ArşivRöportaj

BİR TARAF YAZARI: RASİM OZAN KÜTAHYALI

3 Mins read

Taraf Gazetesi bir yandan övgü bir yandan da tehditler alarak yoluna devam ediyor. Maddi zorluklar yaşasa da yazarlarıyla kararlı bir mücadele sürdüren farklı çizgideki birçok şekilde nitelendirilmiş (sorosçu, fethullahçı vs.) gazetenin genç ve tanınmış bir yazarıyla, Rasim Ozan Kütahyalı’yla bir sohbet gerçekleştirdik. Ailesinin sol kemalist kökenli olduğu bilinen ve kendisini de liberal ideolojik yelpazede tanımlayan yazarla Kürtlerden, Ermenilerden, dindarlardan, liberallerden, TSK’dan – kısacası akla gelen her kafa yorucu konudan- konuştuk.

Taraf ile başlayalım, sizin için Taraf ne ifade ediyor? Bir köşe yazarı olarak Taraf, durduğunuz yerden mi bakıyor olaylara, yoksa herhangi bir gazeteci – işveren ilişkiniz mi var?

R.O.K: Tamemen durduğum yerden bakan bir gazete.Gerçekten benim gazetem.Taraf’ın ayakta kalması, Türkiye’nin ayakta kalmasıdır benim nazarımda.

Deniz Gezmiş’le ilgili görüşleriniz çok tartışıldı. 68 Kuşağı’na nereden bakıyorsunuz ve Türk 68′ini evrenin o dönemki durumunun neresinde görüyorsunuz?

R.O.K:  68 hareketi dışarıdan etkilenmiştir bir açıdan, özellikle Latin Amerika deneyiminden, üçüncü dünyalı sosyalist dilden etkilenmiştir. Batı 68’inden pek etkilenmemiştir. Öte yandan genel 68’ler tarihi bağlamında kimse Türkiye’yi anmaz, ortalama bir batılı ya da Latin Amerikalı sosyalist Deniz Gezmiş kim bilmez. Türk 68’i lokal bir harekettir o bağlamda. Bazı olumlu istisnalar var ama Türk 68 gençliği milliyetçi – sosyalist bir gençliktir. Temel paradigma Kemalzimdir. O dönemin Kürt solcuları üzerinde bile İttihatçı – Kemalist hegemonyayı görmek mümkün. Denizler, kendileri zaten kendilerini Kemalist ve milliyetçi diye tanımlıyor. Ben bunu dedim, kıyamet koptu, anlamak mümkün değil. Yeni bir şey söylemedim yani.


Perihan Mağden, kendi gazetemdeki köşe yazarlarını bile okuyamıyorum, dedi. Siz ne düşünüyorsunuz?

R.O.K:Ben okuyorum.Taraf’ın tüm yazarlarını okurum. Diğer gazetelere de bakarım.

Emniyet ve Ordu gibi kurumları eleştirirken hiç çekinmiyor musunuz? Sonuçta zaten maddi zorluklar yaşayan bir gazetedesiniz ve Taraf’ın yarın raflarda olup olmayacağı belli değil gibi duruyor?

R.O.K:Valla kariyerist kaygılarla düşünerek yazmak ahlaksızlık bence. İnsan düşündüğünü belli bir çerçeve içinde yazmalı. TSK daha düzgün bir kurum olsun diye eleştiriyoruz. Her konu öyle. Denetlenen ve eleştirilen değil, eleştirilmeyen kurum çürür. Taraf’ın yaşaması lazım, elimizden geleni yapıyoruz. Türkiye toplumunda tüm ezilenler bizleri çok seviyor. Bazı şehirlerde pop-star gibiyiz.


Bir yazar olarak 30 yıl sonra onun yerinde olmak isterim dediğiniz biri var mı?

R.O.K:Ben öyle çok gelecek planlaması yapmayı sevmem, planlama kavramı bana ters zaten. Hayatın hiçbir alanında planlama, kumanda sevmem. “Tanri seninle dalga geçsin mi istiyorsun, o zaman plan yap.” demişler. Haklı bu söz bence. Sevdiğim çok yazar, çok sinemacı var; fikir ve sanat adamı olarak sevdiğim kişiler var ama şu olayım, diye hiç düşünmedim.


Derin Düşünce oluşumundan biraz bahseder misiniz? Nerede duruyorsunuz ve neyi değiştirmeye çalışıyorsunuz?

R.O.K:Derin Düşünce, benim destek verdiğim bir oluşum, kurucusu ben değilim. Mehmet Yılmaz var, oranın baş editörü. Bu toprakların kültürüyle barışık bir özgürlükçü – demokrat dil kurma gayretindeler. Çok haklılar…


Türkiye’de azınlıklar hiç olmadıkları kadar gündemdeler. Bu AKP’nin başarısı mı yoksa 2000′lerdeki İslam’ın yükselişi de dahil olmak üzere ülkedeki baskın ideolojiler arasında kaybolmama çabası mı?

R.O.K:Olması gereken bu. İnkar ve asimilasyon politikaları bir yere kadar gider. Bu politikalar ne ahlaka uygun ne de akla. Türkiye artık kabuklarını kırıyor. Kürtler, Aleviler, dindarlar kimliklerinden utanmadan kamusal, siyasal ve sosyal arenada yer almak istiyor. Sonuna kadar haklılar. Gayrimüslim azınlıklar zaten bu topraklarda kelaynak kuşu gibi kaldı. İttihatçı proje “başarılı” oldu, o insanlar kovuldu fakat bu “başarı” ahlak, vicdan ve insanlık haysiyetinin düşmanı bir “başarı”. Bedellerini de dış meselelerde yaşıyoruz.

İdeolojik yelpazedeki yerinizi nasıl tanımlarsınız?

R.O.K:Ben kendimi liberal – demokrat olarak tanımlıyorum. Karl Popper ve Isaiah Berlin en begendigim iki çağdaş politik filozof. Geriye doğru gidersek John Stuart Mill ve David Hume gelir. Ben doktrinal anlamda bir liberal – demokratım. Liberalizmin entelektüel spekturumu içinde de bu çizgideyim. Mises, Friedman çizgisinde değilim mesela. O çizgiyi problemli bulurum. Isaiah Berlin’i bu ülkenin okuması lazım, bilinmemesi felaket. Berlin’in antogonistik liberalizm ekolünü benimsiyorum. Bu uzun konu tabii.

Teşekkür ederiz, başarılar.

Sarphan Uzunoğlu…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: