ArşivNaçizane

BETA MİSALİ

1 Mins read

Beta balıkları genelde acımasızca bardakta beslenir. Bahane olarak da 5 saniye sonra unutuyor denir.  5 saniyede unutması her başlangıç da aynı ıstırabı çektiği gerçeğini değiştirmez.

İnsan da bazen bir Beta balığına dönüşebiliyor hayatında. Mesela sürekli bastırılmış bir kişi(oraya gitme yasak,onu yapma zararlı…) kişi değil artık oda bir Beta balığı. Atılan küçücük yemle bile mutlu olabilecekken bazen yemini vermeyi unuttuğumuz Beta balığı. Küçücük fanusa tıkıştırılması yetmezmiş gibi suyunu temizlemeye üşendiğimiz Beta balığı.

Hem ölmesini istemeyip hem yaşama sevinçlerini almayın,insanların da balıkların da. Sadece nefesle yaşanmaz.

70. SayıNaçizane

Zamanda Eriyen Aşk

1 Mins read

Yokluk ile varlık arasında bir hikaye yaşamımız..Efsanelerin millileştirilmiş aşkların, özdeyişlerin ötesine gizlenmiş yarım varlık türünde  sevgi yontucularının serzenişi.

Hep söylenir durur zaman, bitirilmeye yüz tutmuş günlerin geri dönüşü olmayacak her şeyin çıkar yolu o hep yokken karşımızda belirir diye. Bense ne çağa uygun ne yerleşik bir düzende, konar göçer bir ruhla dolanmaktayım bu şehirde..Kendi yağmurlarımı süzüyorum hüznün imbiğinden içime yağan dışarı ise tebessüm gibi yakıcı sıcağımla doluyorum gönüllere.

Eğer su gibi yolunu buluyorsa hayat bize sunduklarıyla; bir ödül de zamana vermek gerekir.

Geçmiş zaman şarkılarını bize umutla hatırlattığı için.

 

Aşk kadar başına taş düşsün derdi bir arkadaşım. Başta anlam verememiştim söylenilene. Kulak ardı yapmam gereken onca şey varken şimdi diyorum ki niye?

Cağlayanlar oluşturuyor köpük köpük sensizlik. Kimine göre ölüm gibi bir temizlik,  senden ayrılmak. Zamanı seviyordum seninle akıyor diye seni seviyordum zamanı unutturuyor diye.

Oysa iki kişilik bir oyun perdesi değilmiş kapanan, zamanın konvoyunda akıp giden yolun hüzünlü bileşenleriymişiz. Bir ihtiyacı varsa demekten alıkoyun kendinizi. Tedariklidir ayrılmasını bilen, susmak yenilgidir ben de yazıyorum. Aşk kadar yalnızlık düştü başıma,

İki toplayıp bir yazıyorum, yenilgilerden kendimi alamıyorum.

70. SayıNaçizane

BEYNE NASIL FORMAT ATILIR?

3 Mins read

            Beyne format atılır mı? Bu nasıl olur? Aynı senin sorduğun gibi bu soruyu kendime sormuştum. Beyne format atılabilir mi ki? Ney yani kafamızı bir yerlere çarptırıp zeka kaybına uğramamız, daha sonra da boş zekayı tekrardan doldurmamız mı gerekiyor? Nasıl olacak bu iş?

            Sevgili okurum, öncelikle beyin  hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılması mümkün değil. Zaten format dediğimiz olay da tamamen silmek ya da format sonrası boş bir belleği sıfırdan doldurmak da değil. Bir bilgisayara bile format attıktan sonra bazı bilgiler geri getirilebiliniyor. Bu da bilgisayar belleğinde bile bilgilerin unutulmadığını ve tamamen silinmediğini, silinse bile kısmen silindiğini bize gösteriyor. O zaman sürekli format atmanın da bir anlamı yok.

            Aslında format atmamızdaki temel amacımız her şeyi sıfırlamak, resetlemek, yeniden başlamaktır. Ama hiçbir format atma işlemi sıfırlama yapmadığı gibi sıfırdan da başlatmaz. Format sonrası belli bir kalıp belleğe yüklenir ve bu yüklenen kalıpla yeniden başlanmış olunur. İnsan ve hayvan beyinlerine gelince, insan beyni hayata sıfırdan başlar, hayvan beyni belli şeylerin Allah tarafından yüklü olduğu bir kalıp bilgi ile başlar ve bu yüzden hayvanlar dünyaya gelir gelmez yürümeyi bilir, yüzmeyi bilir. İnsan beyni yaşayarak öğrenir, hayatı tecrübe edinir, hayvan beyni çok az tecrübe edinir ve ilk başta yüklü olan kalıp bilgisine de pek bir şey eklemez. Yani bu farklardan yola çıkılarak insan beynine format atılamayacağını söyleyebiliriz.

            Bu beyne format atma konusunu da nerden çıkardın diyebilirsin. Aslında koynu ben değil bndan yaklaşık dört sene kadar önce “Beyin Gücü” adlı dergi çıkartmıştı. O zamanlar dergiyi takip ediyordum. Derginin son çıkan sayısını aldığımdan her insanın dikkatini çekebileceği gibi benim de dikkatimi çeken bir başlık gördüm. “Beyne Format Atılır mı?” bu başlık aynı zamanda derginin orta yerinde “Ayın Konusu” diye yayımlanmıştı. Merakla ön sayfaları es geçip, orta sayfayı açıp oradan dergiyi okumaya başladım. Okumaya başladım ama benim yazımdaki başlık gibi başlığı attıktan sonra konudan uzak şeylerden bahsedilmeye başlanılmamış bir yazı gördüm. Hevesim kırılmasın diye kendimi avutmaya başladım, herhalde bir sonraki paragrafta konuya girer diye söylenip durdum. Bir paragrafı okudum, bir tane daha ve bir tane daha, sonunda “Ayın Konusu”nun son bulduğunu gördüm ve kendime yazının başında olduğu gibi soru sordum: “Beyne format nasıl atılır ki?” Sevgili yazar nasıl bir başlık atmış dedim kendi kendime. Bu düpedüz insanları kandırmaktan başka bir şey değil dedim. Sonra bu yazara bir e-posta attım. Dedim ki: Sevgili yazar, ben derginizi takip eden bir okurum. Bu sayınızda gözüme ilginç bir konu ilişti “Beyne format atılır mı?” diye. Hemen okudum ama ne göreyim, başlığınızla konu arasında çoook büyük uçurum var, hatta hiçbir bağlantı yok. Şimdi size soruyorum “Beyne format atılır mı?” Eğer atılıyorsa bunu bana cevap olarak yazınız, yoksa derginize itibar etmeyip bir daha almayacağım. Dört yıldır cevap bekliyorum. Belki cevap gelir umuduyla J

            Sevgili okurum, bu sorunun cevabını dört yıl aradan sonra ben vermek istiyorum. Beyin hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılmaz. Bu dediğim özellikle insan beyni için geçerlidir. Ancak Yüce Allah biz insanları yaratırken güzel bir özellik vermiş. Bunun adı “unutmak”. İnsan gördüklerinin, duyduklarının ve okuduklarının belirli bir oranını unutur. Unutmaması için tekrar etmesi gerekir. İşte insan oğlu yaşadıkları arasından hangisinin tekrarını yapmıyorsa her geçen gün yaşadığı ansını unutmaya başlar. Bir kişi bir yakınını kaybettiğinde hiçbir zaman ilk yaşadığı acıyı başka bir zaman yaşamayacaktır. Bunun tekrarı da mümkün olmadığından bu acıyı gitgide unutacaktır. Çünkü beyin tekrarsız bilgiyi unutur.

            Eğer sen de beynine format atmak, her şeye sil baştan başlamak istiyorsan, yaşadığın kötü anılarını, iyi anılarını hatırına getirmeyip tekrar etmeyerek unutabilir, beynine format atabilirsin.

            Bir sonraki sayımızda ve yazımda buluşmak ümidimle. Hoşça kalın.

69. SayıNaçizane

AŞK RADYASYONU

1 Mins read

Ve ben… Gecenin koynunda birkaç serseri şarkının eşliğinde üzerim açık mı diye kontrole gelen annemden hıçkırıklarımı saklıyorum. Bir düş peşinde oradan oraya savruluyorum.
Sabahları kalbimi ve telefonumu yastığımın altına, bir aşk radyasyonuna bırakıyorum. Arada bir ‘Kalpsizlik de iyi be aslında!’ diyorum. Ve sonra tokat gibi iniyor yüreğime sensizlik.
Sonra şarkılar… Sonra kalemler, kağıtlar, sana ulaşamayacak birkaç mektup, anılar, belli belirsiz gülümseyişler… Kahvaltıda yediğimi sandığım birkaç parça ekmek kırıntısı, arada bir içilen çay… Hissedilen bir açlık. Ama sana, sesine, kokuna… Programlı bir hayat aslında. Hiç böyle bir düzenim olmamıştı. Bunlar da kendime uydurduğum saçmalıklar arasında.
Bu sefer dönüş olmayacak, biliyorum. Kalbim beyaz bayrak açmaya hazırlanıyor.Dışardaki kar gibi bembeyaz soluk bir yüz aynada bana bakıyor.
Bilirsin sevmem içkiyi. Ama sık sık mırıldanmıyor da değilim. ”Öyle sarhoş olsam ki, bir an seni unutsam. Unutsam o günleri, yarınları unutsam…”

69. SayıNaçizane

EMPATİNİN AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ ÖNEMİ

2 Mins read

Antipatinin zıt anlamlısı olan empatinin tanımını yapacak olursak, empati; bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kısaca kendini karşıdaki kişinin yerine koyarak o kişinin duygu ve düşüncesini anlamak, hissetmek diyebiliriz. İslam dininin de bu noktada Müslümanları empati yapmaya yönelttiğini biliyoruz. Empatinin tanımyla bağlantı kurulabilecek atasözlerimiz de mevcuttur. …………

Read more
68. SayıNaçizane

O'NA DOĞRU..

1 Mins read

Aslında tüm şiirler, yazılar O’nun için. Eklenen her kelime, kullanılan cümleler… Bir tek gerçeği arzuluyoruz her birimiz. Kimimiz farkında, kimimiz değil. Olduğumuz ve olmak arzuladığımız her şeyi talep ettiğimiz, O. Bütün yolların başı, sürdürülüşü ve neticesi, O…

Hasret bir tek O’na duyulur… Tüm insanlık O’nu istiyor, aslında. Çünkü hasreti yaratan da O, bize veren de… Eğer özlenmek istemeseydi, özlemi yaratmazdı. Aşkı da bu yüzden var kılmadı mı? Tüm aşkların kaynağı ve doruk noktası, O… Mecnun, ilahi aşka düşmeden delirmedi… Uğruna delirecek aşıkları yaratan, O. Yine de delirmek pahasına yollara düşenlerimiz var. Yolları kendine doğrultan O. Tüm yollar, O’na çıkar… Kimimiz farkında, kimimiz değil.

Farkında olmama ihtimalimize binaen uyarıcı  da gönderdi. Okuyalım diye lisan, dinleyelim diye işitme, fark edelim diye ilham verdi. İşte bu yüzden huzuruna vardığımızda ‘uyarılmadık’ deme şansımız yok. O, mükafat ve ecri bizim için yarattı. Hak edelim diye imkanlar ihsan etti. Kolaylaştırdı. Cennetini kolay kıldı. Zorluklarla sınadı, kendimizi bırakmayalım diye sınadı. Cehennemi korkunç kıldı. Uyardı ve doğruya çağırdı. Haber verdi ve dedi ki;

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biz biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız… – İki melek sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.” (KAF-16/17)

Her an bizimle… Her hareketimiz kayıt altında. Bu, bize bildirilmeseydi eğer, kötülük yapanların yanına kalacak bir yığın cezası olduğunu ve dünyanın adaletsiz olduğunu düşünebilirdik. Velev ki buna mahal yok… Yeter ki; unutmayalım.

O, hepimizden daha gerçek… Hepimizden daha yakın. Tüm yollar O’na doğru… Farkında olsak da olmasak da…

68. SayıNaçizane

AFFET BENİ HAYAT

1 Mins read

Hayat diyorum. Bazen çok acımasız oluyor. Hiç haddini de bilmiyor bazen. Nerede ne getireceğini de bilmiyor. Düşüncesizce davranıyor genelde. Hiç düşünmüyor kimin canını yakarım diye. Kendi bildiğini okuyor hep. Hani ara sıra da olsa düşünse ‘ben ne yapıyorum’ diye belki de bu kadar insan isyan etmezdi ona. Her neyse.

Bir de sabır var bizi zorlayan. Hani der ya büyüklerimiz ‘sabreden derviş muradını ermiş.’ O dervişle tanışıp dertleşmeyi cidden çok istiyorum, hayat acımasızlaştığında. Belki şu anda da o anlardan birindeyimdir. O dervişle tanışıp, sohbet etme isteğimin had safhada olduğu anların biri… Bu aralar böyleyim işte. Bir dakikam diğerini tutmuyor. Bir bakıyorum ki kahkahalar atıyorum, içim içime sığmıyor. Sonra bir bakıyorum gözlerimden benden habersizce yaşlar akıyor. Soranlar oluyor ara sıra nasılsın diye. Cevap vermekte zorlanıyorum. Çünkü iyiyim desem değilim. Kötüyüm desem, kötü de değilim.

Çok kızıyorum kendime. ‘Asıl bencil olan benim’ diyorum. Dışarıda karda, yağmurda bir köşeye oturup dilenmek zorunda olan onca küçücük, çaresiz çocuklar varken benim yaptığım ne? Onların hayatlarının yanında benim mutsuzluğumun lafı mı olur? Halime şükretmem gerekirken ben şikayet ettiğim için en ağır cezayı almalıyım aslında. Ama diyorum ya, bu aralar ben aslında ben değilim. İyilikle kötülük arasında gidip gelen birisiyim işte bu sıralar… Dışarıda benim yaşadığım hayatı yaşamanın hayallerini kuran onca insan varken ben şikayet ediyorum. Özür dilerim hayat seni de durup dururken suçladım. Aslında biziz bencil olan, acımasız, düşüncesiz olan. Senin hiç suçun yok. Affet beni hayat…

67. SayıNaçizane

GERÇEK DOSTLUK

3 Mins read

Dost, “sevilen kimse, sevgili, yâr” manalarına gelen Farsça bir kelime olup, dini literatürde sadakat, uhuvvet, sohbet gibi kelimelerle ifade edilir. Dostluk iki vücutta müşterek bir ruh gibidir. Dostumuz dünya ve ahret sermayemizdir. İyi dost seçmişsek hem dünyada hem ahrette saadeti yakalamışsız demektir.

Özlemini duyduğunuz eski dostluklarınız olmuştur ve özlemle: Nerede eski o dostluklar, demişsinizdir.

Read more
67. SayıNaçizane

Hiçbir zaman eskisi gibi olmaz

1 Mins read

         

           oc5Mvr.48k.v3

          ‘’Gitmem lazım’’ dedi adama dönüp. Adam son zamanlarda çokça duyduğundan olsa gerek şaşırmadı…

          Kadınların hep gitmek zorunda olduklarını düşündü. Hep gidecek bir yerleri vardı. Sonra gidecek bir yeri olmadığını düşündü. Çok fazla düşündüğünü fark etti, sigara yaktı…

          Yine aynı tren garındaydılar. Tren garları artık ona pek yabancı gelmiyordu. Sanki bir gün gitse buralardan, onu yalnız bu tren garı özleyecekmiş gibi hissediyordu. Çok sonraları yandığını öğrenince, -ayrılıkları hatırlattığı için- , sevinecekti içten içe.

          Sizin de tahmin edeceğiniz gibi kadın yine gidiyor, adam O’na görkemli vedalar düzenlemiyor, ikisi de susuyordu. Bu susma anında adam mutlu günleri hatırlayıp, mutlu olmanın imkansızlığını ve kolay kaybedilir olduğunu düşündü. Hep böyle olurdu, olmuştu. Mutlu olmak için çok fazla faktörün bir araya gelmesi gerekirdi, mutsuz olmak için ise tek bir şey yeterdi…

          Çok soğuk ve çok kısa bir gündü, çok soğuk ve çok uzun bir gece olacaktı. Adam yine ikilemde kalmıştı. Ya gitmesine ses çıkarmayacak ya da itiraz edecekti. Bu tür kararsızlıkları ufak kumar oyunlarıyla çözerdi, yine öyle yapacaktı. Kadına dönüp ‘’zar atmayı deneyelim’’ dedi. ‘’Küçük atarsan kalırsın’’.  Kadına bu teklif adamın son isteğiymiş gibi geldi, acımayla karışık bir duyguyla ama kendine güvenen bir ses tonuyla ‘’kabul’’ dedi kadın.

          Adam cebinden iki zar çıkardı. Kadına zarlardan birini verdi. Kadın avucunun içinde bir iki salladı ve fırlattı. Zarın gökyüzüne bakan yüzünde beş nokta vardı. Bu, adamın şansını iyice azaltmıştı. Adam, gülüyordu; ki böyle olmaması gerekirdi…

          Zar sırası adamdaydı. Adam zarı fırlattı. Zar bulundukları noktadan daha uzağa gitti. Kadın yerinden kalktı, zarın arkasından koştu, telaşlı bir ses tonuyla ‘’üç geldi yine kaybettin’’ dedi.

          Adam ‘’yine’’ dedi, her yüzeyinde altı nokta bulunan hileli zarı yerden aldı, cebine koydu, ‘’belki de gerçekten gitmesi gerekiyordur’’ diye düşündü. Gitti…