66.SayıŞairane

DOST

1 Mins read
66.SayıŞairane

DOST

1 Mins read

DOST

 

Sen yokken gaflet elbisesi örtüyordu üstümü

Üşüdüğümü sanıyordum yanarken

İblisler arkadaşım, günahlar can yoldaşımdı

Yaşadığımı sanıyordum ölürken

Yalan cebimde bozuk para, nefis yemekte tuzumdu

Doyduğumu sanıyordum  ”DOSTLUĞA”  açken…

 

 

Bir gün sen girdin dünyama…

Dost sandığım insanlar çok yapmacık göründü o anda

 

O anda; arkadaşlık dönüşüme girdi

Sevgiyle damıtıldı. Dibine dostluk düştü.

 

Tartıştık, kırdım seni, darıldık…Bunları bilerek yaptık

Çünkü kavuşmanın bir anlama ihtiyacı vardı…

 

Ama gün geldi Kader ayırdı bizi

Gel demek gerekiyor artık

Gel!

 

Kaderler ortak kavuşmalar da ortak olsun

Şems’ e aşık Mevlana’ nın ki gibi olsun

Damarlar tek yürekten çıkan kanla dolsun

Dolsun da iki beden aynı anda can bulsun

Ayrı ayrıda canan bulsun

 

Hayırhah kelimesi senle girdi lügatıma

”Ben” le doğdum ”SEN” le yaşıyorum

Bir kız bulamadın amma

Bin tanesi feda olsun ”DOSTUMA”

 

Yazan: Cihan ÇAL

Yazdıran(İlham olan): Turgut MARAŞ

 

About author
28 Ekim 1987 Şanlıurfa doğumluyum. Beş kardeşin birincisiyim. Babam memur annem ev hanımıdır. Kahramanmaraş'ta ikamet ediyorum. Kamu Kurumunda çalışıyorum. Yazı yazmayı ve Fotoğraf çekmeyi severim. Kitap okumayı, Araba sürmeyi, Yüzmeyi, Sinema İzlemeyi severim. Ayrıca Futbolu da çok severim. Hedefleri olan birisiyim. İlerisi için düşündüğüm bir çok şey var. Hedeflerime ulaşma çabasında olan biriyim. Sanırım yeterli olmuştur bu kadar biyografik bilgi :)
Articles
Related posts
70. SayıEditörden

YEDİDEN YETMİŞE

1 Mins read

  Ben doğum sancısına yetişemedim, emeklediğini de görememiştim bu çocuğun. Ben de küçüktüm o zamanlar, ama keşke ilk ‘ınga’ sesini ben de duysaydım. O heyecanı ben de yaşasaydım dostlarımla birlikte. Sonra büyümeye başladı bizim ufaklık. Bu arada ona ‘ Türk ‘ dediler, Türkçe’nin kalesi olsun diye. Bir gün ben de tanıştım bu ufaklıkla. Gerçi biraz serpilmişti ama yanaklarından ben de sıkıştırdım. O dost bildi beni, abi bildi. Bir gün onu bana emanet ettiler. Geçen sene bu zamanlar mıydı yoksa daha mı erken mi hatırlamıyorum. Nasıl da heyecanlanmıştım ?

Güvendi, sığındı bana, bizlere… Gündelik telaşlar girdi sonra araya. İhmal ettik. Ayıp ettik. Ama o bize kırılmadı biliyorum, o hoş gülümsemesiyle bakın bu sayı da karşılıyor bizi. Yediden yetmişe selamlıyor. Kucağını açmış o sımsıcak haliyle. Ben de ayların hasretiyle sarılıyorum. Yine dopdolu, yine pürneşe, yine binbir umut içinde…

Yediden yetmişe…

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK

70. SayıNaçizane

BEYNE NASIL FORMAT ATILIR?

3 Mins read

            Beyne format atılır mı? Bu nasıl olur? Aynı senin sorduğun gibi bu soruyu kendime sormuştum. Beyne format atılabilir mi ki? Ney yani kafamızı bir yerlere çarptırıp zeka kaybına uğramamız, daha sonra da boş zekayı tekrardan doldurmamız mı gerekiyor? Nasıl olacak bu iş?

            Sevgili okurum, öncelikle beyin  hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılması mümkün değil. Zaten format dediğimiz olay da tamamen silmek ya da format sonrası boş bir belleği sıfırdan doldurmak da değil. Bir bilgisayara bile format attıktan sonra bazı bilgiler geri getirilebiliniyor. Bu da bilgisayar belleğinde bile bilgilerin unutulmadığını ve tamamen silinmediğini, silinse bile kısmen silindiğini bize gösteriyor. O zaman sürekli format atmanın da bir anlamı yok.

            Aslında format atmamızdaki temel amacımız her şeyi sıfırlamak, resetlemek, yeniden başlamaktır. Ama hiçbir format atma işlemi sıfırlama yapmadığı gibi sıfırdan da başlatmaz. Format sonrası belli bir kalıp belleğe yüklenir ve bu yüklenen kalıpla yeniden başlanmış olunur. İnsan ve hayvan beyinlerine gelince, insan beyni hayata sıfırdan başlar, hayvan beyni belli şeylerin Allah tarafından yüklü olduğu bir kalıp bilgi ile başlar ve bu yüzden hayvanlar dünyaya gelir gelmez yürümeyi bilir, yüzmeyi bilir. İnsan beyni yaşayarak öğrenir, hayatı tecrübe edinir, hayvan beyni çok az tecrübe edinir ve ilk başta yüklü olan kalıp bilgisine de pek bir şey eklemez. Yani bu farklardan yola çıkılarak insan beynine format atılamayacağını söyleyebiliriz.

            Bu beyne format atma konusunu da nerden çıkardın diyebilirsin. Aslında koynu ben değil bndan yaklaşık dört sene kadar önce “Beyin Gücü” adlı dergi çıkartmıştı. O zamanlar dergiyi takip ediyordum. Derginin son çıkan sayısını aldığımdan her insanın dikkatini çekebileceği gibi benim de dikkatimi çeken bir başlık gördüm. “Beyne Format Atılır mı?” bu başlık aynı zamanda derginin orta yerinde “Ayın Konusu” diye yayımlanmıştı. Merakla ön sayfaları es geçip, orta sayfayı açıp oradan dergiyi okumaya başladım. Okumaya başladım ama benim yazımdaki başlık gibi başlığı attıktan sonra konudan uzak şeylerden bahsedilmeye başlanılmamış bir yazı gördüm. Hevesim kırılmasın diye kendimi avutmaya başladım, herhalde bir sonraki paragrafta konuya girer diye söylenip durdum. Bir paragrafı okudum, bir tane daha ve bir tane daha, sonunda “Ayın Konusu”nun son bulduğunu gördüm ve kendime yazının başında olduğu gibi soru sordum: “Beyne format nasıl atılır ki?” Sevgili yazar nasıl bir başlık atmış dedim kendi kendime. Bu düpedüz insanları kandırmaktan başka bir şey değil dedim. Sonra bu yazara bir e-posta attım. Dedim ki: Sevgili yazar, ben derginizi takip eden bir okurum. Bu sayınızda gözüme ilginç bir konu ilişti “Beyne format atılır mı?” diye. Hemen okudum ama ne göreyim, başlığınızla konu arasında çoook büyük uçurum var, hatta hiçbir bağlantı yok. Şimdi size soruyorum “Beyne format atılır mı?” Eğer atılıyorsa bunu bana cevap olarak yazınız, yoksa derginize itibar etmeyip bir daha almayacağım. Dört yıldır cevap bekliyorum. Belki cevap gelir umuduyla J

            Sevgili okurum, bu sorunun cevabını dört yıl aradan sonra ben vermek istiyorum. Beyin hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılmaz. Bu dediğim özellikle insan beyni için geçerlidir. Ancak Yüce Allah biz insanları yaratırken güzel bir özellik vermiş. Bunun adı “unutmak”. İnsan gördüklerinin, duyduklarının ve okuduklarının belirli bir oranını unutur. Unutmaması için tekrar etmesi gerekir. İşte insan oğlu yaşadıkları arasından hangisinin tekrarını yapmıyorsa her geçen gün yaşadığı ansını unutmaya başlar. Bir kişi bir yakınını kaybettiğinde hiçbir zaman ilk yaşadığı acıyı başka bir zaman yaşamayacaktır. Bunun tekrarı da mümkün olmadığından bu acıyı gitgide unutacaktır. Çünkü beyin tekrarsız bilgiyi unutur.

            Eğer sen de beynine format atmak, her şeye sil baştan başlamak istiyorsan, yaşadığın kötü anılarını, iyi anılarını hatırına getirmeyip tekrar etmeyerek unutabilir, beynine format atabilirsin.

            Bir sonraki sayımızda ve yazımda buluşmak ümidimle. Hoşça kalın.

69. SayıEditörden

DOSTA SON FİGÂN

2 Mins read

Sen ne kadar söz söylesen de, duyulmayacak artık bu gökkubede. Kehribar renkli geceleri çalsak karanlığın şerrinden, en parlak yıldızlarla donatsan gökyüzünü neyleyim! Yüzün gök gibi aydınlanmayacak bana karşı. Gönüllerimiz kirli bizim, çevreyi silip süpürsek ne fayda… Ey Hak! Arınmaya geldim ruhunun en derin otağında.. .Bilmem yolumuz Hazret’e varır mı bundan sonra…

  Bizler ezelden ve ebedden beri sayılamayacak kadar günah işledik. Nefes aldığımız andan beri günâhkar körpe dilimiz. Âh etmek kolay mı bilmem amma bundan böyle eğriye düşmesin yolumuz. Ey dost! Erenler önder olsun yoluna, meşalelerini tutsun şair dillerden çıkan figanlar. Canlar feda olsun bu yola, beraber eyvallah diyelim. Biz hû diyelim dost, biz bırak beraber gidelim…

  Dostlar olsun mecliste, yalanlar değil. Bu yol hak yoludur dava hak’kın davası. Tan vakti yaklaşırken usul usul, ismimizi anarken bulalım Ali’yi. Ali yoldaşımız olsun, hak yolun olsun dost. Yeter üzüldüğün yeter, üzülme. Mühim olan hani adam olmaktı, bu yolun en ücra köşelerinde. Tükenmedik bizler, tükenmeyeceğiz, bizler ayağımızda çarıklarla kimsenin bilmediği yerlerde dilimizde hûlarla gezineceğiz.

  Yüzünden düşsün de hüznün, alıp katayım gönlüme. Zaten gecelerim katran karası, direnirim elbet ama sensiz direnilmez dost ! Görenler bırak deli sansınlar bizi, ölenler bırak mezarlarında ansınlar ismimizi. Bizler aşka yürüyen dervişler gibi olalım. Halvet içinde bir Mevlâna. Ey dost Şems sen ol, güneş denemez benim ruhumun karanlıklarına.

  Sen susunca tüm kervanlar bana karşı. Masalları dillendirmiyor, dinlendirmiyor beni onca söz yazanlar. Saf yürekler dolmuyor aşk ateşiyle, Anka kuşu görünmüyor dağlar ardında o keşmekeş hikayesiyle. Sen susunca, gece rengi oluyor sabahlar bile, ney sesi, kamışlar çare olmuyor şu gönlüme çöreklenen anlamsız hüzne. Bizler kamıştan gelmedik mi dost, bağrımız yandığı için açılmadı mı delikler ruhumuzda. Hani beraber haykıracaktık yangınlarımızı. Feryat etmekten neden vazgeçersin, Ferhat edip de beni. Susmak hâk yol olmuşsa eğer, eyvallah her suskunluğuna eyvallah. Lâkin neden pusludur gözlerin ve neden nemli ? Sal tüm gözyaşlarını ruhuma. Ama son bir söz söyle cân, susma..

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: