ÇOK PARE

Son günlerde üzerimizde çok fazla yük olduğunu hissediyorum ya da öyleymiş gibi davrandığımızı. Bunun sonucunda da kararsızlığımızı başkalarının üzerine yüklemek gibi bir alışkanlık edinmişiz, haberimiz yok. Adı üzerinde “alışkanlık”. Kararsız kalmanın insanoğlunu neden bu kadar korkuttuğunu bilmiyorum ama bildiğim kendi kararlarımızı tek başımıza değil de etrafımızdaki çoğunlukla beraber vermenin gerekliliğini bilinçaltımıza yerleştirdiğimiz. Bir nevi şahsi kararımızın bize getireceği sonuçtan ürküp “birlikten kuvvat doğar” cümlesini anlamsız bir biçimde hayatımıza sokuş şeklimiz; aslında bize daha ne kadar “az” olgun olduğumuzu gösterir. Kendi kararlarımızı başkalarına verdirip, sonra; o karar kendimizinmiş gibi iftihar edip, ardından sonucu istemediğimiz gibi gelişince de etrafımızda tek bir kişi göremediğimiz durumlarda farketmez miyiz; başkalarının arkasına sığındığımızda hayatımızı kiralamış oluyoruz. Sonucunun istemediğimiz gibi olacağı bir kararın (ama kendi başımıza verdiğimiz) evet, bizi bir zaman süresince üzeceğini ama; bir ömür boyuncada bir kat daha olgunlaştıracağını görmeyişimiz, kendimize olan güvenin değil sadakatin bir eksikliğidir… Görüyorum ki insanlar içlerindeki “Allah’a sığınma ve inanç” eksikliğini, kul’a sığınarak ve kul’a inanarak gidermeye çalışıyorlar. Bu durumun; susuzluğumuzu tuz ile gidermekten bir farkı yoktur. Lakin, insanoğlu kör olmayı istemekte ısrarcıdır. Ancak, isteyen ve irade eden ve yalnızca Allah’a sığınan bir insan kesinlikle ve kesinlikle yalnız değildir, yalnız kalamaz. Kendimize olan sadakatimiz arttıkça kararlarımızı da son derece huşû içinde verebiliriz, yine yalnız değiliz ama Allah’ tan yardım istemek bu dünyada yapılacak en güzel şeylerden biridir. “İstemek” de Allah’ın bize verdiği iradenin en önemli  özelliklerinden olduğu için, bu özelliği ne kadar O’ nun istediği gibi kullanırsak bizim “iradede olgunluğumuz” o derece artar, ruhumuz o kadar temizlenir.
En büyük torpiliniz Allah’ tan olsun. Alçakgönüllülük, tevazû ile…

Buluttan denize bir damla düştü. Damla denizin genişliğini görünce utandı, kendinin hiçbir kıymeti olmadığını sandı ve ‘Denizin olduğu yerde ben ne oluyorum? Doğrusu o varken ben yokum.’ dedi.

Damla kendisini böyle hor görünce bir sedef onu yuttu, sulara karışıp telef olmadı. Sedef onu bağrına basarak naz ile besledi, felek onun işini öyle güzel yürüttü ki, padişahların taçlarına layık çok kıymetli iri bir inci oldu. –Şeyh Sadi Shiraz-i

Bir Cevap Yazın