Naçizane

BOL BUDAKLI İNCE DAL

7 Mins read
Naçizane

BOL BUDAKLI İNCE DAL

7 Mins read

Adım Yılan. Doğru, yılan sevilmeyen bir hayvandır, en azından bizim kültürümüzde. Benim de sevenim yoktur zaten, en azından kendi çevremde, ama bu her zaman böyle değildi. Adımın Yılan olmadığı, bir nebze de olsa sevildiğim günleri hatırlarım.

Küçüktüm, ufacıktım,

Çok çalıştım acıktım.

Yok, bu böyle olmadı. Hem de ne küçüktüm ne de çok çalıştım. Adımın değişme hikayesi üç beş cümleyle anlatılamayacak kadar gariptir. İyisi mi biz biraz detaylarla ilgilenelim.

***

Bir sevgilim vardı. Ben öyle olduğunu düşünmesem de insanlar sevgilim olduğunu söylüyorlardı. Oysa ben onu hiç sevmedim ki. Bir çiçeğe gülmesini, bir güle benzemesini…

Kim yazdıysa o şiiri sakın alınmasın, şiiriyle dalga geçiyor değilim. Benim huyum bu. Bu yüzden adım Yılan ya. Belki zihnim biraz garip işliyor. Hem bu böyle olmayacak. Anlatacaklarımı düşüncelerimden olabildiğince sıyırmam gerekecek anlaşılan.

Bir sevgilim vardı. İki yıldır beraberdik. Bir yıl daha sürdü birlikteliğimiz. Sonra ayrıldık. Ayrıldıktan sonra bir müddet görüştük ama uzun zamandır haber almadım kendisinden. Zaten arkadaşlığımız benim zorumla sürüyordu. Ayrılan çiftlerin arkadaşlığının sürebileceğine dair inadım ona makul gelmiyordu. Hep arayan tarafta olmaktan sıkıldığımdan ben de bıraktım peşini. O da diğerleri gibi beni anlamamıştı.

İki yıldır dedim ama aslında daha iki yıl dolmamıştı. Bir aydan biraz fazla vardı ilişkimizin başlamasının yıl dönümüne. Yani adımın değişmesine kırk gün falan vardı.

 

İşte yine onun gibi konuştum. Bardağı taşıran son damlayı sebep, bardağın taştığı anı esas zaman gibi gösterme hastalığı bende de baş gösterdi demek ki. Oysa adımın değişmesi hiç de o güne mal edilip içinden çıkılabilecek kadar basit bir olay değil. Daha çocukluk yıllarımdan belliydi bu, ama her aklıma geleni hemen anlatmaya kalkarsam işin içinden çıkamam. Şimdilik o güne gidelim, daha sonra ne gerekiyorsa anlatırım. Çocukluk yıllarımı unutmayacağım, söz.

İlişkimizin başlama yıl dönümünü nasıl kutlayacağımızı düşünüyorduk. Daha doğrusu o düşünürken ben televizyon izliyordum. O ne zaman böyle şeyleri düşünmeye başlasa ben televizyon izlerdim çünkü zihnimi onun zırvalarıyla doldurmaya hiç niyetim yoktu. Hiçbir zaman benim isteklerim önemli olmadığından onun ne istediğiyle de ilgilenmiyordum. Zaten yıl dönümümüz de ihtilaf meselesiydi. Ben temmuz, ağustos ayları içinde herhangi bir gün derken o 14 şubat’ta ısrar ediyordu. Bana göre 14 şubat tanışma yıl dönümümüzdü ki tarih 14 şubat olmasa aklımda bile kalmazdı.

Dört yıl önce -ayrılığımızın üzerinden bir yıl geçti- özellikle sevgililer gününe denk getirilmiş bir nişan töreninde tanıştık. Ben nişanlanan zavallının, yani erkeğin, arkadaşıydım o ise bu tür formaliteleri neden istediğini kendisi dahi bilmeyen tarafın, yani kızın, arkadaşıydı. Ortak arkadaşımız bile yoktu yani. Nasıl olduysa nişanlı çift tarafından tanıştırıldık. Ben her potansiyel baş belasına yaptığım gibi ona da soğuk davrandım ama baş belaları her zaman aynı yöntemle defedilemiyormuş. Hanımefendi beni elde etmeyi o gün kafasına koymuş. Ben neredeyse içime düştüğü ve biraz da arkadaşlarımın zoruyla kalbimi çaldığı(!) yaz aylarını başlangıç olarak alsam da o kendisi için başlangıç olarak gördüğü tarihi benim için de başlangıç olarak görüyordu. Kendisine göre mantıklı bir gerekçesi de vardı. Sevgilim olduğuna göre onun için var olan, benim için de var demekti ve aşkımız onun bana âşık olduğu gün başlamıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse aşkımızın(!) ne zaman başladığı umurumda bile değildi. Ben sadece onun inadına inat olsun diye diretiyordum. (Olaylar onun belirli günler ve haftalar takvimine göre cereyan ettiğinden bundan sonra kullanacağım belirli günler onun kabullerine uygun olacak. Kendime ait kabulleri kullanmam gerekirse bunu özel olarak belirteceğim.)

Kutlama planlarını anlatırken soluklanmak için durduğu bir anda ne yaptığımla ilgilenmeyi akıl etti. Etmez olsaydı. Bu defa eskisinin iki katı hızlı konuşuyor, makineli tüfek gibi üzerime laf yağdırıyordu. Arada sövüp saydığı da oluyordu ama küfürleri durumun ciddiyetini arttıracağı yerde tartışmayı komikleştiriyordu. Aslında buna tartışma demek de pek doğru değildi çünkü ara vermeden konuşan oydu, hiçbir şey anlamadığı halde ara vermeden dinlemek zorunda kalan bendim.

Epeyce bağırıp çağırdıktan, zehrini kustuktan sonra sustu. Sevgilisi susan erkeğin sevinme görevinden daha asli bir görev beni beklemeseydi rahat bir nefes alacaktım. Sevgilisi ağlamaya başlayan erkek her ne yapıyorsa bırakmalı, sevgilisine sarılmalı, onu teselli etmeli, gerekirse öpüp koklamalı, sevip okşamalı, yatağa atmalı –burası hızlı oldu-, gerektiğinde yavaşlamalıdır. Ne var ki ömrüm boyunca peşimi bırakmayan görevden kaçma isteğim o an da benimle beraberdi. Her şeyi benim için yaptığı halde(!) hiç ilgilenmediğim için ağlayan sevgilimi yatıştırmak için kılımı dahi kıpırdatmıyordum. (Bu parantez içi ünlemlerden daha çok çıkacak; iyisi mi ben belli başlı yerlerde kullanayım geri kalanlarında ironi yaptığımı siz kendiniz tahmin edin. Beyin jimnastiği yaparsınız hem, fena mı?)

O günden sonra üç hafta boyunca hiç konuşmadık. Ev kirasını beraber ödediğimiz halde o üç hafta boyunca bir arkadaşında kaldı ki böyle durumlarda evden giden genelde erkek olur. Üç haftanın sonunda yine arkadaşlarımın zoruyla bir özür yemeğine davet ettiğimde affedildim. Gerçi affedilmek hiç de umurumda değildi zira evden uzakta olan ben değildim, ama yemek yapmaktan da sıkılmaya başlamıştım. O yüzden geri dönmesine sevinmediğimi de söyleyemem. Zaten eski sevgilimle birlikteyken en keyifli olduğum anlar yemek saatleriydi. Yemek konusunda doğuştan getirdiği bir yeteneği olduğuna inanırdım onun. O çocukluktan beri mutfak işleriyle uğraşmasını sebep gösterse de bu bence bahaneden başka bir şey değildi. Kendisine bahşedilmiş yeteneklerini kendi emekleriyle elde etmiş görünmek isteyen insanlara has davranışlardan birisi olarak yorumlardım bu bahanesini. Ona ne zaman böyle düşündüğümü söylesem kavga ettiğimizden yemek yapma yeteneği hakkında konuşmamaya gayret ederdim. Elbette bu yüzden yemeklerinin güzelliği dolayısıyla aldığı iltifatlardan da mahrum kalırdı. Onu da her zamanki ilgisizliğime yormayı tercih ederdi, iğnelemeyi ihmal etmeden.

Yıl dönümümüze üç haftadan az kalmıştı. Araya küskünlük girmeseydi kutlama büyük bir partiyle gerçekleşecekti. Bu aynı zamanda bir sevgililer günü partisi olacaktı. Davetli sayısının elliye yakın olacağını söylüyordu eski sevgilim. Çoğu onun arkadaşıydı elbette. Benim arkadaşlarım uzun zamandır benden çok ona yakın olduklarından hepsinin onun arkadaşı olduğunu söylesem de hata etmiş olmam. Yani onca kişinin arasında kimsesiz olacaktım.

Büyük kutlama partisinden kurtulmuştum ama sevgilimin ve onun hain kız arkadaşlarının elinden kurtulmak o kadar da kolay değildi. Daha evvel kaçmak için bin bir bahane bulduğum ve birkaç fire dışında genellikle başarılı olduğum romantik akşam yemeği saçmalığıyla cebelleşecektim. Hepsinden az biraz alınmış (tadılmış mı deseydim?) sekiz-on çeşit yemek, çiçekler, mumlar, sevgi yüklü(!) bakışlar, aşkım, sevgilim, hayatım türünden sözcüklerin cümlelerden eksik edilmediği “seni seviyorum”u bol konuşmalar… Savurganlığıma hayran, cimriliğime kızgın sevgili arkadaşlarım, cebime zararı ay sonunda kendini bir hayli belli eden bu saçmalıktan kaçışımı sadece maddi sebeplere bağladıklarından daha da ifrit oluyordum baş başa akşam yemeği fikrine. Çekilmez çilelerin en büyüklerinden biriyle karşı karşıyaydım vesselam.

Sevgilimin benimle birlikteyken geliştirdiği en iyi davranışlardan biri barıştıktan sonra kısa bir müddet için dahi olsa bana çok iyi davranmasıydı. Buna alışması neredeyse bir yılını aldı fakat sonraki iki yıl boyunca tüm barışmalarımız ilişkimizin ilk günlerini yaşadığımız zamanlardaki kadar güzel anılara neden oluyordu. Aynı durum yine tekrarlamış ve 14 şubat’a kadar sürmüştü. Sevgilim yemeğin yeneceği lokantadan yemeğin kaçta başlayacağına, yemeklerin neler olacağından masanın nasıl düzenleneceğine kadar her şeyle ilgilenmişti.

Gerçi bunu barışmamıza vermek sevgilime biraz haksızlık olur. Ben olsaydım son güne kadar bekler, herhangi bir yerde aynı akşam için rezervasyon yaptırır, yemeklere orada karar verirdim ve masanın düzenini de çalışanların zevkine bırakırdım. Sevgilimin en sevmediği huylarımdan biriydi bu. (Neyimi sevdiğini hiçbir zaman anlayamadım zaten.) Ona göre her şey önceden planlanmalı, hiçbir aksiliğe meydan verilmemeliydi. Bu nedenle her defasında olduğu gibi hazırlıklarla o ilgilenmişti. Barışmalarımız bu hazırlıklarla anlatılamayacak kadar güzel anılarla süslenirdi. Hele o defaki… Öyle ki bir defasında kendimi sıradan olmanın rahatlığına bırakmayı ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım.

Devam edecek…

 

Related posts
70. Sayı

Eski Sevgiliyi Geri Kazanmanın Yolları

1 Mins read

Eski sevgilinizle çok mutluydunuz, onun yanındayken hiç olmadığınız kadar çok mutlu oluyordunuz ama bir gün her şey değişti. Her şeyin sonuna gelindi. Ayrılık oldu…
Kimse hayatında en çok değer verdiği insanı kaybetmek istemez. Sizinde tekrar onu geri kazanmak istediğinizi biliyorum. Yoksa neden bu yazımı okuyorsunuz ki değil mi ?
Tabi onu tekrardan kazanmak istiyorsanız birkaç adımı uygulamanız gerekecek.
1.Adım; Ondan uzak durun
Evet yanlış duymadınız, ondan uzak duracaksınız. Onu gördüğünüzde görmemezlikten geleceksiniz ki sizi özlesin, sizi ne kadar çok alıştığını anlasın.
2.Adım; Arkadaşlarınızla Vakit Geçirin
Arkadaşlarınızla beraber zaman geçirin. Sakın ayrıldınız diye depresyona girmeye kalkmayın. Üzülen sadece siz olursunuz. Hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza devam etmelisiniz.
3.Adım; Sakın kıskandırmak için sevgili bulmayın.
Eğer ki bu dönemde eski sevgilinizi kıskandırmak için yeni bir sevgili arayışına girerseniz çok şey kaybedersiniz. Eski sevgilinizi gerçekten kaybedersiniz ve bu sefer geri dönüşü olmayabilir. Hem sizin amacınız eski sevgilinizi geri kazanmak, yeni sevgili bulmak değil ki.
4.Adım; İletişimi tamamen kesin
Eski sevgilinizle tüm iletişiminizi kesin. Kendinizi elinin altında bulunan birisi olarak tanımasına imkan vermeyin. Ayrıldığınız için üzgün olduğunuzu, hala onu unutamadığınızı, yeniden birlikte olmak istediğinizi söylemek iyi bir yöntem değildir. Mesaj atmayı, onu aramayı kesin ! Bu sefer tüm roller değişecek ve eski sevgiliniz kendisini unuttuğunuzu zannedecek ve size ulaşmaya çalışacaktır.
5.Adım; Sosyal Paylaşım sitelerinden durum yazmayı bırakın
Sosyal paylaşım sitelerinden ona hitaben sözler yazmayı bırakmalısınız. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir. Orada yazdıklarınızı okuyup geri dönecek mi zannediyorsunuz ? Ben cevap vereyim kocaman bir HAYIR ! Geri dönmeyecek.

Bu adımları uygulamanız durumunda hem siz eski sevgilinizi daha çok özleyeceksiniz hem de o sizi özleyecek, ne yaptığınızı onu unutup unutmadığınızı öğrenmek için bir şekilde sizinle iletişime geçmeye çalışacaktır..

70. Sayı

BİR BAKIŞ İŞTE!..

1 Mins read

Yazar ResmiYazar ResmiHani bakarsın ya bazen semalara, uzaklara…
Ne kimseler bilebilir gördüklerini, ne gözlerin şekil verebilir onlara.
Ama sen görürsün o uzaklara bakarken zihninde dolaşan düşünceleri, hayalleri…

Baktığın uzak diyarlar gibi hayallerinde uzaktır çoğu zaman sana.
Bazen yaklaştığını hissedersin onlara, bazen de imkansızlaşır aklında yer ettikçe.
Ve o bakış belirler çoğu zaman gideceğin yolu, atacağın her adımı…

Hatta kimi zamanlarda o da çaresiz kalır, kafan karışır.
Bakışına engel olmaya başlar göz kapakların.
Ve kapanır bazen hayallerine giden bütün yollar.

Bir bakış işte…
Kimi zaman şair eder aşığı; ak sayfasına bakarken düşündükleriyle, kimi zaman deli eder insanı aynaya bakarken canlanan korkularıyla.

Yunus LEKESİZ

70. SayıNaçizane

Zamanda Eriyen Aşk

1 Mins read

Yokluk ile varlık arasında bir hikaye yaşamımız..Efsanelerin millileştirilmiş aşkların, özdeyişlerin ötesine gizlenmiş yarım varlık türünde  sevgi yontucularının serzenişi.

Hep söylenir durur zaman, bitirilmeye yüz tutmuş günlerin geri dönüşü olmayacak her şeyin çıkar yolu o hep yokken karşımızda belirir diye. Bense ne çağa uygun ne yerleşik bir düzende, konar göçer bir ruhla dolanmaktayım bu şehirde..Kendi yağmurlarımı süzüyorum hüznün imbiğinden içime yağan dışarı ise tebessüm gibi yakıcı sıcağımla doluyorum gönüllere.

Eğer su gibi yolunu buluyorsa hayat bize sunduklarıyla; bir ödül de zamana vermek gerekir.

Geçmiş zaman şarkılarını bize umutla hatırlattığı için.

 

Aşk kadar başına taş düşsün derdi bir arkadaşım. Başta anlam verememiştim söylenilene. Kulak ardı yapmam gereken onca şey varken şimdi diyorum ki niye?

Cağlayanlar oluşturuyor köpük köpük sensizlik. Kimine göre ölüm gibi bir temizlik,  senden ayrılmak. Zamanı seviyordum seninle akıyor diye seni seviyordum zamanı unutturuyor diye.

Oysa iki kişilik bir oyun perdesi değilmiş kapanan, zamanın konvoyunda akıp giden yolun hüzünlü bileşenleriymişiz. Bir ihtiyacı varsa demekten alıkoyun kendinizi. Tedariklidir ayrılmasını bilen, susmak yenilgidir ben de yazıyorum. Aşk kadar yalnızlık düştü başıma,

İki toplayıp bir yazıyorum, yenilgilerden kendimi alamıyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: