58. SayıTeknodrom

Hayatı Kucaklayan Araba – Opel Meriva

2 Mins read

Kapıları sanki açılımı  ile insanı kucaklıyor….  Eylül ayında Türk kullanıcısıyla buluşuyor. Çoğumuzun alışık olmadığı kapıların tersine açılma durumu 1961 yılında güvenlik zaafiyeleri  nedeniyle yasaklanan sistem günümüz teknolojisi ile tekrar Yeni Meriva ile can buluyor.  Güvenlik ise en üst düzeyde. Fonksiyonellik ise ana teması. 2003 yılında piyasaya çıkan küçük sınıf MPV olan Meriva nın bu yeni jenerasyonu bir çok yeniliğe sahip.

Peki bu fonksiyonelliği sağlayan özellikler neler? Hemen ilk bakışta göze çarpan, tersine 84 dereceye kadar açılabilen kapılar araca giriş ve çıkışta geniş bir alan sağlıyor. Kapılar, araç 4km/s hıza ulaştığında otomatik olarak kilitleniyor. Arka kapı camlarında bulunan dalga formu arkada oturan yolculara özellikle çocuklara dışarıyı izleyebilmeleri için kolaylık sağlıyor. Arkada bulunan 3 koltuk birbirinden bağımsız olarak hareketli. En sağ ve solda bulunan koltuklar ileri-geri ve sağa-sola hareket etmesi ile rahat bir oturma alanı sağlıyor bu FlexSpace ile isimlendiriliyor. Arka koltukların tamamı yatınca düz kargolama zemini oluşuyor. Opel buna FlexFloor diyor. Araçta alışık olduğumuzun aksine ön iki koltuk arasında bulunan mekanik el freni tarihe karışmış. Yüksek konumlandırılmış vites kolunun hemen altıda bulunan Elektrikli el freni minik bir parmak hareketi ile aktif oluyor. Kazanılan bu el freni alanında FlexRail adlı raylı bir kullanılıyor. Bu sistemde ilk rayda ön kol dayama desteği ve altında mini bir kutu, alt rayda hareket edebilen bardak tutacağı bulunuyor. İkisi de ileri geri hareket edebilyor. Bu  durum araç içinde saklama alanlarını arttırıyor özelliklebayanlar için çantalarını saklayabilmek için bir alan oluşturulmuş durumda.  Bagajda bulunan hareketli taban sayesinde bagaj tabanı 5 cm yükseltilebiliyor bu sayede bagajda zemin altında gizli bir bölme oluşuyor buraya laptop vb değerli objeleri koymak mümkün.

Lüx sınıf arabalarda bulunan gündüz farları standart donanımlar arasında. Ve güvenlik donanımları arasında ABS, ESPplus, fren destek sistemi, çekiş kontrol sistemi  bulunmakta. Enjoy ve Cosmo olarak 2 farklı donanım seviyesine sahip olan Yeni Meriva’nın motor seçeneklerine CO2 ve ortalama yakıt tüketimlerine değinmek gerekirse;

* CO2 emisyon değerleri 100 km de ortalama yakıt tüketimi

Benzinli
1.4 ECOTEC®  100HP 144 6,1
1.4 Turbo ECOTEC® 120HP 143 6,1
1.4 Turbo ECOTEC® 140HP 156 6,7

Dizel
1.3 CDTI ecoFLEX 95HP 119 4,5
1.7 Turbo ECOTEC® 100HP 134 5,1
56. SayıTeknodrom

Audi A1

2 Mins read

Audi’nin yeni modeli A1 dünya lansmanı Almanya’nın Berlin kentinde gerçekleştirildi. Audi A1 Eylül ayında Türkiye showroomlarında yerini alacak ve fiyatı 22 bin Avro’dan başlayacak.

Audi’nin alt kompakt segmentteki ilk lüks otomobili olan A1, tam anlamıyla dört dörtlük bir Audi.   Kompakt sınıfta büyük fark yaratacak A1, modern bir müşteri kitlesine hitap ediyor. Audi, Mini cooper’ın kendi segmentindeki egomanyasını yıkma eğiliminde olduğunu sergilediği bu modelle gözler önüne seriyor. Son derece modern tasarımı, A1’i geniş Audi ailesi ile bütünleştiriyor. Geniş tek çerçeveli ızgarasıyla ön kısım, belirgin tavan kemeriyle yan çizgi, coupe benzeri C sütunları ve büyük tekerlek boşluk kemerleri aracın tanımlayıcı tasarım ögeleri arasında yer alıyor.

A1’deki bilgi-eğlence ve multimedya sistemleri doğrudan lüks sınıftan geliyor. Kompakt segmentte yeni standartların belirleyicisi bir medya merkezi olan MMI navigasyon plus bulunuyor. Bu sistem, gösterge panelinden dışarıya açılan monitör ve MMI mantığını kullanan kontrol ünitesi de dâhil olmak üzere Audi’nin yeni amiral gemis, A8’de kullanılan sistemin özelliklerini almış.

İki benzinli motorun küçük olanı 1.2 TFSI, 86 hp güç ve 1500 ila 3500 d/dk aralığında 160 Nm azami tork değeri üretiyor. Beş ileri manuel şanzımanla donatılan dört silindirli ünite, A1’i 0’dan 100 km/s’e 11,7 saniyede ulaştırıyor ve 180 km/s’lik azami hız sergiliyor. AB çevriminde 100 km’de sadece 5,1 litre yakıt tüketirken yalnızca 118 gram CO2/km değeri veriyor.Bir diğer benzinli motor 1.4 TFSI, 122 hp ile çıtayı yükseltiyor. 200 Nm’lik azami torku 1500 – 4000 d/dk aralığında sürekli olarak elde ediliyor. Yedi ileri S tronic ile eşleştirilen 1.4 TFSI, A1’i 100 km/s’e 8,9 saniyede ulaştırıyor. Ortalama yakıt tüketimi S tronic için yalnızca 5,2 litre/100 km ve manuel şanzıman için de 5,3 litre/100 km. S tronic’le alınan A1 1.4 TFSI’ın CO2 emisyon değeri 122 g/km. Audi, A1’deki 1.6 TDI’ı iki versiyon hâlinde sunuyor. Daha güçlü versiyon 105 hp güç çıkışı ile 1500 – 2500 d/dk aralığında elde edilen 250 Nm tork üretiyor. Bu versiyon beş ileri manuel şanzımanla eşleştirilmiş. Silindir başına dört supaplı kompakt TDI, A1’in, standart hızlanmayı 10,5 saniyede tamamlamasına ve 190 km/s’lik azami hıza erişirken 100 kilometrede ortalama olarak sadece 3,9 litre yakıt tüketmesine olanak tanıyor.1.6 TDI’ın ikinci versiyonu önümüzdeki günlerde pazara sunulacak. 90 hp güç çıkışı ile 1500 – 2500 d/dk aralığında temin edilen 230 Nm tork üretecek.

Verimliliği daima ileri teknoloji ile birlikte düşünen Audi, A1 modelini son derece seri, konforlu ve güç akışında fark edilir bir kesinti olmaksızın vites değiştiren yedi ileri S tronic çift kavramalı şanzımanla sunuyor. İster otomatik olarak ister manuel olarak kullanılabilen bu şanzıman, direksiyon üzerindeki değiştirme kolları ile kumanda edilebiliyor.

AraştırmaArşivTeknodrom

YEŞİL DEV ANDROID

6 Mins read

Çağımızı tanımlamakta zorlanıyoruz, bunun nedeni acaba hızlı bir şekilde çağdan çağa atlamamız mı yoksa 1789 Fransız İhtilal-i  ile başlayan yakın çağı bitirecek, eli avuca gelecek, çağ kapatıp çağ açacak bir hadise yaşanmamasından mı dolaydır bilemiyorum.

İletişim çağı, internet çağı, teknoloji çağı, dijital çağ, nano teknoloji çağı, mobil araçlar çağı nasıl adlandırılırsa adlandırsın içinde bulunduğumuz çağ sınırlanamayacak ve adlandırılamayacak kadar hızlı bir gelişim gösteren bir süreç.

Sınırlanamayan gelişimlerin en son iki örneklerinden biri Ekim ayında satışa sunulan Windows 7 ile mobil teknolojilere yeni bir soluk getirecek olan Android. Biri geniş kullanımlı diğeri mobil olan bu iki işletim sistemi, içinde bulunduğumuz sürece ve gelişime ivme kazandıracağını düşünüyorum.

Tek bir sayıda bu iki büyük yeniliği incelemek zor olacağı için sizlere bu sayıda Google’ın ürünün gelişiminde büyük katkısı olan Android Mobil İşletimi’ni sizlere tanıtmaya çalışacağım.

Mobil iletişim sektörü son beş yılda arka arkaya büyük atılımlar yaptı, bunun en önemli sebebi sabit olamayan insanoğlunun hareketliliğinde de rahat iletişimini sağlaması ve işlerini mekân bağımsız olarak halledilmesinin kolaylaştırmasının gerekliliği.

Mobil cihaz üreticileri, GSM operatörleri ile mobil işletim sistemi ve uygulama geliştiricileri gibi mobil iletişim sektörünün en temel yapı taşlarını oluşturan firmalar kullanıcılarının diğer bir değişle müşterilerinin mümkün olduğunca rahat ve ucuz iletişim kurulması için dur durak bilmeksizin yenilikleri gün ışığına çıkarmakta.androidandroid

İletişimin yeni dönemde adı etkileşim olarak değiştiği konusunda tüm iletişim camiası hem fikir. Sesli iletişime, yazılı iletişim sonrasına görüntülü iletişim eklenmesi iletişimin etkileşim olarak adlandırılır haline getirdi.

Bu üç temel iletişim türünü ya da etkileşimi artırabilmek üzere firmalar yeni teknoloji ürünü mobil cihazlarını daha kullanılabilir ve daha etkili kılmak için mobil işletim sistemleri gelişimine yönelmeye başladılar. Bazı mobil cihaz üreticileri kendi işletim sistemini üretirken bazı firmalar ise bu konuda uzmanlaşmış mobil yazılım şirketlerinin ürettiği yazılımları kullanmakta.

İşte bu noktada ANDROID işletim sistemi uzman yazılım firmalarını, her türlü elektronik cihaz üreticilerini, GSM operatörlerini bir araya getirirken diğer bir yandan sizleri de bu üretim sürecinin ve gelişimin içine ortak ediyor.

ANDROID DÜNÜ, BUGÜNÜ

Android MİS (Mobil İşletim Sistemi)  sınırlamayı sınırlayan bir açık kaynak projesidir (open source Project).  Android MİS  modüler gelişime olanak tanıyan monolitik çekirdek  üzerine oturtulmuş mobil cihazlar için bir çeşit Linux dağıtımıdır. Diğer Linux dağıtımlarında olduğu gibi bu dağıtımı da sahiplenen ve devamlılığını sağlayacak bir kurum ya da kuruluş olmalıydı şu anki sahiplenen kuruluş Google olarak bilinse de Android MİS’in asıl sahiplenici OHA (Open Handset Aliance) adı verilen bir konsersiyum.

OHAOHAOHA’yı ayrıntılı olarak sizlere anlatmadan önce Android MİS’in şuan ki aşamaya kadar kimlerin elinden çıkıp nasıl buralara geldiğinden bahsedeyim.

Android MİS,yeni ve küçük bir firma olan Android Inc. Tarafından üretilen bir mobil işletim sistemi iken Google’ın dikkatini çekmesi üzerine tüm yönetici ve geliştirici kadrosuyla Google’ın bünyesine katılmasıyla herkes tarafından tanınmaya başlandı. Bugün Android MİS’in babası rolündeki Andy Rubin Google’da Android Ürün Müdürü olarak hala görevine devam etmekte.

Temmuz 2005’de Android MİS’in sahibi olan Google,  mobil cihaz üreticilerini, GSM operatörlerini ve çip üreticileri bir araya getirerek  5 Kasım 2007 tarihinde OHA konsorsiyumunu oluşturdu. Şuan farklı sektörlerden 47 üyesi olan OHA’nın içinde Acer, Toshiba, Nvidia, Vodafone ,T-Mobile, Samsung,Motorolla,LG,HTC, Sony Ericsson gibi kendi alanlarında çok başarılı firmalar var.

Android MİS sahiplenici firma olan OHA 18 Ağustos 2008 tarihinde HTC tarafından üretilen ilk Android MİSli (v1.0) akıllı telefonu G-One adında piyasaya sürdü.

Şuan ise piyasadaki en son Android MİSli ürün Motorola’nın geçtiğimiz ay çıkardığı Droid cihazı. Droid aynı zamanda Android MİS’in ikinci sürümünü içeren tek cihaz.

Türkiye’de ise Turkcell’in dağıtımını üstlendiği Android MİSli (v1.6)  Samsung I7500 (GALAXY) Ekim ayında piyasaya çıktı. Aralık ayının sonlarına doğruda Samsung Spica Türk kullanıcılarıyla buluşacak.

ANDROID NELER YAPABİLİYOR?

Android MİSli cihazların neler yapabileceği sizlerin hayal gücünüz ile sınırlanabiliyor ancak. Çünkü Android’in diğer mobil işletimlerine göre en büyük farkı siz sadece uygulama yazarak katkıda bulunmuyorsunuz işletim sistemi kullanıcılarına aynı zamanda doğrudan Android MİS inize müdahale edip bir nevi kendi işletim sistemini oluşturabiliyorsunuz.

OHA’nın yazılım destek kanadını oluşturan Google 12 Eylül 2007’den beri geliştiriciler için SDK (Yazılım Geliştirici Aracı) yayınlıyor, bunun amacı yazılım geliştiricileri ortak bir yazılım anlayışı etrafında toplayıp, daha kısa sürede daha etkili yazılımlar üretilmesi sağlamaktır. Aslında SDK lar hazırlayacağınız uygulamaların belirli bir çerçeve içine sığmasını sağlayan araçlardır.  Android SDK Java diliyle hazırlandığı için geliştiricilerin Java bilmesi gerekmekte.

SDK sürümleri aynı zamanda yeni gelecek Android MİS sürümlerinin de habercisidir, Her SDK ile Android MİSin yetenekleri daha da artmakta kullanıcıların işler kolaylaşmakta ve keyifli hale gelmektedir.

Aşağıdaki tabloda sizlere Android MİS’in kararlı sürümlerinin cihaza da bağlı olarak neler yapabileceği yer almaktadır.

 

 

android istatistikandroid istatistik

1.5 (Cupcake)
  • Video kayıt ve izleme
  • Resimlerin Picassa’ya videoların ise Youtube’a yükleme kolaylığı
  • Otomatik tamamlama özelliğine sahip klavye
  • Bluetooth A2DP desteği
  • Belirli aralıktaki Bluetooth kulaklıklara otomatik bağlantı
  • Yeni araçlar ve klasörlerin masaüstüne ekleyebilme
  • Ekranlar arası animasyonlu geçiş
  • Geliştirilmiş kopyala yapıştır özelliği
1.6 (Donut)  

  • Geliştirilmiş Andorid Market özellikleri
  • Entegre kamera ve video kayıt ediciye yeni kullanıcı arayüzü
  • Galeride birden fazla resmin ya da videonun seçimine izin verilmesi
  • Sesli aramanın geliştirilmesi
  • Kullanıcı alışkanlıklarına yönelik uygulamaların güncellenmesi
  • CDMA/EVDO, 802.1x VPN, hareketler ve metin seslendirici özelliklerin güncellenmesi
  • Hızlı arama ve çekip özelliklerinin sağlanması
2.0 (Eclair)
  • Donanım özellikleriyle uyum iyileştirildi
  • Daha fazla ekran boyutunda kullanılabilme yeteneği sağlandı
  • Kullanıcı Arayüz tasarımı değiştirildi
  • HTML5 desteği verildi
  • Yeni Arama Listesi
  • Arkaplan için daha iyi siyah/beyaz oranı
  • Google Maps 3.1.2’e geçildi
  • Microsoft Exchange desteği
  • Kameraya flash desteği
  • Dijital Zoom
  • Sanal Klavye Güncellendi
  • Bluetooth 2,1

google productsgoogle productsANDROID’DE GOOGLE UYGULAMALARI

Bir Android MİSli cihaz kullanan birisi olarak Android MİS’in Google’da hesabı olan bir kişinin işini çok fazla kolaylaştırdığını söyleyebilirim.  Gmail’deki e-postalarım bilgisayarda kontrol ediyormuşçasına rahatlığı, Google Calendar’a girdiğiniz planlarınızın sizin telefonunuzun üzerinden belirleyeceğiniz aralıklarla hatırlatılması daha planlı olmanızı ve yapacağınız işin unutmamasını sağlıyor. Gmail’deki kişileriniz ile rehberinizin sekrone olması telefonunuz çalınsa yahut kaybolsa bile kişilerinizin kaybolmamasını sağlaması. SMS atarken arkadaşınızın Gtalk da olduğunu fark etmeniz üzerine SMS yerine anlık mesaj atmanızın sağlanması ve son olarak eğer benimki gibi cihazınızda GPS varsa Google Map ile anında bulunduğunuz yerin belirlenmesiyle birlikte gideceğiniz yeri seçmeniz üzerine size yol güzergahını vermesi buna ek olarak Google Latitude yardımıyla arkadaşınız tespiti üzerine isterseniz arkadaşınıza nasıl ulaşabileceğini Google Map üzerinden görebilirsiniz.

 

ANDROID’İN YARINI

Android’in yarını bugünden belli diyebiliriz; 2009 da piyasaya girmesine rağmen 3. çeyrek sonunda yüzde 3 lik bir pazar payı olması mobil işletim sisteminde en büyük Pazar payına sahip olan Symbian’a kaybettirecek gibi gözüküyor.  OHA gibi geniş bir konsorsiyumun Android’i sahiplenmesi gelecek için beklentilerimiz büyütüyor.

AraştırmaArşivTeknodrom

TÜRKİYE’DE 3G’NİN İLK 3 AYI

4 Mins read

Türkiye 3G ile tanışana kadar

Birçok kişi 1G diye bir şeyi duymadan, 2G nedir bilmeden 3G’li hayata girmiş durumda. Dünya üzerinde taşınabilir iletişim kanalları artarken, diğer bir değişle mobil teknolojide gelişmeler dur durak  bilmezken herkesin dilinde olan 3G, International Telecommunication Union (ITU) tarafından 1999 yılında yeni bir GSM standardı olarak lanse edildi. 3G’yi aboneleriyle ilk buluşturan dünyanın önde gelen GSM şirketlerinden Japon NTT DoCoMo oldu (2001).

Japon NTT DoCoMo’yu sırasıyla Norveç Terenor (Aralık 2001), Güney Kore SK Telecom (Ocak 2002) ve KTF (Mayıs 2002), ABD Monet Mobile Networks ve Veriozon (Ekim 2003), Avustralya m.NET (Şubat 2002) ve Hutchison Telecommunications ( Mart 2003) ve Güney Afrikalı Vodacom (Kasım 2004) takip etti.

29 Temmuz 2009 tarihinde Türkiye, aklınıza bile gelmeyecek Kenya, Etiyopya, Uganda, Moğolistan, Nepal, Tayland, Peru, Irak gibi ülkelerden sonra dünyada 121. sırada 3G ile tanışan ülke oldu.

Türkiye, operatörlerin altyapısı büyük ölçüde hazır olmasına rağmen uzun süre ertelenen 3G ihalesini 28 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirebildi. Bant genişliğine göre A, B, C ve D lisans tiplerine ayrılmış olan ihale büyük bir çekişme olmadan sonuçlandı. A tipi lisansa Turkcell, B tipi lisansa Vodafone ve C tipi lisansa Avea sahip oldu. Turkcell’den KDV dahil 858 milyon TL, Vodafone’dan 600 milyon TL, Avea’dan da 512 milyon TL olmak üzere toplam 1 milyar 970 milyon TL gelir elde edilmesine rağmen birçok kesim tarafından devletin gerektiği kadar gelir elde edemediği fikri, Avrupa’da lisansların 108.2 milyar euro bedel ödenerek 62 operatör tarafından satın alınmasıyla karşılaştırıldığında haklı çıkıyor.

Lisans tiplerinde önemli farklılıklar var mı ?

Ulaştırma Bakanlığı Telekomünikasyon Kurulunun ihaleyi  frekans boyutlarına göre  A tipi lisans için 45 Mhz, B tipi lisans için 35 Mhz, C tipi lisans için 30 Mhz, D tipi lisans için 25 Mhz olarak belirlemişti. D tipi lisans dışında tüm frekans aralıklarına talip çıktı.

Lisans tiplerinin arasında fazla bir fark olmamakla birlikte dünya üzerinde olduğu gibi Türkiye’de de yüksek frekans aralığına talip olmanın asıl nedeni prestijidir. Fazla bir fark yok denmesinin nedeni ihtiyaca göre değerlendirme yapılmasından dolayıdır.  Frekans boyutu mevcut kapasitenin ne kadar aboneye hizmet edebileceği, ne kadar hıza ulaşılabileceği, çekim gücünün kuvvetli olup olmaması, sesteki ve tabii görüntüdeki kalite ve akışın devamlılık beklentilerine göre değişmesidir.

3G’nin ataları

2G

Nesil (2G) yeni bir GSM standardı olarak Radiolinja tarafından Finlandiya’da 1991 yılında (şimdi Elisa Oyj satın aldı) piyasaya sunuldu. 2G’nin kendisinden önceki teknolojilere göre 3 temel farkllığı vardı:

1.      Analog olarak yapılan telefon görüşmeleri dijitalleştirildi.

2.      Mobil telefon çekim gücü seviyesi (penetration level) daha da genişletildi.

3.      Kısa mesaj servisi (SMS) devreye girdi.

2G’den 2.5G’ye

3G evriminde ilk büyük adım, Genel Paket Radyo Servisi (GPRS) getirilmesi ile oluştu. Böylece hücresel hizmetler GPRS ile birlikte “2.5G” oldu.

GPRS’in 56kbit/s ile 114kbit/s arasında veri alışverişi yapabiliyor olması çoğumuzun yakından bildiği ve kullandığı Kablosuz Uygulama Protokolü (WAP), daha çok görüntülü mesaj olarak anılan Multimedya Mesaj Servisi (MMS), cepten internet kullanımı ve e-posta alımını sağladı.

2.5G’den 2.75G’e

2.5G’den 2.75G’ye geçiş ise GPRS teknolojisinin geliştirilerek (farklı bir ağ genişliği ve kodlama mantığı kullanılması) EDGE (Enhanced Data rates for GSM Evolution) ile daha yüksek veri akışının sağlanmasıyla olmuştur.

 “Zeki Müren de bizi görecek mi ?”

Vizontele filminde Cem Yılmaz’ın ağzından çıkan “Zeki Müren de bizi görecek mi?” repliğine 29 Temmuz’dan itibaren verilecek cevap “Rahmetli olmasaydı görecekti.” olacaktır.  Bugün artık 3G ile videolu görüşme yapabilirken aynı zamanda telefonumuzdan televizyon seyredebiliyorsak bu operatörlerimizin 7.2 Mbit/s hızına kadar olanak sağlamasından dolayıdır.

Evimizdeki ADSL hizmeti 7.2 Mbit/s’e çıkamazken cep telefonlarımızı ya da bağlantı kartlarımızı modem olarak kullanarak dağda, bayırda, denizde rahatlıkla internete bağlanma şansını veren 3G hayatımızdaki bütün sınırları yavaş yavaş kaldıracaktır.

3G Ekonomiyi büyütür mü ?

3G özellikle mobil cihaz pazarına büyük bir katkı sağlayacak, 3G destekleyen yeni mobil cihazların eskilerinin yerini alması ekonomik cihaz olarak adlandırılan pazara darbe vursa da yine de ekonomiye büyük destek dağlayacaktır.

3G’nin en büyük avantajı mobil yazılım üreten şirketler için olacaktır. GSM operatörlerinin iş ortağı olan yazılım firmaları, GSM operatörlerinin hizmet verdiği sağlıktan eğitime, ulaşımdan adalet sistemine, güvenlikten modaya mobil yazılımlar ve servisler üreteceklerdir.

Operatörlerin katma değerler servisleri de operatörlere para kazandırmak için yeni servisler ve hizmetler çıkarması da diğer bir ekonomik boyuttur. Her servis ve hizmetin istihdam yaratacağı üzerinde birçok kişi hemfikirdir.

Ama önemli kazanç vergilerden elde edilecektir şüphesiz. Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv’in de demeçlerinde altını çizdiği gibi mobil iletişimin %50’den fazlası dolaylı ya da doğrudan vergi olduğu için en büyük kazanç devletin olacaktır.

Türk Telekomünikasyon kurumunun açıkladığı Haziran 2009 istatistiklerine göre Türkiye’de 17,071,269 sabit aboneye karşın 63,614,157 GSM abonesi olması Türkiye’de GSM’e yönelik ilginin 3G servislerinin Türkiye’deki geleceği için umut vermekte ve ekonomiye katkısının düşünülenden daha fazla olacağı yönünde görüşlerin artmasını sağlayacağı düşüncesini desteklemektedir.

3G’nin ilk 3 ayını doldurmandan 6 milyonu aşkın kullanıcıya ulaşması operatörleri de şaşırtmış, Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv 3G’nin en büyük nimeti olan görüntülü konuşma bakımından ilk 5 ilin Diyarbakır, Elazığ, İstanbul, Malatya, Trabzon olarak sıralandığını, toplam 5 milyon dakika görüntülü konuşma yapıldığını söylemesi şaşkınlığınızı bir derece daha fazla artırabilir.

4G diye bir şey olacak mı ?

Dünya üzerinde çeşitli adlarla teknolojisi geliştirilmeye çalışılan 3G sonrası GSM teknolojisinin dünyada ticari bir uygulaması yok ancak kısa sürede öncü ülkeler bu teknolojiyi  kullanmaya başlayabilirler.

AraştırmaKapakTeknodrom

FACEBOOK'TA GİZLİLİK

4 Mins read

Tüm dünyada olduğu gibi Facebook, Türkler için de vaz geçilmez oldu, Türkiye Facebook kullanımında Amerika, Birleşik Krallık ve Kanada’dan sonra dördüncü sırada. Bu durum övünülecek bir başarı olmasa da internet ve teknolojinin yaygınlığı ve kullanımı açısından küçümsenmemesi gereken bir sıra.

İnternetin yeni pazarlama aracı olarak görülen sosyal paylaşım ve arkadaşlık siteleri günden güne artarken Facebook, ilk olma avantajını iyi kullanamayan MySpace’e 70 milyon kullanıcılık fark atarak bu kategoride lider durumda. Tabii Facebook’un bu başarısı da gözden kaçmıyor.

2007 yılında Microsoft, Facebook hisselerinin %1,6’sını 240 milyon dolara satın alarak Facebook yönetiminde söz sahibi olurken gelirlerinden de pay alma şansını kazandı. Geçen ay ise Rus şirketi Digital Sky Technology’s (DST) Facebook’un yüzde 1,96’lık oranındaki imtiyazlı hisselerine sahip oldu.

Facebook alternatifleri ve rakipleri arasından sıyrılıp 200 milyon kullanıcıya ulaştı. Ortalama olarak her kullanıcının listesinde 120 kişi bulunuyor, günde 5 milyar dakika zaman harcayan 100 milyonu aşkın kullanıcı, Facebook’a sadece bir ayda yaklaşık 90 milyon fotoğraf, 10 milyonun üstünde video ekliyor. Bir taraftan bu kadar yoğun ziyaretçi ve görsel trafiği olan Facebook diğer taraftan asıl işleri, flickr gibi fotoğraf paylaşmak olan ya da youtube gibi video paylaşmak olan sitelerin gündemdeki konusu kişisel görselleri paylaşmanın teşhircilik mi yoksa özel hayatın genelleştirilmesi mi olduğu?

“Kurt kuzuyla bir gezerdi- fikir başka başka olmasaydı !” -Aşık Veysel

Özellikle sıcaklıkların arttığı bu günlerde, plajlar, sahil kenarları, su parklarında geçen zamanı ölümsüzleştirme adına çekilen fotoğraflar ve kayda alınan videolarda bir artış var ve bunlar bilgisayarların sabit diskinde ya da taşınabilir cihazlarda saklanmak yerine sosyal içerik paylaşım siteleri arasında yer alan daha çok fotoğraf paylaşımı için tercih edilen flickr, picassa vb. siteler ve youtube, vimeo gibi video siteler tercih edilmekte ama Facebook üzerinden paylaşılan görsel ögeler diğer paylaşım alanlarındaki verilere göre daha ön planda. Fotoğraf ve videoların etiklenmesi (tagging) ve yorum yapılması ön planda olma durumunu biraz daha gözünün içine sokulması durumuna dönüştürüyor düşüncesi Facebook’un Mayıs ayında bizlere sunduğu yeni tasarımla arttı.

Facebook’ta en az flickr ve youtube kadar fotoğraf ve video eklemek amacıyla açılmış siteler kadar görsel alışverişi olmakta, Facebook’un bu kadar tutulmasının nedenleri arasında görsel alışverişi ve bu görsellerin kişinin arkadaşlarıyla rahatlıkla paylaşılması, etiklemesi ve yorum yapabilmesi de yer almaktadır.

Peki Görselleri Sadece arkadaşlarımızla mı paylaşıyoruz?..

Facebook’un Nisan 2009’da anasayfasını yeniledikten sonra en çok konuşulan konu ve sorulan soru “Herkesin ne yaptığını neleri sevdiğini bilmek mi zorundayım ?” oldu.

Resim 1: Anasayfada besleyici ekranda etkinliklerini görmek istemediğiniz arkadaşlarınızın bilgilerini gizleyebilirsiniz.

Facebook’a üye olduğunuz zaman önceden ayarlanmış (default) olarak gelen gizlilik seçenekleri mevcut. Karşı taraf bilgilerini gizlemek istemediği sürece kendisinin ne yaptığını ve neleri sevdiğini bilmek durumunda kalıyorsunuz ama zorunda değilsiniz. Eğer arkadaşınız sürekli bir şeyler ekliyor, bir şeylere yorum ekliyorsa kendisinin paylaşımlarını görmezden gelebilirsiniz!.. (Resim 1)

Resim 2: Gerçekleştirdiğiniz eylemleri paylaşabilir ya da gizliyebilirsiniz.

Ama asıl sorulması gereken konu sizin Facebook üzerinde yaptıklarınızın görülüp görülmemesi ise, Facebook bunun içinde sizlere gizlilik yetkilerini değiştirme fırsatı sunuyor.

Gizlilik ayarlarında herhangi bir değişiklik yapmadığınız takdirde sizin listenizde yer alan arkadaşlarınız sizinle ilgili bir işlem yaptığında; resminizi etiketlediğinde veya yorum yaptığında, kişisel iletinizi  ve paylaşımlarınızı beğendiğinde (like) veya yorumlandığında sizler arkadaşınızın arkadaşı tarafından görünür hale geliyorsunuz.

Sizin özel kalmasını isteyebileceğiniz bilgilerin ve görsellerin ifşa edilmesinin önüne geçmek, görselleri siz eklemediğiniz takdirde çok zor. Ancak sizler kendi eklediğiniz görselleri ve bilgileri istediğiniz kişilerle, kendilerine verdiğiniz yetkiler çerçevesinde sınırlayabilirsiniz.

Resim 2’deki gibi bir seçim yaparsanız; ilişki durumunuzu değiştirdiğinizde, bir fotoğrafa veya albüme yorum yaptığınızda veya bunlardan birini beğendiğinizde yahut bir arkadaş eklediğinizde sizin kendi duvarınızda ve yakınlarınızın anasayfalarının besleyicilerinde görülecektir.

Resim 3’de de görüldüğü gibi profilinizde yer alan bilgilerin hangi grup, ağlar ve kişiler tarafından görülebileceğini rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz. Arkadaş listesinde yer alsa bile kişiler bilgilerinizi sizin belirleyeceğiniz sınırlar çerçevesinde görebilecekler. Yine aynı resimde yer alan “Fotoğraf Albümünün Gizlilik Ayarlarını Düzenle” bağlantısını tıklayarak önceden eklemiş olduğunuz albüm ve fotoğrafları  Resim 4’deki gibi de kimlerin tarafından görülüp görülemeyeceğine karar verebilirsiniz.

Yeni eklemek üzere olduğunuz fotoğraflar için de albümdeki fotoğrafların kimler tarafından görünebileceğini albüm oluştururken de ayarlayabilirsiniz.

 

 

Resim 3: profilinizde yer alan bilgilerin hangi grup, ağlar ve kişiler tarafından görünebileceğini rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz.

 

Resim 4: Albümünüzdeki fotoğraflarınızın kimler tarafından görülebileceğini ayarlayabilirsiniz.

Neden Gizlilik Bu Kadar Önemli?

Belirli kurallar çerçevesinde Facebook sizi özgürlük bırakır, istediğiniz her türlü görseli ya da bilgiyi ekleyebilirsiniz. Sizinle ilgili bilgileri görmek istemeyen kullanıcılar yukarda belirttiğimiz gibi sizlerden gelen haberleri görmezden gelebilir. Ancak son zamanlarda çok fazla görselin paylaşılmasıyla gizlilik ayarlarının atlanması ya da bilerek yapılmaması, yaz döneminde ifşa edilen görsellerin art niyetli kullanımına yol açabilir. İyi niyetli bilgi ve görsel paylaşımlarınız ileride sizlere karşı kullanılabilir ya da sizden izinsiz bilgileriniz üzerinden maddi kazanç sağlanabilir.

Facebook’ta yeni hesap açtığınızda bilgilerinizin ve paylaştığınız görsellerin büyük bir bölümünü arkadaşlarınızla ve sizinle ilişki halindeki bir arkadaşınızın sizin görsellerinize yorum yaptığı ya da sizin eklediğiniz görselde herhangi birini ya da herhangi birinin eklediği bir görselde sizi etiketlediği andan itibaren, arkadaşınızın arkadaşı sizin arkadaşınızmışçasına büyük bir ihtimalle sizin tanımadığınız kimselerle paylaşmak istemediğiniz bilgilleri, özellikle görseller, görüyor oluyor.

ArşivTeknodrom

MERCEDES'TEN YENİ E SERİSİ

2 Mins read

M1M1Mercedes’in Detroit  otomobil fuarında tanıttığı yeni E serisi geniş bir motor seçeneğiyle beraber 2010 yılında piyasaya sunacağını açıkladı. Yeni E Serisi’nde 20’den fazla yeni veya güncellenmiş teknolojik özellik yer alıyor.

Yeni Mercedes E-Serisi, sert hatlarına rağmen spor görünümü de sahip klas bir araç. Casus ve yeni yayınlanan fotoğraflar bile bunu söylemek için yeterli. Aracın geçmiş seriye göre çok artısı bulunuyor. Büyüyen boyutları ile daha geniş mekan sunan konforlu yeni E serisinde Night Vision gece görüş, şerit takip ve güvenlik için kazayı öngören ve sürücüyü uyaran sistemler bulunuyor.

Yeni E Serisi motor seçenekleri olarak oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Tüm motor seçenekleri ekonomi, performans ve emisyon değerleri konusunda oldukça iddialı. Yeni E Serisi’nde E 200 CDI, E220 CDI E 250 CDI ve E 350 CDI olmak üzere dört farklı dizel motor seçeneği mevcut. Bu motorlar sırasıyla E 200 CDI 136 HP, E 220 CDI 170 HP, E 250 CDI 204 HP ve daha fazla güç isteyenler için 6 silindirli E 350 CDI 231 HP güç üretiyor.

Yeni E serisinde teknolojik açıdan birçok yenilik sunulmuş durumda bunların başında , Sürtünme katsayısı 0.25 olan Yeni E Serisi, yeni tasarım çizgisi sayesinde önceki neslinden yüzde 30 daha iyi performans sergiliyor ve bu teknolojik  gelişimler sayesinde yüzde 20 düşüş gösteren yakıt tüketimi sağlıyor. Yeni E Serisi’nde 4 farklı benzinli motor seçeneği bulunuyor. Bu motorlardan dört silindirli E 200 CGI versiyonu 184 HP güç üretiyor ve ECOstart/stop fonksiyonu sayesinde ortalamada 6.8 lt/100 km yakıt tüketiyor. E 250 CGI, 204 HP güç üretiyor ve ortalamada 7.4/100 km yakıt tüketiyor. E 350 CGI 292 HP ve en güçlü versiyon olan E 500 ise 388 HP güç üretiyor. Bu benzinli motor seçeneklerine ek olarak önümüzdeki yıl E 63 AMG versiyonunda yüksek performanslı 525M2M2 HP gücündeki motor da Yeni E Serisi’nin motor seçenekleri arasına eklenecek. Teknolojik açıdan gelişmiş tüm bu motor seçenekleri EU5 normlarına uygun bir yapıya sahip.

Teknolojisi  yenilenen E serisinin göze çarpan özellikleri bunlarla da sınırlı değil , yeni far sistemi “Adaptive Main Beam Assist”, Kör Nokta Asistanı “Blind Spot Asist”, Şeritte Kalma Yardımcısı “Lane Keeping Asist”, Hız Sınırlayıcı Yardımcısı ve Gece Görüş Yardımcısı gibi başlıca sistemler yer alıyor.

Yeni E Serisi motor seçenekleri olarak oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Tüm motor seçenekleri ekonomi, performans ve emisyon değerleri konusunda oldukça iddialı. Yeni E Serisi’nde E 200 CDI, E220 CDI E 250 CDI ve E 350 CDI olmak üzere dört farklı dizel motor seçeneği mevcut. Bu motorlar sırasıyla E 200 CDI 136 HP, E 220 CDI 170 HP, E 250 CDI 204 HP ve daha fazla güç isteyenler için 6 silindirli E 350 CDI 231 HP güç üretiyor.

 

 

ArşivNaçizaneTeknodrom

VOLKSWAGEN PASSAT CC

2 Mins read

Volkswagen, Passat Sedan ve Passat Variant modellerine ek olarak, yeni Passat CC’yi tanıttı. Araç, dünyada ilk defa uygulanan ‘Şeritte Tutma Asistanı’ ile yola çıkacak.

Passat CC, dünyada ilk defa yine bir VW modelinde sunulan “Şeritte Tutma Asistanı” (Lane Hold Asist) ile yolla çıkacak. Aracın dikkatsizlik sonucu şeritten ayrılması halinde otomatik olarak devreye giren destek sistemi, direksiyona müdahale ederek aracı tekrar şeridine geri döndürebiliyor.

Öncelikle dört kapılı Passat CC’nin şu an pazarda bulunan Passat modellerinin tasarımından tamamen bağımsız olarak yeniden şekillendirilmiş bir otomobil. Yeni ön yüze paralel, ateşlenmiş bir mermiyi anımsatan gövde çizgisi ve tavan yapısı, Passat CC’nin tasarımını dinamik kılan öğeler arasında ilk anda göze çarpan detaylar oluyor. Aynı zamanda çıtasız kapı camları, panoramik cam tavan ve aracın coupe vurgusunu en iyi biçimde ortaya koyan aerodinamik arka tasarımı, Passat CC’nin diğer ön plana çıkan tasarım unsurlarını oluşturuyor. VW Passat Sedan’a göre 31 mm daha uzun (4796 mm) ve 36 mm daha geniş (1856 mm) yapılı VW Passat CC’nin ön iz açıklığı 11 mm, arka iz açıklığı ise 16 mm artırılmış.
Kabin içinde ise 2+2 kişilik oturma düzeni ile sportif dış tasarımına uyumlu bir yapı sergileyen VW Passat CC’nin kokpitindeki farklılıklar da hemen göze çarpıyor. Yeni tip direksiyon simidi üzerinde telefon ve multimedya sistemlerinin değişen tasarımlı kontrol grubu, yeni alüminyum ve ahşap kaplama seçenekleri, dokunmatik navigasyon sistemi, Phaeton modelinden alınan yaz ve kış ayları için ayrı iklimlendirme yapabilen ön koltuklar ile arka koltuklar arasındaki yeni tip eşya saklama gözü, Passat CC’nin kabin içindeki önemli görsel ve fonksiyonel yeniliklerini oluşturuyorlar.

Volkswagen, yeni Passat CC ile Mercedes CLS ile rakip olmayı hedefliyor. Volkswagen’in bu rekabetteki en büyük avantajı kendi otomobilinin fiyat olarak Mercedec CLS’ye göre oldukça düşük olması.

Motor ve şanzıman seçenekleri
VW Passat CC, ilk etapta üçü benzinli olmak üzere beş motor seçeneğiyle VW Fabrikası’nın üretim bantlarından inecek.

– 160 HP 1.8 lt TSI benzinli (6 ileri manuel ve opsiyonel 7 ileri DSG şanzıman)

– 200 HP 2.0 lt TSI benzinli (6 ileri manuel ve 6 ileri Tiptronik şanzıman)
– 300 HP 3.6 lt FSI V6 benzinli (6 ileri DSG şanzıman ve 4MOTION çekiş sistemi
– 140 HP 2.0 lt turbo dizel (6 ileri manuel ve opsiyonel DSG şanzıman)
– 170 HP 2.0 lt turbo dizel (6 ileri manuel ve opsiyonel DSG şanzıman)