ÇOCUKTAN NAĞMELER

 Tam olarak ne zaman etraflı düşünmeye başladım, sebep sonuç ilişkilerini kavrayıp mantık çerçevesi içinde olayları analiz etmeye ne zaman başladım? Tam olarak ne zaman “büyüdüm”? Bunu hiçbir zaman hatırlayamayacağımı biliyorum ve asla tekrar çocuk olamayacağımı; ama en azından hepimizin içinde hala yaşayan bir hınzır, bir çocuk var. Ben, bu çocuk sayesinde Wolfgang Amadé Mozart’ı anladığımı düşünüyorum. Ona Wolfgang Amadé Mozart diyorum hep. Kendisine Amadé denilmesini istermiş çünkü. İmzasını Amadé diye atarmış fakat birçok kaynakta adı “Wolfgang Amadeus Mozart” diye geçer. Tıpkı Pele’nin upuzun adı gibi Mozart’ın da ilk adı “Wolfgangus Theophilus Johannes Chrysostomus Mozart”mış. Saygıdeğer bir müzisyen olan babası Leopold Mozart, ilk olarak Wolfgangus’u Wolfgang’a çevirmiş. Daha sonra da, dördüncü yüzyılda İstanbul’da yaşamış ve ardından kendisi için besteler yapılan piskopos Johannes Chrysostomus’un adını (Psikoposun anma günü Mozart’ın doğum günü olan 27 Mayıs’a denk geliyordu.) Mozart’ın adından çıkarmış. Theophilus, Latinceleştirilmiş yunanca bir isimdi ve tanrı sevgisi anlamına geliyordu. Mozart bunu beğenmemiş ve kendisine Almanca’da gottlieb anlamına gelen Amadeus ismini koymuş. Daha sonra Amadeus ismini Fransız – Viyana usulü Amadé’ye çevirmiş. Dâhilerin isimleri kolay konmuyor olsa gerek.

Amadé Mozart 1756’da Avusturya Salzburg’da doğdu ve böylece müzik dünyasının en büyük dahisi yaşamına başladı.

Bir babanın oğlu üzerindeki etkisi çok büyüktür. Küçük oğlun ilk karhamanıdır baba. ÜStelik Mozart’ın babası Leopold Mozart hem oğlu hem de bizim için bir kahramandır. Küçük Mozart daha dört yaşındayken Leopold Mozart ona klavye, keman ve organ dersleri vermeye başladı. Çok geçmeden oğlundaki cevheri gören Leopold Mozart oğlunun üzerine daha bir eğildi. Derslere devam eden Mozart dört yaşında küçük bir Adante (K. 1a) ve Allegro (K. 1b) besteledi. Yedi yaşında ilk senfonisini, on iki yaşında da ilk operası olan “la finta simplice” yi yazdı. İşte bu aralar baba Mozart’ın kahramanlığı başladı. Çocuğundaki bu dehayı bütün Avrupa’ya göstermeye karar verdi. Onu dünyaya bağışladı bir nevi. Baba Mozart o zamanlar çok saygı gören bir besteci olduğundan Avrupa’daki birçok kral küçük Mozart’ı saraylarına konser vermesi için davet etti. Küçük Mozart kısa sürede sevildi ve büyük bir üne kavuştu. Öyle sevildi ki kentlerin birinde kraliçe onu kucağına oturtup dakikalarca öptü. Avrupa’daki bu gezilere Leopold Mozart kızını ve karısını da götürdü. Kızı da oldukça yetenekliydi. Küçük Mozart’la birçok konserde birlikte piyano çaldı. Küçük Mozart bütün çocukluk hastalıklarını bu geziler sırasında geçirdi. Bu durum aileyi çok zorladı. Çünkü konakladıkları yerler, her zaman sağlıkçıların kolayca bulunabildiği yerler olmamıştı; fakat Leopold’un bir misyonu vardı.

Zaman su gibi akıp geçti, Amadé Mozart fiziksel olarak büyüdü fakat hala bir çocuğun ruhuna sahipti. Müzikal bakımdan besteleri olgunlaşmıştı ama müziğindeki ruh hala bir çocuk gibi hınzırdı. Coşku doluydu besteleri, gençlik dolu, sevinç dolu. İnsanlar çoktan unuttukları küçüklüklerini hatırladılar onu dinlerken. Yenilendiler bir nevi. Onu çok sevdiler.

1780 yılında, Mozart yirmi dört yaşındayken ilk büyük operası Idomeneo, Münih’te oynandı. Ertesi yıl, Viyana’yı patronu, Prens Başpiskopos Colloredo ile ziyaret etti. Salzburg’a geri döndüklerinde, opera şefi olan Mozart, isyanını arttırdı ve başpiskopos’un müzik işleriyle ilgilenmek istemediğini ona söyledi. Bu düşüncelerini söylemesiyle de başpiskopos desteğini çekti. Mozart’ın açıklamasına göre, atılması -resmen- "kıçına bir tekme yiyerek" olmuştur. Mozart bundan sonra, aristokrasinin ilgisiyle özgür olarak müziğini geliştirmek için Viyana’ya yerleşti. Beethoven’in hocalığını yapmış olan Franz Joseph Haydn’la yakın arkadaş oldu. Haydn 100’ün üzerinde senfonisi olan büyük bir müzisyendi. Birbirlerine müzik açısından çok şey kattılar. Mozart bu dönemde, 11 numaralı la majör piyano sanatının (K. 311) üçüncü bölümünde yer alan "Rondo alla Turca" (Türk Marşı)’yı ve "Die Entführung aus dem Serail" (Saraydan Kız Kaçırma) operasını besteledi. Rondo Alla Turca’yı Avrupa’da “Tük hayranlığı” yaşandığı sıralarda mehter marşının ritminden etkilenerek yazmıştı.

Daha sonra klasik batı müziğinin yapı taşı kabul olarak kabul edilen opera, Sihirli Flüt (Die Zauberflote)’ü besteledi. Don Giovanni ve Figaro’nunu Düğünü (Le Nozze di Figaro) gibi birbirinden değerli operalar yarattı. Birçok müzisyen Mozart’ı “müziğin doruğu”olarak kabul eder ve eserlerini hiçbir kategoriye sokamaz; çünkü o Mozart’tır. Nobel Barış Ödülü sahibi bilim adamı Albert Shweitzer’in sözleri onun için söylenen yüzlerce övgüden sadece biridir. Shweitzer, “Bütün dahiler göklere uzanır, fakat Mozart gökten inmiştir.” der.

Zamanında konserlerinden hemen önce Viyana Sarayı’nın odalarında kaçamak seviştiği Constanze Weber ile yirmi altı yaşında evlendi. Çoğu kimse onun yoksul yaşadığını söyler fakat yoksul değildi. Komisyonlardan çok para kazanıyordu. Yılda 10.000 florin yani 2008’in parasıyla 45.000 dolar (65.000YTL) alıyordu ama kazandığı her kuruşu umarsızca harcıyor ve etrafa dağıtıyordu. Bu yüzden Constanze’ye rahat bir hayat sunamadı. Yoksul mu öldü? Bu hala bilinmiyor.

Mozart insanlarla anlaşamıyordu. Kibirliydi. Bestelerini eleştirenlere; “eleştirileriniz yersiz, çünkü bu Mozart, bu kusursuz!” diye cevap vermişliği vardır. Hatta Avusturya Kralı bir senfonisi için;”çok fazla nota var…” deyince çileden çıkmış, “Bu eser böyle mükemmel, bir nota ekler ya da çıkarırsanız bütün sihri bozulur!” diye cevap vermiştir. Hayatında bir kere bile müsvedde kullanmayan ve eserlerini kafasında tasarlayıp, son haline sokup sonra da hiçbir düzeltme yapmadan direk kâğıda geçiren biri olmak belki de kibiri hak ediyor. Kendisinde tourette sendromu olduğu söylenegelir. Bu rahatsızlık yüzünden olur olmaz yerlerde gaz çıkarmaktan ve küfür etmekten hoşlandığı dedikoduları sıkça duyulur. Her ne kadar insanlar Mozart’ı rahatsızlıkları, hiperaktifliği, abartılı kahkahası ve kibiri yüzünden garip bulsalar da onun müziği karşısında her zaman eğilmişlerdir.

Gelelim ünlü Antonio Salieri’ye… 1984 yapımlı bir Milos Forman filmi olan “Amadeus” da Salieri’nin aynı sarayda çalışan bestekâr Mozart’a olan kıskançlığı anlatılır. Salieri ve Mozart Avusturya Krallığı’na bağlı olarak Viyana Sarayı’nda çalışıyorlardı. Mozart saray bestekârlığına kabul edildiğinde Antonio Salieri kapellmeisterdı (bando şefi). Ne yazık ki insanımız her şeyin filmlerde görüldüğü gibi olduğunu zannettikleri için bu kıskançlık hikayesinin içeriğini tam olarak bilmemektedir. Salieri genç Mozart’ı elbette kıskandı fakat bu konuda o kadar da histerikleşmedi. Aralarında sadece iki meslektaşın yaşayabileceği doğal anlaşmazlıklar oldu, o kadar.

“Mozart Etkisi” fenomenini incelemek istiyorum bu paragrafta. 1993 yılında yapılan bir araştırma klasik müzik- iq ilişkisi üzerine kurulmuştu. Deneyde 36 lise öğrencisine belli bir süre, her gün 10 dakika boyunca Mozart‘ın bir piyano sonatı dinletilmiş, sonuçta çocukların iq’larında bir artış görülmüştü. Aynı gruba dinletilen new age ve dans müziği ise Mozart’ın yarattığı etkiyi yaratmıyordu. Tek problem, Mozart’ın etkisinin sadece bir saat sürmesiydi.

İkinci aşamada, anaokuluna giden 78 çocuk seçildi ve dört gruba ayrıldı. Birinci gruba şan ve piyano dersi, ikinci gruba sadece şan dersi, üçüncü gruba bilgisayar dersi verilirken dördüncü gruptakilere hiçbir şey öğretilmedi. Çocuklar haftada iki kez 15’er dakikalık piyano dersi alıyordu, her çocuğun eşit süreyle ders almasına da dikkat ediliyordu. Sekiz ay boyunca diğer grupların da çalışmaları sürdü. Zekâ testi uygulandığında piyano grubundaki çocukların zekâsındaki artışın diğer gruptakilere fark attığı gözlemlendi. Daha sonra Mozart Etkisi olarak anılacak vaka böylece ispatlanmış oldu.

Hayat zalim. Beş Aralık 1791’de benzersiz dahi daha otuz beş yaşındayken Viyana’da öldü. Gerisinde altı yüz altmış altı nadide eser bıraktı. Mozart öldükten sonra, birçok defa eserlerinin dizilimini için ğraşılmıştır ancak bunu 12 yıllık bir uğraş sonunda, 1862’de Ludwig von Köchel başarır. Mozart’ın eserleri hala Köchel’in katalog numaralarına göre sıralandırılmıştır. Bu sebeple; örnek olarak La majör 23. Piyano Konçertosu demek yerine, basitçe "K. 488" ya da "KV. 488" diye yazılır. Buradaki KV’nin açılımı Köchel Verzeichnis (Köchel Dizini)’dir. Bu katalog 6 kez revizyona gitmiş, Mozart’ın eserleri de K.1 den K.626’ya kadar numaralandırılmıştır.)1

Resmi raporlarda kasım ayında romatizmadan kaynaklanan ateşli bir hastalık tanısı konulmuştu Mozart’a. Günümüze dek süren uzun araştırmalar, bestecinin sağlığının mikrobik bir enfeksiyon sonucu bozulduğu savını kuvvetlendirmiştir. Hastalığın seyri boyunca böbrek yetmezliğinin devreye girmiş olması da üzerinde durulan bir başka olasılıktır. XIX. yüzyılda gündeme getirilen, Mozart’ın zehirlenmiş olabileceği iddiası, büyük bir olasılıkla gerçek dışıdır. Hastalığın ileri safhalarının, bazı yönleriyle zehirlenme belirtileriyle benzerlikler gösterebileceği ve bestecinin ölümüne gizemli bir yön katmaya yardım edeceği için bu iddia elden geldiğince gündemde tutulmaya çalışılmıştır.2

En ünlü eserlerinden Requiem’i bestelemeye ölmeden sadece üç gün önce başlamıştı. Nissen’in (Mozart öldükten sonra dul Constanze’yle evlenen Danimarkalı diplomat, yazar) yaşamöyküsünde, Constanze’nin, kocasının ruhsal sağlığını bozduğu için, doktorla görüşerek yapıtı bestelemesini bir süre için engellediği bilgisi yer alır.3 1984 yapımı “Amadeus” filminde, Mozart hastalandığında babasının ruhu canlanır ve yüzünde bir maskeyle oğlunun evinin kapısını çalar. Mozart’tan bir ölüm ilahisi bestelemesini ve karşılığında çok para vereceğini söyler. Mozart o hasta haliyle, bu durumdan psikolojik olarak çok etkilenir ve bu ilahinin kendi ölüm ilahisi olabileceğini düşünür. Bu stres büyür ve Mozart’ın ölümünü çabuklaştırır. Bu mantık dışıdır fakat Mozart’ın mektupları içinde yer alan ancak doğruluğundan şüphe edilen İtalyanca bir belgede besteci, üzerine çalıştığı missanın kendi ölüm şarkısı olacağından kuşku duyduğunu belirtiyordur.4 Son derece karamsar bir ifadeyle kaleme alınan mektup günümüze dek müzik tarihçilerinin aklında soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştur. Mektubun bir bölümü şöyle seyreder: “Aklım karışmış durumda, nereye gitmemin daha iyi olacağına karar veremiyorum. Kimliği belirsiz kişinin hayali, gözümün önünden gitmiyor. Sürekli olarak bana eseri bir an önce bitirmemi söyleyişini görüyorum. Satırlarıma son veriyorum, ölüm şarkım orada duruyor, onu tamamlamadan bırakmamam gerek.”5 (Kim bilir, bekli de gördüğü bu adam bir halisünasyondan ibaretti. Ateşli bir hastalığa yakalandığını tekrar hatırlatırım.) W.Amadé Mozart’ın son yaptığı ağzıyla Requiem’im timpani vuruşlarını söylemek oldu.6

Kendimi seviyorum, içimdeki çocuğu seviyorum. Kendim gibi olduğum için Amadé’yi anlıyorum çünkü. Sanki onu dinlerken Tanrı’yı dinliyorum. Onu severken Tanrı’yı seviyorum.

 

“..Tanrıya, ölümü gerçek mutluluğumuzun anahtarı olarak tanıma fırsatı verdiği için şükrediyorum…”7

 

W.A.Mozart

 

1 Vikipedi Özgür Ansiklopedi, link; http://tr.wikipedia.org/wiki/Wolfgang_Amadeus_Mozart

2 Aydın Büke, Mozart, Bir Yaşamöyküsü, syf. 315, Dünya Kitapları-414, Ocak 2006

3 Nissen, G.N. von, Biographie W.A. Mozart, Georg Olms Verlag, 1908

 

4 Aydın Büke, Mozart, Bir yaşamöyküsü, syf.314, Dünya Kitapları-414, Ocak 2006

5 Mozart Briefe, seçen derleyen: Albrecht Goes, Fischer Verlag, 1908

6 Braunbehers, Vlokmar, Salieri – Ein Musiker im Schatten Mozarts, syf 427-428, Piper 1989

7 Mozart Briefe, seçen derleyen: Albrecht Goes, Fischer Verlag, syf.134-136, 1908

Bir Cevap Yazın