64. SayıNaçizaneŞairane

AH… ŞU CAM PİPETLİ BALIKLAR

1 Mins read

Mavişin bir kediyim;
Bağdaş kurmuşum,
Kutbun en yalçın buzdağının…
En yüksek platosuna.

Çok seneler öncesinden bellediğim
Bir tek oyunu oynar dururum;
Bir solumda…
Bir dişlerimin arasında,
Bir sağımda…
Bir dişlerimin arasında kuyruğum.

Görür gibi olmuşluğum var güneşi
Ama ağladığı zamanları iyi bilirim
Anlarım burun çekişlerinden
Güneş şakır şakır buz ağlar.
Mavişin bir kediyim kutupta…
Yeşil bıyıklarımdan ter damlar.

Keyiflenirim;
Kardaki zikzaklı kızak izlerini…
Kuşbakışıyla gördüğümde.
Bilirim;
Menzilimin yakınından geçen…
Kutup köpekleri tedirgindi yine
Böbürlenir, kasılırım…
Ki o ne kasılmalar…
O ne kasılmalar…
Bıyık altında tutamam gülüşümü,
Bıyığımın üstünde kahkahalar…

Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Şu cam pipetli balıklar var ya;
Ta… Ötelerin ötesindeki o çölde…
Kımıl kımıl oynayan,
Rengârenk cam pipetleriyle…
Çöl kumu soluyan
Durup da kulak kesilirler ya bazı…
O gamsız balıklar.
Diken diken olur mavi tüylerim,
Sarı yüreğim hop hop, hoplar.

Mavişin bir kediyim;
Kuyruğumun ucunda zamanlar.
Huzurluyum…
Huzurlu olmasına da
Ah… Şu cam pipetli balıklar!
Sadi Atay

64. SayıNaçizaneŞairane

YÜREK RENGİM

1 Mins read

Ellerini uzatıp tenimi titretirsen
Bil ki ! esir almışsın kölen bile sayıver
Ömrümü bir nefeste eritip kirletirsen
Sensiz dil bayram etmez, vefasız anlayıver

Aşkın uçar giderse izbe viranelere
Dönerim hasretinden,deli divanelere
Ömrümün sokağından git yetimhanelere 
Yandım oy ! alev alev boğuştuğum külü ver 

Eyvâhla zararını telafi edemem ki
Kimselerden merhamet isteyip diyemem ki
“Şehit düştüm bağrında” cephenden dönemem ki
Kızarsan eğer bana dilinde bükülüver

Gözlerimin ezgisi ! her yerde âh eyledim
Beri gel daha beri bu ney vuslatım dedim
Hayallerimi yıkma gururumu söyledim 
Sen de rengi biçtiğin sesleri söyleyiver

De ki ! yüreğimdeki beyaz kurtuluş besten
Dokuduğun nakışla seherde duy da seslen
“Şöyle doyasıya iç, bağrımdan aşkla beslen”
İşte böyle birtanem, sevgiyle sökülüver

Açtım ellerimi yâr ! ufkuma ördüm seni
Dağların ardında da buluta sürdüm seni
Yürek gözümle uçup rengimde gördüm seni
Gönlünü gülşenimde, imbik imbik süzüver

Nihâl MİRDOĞAN

64. SayıNaçizane

ÜÇLÜ UYUMU

2 Mins read

Pazartesiyi Salıya bağlayan gece bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Pencerenin pervazından sızan yağmur suları gömleğimin yenini ıslatmış, bu yapışkan ıslaklık huzursuzlaşmama sebep olmuştu. Huzursuzluğumun tek sebebi ne yazık ki kolumun ıslanması değildi. Hatta yağmur suyu huzursuzluğuma teşne olmuş bile olabilirdi.

Yağmuru, pencereyi, ıslaklığı ve huzursuzluğu unutup kendimi kuzinenin sıcaklığına bırakmaya çalıştım. Aksi gibi ıslak olan kolum sobadan uzak yanda kalıyordu. Islaklığı, haliyle huzursuzluğu unutmam mümkün değildi bu vaziyette. Çareyi gömleği çıkarmakta buldum. Hatta hızımı alamayıp fanilamı da çıkardım. Böyle üst yanı çıplak altta ütülü pantolonlu halimle Hollywood filmlerinden fırlamış aktörlere benzettim kendimi. Ne ki o filmlerde böyle giyinen (yahut giyinmeyen) aktörlerin her birine birer adam oturacak genişlikte omuzları, kaya gibi göğüsleri ve baklava dilimi desenli karınları olur. Bense omuzlardan yana fena sayılmasam da emziren bir anneninki kadar yumuşak göğüslerim ve kemerimden sarkan göbeğimle olsa olsa bir şarlatan olabilirdim.

Mamafih hiç de şarlatan sayılmazdım. Memleketin en önemli adamı olmadığımı biliyordum fakat kendi çapımda önemli bir insandım.

“Hocam iyi misiniz?”

“Gel Ahmet gel. Gömleğin yeni ıslandı, ben de huylanıp çıkardım. Şurada, sandalyeye asılı vaziyette kuruyor.”

“Atletinizi neden çıkardınız hocam?” diye sormasını bekledim ama sormadı. Anlayışlı çocuktu Ahmet. Öyle olur olmaz her işe burnunu sokmazdı. En çok bu huyunu seviyordum galiba.

“Hocam arabaya bakan arkadaş elinde yedek parça olmadan tamir edemeyeceğini söyledi. Bu akşam buradayız maalesef. Ben sigorta şirketini aradım, yol yardım için yarın sabah gelecekler.”

“Tamam Ahmet, rahat ol. Geceyi burada geçiririz, ne olacak. Şansımız yaver gitti yine. İnin cinin top oynadığı bir yerde de bozulabilirdi kerata.”

Ahmet benim huzursuzluğumu arabanın bozulmasına vermiş olacak ki pek rahatlamamıştı. Arabayı kullanan kendisi olduğu için de biraz mahcubiyeti vardı galiba. Oysa benim huzursuzluğumun bozulan arabadan ve ıslanan yenimden ziyade kızımın sevgilisi yerine yanlışlıkla bana gönderdiği mesajdan kaynaklanıyordu. Her ne kadar senede birkaç defa yüzünü görüyor olsa da kızının uyuşturucu kullandığını öğrenmesi –benim durumumda içine bu şüphenin düşmesi- insanın keyfini kaçırıyordu.

Pazartesiyi Salıya bağlayan gece bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Ben Prof. Dr. Cezmi Keser, saha araştırması için bir Karadeniz köyüne giderken bozulan arabam yüzünden başka bir köyün misafirhanesinde geceliyordum. Su sızdıran penceresiyle misafirhane, ıslak yeniyle gömleğim  ve içimi sarıp sarmalayan huzursuzluğumla ben belki en mükemmel değil ama en uyumlu üçlülerinden birini oluşturuyorduk.

64. SayıNaçizane

İLETİŞİMİN İLETİŞİMDEKİ ÖNEMİ

1 Mins read

        Sağlıklı bir iletişimdeki başlıca sıkıntı konuşanların birbirlerini anlamamaları ve anlatmaya çalışmaları için sarf ettikleri çabadan dolayı vericilerin açık alıcıların kapalı olmalarından kaynaklanır. Bu durumu sağırlar iletişimi olarak da adlandırabiliriz.

        Hz. Mevlana’nın bu konuyla ilgili olarak: “Ne kadar bilirsen bil, nasıl anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anlayabileceği kadardır.” sözü konuya açıklık getirmektedir. Mevlana bu sözüyle bir şey anlatırken karşıdakinin algılama kapasitesini, bilgi dağarcığını da göz ardı etmememiz gerektiğini anlatıyor. Aksi halde anlatan da dinleyen de iletşime kapalı olacaktır. Yine özlü bir sözde: “Dinlemesini bilen en cahilinden bile bir şeyler öğrenir.” diyerek dinlemenin ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştir. Tabi dinlediğimiz konunun özünü de bilmemiz dinlemenin etkisini güçlendirecektir. Konuşmacı anlattığı konuyu beden dilini de kullanarak anlatımını güçlendirmesi gerekir. Zira anlatıcı hareketsiz bir şekilde durmak suretiyle anlatma yoluna gitse dinleyiciye anlatmak isteğini güçlükle anlatır. Yahut dinleyici hiç bir şey anlamayabilir. Bu noktada beden dilinin iyi bir şekilde kullanılması çok önemlidir. Ayrıca beden dilini kullanarak bir şeyler aktarmaya çalışan kişi, konunun aktarılması hususunda rahat olacak  ve anlatmak istediğini net bir şekilde anlatacaktır. Atalarımız “Bin bilsen bir bilene sor” diyerek her insanın bilmediğimiz bi şeyi bilebileceğini ve önemli olanın da bu bilmedikleirmizi karşıdaki kişiden öğrenebilmemiz gerektiğini ve her insandan bir şeyler öğrenebileceğimize vurgu yapmıştır.

        İyi bir iletişimin sağlanmasında amacımız kendimizin ve karşıdakinin gelişmesi olmalıdır. Sorunların çözümünde kendi potansiyelimiz içinde kalmayıp, sorunun bir parçası olan herkesin çözüm önermesine izin vermeliyiz. Bu şekilde iletişimin önemini idrak ederiz.

Hayatta iyi bir iletişim kurmanız temennimle. Sağlıcakla kalın…

64. SayıAraştırma

İZLE KENDİNDEN GEÇ! ~ 2

2 Mins read

Bir mesajı normal olarak göz önüne getirmekten çekinmeyen kişiler neden bu yola baş vuruyor diyebilirsiniz. Normal olarak izlediğiniz bir görüntünün önünü kesebilir ve verilecek mesajı peşinen reddede bilir ya da kabul eder izlersiniz. Fakat 25. Kareleri göremediğimizden kabullenme veya reddetme olanağımız da olmadığından bu yola başvurulmaktadır. ……

Read more
64. SayıNaçizane

İnsaniyetin İstem Gücü...

2 Mins read

güneş.güneş.    Bu dünyaya ait olmadığımı, aklımın hep bir karıştan çok yukarılarda;Atmosferin ötesinde gezindiğini düşünmüşümdür.Bir bakıma destekleyici düşüncelerim var ama çoğu zaman ‘bu dünyaya gelme sebebim’i  hatırlayıp ‘burada olmaktan memnunum’ derim…

Sevgili dünyamıza bir gözlem bakışı atalım;İstekler…
Keşkelerle dolu anılara sahibizdir.Bu anıları unutmak ya da geriye dönüp her şeyi isteyeceğiniz şekle sokmak istersiniz…
Acaba’ları tavan arasına saklayıp ne yapmanız gerektiğini anlatan uzun bir not ile kararlarınızı tek kalemde alıp, işi keşkeye bırakmamak istersiniz…
Aldığınız kararların genel itibariyle hep olumlu ve fayda sağlayıcı olmasını istersiniz…
Sahip olduklarınızın takdir görmesini ,kendinizin de her alanda en önde olup her kulvarda fark atmak isteyebilirsiniz.
Çok sevilmek istersiniz.Birilerinin sizin için fedakarlık yaptığını görmek ve aynı sevgiyi ona verebilmek istersiniz…

İstenecek çok şey var biz insanoğlu istiyoruz!İstemeye devam ediyoruz.Çoğumuz her şeyde mükemmel’i diliyoruz.Peki mükemmellikten kastımız nedir?Mükemmellik, kemale ermek, kusursuzluk…Bu konu da bakış açısıyla şekillenmekte.
Felsefi ahlakta ‘ Erdem’ olarak nitelenir.İslami ahlakta örnek insan Rasulullah (aleyhi’s-Selatu ve’s-Selam)’dır.Şüphesiz o ahlakı tamamlamak için gönderilmiştir.Bunların dışında kişide mükemmellik bakışı yok mu?Elbette var ancak her bir bakışa değinmek konuyu kaydırabilir.
Toplumda mükemmellik yine felsefede boy gösteren Platon’un devlet anlayışı ya da sosyalizm’in temel taşları…İslam’da ise kaynak Kur’an-ı Kerim ve sünnetlerdir(icma ile kıyas dahil) .Yine toplumun mükemmelliği adına farklı bakışlar mevcuttur…
Düşüncede mükemmeliyet, duygularda, insan ilişkilerinde, ferdi meselelerde mükemmeliyet…Hepsi birbiriyle bağlantılı nihayetinde…

Peki.Madem bu derece incelenmiş bir konu.’Kusursuzluk’ her insanın özlemini çektiği bir gerçek ve fazlasıyla irdelenmiş…O halde neden oturmuyor taşlar yerine?
Mükemmellik bakışı kişiye göre değişip birinin istediği diğerinin hayatına engel oluyor olabilir.İnsan fertten topluma geçtiğinde her istediğinin olmayacağını fark ediyor ancak bu istekler yoğun olmasa da varlığını koruyor.

Dilersek hayatı herkes için yaşanılır hale getirebiliriz.Bu ancak herkesin aynı şeyi düşünmesiyle olur.Bunun için evrensel bir adım gerekli.Şu an dünyanızda var olan yaşam kurgularını düşünün…

Ve…Bu mükemmellik isteği, boş bir istek değil.Hepimizin böyle bir özlemi varsa, dünya düzeni mükemmel olmadığı halde olabileceğini düşünüyorsak…Sizce de tuhaf değil mi?İçimizdeki bu his boş olmamalı…Mutlaka bir varış noktası olmalı…
Ben kendi cevabımı buldum…

64. SayıNaçizane

Şakayık...

2 Mins read

”İnnema’n-nisâ’ şakâyıku’r-ricâl.”Peygamber Efendimiz buyuruyor :”Şüphesiz kadın, erkeğin şakayığıdır.”

İskender Pala’nın Kitab-ı Aşk kitabından ‘Şakayık’ bölümünü okuyorum…Bölümün etkilendiği söz bir Hadîs-i Şerîf.
Şakayık’ın Türkçe’deki karşılığı ‘gelincik’ çiçeğidir.Arapça anlamdırılmasına göre şu şekilde Şakayık kelimesini açıklamış sayın Pala;

”Öncelikle kadının, erkeğin ‘kürek kemiği’nden bir parçası olduğu, ardından erkeğin ‘öteki yarısı (elmanın iki yarımı gibi birbirini tamamlayan değerler bütünü;Şakk’ı)’ olarak düşünüldüğü ve nihayet ‘şakayık(yaban lalesi, gelincik)’ çiçeği olarak ifade ettiği görülür.”

Aklımıza gelen ilk misal Hz.Âdem’in kürek kemiğinden yaratılan Hz.Havvâ’dır.Erkek ile kadın bir bütünün parçaları olarak yaratılmıştır.Birbiri olmadan olamayan iki varlık.Kadın olmadan erkek eksik kalacaktır.

''Hikmet Barutcugil'den''

Peki İskender Pala’nın da değindiği üzere Gelincik çiçeğinin özelliklerini düşünelim. Şakayık her türlü coğrafyada insanî bir etki olmadan yetişebilen , bir çok türü olmasına karşın bunların hepsinin kırmızı olduğu bir çiçektir( turuncuya kaçan tonları da mevcut).Gelincik çiçeği de yapı bakımından kadına benzer.Dalından koparıldığında bir iki dakika içinde ölen, yahut dalını koparmaya gitmeden kırmızı yapraklarından birini kopardığınızda diğer üçü de ardından solar ve sarkar.
Hadîs-i Şerîf gayet açık.Şakayık’ı iki yönden de ele aldığımızda ‘kadın’a gerekli değerin verilmesi hususunda önemli bir kanıt.İnsan kendinden bir parçayı nasıl kırabilir?Yahut şöyle demek daha doğru; Bir erkek en ufak bir darbede solan bir çiçeği kendinden bir parça olmasına rağmen nasıl görmezden gelir de kırar?…**

Şakâyıku’l-arz…Şakâyıku’r-ricâl…
Kadının fıtratında ‘zarafet’ hasıl olur.Erkeğin güçlü yapısında hayat bulur.Onun ‘asalet’inin kıyısındadır.Günde beş öğün sevgi ister, korunmaya muhtaçtır, ezilmek istemez…Kadın ait olmak ister.Sahip olmak ister…

Hassasiyet, masumiyet, merhamet…Özü itibariyle tıpkı gecenin dolunayı, gonca gülün saf dokusu, sahralarda bir meltem esintisi, bir yardımcı, bir yolcu…

Sessizliğinin huzuru…Huzurunun mahiyeti…Pahası yok…

Elbette ki bunlar fıtratının özünü giyinmiş olana has.Yoksa erkeğe çalan ya da fazlasıyla salan bir kadın bir olabilir mi?

Mecnun’un Leylası, Ferhat’ın Şirin’i…Ali’nin Fatıma’sı…Güzel bir söz var ya :

HZ.FATIMA GİBİ OLMADAN HZ.ALİ GİBİSİNİ BULAMAZSIN…FATIMADAN BAŞKASINI GÖZÜ GÖRMEYEN ALİYİ BULMAK İÇİN,ALİDEN BAŞKASINA TIRNAĞINI DAHİ GÖSTERMEYEN FATIMA OLMAN GEREK…

 

 

**:Yazının buraya kadar olan kısmı 02.03.2011 tarihinde yazıldı…İskender Pala’nın kitabı Aşk eserindeki ‘Şakayık’ yazısından etkilenerek alıntılarla yazıldı…