57. SayıEditörden

HEY! Hızlı Editör Yazısı

1 Mins read

Merhaba değerli okurlar,
İstanbul Atatürk Uluslararası  Havalimanı dış hatlar terminali bekleme solununda 3 aylık eğitim amaçlı yurtdışı seyahatim öncesinde uzun zamandan beri yayınlayamadığımız dergiyi yayınlamaya çalışıyorum.

Bu sıkışık zaman içerisinde candan ve içten ekip arkadaşlarımın desteğiyle hazırladığımız 57. sayımızın editör yazısını harflendiriyorum.

Türkiye’nin demokratikleşmek adına anayasa maddelerinin oylanması için ülke referanduma gidiyor. Demokratikleşmenin anayasa değişiklerinin içeriğine göre değil de liderlere göre verilmesi aslında bizi düşündüren bir husus.  Liderlerin her biri turneye çıkmış şarkıcılar gibi il il dolaşarak aynı repertuarda ama ile göre biraz değiştirerek dinleyicilerini etkilemeye çalışıyor.  Okumadan sırf liderlerin ağzından çıkanlara göre evet ya da  hayır oyu verecek halk asla demokratikleşmeye yönelik olumlu düşünceler uyandırmıyor.

Lütfen sizler araştırın, bu anayasa ne getiriyor neler götürüyor. Ülkemiz için hayırlısı olması temennisiyle.

57. SayıNaçizane

Mazideydi “Mutluluk”

1 Mins read

Çok eskiden “mutluluk” adında büyülü bir duygu vardı belki hatırlayanlarımız olur. Eskiden diyorum hani Sezen Aksu’nun dediği gibi “hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken, hani çerçeveler boş, hani körkütük sarhoş gençliğimizden, hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken, eskidendi çok eskiden…” Kızmayın sakın eskidenmiş mutluluklar şimdilerde nerde? Çıkıyorum sokağa  parkta yaşlı bir amca oturuyor “selamun aleyküm” deyip başlıyorum sohbete bakıyorum ki memleket meselesine takmış kafayı ya da oğlundan dert yanıyor ama ben mutluyum demiyor. Oysa mutlu olmak için o kadar sebep gösterebilirim ki ona… Gönlümden bak amca şu salıncakta sallanan masum çocuğun gözlerine bak insan bunun için mutlu olabilir demek geçiyor ama diyemiyorum. Geçim sıkıntısı almış başını gidiyor ne yapsın amcam bir çocuğun gözlerindeki ışığı…

Sıcak bir gecede dolunayın altında geziyorum kafamda bin bir düşünceyle. Bir dost sesi duymak istiyorum ve tuşluyorum en yakın arkadaşımın numarasını. Kısa bir sohbetin ardından direk anlatmaya başlıyor çok kötüyüm sevgilimden ayrıldım vs. kardeşim diyorum niye üzülüyorsun hayat güzel bak havada dolunay özgürce gezebiliyorsun niye hala hüzünle bütünleşmenin sebebi. Anlamıyor, ben de onu anlamıyorum herkes mutsuz.

Ayrılık diyorlar hasret diyorlar bir sürü isim koyuyorlar mutsuzluklarına. Ama biride çıkıp demiyor ki ya ben çok mutluyum bak nefes alabiliyorum bak görebiliyorum düşünebiliyorum biri de çıkıp demiyor bunu. Sadece şu işim olmadı mutsuzum demeyi biliyorlar. Ben yıllardır hayata başka bir açıdan bakıyorum süzülen bir martıyı gördüğüm zaman mutlu olabiliyorum ya da bir dost kelamı duyunca altıma mutluluktan bir halı serebiliyorum mesela. Oysa mutsuz olmak istesem o kadar sebep sayabilirim ki  ama onun yerine mutlu olmam için olan sebeplerime yoğunlaşıyorum. Mesela bir şiir yazmak mutlu ediyor beni ya da birine çok yaşa demek. Ve haydi sizde mutluluğa yelken açın ve hapşırdığınızda  çok yaşayın hepimiz mutlu olalım…


ALİ OKTAY ÖZBAYRAK