Naçizane

BUNU DA BASIN

3 Mins read
Naçizane

BUNU DA BASIN

3 Mins read

Açık bir mektup belki bu, belki de bir şikayet ondan bundan değil ama siz okurlardan ve yine biz yazanlardan, söyleyenlerden, “Bak şöyle olmuş.” diyenlerden. Hadi arkadaşlar, şimdi tekrar edercesine gelin etrafıma, kalın çerçeveli amerikan malı gözlüklerinizi, aşırı milliyetçi bıyıklarınızı, patronlarınızın size doğruları yazmamanız karşılığı aldığı dört çarpı dört araziye uygun ciplerinizi kapın da gelin. Bugün hesaplaşma vaktidir.

 
    Bilindiği üzere geride bıraktığımız son bir yılda çok muhterem gazetecilerimiz çok harika haberlere imza attılar. Bilinen örnekleri kronolojik olarak vermektense zamanda geriye doğru bir yolculuk yapmayı kendi adıma uygun gördüm. Benim kim oldugumu merak edecek olursanız “Bir medya adamı olma yolunda ilerleyen sıradan bir öğrenci bir medya okuryazarı bir vatandaş, bir dünyalı, Adem oğlu vs.” derim. Unvan sıfatlarını çoğaltmak yerine söze başlamalı. Türk Telekom çalışanlarının grevinin Türk Telekomca, özel şirketler aracılığıyla kırıldığını yazmayan çok sevimli “aydın”lık ve güneşi Amerika’dan “doğan” gazetecilere bu eleştiri. Belki de Türk Haber- İş sendikasının duyurularını yansıtan muhalif dergiler vs. olmasa Türkiye hala, internet kullanıcısından telefon kullanıcısına, telekomünikasyon emekçilerine küfür ediyor olacaktı.  Öyle olmadı. Birkaç muhalif dergi ve gazete, iletişim etiklerine ve halkın doğruyu bilme hakkına, yaratılan para endeksli sistemde saygı gösterdi. Grevin komünistçe bir davranış olduğunu düşünen yurdum insanı için pek bir şey ifade etmiş midir  bilinmez ancak bu bir adımdır.

 
    Basın adına adımlar atmak sanırım Türkiye’deki otuz kadar iletişim fakültesinin yola çıkış parolası olmalı. Basının olduğu yerde renkli ve sansasyonel haber arasında sıkışmış olduğu ve tüm yazarların, tüm haberlerin birbirine benzediği, tüm gazetelerin birbirinden farkı olmadığı şu günlerde bir adım atmak gerekiyor. Bu adım çok muhafazakar Zaman, çok kemalist Cumhuriyet, çok solcu Evrensel, çok liberal Radikalce atıldı aslında. Bu gazeteler arka sayfa güzelleri, pop idolü köşe yazarları yerine gerçekten taşıdıkları fikirleri yansıttılar gazetelerinin tüm sayfalarına. Fethullah Gülen gazetesine korkmadan ilan verebiliyor; Radikal’de Oran Kürtler için savaşabiliyor, Evrensel sol için yazmaya devam ediyor, Cumhuriyet  demokratik mücadelesine harika bir reklam kampanyasını da arkasına alarak devam ediyor. Bu gazetelerin söyleyecek bir şeyleri var. Peki diğerlerinin nesi var?

 
    Sahi beyler sizin neyiniz var? Hürriyet’in ve Milliyet’in editörlerinin aynı masada gazeteleri hazırlayıp sadece renk tonları ve fotoğrafları değiştirmediklerini kim iddia edebilir? Köşe yazarları dışında ne farklıdır ki bu iki gazetede?

 
     Peki neden onca gazetesi var kızı TÜSİAD başkanı  olan medya patronunun? Gazetenin objektifliğini kaybettiği yerde duruyoruz çünkü. Reklam verenin  desteğiyle ayakta duran gazetenin. Çünkü Aydın Bey’in işine gelmiyor “Ormanları harap etmeyin, şu malum arazi yasasına dur deyin.” demek. Kim bilir ne büyük araziler bekliyor hanedanını ve arkadaşlarını? O gazetenin kağıdı nereden geliyor? Ormandan. “Ormanı kesmeyin.” derse arası bozulmaz mı Aydın’ım Doğan’ımın kimi insanlarla?

 
     1700’lerin başına doğru ortaya çıkan gazete kavramının geldiği son noktada bir internet medya organında yazılıyor bu yazı. Her şeye ve herkese hakkını verip hak etmediğini göstererek.  Çok sevgili Posta ve benzeri gazetemsi editörleri, rica ediyorum “Bunu da basın!”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: