Naçizane

DÜŞ(L)ERKEN RENK GEÇİDİ

2 Mins read
Naçizane

DÜŞ(L)ERKEN RENK GEÇİDİ

2 Mins read



Aşamadığımız demir ağlarıyla ömür, tutunamadığımız dallarıyla ulu çınarlar vardı. Hiç ağaç evler kuramadığımız soylu çocukluğumuzda çoktan yitmiş oyunlar bile ağlıyordu. Şiirlerine inanmadığımız aşklar ve sürekli notlandırılan hayat bilgisi dersleri… Sıra altlarına saklanılan sohbetler saklambacımızdı ve tozlu dersliklerin duvarlarında yankılanan tarih nutukları… Anlamlandırılamayan şarkılar bile yolunu buldu, damardaki kan akamazken…

Masalını yitirenlerin kâbuslarıydık ve artık güneş portakal kokmuyor… Akasya dalları altında burnumuz koku almazken hayattan beklentimiz vardı. Bu ironiyi alkışlayan öğretmenler ve onaylayan büyükler vardı. Kendisine masal yaratamayan bir neslin, soluk çocuklarıydık ve kanın sadece akması yeterliydi. Soğuğun hissizliğini ve sıcağın kaynayan burukluğunu hissetmesek de olurdu. Oyunsuz zamanların yorgun nesli… Kalelerimiz kumdan, gökkuşağımız suluboyadandı. Yağmurlar trafik, hayat "pekiyi"siz bir hiçti. Sokaklara bırakmaktan ürktüğümüz mimari eserlerimiz ve yaşamaktan usanıp da terk edemediğimiz egzozlu kentlerimiz vardı. Ütopikleştirdiğimiz basit denklemlerimizle yol alamazken, devrimleştiremediğimiz ideallerimiz yanı başımızda soluyordu. Hırssız, hayat eksikti. Modern kentlerin tükenmiş evlatlarıydık. Adımlarımızın korkaklığıyla malup olmaktan usanmıyorduk. Usanmayanlarımız konuşmaya cesaret bulamıyordu. Cesaret bulanlar yargılanıyordu ya da yargılanmadan öldürülüyordu. Büyükler çocuk istiyordu, çocukların geleceği oyunsuz ve sokaksız ve yıldızlara erişemeden patlayan uçan balonlar… Elma şekeri kırmızısını yitirmişti, damağımızda kalan tatta zehir ihtimali yüksekti, sular rakı beyazına çalıyordu ve artık ellerimizden dünya yorgunluğunu atmak bile sağlık açısından uyarı listesindeydi. Taş sokaklara sinmeyen kokumuzda deterjan vardı.

Büyüdük, korkarak büyütüldük ve umarsızca büyüttüler. İsyansızdılar ve devrimler ve aydınlık inancı ve insani olan her şey yakılıp tüketiliyordu. Penceredeki buğu, kir oldu, konuşmak eğitim gerektirmez oldu, uğruna feda edilebilecek canlar vardı, kentler ve ülkeler, kaçar olduk. Büyükler, vatandaşlara küfreder, çocuklar büyüklerin anlamsız girdaplarında hayatsızlaşır oldu. Gökkuşağı, renklerini çalanı arıyor kapı kapı… Kutupyıldızı ışıltısını gösterme çabasında… Ve hayat her gün portakal kokulu güneşi kokusuz olarak selamlıyor.

Düğün ile cenaze yan yana. Aşkımı yitirdim yollarda. Yazacağım masallar ve isimlerini sokaklara koyacağım kahramanlar vardı. Gün doğmadan uyandık kâbuslara.

Zor zamanların modern çocukları olmak yetmedi, büyümek için gözyaşı gerekliydi, kan güllerinden bahçelerimiz olacaktı, akşamsefaları galip geldi.

Şarkılarda seni aradım dün gece, menevişler görünmez oldu denizde, güldün uzun uzun, öldüğümü görünce…

Ve noktasız cümleler, gelinciksiz baharlar başladı…


Deniz Marmasan

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: