Naçizane

DERGİ, HER TEFEKKÜRÜN KALESİ

10 Mins read
Naçizane

DERGİ, HER TEFEKKÜRÜN KALESİ

10 Mins read

Dergi belirli aralıklarla çıkan bir süreli yayın türüdür. Periyotlar halinde raflara çıkar ve orada durması için belirlenen süre dolduğunda satılmamışsa yerinden indirilir, toplanır, yerini yeni dergilere bırakır. Kitapçı raflarına belli aralıklarla çıkan ve orada bir müddet kalıp toplandıktan sonra bulunması çok zor olan bu yayınlar, bugünkü tüketici gençlerin anlayacağı şekilde bir tüketim malzemesi olmaya ve etkisizleştirilmeye 1980 darbesi sonrası süreçte başlanmıştır. Dergi bir gölge oyunu gibidir, sahneye çıkar, kısa bir süre zarfından oyununu, fikrini, eleştirisini sergiler ve belirlenen sürenin sonunda sahneden iner. Birkaç gün sonra tekrar çıkacaktır sahneye ve sonra yine inecek, yine çıkacak, bu devr-i daim bu şekilde sürüp gidecektir. Dergilerin gölge oyunu’na benzeyen bu yönünden dolayı onları bir oyun ürünü sanan, onları etkisiz birer vakit öldürme aracı olarak gören gençler, tıpkı gölge oyununu da böyle görüp yanıldıkları gibi yanılmaktadır. Dergiler yirminci yüzyılın başından yani bin dokuz yüzlerin ilk yıllarından itibaren Türkiye’de fikir, edebiyat, felsefe, sanat, kültür ve siyaset hayatının oluşmasında çok önemli roller üstlenmiş, önemli görüşlere ve düşünce adamlarına ev sahipliği yapmışlardır.

1839 tarihli Tanzimat Fermanı’ndan sonraki dönemde ülkenin geleceği hakkında sıkıntılar baş gösterince Akçuraoğlu Yusuf’un “üç tarz-ı siyaset” diye adlandırdığı İslamcılık-Batıcılık (Jöntürk hareketi)-Osmanlıcılık ve Türkçülük fikirleri o dönemde fikir dergilerinde tartışılmaktaydı. Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad’dan Mehmed Akif’le Eşref Edip “Müslümanlar kardeştir.” diyor; İctihad’da Abdullah Cevdet yalnız ve güzel ülkesine medeni bir ufuk olarak Avrupa’yı işaret ediyor; Ziya Gökalp, Mehmed Emin Yurdakul ve Ömer Seyfeddin Yeni Mecmua ve Genç Kalemler’de “Türklüğün vicdanı, dini ve vatanı birdir.” diyordu. Bu dergilerin oluşturduğu tartışma zemininde İngiliz-Amerikan aşklarından Arap-Fars sevdalarına, memalik-i Osmaniyye’yi birkaç parçaya ayırıp Batı’ya pay etmekten mevcut topraklarımızı genişletmeye kadar her fikir yazıldı, çizildi, tartışıldı. Bu fikir zenginliği Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’i önceleyen bir zemin oluşturdu, savaş yıllarında halk ve asker dergilerin yazdıklarıyla moral ve cesaret buluyordu. Balkan hezimetimizden kısa zaman sonra kurulan Türk Yurdu dergisi o dönem Tıbbiyeli, Mülkiyeli gençlerin vatan uğruna kaleme aldıkları yazılar ve Mehmed Emin Yurdakul, Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmet, Ahmet Hikmet (Müftüoğlu) gibi önderlerin satırlarıyla moral veriyordu cephede çarpışan askere.[1] Yine Cumhuriyet öncesi dönemde Yahya Kemal’in önderliğinde çıkan ve Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Hasan Âli Yücel, Necmettin Halil Onan, Ahmet Kutsi Tecer gibi çok önemli isimlerin yazmakta olduğu Dergâh dergisi fevkalade önemi haiz bir yayın olarak okuyucularıyla buluşuyordu. Cumhuriyet döneminde uzunca bir süre çok sayıda dergi neşredildi Türkiye’de. 1933 yılında eski bir İttihatçı ve meşhur gazeteci, İstiklal Mahkemeleri’nde tam üç kez yargılanan Hüseyin Cahid’in kurduğu Fikir Hareketleri isimli dergi oldukça ilginçtir, hakkında doktora tezi bile yazılmıştır.[2] Yine otuzlu yıllarda Cumhuriyet tarihimizin en önemli dergilerinden olan Kadro dergisi Şevket Süreyya Aydemir’in önderliğinde cumhuriyetçi, devletçi ve otoriter bir yayın olmakla birlikte birçok araştırmaya konu olmuştur.[3] Türkiye’nin iktisadi ve siyasi tarihini içeren ve Kadro hareketinden bahsetmeyen hiçbir çalışma yoktur denebilir.[4] “Ülkümüz demokrasi ve cumhuriyet için çalışmaktır” diyen Yeni Adam dergisi de o dönemde Peyami Safa ve Nazım Hikmet’in, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sabahattin Ali’nin yazılarına ev sahipliği yapacak kadar önemli idi. Aynı dönemlerde Türkçü kesim de oldukça fazla sayıda dergi çıkarmaktaydı: Gökbörü, Bozkurt, Ergenekon, Orkun, Tanrıdağ, Ülkü, Çınaraltı ve daha niceleri… 1941’de Behice Boran’ın çıkardığı, bir müddet de Türk Kültürü’nün önemli araştırmacısı Pertev Naili Boratav önderliğinde çıkan Yurt ve Dünya isimli dergi o dönem Hasan Âli Yücel başkanlığındaki Milli Eğitim Bakanlığı tarafından destekleniyordu ve etkisi oldukça büyüktü. 1933’te yayın hayatına başlayan, Aziz Nesin, Melih Cevdet, Tomris Uyar, Cahit Sıtkı, Attila İlhan,  Orhan Veli, Bedri Rahmi Yaşar Kemal, Ece Ayhan, Necati Cumalı gibi Türk edebiyatının en önemli isimlerinin edebiyat sahnesine çıkmasına vesile olmuş olan ve yayın hayatını halen başarıyla sürdüren, ben yazmadan hatırlayabileceğiniz Varlık dergisi de muhakkak not edilmelidir. O dönem muhafazakar kesim de oldukça kaliteli dergiler neşrediyor, Necip Fazıl Büyük Doğu’dan, Nurettin Topçu önce Hareket’ten, sonra Dergah’tan, Sezai Karakoç Diriliş’ten bizlere çok kıymetli sedalarıyla sesleniyorlardı. Peki ya Yedi Güzel Adam’ın (Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Erdem Beyazıt, Hasan Seyithanoğlu, Ersin Gürdoğan, Mehmet Akif İnan) çıkardıkları Mavera’yı saymasak olur mu?[5]

Türkiye’de dergicilik faaliyetleri hakkında Tanzimat yıllarından 1950-60’lara kadar geldiğimizde bile bu kadar çok sayıda önemli dergi sayabiliyoruz. Aynı durumun -fikirler biraz daha kızışarak, marjinalleşerek ve militaristleşerek- 1980’e kadar geldiğini söyleyebiliriz.[6] Ancak 12 Eylül 1980 darbesi sonrası o dönemki hemen hemen bütün dergiler kapatılmış ve yasaklanmıştır. Dergi neşriyatı tarihimizin kırılma noktası 1980 darbesi olarak ele alınabilir, zira sosyal hayatımız da bu darbeyle birlikte çok büyük bir dönüşüme girmiş, darbenin dergicilik üzerindeki etkileri hem doğrudan yasaklarla, hem de dolaylı olarak toplumsal araçlarla hissedilmiştir.

Bugüne geldiğimizde dergi dendiğinde aklımıza içinde hakikaten fikir, felsefe, edebiyat namına hiçbir şey bulunmayan, şöyle bir elden geçirince sonuna geldiğiniz, sonrasında evde çaydan altlığı olarak vazife gören kuşe kağıt yığınları geliyor. Bugün yaşamını sürdüren birkaç köklü dergi dışında hakim olan bütün dergiler ideolojisiz, fikirsiz, tüketilmeye ancak okunmamaya gönüllü birer kağıt yığını halindedir. Dücane Cündioğlu fikir dergilerini üç ana başlık altında cemaat, kurum ve ideoloji dergileri olarak sınıflandırıyor[7] ancak ben ona katılmadığımı, zira ideolojilerin de artık cemaat haline dönüştüklerini düşündüğümü ifade etmek istiyorum. Bugün yayın yapan cemaat dergileri de ideoloji dergileri de ancak kendi cemaatlerine ya da fikirlerine mensup olan kişilere hitap etmekten başka bir etkinlik maalesef gösteremiyor. Doksanlardan sonra ideolojilerin çöküşe geçişinin de bu cemaatleşme ve kapalılaşmada etkisi büyük elbette. Ahmet Turan Alkan, fikir dergilerinin bizde okuyucunun zihninde yeni fikir hacimleri inşa etmek için değil, bundan ziyade “safları sıklaştıralım ey cemaat” mantığıyla çıkarıldığını söylüyor[8], haklıdır. Ne diyor Alkan, buyrun:

Fikir Dergiciliği, itibarlı ama iddialı bir tamlama. İdeolojik dergicilik, dernek dergiciliği, siyaset dergisi gibi isimlerden yola çıkılsaydı, belki bu tenkid temrinine ihtiyaç kalmayacaktı. “Fikir dergiciliği” derken, ıstılahın hakiki mânâsında entellektüel bir forum kasdedilmediğini artık anlıyoruz; kasdedilen “fikir” kavramının bütün dünya dillerinde taşıdığı müşterek itibardan hissemend olmaktan başka bir şey değildir.

Bir noktada hakkı teslim etmek gerekiyor; ülkemizde artık “entelektüel forum” olmak esprisine riayete dikkat eden dergiler de yayınlanıyor ama ne gariptir ki bu tür dergiler, bir ideolojiye, cemaate, siyasi görüşe bağlı bulunan dergiler kadar okuyucuda ilgi uyandırmıyor. Netice itibariyle bir derginin sadece yayın heyetinin gayret ve fikrî istikametinden ibaret olmadığını kabullenmeliyiz; okuyucu katkısı da son derece önemlidir. Okuyucunun, kendi kanaatlerini pekiştirmek ve meşrulaştırmak için dergi okumak gibi bir genel eğilimi paylaşması, bizde fikir dergiciliğinin seyrini de mühim nisbette tayin ediyor.

Seksen sonrası bu ülkenin beyinleri iğdiş, fikirleri itlaf, zihinleri hadım edilmiştir. Dolayısıyla bugün bir fikri esas alarak yapılacak bir dergicilik o dergiyi elbette o fikrin çok küçük bir grubuna sabitlemek anlamına gelecektir ki “safları sıklaştırmak”, “kendi çalıp kendi oynamak” deyimleri bu tür yayıncılığı çok iyi niteleyen söz öbekleri olmaktadır. Haykırdıklarını, vatanı-milleti savunduklarını, İslam’ı övdüklerini, emperyalizme meydan okuduklarını iddia eden dergiler bilmelidirler ki söyledikleri sözleri kendi fikirlerinden olanlardan başkaları okumamakta, duymamaktadır. Dolayısıyla bundan yirmi otuz yıl öncesinin zengin fikrî hayatını haiz olan Türkiye’sindeymişiz gibi kendi fikirleri etrafında yayın yapmaya çalışan dergiciler o dönemin Türkiye’sinde dergilerin yarattığı tartışma ortamı, fikir zenginliği ve felsefeleri oluşturma imkanından çok uzak kalmakta, yalnızca kendi okur kitlelerine seslerini duyurduklarından tezlerine bir antitezle de karşılaşmamakta, giderek içlerine kapanmakta ve (1) ya kendi fikirlerini kendileri gazlayarak gittikçe marjinalleşmekte (2) ya da kendilerini şu anki fikirsizlik, üretimsizlik ortamının şartlarına bırakarak gittikçe salmakta ve dağılmaktadırlar. Bugün o zamanın Türkiye’sinin dergiciliğini sürdürmenin hiçbir mantığı ve imkânı bulunmamaktadır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz derginin tek amacı olmalıdır: O veya bu düşünceyi değil, salt “düşünceyi” kutsamak ve yüceltmek. Zira elimizde o kadar az düşünce var ki ve onlar da o kadar zayıflamışlar ki onları övmenin, yüceltmenin hiçbir neticesi olamıyor. Şu zayıf fikirler çağında fikir sahipleri birbirini hedef alıp zayıflatmaya çalışacaksa hepten tükenmez miyiz, elimizde avucumuzda ne kalır? Amacımız düşünme eylemini yüceltmek ve beyinleri iğdiş edilmiş toplumumuzun, özellikle alışveriş merkezlerinde ya da barlarda dolaşmaktan başka bir iş yapmayan boş gençlerimizin okumasını, yazmasını ve fikir üretmesini yaygınlaştırmak olmalıdır. Bunun için dergi her düşünceyi desteklemeli, fikre ve akla dair ne varsa ayırt etmeksizin güçlendirmeye, gürleştirmeye çalışmalıdır. İfade edildiğinde kendisini algılayacak zihin bulamayan fikirlerin ifade edilmesi nasıl iyi bir sonuç verebilir ki?

“Tohum saç, bitmezse toprak utansın” diyen Necip Fazıl bugünkü utanmaz toprağı görse nasıl kahrolurdu kim bilir. Önce toprağı arlandırmalı, sonra verimlileştirmeli, tohum ekilmeye ve mahsül elde edilmeye uygun hale getirmelidir. Tohum ekmek, sulamak, gübrelemek, ekin yetiştirmek ondan sonraki aşamadır.

Türk E-Dergi hiçbir çıkar gütmeden ülkesine ve toplumuna karşı böyle bir sosyolojik vazifesinin olduğunun bilincinde olarak kendine bunu amaç edinmiştir. Biz dergicilik derken tam anlamıyla entelektüel bir forum kastediyor, onu oluşturmak için çalışıyoruz. Basın yayınımızda Türk E-Dergi gibi geniş içerikli ve çok sesli dergilerin sayısının artmasını can-ı gönülden diliyorum.

 


[1] İlk sayısını 1911 yılında çıkaran Türk Yurdu dergisi halen yaşayan Türkiye’nin en eski ve köklü fikir dergisidir.

[2] Nahit Yüksel, “Fikir Hareketleri Dergisi”, Ankara 2004, Dan: Sina Akşin. http://acikarsiv.ankara.edu.tr/fulltext/2290.pdf

Bu konuda yapılmış bir başka önemli çalışma için bkz: http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Print&DergiIcerikNo=1100&Yer=DergiIcerik

[3] Kadro Dergisi üzerine yapılan doktora tezi için bkz: Temuçin Faik Ertan, “Kadrocular ve Kadro Hareketi (Görüsler, Yorumlar, Degerlendirmeler)”, Ankara l992, Dan:Prof.Dr.Abdurrahman Çaycı

[4] Fatih Demirci, “Kadro Hareketi ve Kadrocular”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 15, 2006. http://sbe.dpu.edu.tr/15/35-53.pdf

[5] Bu muhafazakar degiler için çok ciddi ve geniş bir okuma yapılmalı, ilk metin de şurada verilen hoş yazı olmalıdır: http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=757

[6] Türk Yurdu dergisinin Türkiye’de fikir dergiciliğinin geçmişini ve bugününü bütünüyle ele alan Mayıs 2005 tarihli “Türkiye’de Fikir Dergiciliği” isimli özel sayısı mutlaka görülmelidir. http://www.turkyurdu.com.tr/dergi.php?did=213

[7] http://yenisafak.com.tr/arsiv/2000/haziran/09/dcundioglu.html

[8] http://www.aksiyon.com.tr/yazarDetay.do;jsessionid=B4E467D8413A273D0443AA3082B68B6A?haberno=14104

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: