir.

Benim adım Bilinmeyen’dir.

Bir Cevap Yazın