69. SayıEditörden

DOSTA SON FİGÂN

2 Mins read

Sen ne kadar söz söylesen de, duyulmayacak artık bu gökkubede. Kehribar renkli geceleri çalsak karanlığın şerrinden, en parlak yıldızlarla donatsan gökyüzünü neyleyim! Yüzün gök gibi aydınlanmayacak bana karşı. Gönüllerimiz kirli bizim, çevreyi silip süpürsek ne fayda… Ey Hak! Arınmaya geldim ruhunun en derin otağında.. .Bilmem yolumuz Hazret’e varır mı bundan sonra…

  Bizler ezelden ve ebedden beri sayılamayacak kadar günah işledik. Nefes aldığımız andan beri günâhkar körpe dilimiz. Âh etmek kolay mı bilmem amma bundan böyle eğriye düşmesin yolumuz. Ey dost! Erenler önder olsun yoluna, meşalelerini tutsun şair dillerden çıkan figanlar. Canlar feda olsun bu yola, beraber eyvallah diyelim. Biz hû diyelim dost, biz bırak beraber gidelim…

  Dostlar olsun mecliste, yalanlar değil. Bu yol hak yoludur dava hak’kın davası. Tan vakti yaklaşırken usul usul, ismimizi anarken bulalım Ali’yi. Ali yoldaşımız olsun, hak yolun olsun dost. Yeter üzüldüğün yeter, üzülme. Mühim olan hani adam olmaktı, bu yolun en ücra köşelerinde. Tükenmedik bizler, tükenmeyeceğiz, bizler ayağımızda çarıklarla kimsenin bilmediği yerlerde dilimizde hûlarla gezineceğiz.

  Yüzünden düşsün de hüznün, alıp katayım gönlüme. Zaten gecelerim katran karası, direnirim elbet ama sensiz direnilmez dost ! Görenler bırak deli sansınlar bizi, ölenler bırak mezarlarında ansınlar ismimizi. Bizler aşka yürüyen dervişler gibi olalım. Halvet içinde bir Mevlâna. Ey dost Şems sen ol, güneş denemez benim ruhumun karanlıklarına.

  Sen susunca tüm kervanlar bana karşı. Masalları dillendirmiyor, dinlendirmiyor beni onca söz yazanlar. Saf yürekler dolmuyor aşk ateşiyle, Anka kuşu görünmüyor dağlar ardında o keşmekeş hikayesiyle. Sen susunca, gece rengi oluyor sabahlar bile, ney sesi, kamışlar çare olmuyor şu gönlüme çöreklenen anlamsız hüzne. Bizler kamıştan gelmedik mi dost, bağrımız yandığı için açılmadı mı delikler ruhumuzda. Hani beraber haykıracaktık yangınlarımızı. Feryat etmekten neden vazgeçersin, Ferhat edip de beni. Susmak hâk yol olmuşsa eğer, eyvallah her suskunluğuna eyvallah. Lâkin neden pusludur gözlerin ve neden nemli ? Sal tüm gözyaşlarını ruhuma. Ama son bir söz söyle cân, susma..

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK 

69. Sayı

YOL ARKADAŞIM

1 Mins read

Bir yolculuktu bizim birlikteliğimiz…
Önce varmak istediğimiz istasyonlara uğradık yolcular taşıdık, tanıştırdık,ağırladık…
Uyuduk uyandık güzel sabahlara. Gecenin sabaha karışmasını gördük. Kısa yokuşlardan çıktık, yüksek uçurumlardan aşağıya bıraktık kendimizi. Kimi zaman sen engel oldun ölümümüze, kimi zaman ben. Hatalar cezalar kestik, ödedik,hayatla ödeştik. Toplayıp çıkarınca yanlışlarımızı geri kalanları üleştirdik. Mutlak sonuca varıyorduk her seferinde “Birlikteydik..”
Bu yolculukta, uyuyakalmıyordu kimse direksiyon başında. Sonra bir gün; önce gitmek istediğimiz istasyonu kaçırdık. Ne bileyim belki de artık oraya varmak değildi eğlenceli olan. Kızdık birbirimize. Haritamızı kaybettik, inanamadık! Gözlerimiz kapalı sürdürmeye devam ettik bu yolculuğu. Her şeyin en başındaki o halimizi hayal ettik ama dikiz aynaları o kadar berrak, o kadar gerçekçi, o kadar farklıydı ki hayallerimizden… Gözümüzü alan ışıkla yanlış yollara girdik endişemizde.

Önce sen, arka koltuğa geçtin yoruldun yolculuktan ve bir daha da hiç açmadın gözünü ne güneşin yeniden doğuşunu  ne de denizin maviliğine sürmeye çalıştığımı görmek için… Tükettin sefer taslarına doldurduğum mutluluğu…

Şimdi ben;
Yol arkadaşımı kaybetmenin adı “her ne ise” hala tanımlayamadığım duygusuyla ilerliyorum. Öyle sıradan ki şimdi geçtiğim yollar tek bir ağaç yok gölgesinde durup dinlenebileceğim. Tek bir nehir yok içimdeki zehri bırakıp gidebileceğim. Yönümü bulmaya çalışıyorum kendimden geriye kalanla.
Arka koltukta yığılı duran bedenini kaldırıp gömeceğim ormanın derinliklerine yolculuğumu tamamladığımda.

69. SayıNaçizane

EMPATİNİN AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ ÖNEMİ

2 Mins read

Antipatinin zıt anlamlısı olan empatinin tanımını yapacak olursak, empati; bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kısaca kendini karşıdaki kişinin yerine koyarak o kişinin duygu ve düşüncesini anlamak, hissetmek diyebiliriz. İslam dininin de bu noktada Müslümanları empati yapmaya yönelttiğini biliyoruz. Empatinin tanımıyla bağlantı kurulabilecek atasözlerimiz de mevcuttur. Bilemiyorum çoğu kez kullanıp da empati ile ilişkilendirmiş miyizdir? Mesela “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.”, “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.” gibi atasözlerimiz hep empatiyle alakalıdır. Siz şimdi kendinize iğneyi batırıp iğnenin verdiği acıyı anladıktan sonra başkasına da herhalde çuvaldızı batıracak değilsiniz. Affedersiniz ama “Eşekten düşenin halini eşekten düşen anlar” sözünü de söylemeden geçmek istemiyorum. Eşekten düşmenin vermiş olduğu acıyı ancak bu konuda acıyı tecrübe edinmiş bir kişi bilebilir.

Empati kavramı aile içerisinde bireyler arasında kullanılırsa güçlü olan ailevi bağların daha da güçleneceği düşüncesindeyim. Şöyleki hiç bir aile büyüğü ya da aile ferdi bir diğer aile bireyinin zarar görmesini istemeyecektir. Bir baba ya da anne evladının hata yapmasını istemez. Bu bağlamda bir konu ile ilgili tecrübe sahibi olan aile bireyi küçük olsun büyük olsun fark etmez, aynı tecrübeyi yaşama noktasında diğer aile bireyine yardımcı olacaktır. Bu yardımın olumlu sonuçlandığını gören kişi de kendisine yardımı dokunan aile bireylerine daha fazla muhabbet duyacaktır. Konuyu şöyle örneklendirebilirim:  Bir öğrenci bir hocanın tecrübesinden yararlanrak bir işi başarır da hocaya saygısı sevgisi daha da artmaz mı, artar kanısındayım. Empatinin aile bireyleri arasında da uygulanması bu noktada ailevi bağların kuvvetlenmesine katkı yapacaktır. Aile bireyleri empatik tutum ve davranışları içerisinde karşıdakini dinlediğinde ve anladığında, dinleyen ve anlayan kişi için ortak ve anlamlı yaşantı sahası doğacaktır. Empati terapinin dışında her türlü ilişki biçiminde insanlara gerekli bir tutumdur.

Son olarak bir halk masalıyla empatiden bahsetmek istiyorum. Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “korkumdan kırk kantar yağım eridi” dermiş. Bir gün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?”. Bunun üzerine göğsü kınalı serçe şu cevabı vermiş: “Herkesin kendine göre dirhemi ve kantarı var, siz ne anlarsınız.” İşte halk masalından da anladığımıza göre herkesin kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Bizim de karşıdakinin bakış açısını yakalamamız onun duygularını anlamamız demektir. Bu empatinin gereğidir.

Sempatik ve empatik olmanız dileklerimle.  Sağlıcakla kalın.

69. Sayı

ŞÜKRETMEK

2 Mins read

Sevgili okurlarım,
Sizinle bugün şükretme konusu hakkında konuşacağım. “Şükretmek nedir?” sorusuyla başlayayım.

Şükretmek, verilen her türlü nimetten ötürü, dille ve kalple Allah’a olan minnet ve teşekkürünü ifade etmektir.
Örneğin biz insanlar şükretmeyi günlük hayatimizda çoğu kez ağzımızdan çıkarmayız. Allah’a şükretmek… Bunu çoğu insan yapmıyor, yapmadığı gibi de daha iyisi olmasını istiyor. “Neden ben daha iyi değilim? Neden benim bundan yok?” ve buna benzer cümleler… İnsanoğlu çok ama çok nankör. Allah’a şükredip,”Rabbim sana şükürler olsun sağlığım sıhhatim yerinde; kendime bakacak kadar gelirim var; evlatlarım var. Sana şükürler olsun” diyen yok. Rabbime teşekkür etmeye bile aciz insanoğlu lafta müslümanlardır bu tür insanlar. “Şükretmekle müslümanlık mı olur dinin diğer vazifelerini yapıyoruz “diyen kişilerde elbette var fakat ben bu kişilere inanmam. Eğer sen namaz kılıyorsan oruç tutuyorsan hacca gidiyorsan bu vazifelerden en az ikisini yapıyorsan şükretmeyi de bileceksin! Kimi insan ise namaz kılmaz, oruç tutar, hacca gitmez ama kötü alışkanlığı da yoktur fakat rabbine şükretmeyi biliyordur şükreder de. Sağda solda gündüzleri efendi gibi dolaşıp akşamları alkol alıyorsan ve diğer kötü alışkanlıkların varsa sen müslüman kelimesine layık bir ümmet değilsin! Çok ağır konuşuyorum belki de ama doğruları yazıyorum; çekinmeden dobra dobra düşüncelerimi yazıyorum. Bazen insanoğluna doğruları söylersen sert tepki verir. Neden? Çünkü doğruları bilmek ağırına gidiyordur. Ben sürekli şükredin demiyorum. Tabi ki  etseniz daha iyi olur ama en azından günde bir kere yatmadan önce “Rabbim şükürler olsun bugün de yaşadım sağlıklı huzurlu bir şekilde.” diyebilmelidir insanlar. Aslında toplumumuzda iyi ve dinine sahip çıkan insanlar azaldığından dolayı, şükretme vazifesini toplum içinde yaygınlaştıramıyoruz .Günümüzde dindar insanlara toplumumuzun %90’lık  kısmı kötü bakıyor. Hatta alay konusu yapıyorlar. Bu büyük bir yüzdelik oran toplumumuzun ne kadar kötüye doğru gittiğinin göstergesidir. Aslında fedakarlık hoşgörü, sevgi saygı 21.yüzyılda o kadar azalmıştır ki, dünyanın sonunun yaklaştığının da bir göstergesidir. Eskiden Peygamber Efendimiz’in zamanında fedakarlık, sevgi, hoşgörü,saygı vardı. Karşılıksız, bir beklentileri olmadan insanlar bir birlerine yardımcı oluyordu. Şimdi ise insanlar karşısındaki insana “Nasıl faydalanabilirim? Nasıl kullanabilirim?” diye olumsuz düşünmekteler. Belki çıkarcı  insan karşısındakini  kandırabilir, salak yerine koyabilir ama  kişi her şeyi gören ve yargılayacak Rabbini unutuyor… Ey insanlar kendinizi bir silkin ve hem ahiret için, hem de bu fani dünya için her zaman iyi şeyler yapın. En önemlisi de ahiret için. Dünya gelip geçicidir. Unutma bunu, gercek hayat ahiretten itibaren başlar…..

69. Sayı

ÇARESİZİM

1 Mins read

Canım acıyor yine. Nedeni belki asla gidemez dediğim insan tarafından terk edilmek, belki de geçmişteki yaraların hala kanıyor olması. Nefes almaya ihtiyacım var. Kaçmalıyım buradan, beni tanıyan tüm insanlardan. Ara sıra geçmişimi düşünüyorum. Yazık geçen zamanıma. Ne kadar da boş insanları almışım hayatıma. Hayatıma almakla da kalmamış baş tacı yapmışım hepsini ayrı ayrı. Ne kadar da hataymış aslında birisine kendinden bile çok güvenmek.

Hani ‘babana bile güvenme’ derler. Kesinlikle haklılar. Babalarda terk edebilir hiç beklenmeyen bir anda. Babalar da yüzüstü bırakıp gidebilirler. Arkada bıraktıkları kişiler umurlarında mıdır acaba? En kısa zamanda babama ulaşıp sormalıyım bunu.

Bazen öyle anlarım oluyor ki aklımda bir insan, gözümün önünde hayali ve tüm dertler yok olmuş. Sizde de oluyor mu bu? Hani tanıdığınız birisi aslında. Çok yakınınızda. Ama en az o kadar da uzakta. Hep böyle insanlar mı gelir akla? Hani çok ihtiyacınız olur ona. Belki de haber verseniz çıkıp gelir hemen. Ama cesaret lazım ona bunu anlatmaya. İçinizde yaşarsınız her şeyi. Halbuki söyleseniz belki de o da sizinle aynı duygular içinde. Of! Bir de şu lanet olası gurur yok mu. Her şeye karışıyor. Biraz bıraksa ne güzel olacak belki de her şey.

Bir de hasretim var bu ara. Hiç bitmek tükenmeyen bilmeyen bir hasret… Ne yapsam bir çare bulamıyorum bu hasrete. Görmekle tükenecek türden bir hasret değil. Hissetmem gerekiyor geçmesi için. Ama hissedemeyeceğim bir kişiyi özledim. Bu yüzden de bitmiyor hasret. Arttıkça artıyor her saniye. Allah’a yalvarıyorum geceler boyu ‘bitsin artık bu hasret dayanmıyorum’ diye. Sanırım dayanamam dedikçe daha da artıyor hasretim. Nereye kadar, nasıl böyle devam edebilirim bilmiyorum. Ama gelecekte yaşama umudum olan mutlu günlerimin hatırına yaşıyorum…