Naçizane

DÜNYANIN YARALARI – II

4 Mins read
Naçizane

DÜNYANIN YARALARI – II

4 Mins read

       Dünyanın yaraları konusuna Orta Doğu’dan başladık, Orta Doğu’dan devam edelim. Sırada yine I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’dan ayrılmış ve hâlâ dirlik ve düzenini kuramamış ülkelerden birisi, sınır komşumuz, komşudan da öte akrabalık bağlarımızın bulunduğu Irak var.

 

Sümerlere, Babillilere yurt, medeniyete beşik olmuş, Fırat’la yıkanmış ve kanla sulanmış olan topraklar üzerine kurulu bir ülke, Irak. Mezopotamya yine kanıyor.

600’lü yıllarda İslam topraklarına katılmış, 1000’li yıllarda Selçuklu himayesine girmiş derken Moğol istilasını yaşamış, yüzyılların birikimi kütüphaneleri yakılmış yıkılmış, toprakları üstünde yaşayan halkın kanıyla sulanmış, 500 yıla yakın süre Osmanlı himayesinde kalmış, I. Dünya Savaşı’nda “kaybedilmiş topraklar” arasına katılmış bir Irak.

Buradaki kaybedilmiş topraklar sözcüğü Osmanlı açısından değil, insanlık açısından kaybedilmiş topraklar olarak düşünülmelidir. Nitekim yüzlerce yıllık kütüphanelere, Bağdat gibi bir zamanların rüya şehrine sahip, medeniyetin temsilcisi olan topraklar; savaşların, katliamların simgesi, “süper katiller” in oyun alanı haline gelmiştir.

I. Dünya Savaşı’nda bağımsızlık sözü verilmiş ancak manda edilmiş, sütü sağılmış, etleri parça pinçik edilmiş sıradan bir Orta Doğu ülkesi. Irak’ı diğer ülkelerden farklı kılan ise halkının bu duruma karşı çıkmış olması. İngiliz yönetimine karşı çıkılmış, isyanlar başlamış. Bunun sonucu yönetim Kral Faysal’a devredilmiş ancak İngilizler ipleri ellerinden bırakmamış.

II. Dünya Savaşı sırasında Alman destekli bir darbe yapılır ancak İngilizler yedikleri gole yine bir darbeyle cevap vererek üstünlüğü tekrar ele geçirirler. Savaşın bitiminden sonra İngiltere’nin etkisi azalır, bu sefer de bölgede ABD ve Sovyetler at koşturmaya başlar. Irak üzerindeki mücadele Sovyetlerin üstünlüğüyle sonuçlanır ancak ABD durumu dengelemek için diğer Orta Doğu ülkeleri üzerinde etkisini arttırmaya başlar. Lübnan ABD tarafından işgal edilir.

1958’de bir darbe ve bir devrim sonucu Cumhuriyet ilan edilir. 1968 yılında Baas Partisi bir darbe yaparak iktidarı ele geçirir. 1979 yılında da yönetimi Saddam Hüseyin devralır. Bütün muhalif sesler susturulup yönetimi tamamen kendi eline aldığında da icraatlarına başlar. İran’la 8 yıl sürecek bir savaşa girilir. Bir milyona yakın insan ölür ve ekonomi büyük zararlar görür. Bir yandan da ülke içindeki ayrılıkçı sesler kanlı bir şekilde bastırılır, katliamlar yapılır. Bu katliamlardan en bilineni Halepçe’de 5 bin civarı Kürt’ün öldürüldüğü katliamdır. Savaş sonrası oluşan borçlar hükümete yük olmaya başlar ve Saddam bir diğer icraatı olan Kuveyt işgaline girişir. Çok kısa sürede Kuveyt Irak tarafından işgal edilir. Kuveyt’in işgaliyle Saddam dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %20 sini eline geçirmiş olur. Bu gelişmeler üzerine Suudi Arabistan Irak’ın kendilerine saldırabileceği gerekçesiyle ABD’yi yardıma çağırır. BM üyesi bazı ülkeler ABD liderliğinde Irak üzerine saldırıya başlar ve Irak’ın Kuveyt işgali ve I. Körfez Savaşı son bulur. Ancak Saddam’ın ülke içinde Kürt ve Şiilere karşı katliamları devam eder.

ABD bombardımanı zaman zaman devam eder. BM 1996 yılına kadar sert bir ambargo uygular. Bu ambargo 1996 yılında gıda karşılığı petrol programı ile biraz yumuşatılsa da 2003 yılı mart ayında oğul Bush’un babasının yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere bölgeye gelmesine kadar sürer.

20 Mart 2003’te ABD, kitle imha silahları bulundurduğu gerekçesiyle yanına İngiltere’yi de alarak Baas iktidarı altındaki Irak’ın işgaline girişir. Başta Saddam olmak üzere çok sayıda Baas partisi üyesi idam edilir. Bir milyon civarı Iraklı ölür ve yüz binlercesi mülteci durumuna düşer. 4 bin civarı ABD askeri ölür. Savaşın ABD’ye maddi maliyeti ise 2 trilyon dolar civarı.

Kazancı, bölgedeki etkisini uzun yıllar daha garanti altına almış olması ve Irak petrollerinden elde edeceği kâr.

ABD’nin en büyük hatası ise bu saldırının bu kadar pahalıya patlayacağını hesaplayamamış olmasıdır.

Peki, yüz binlerce Iraklı ölürken, milyonlarcası evlerini yurtlarını bırakıp göç etmek zorunda bırakılırken bu masum insanların ve bebeklerin hakkı olan petrolüyle son model arabalara binen, tv karşısında talk showlarını izleyip birasını yudumlayan Amerikan halkı; 4 bin civarı ABD askeri ölmemiş ve trilyonlarca dolar zarar (ve bu zararın da oluşumuna katkı sağladığı ekonomik kriz) olmasaydı bu savaşa bu kadar tepki gösterir miydi? Bu da ayrı bir tartışma konusu.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: