Naçizane

EDİTÖRDEN

5 Mins read
Naçizane

EDİTÖRDEN

5 Mins read

Merhaba saygıdeğer okurlar,

“Ekim ayında hasat zamanı” diyerek başladık dergimizin büyük ellinci sayısının çalışmalarına. Evet, bir avuç üniversite öğrencisinin bundan altı yıl önce kurduğu, pek çok farklı görüşten çok çeşitli fikir yazısı, hikaye, deneme ve şiire sanal sayfaları arasında yer veren Türk E-Dergi ellinci sayısına ulaştı. Bu hasat elli sayının ve altı yılın birikiminin mahsulünün hasadı olacaktır. Bunca zamandır dergimiz için çalıştık çabaladık, hepimiz birer üniversite öğrencisi olmamıza rağmen derslerimize ve diğer meşgalelere rağmen kültür, edebiyat ve sanat namına yeni şeyler üretmek için tarlada işçi misali emek veriyorduk, kah güneşli oluyordu hava, bizi bezdiriyordu; kah yağmur bastırıyordu biz tarladayken. Güzel yönleri de çoktu bu fikir işçiliğinin. Siz hiç tarla işçilerinin molalarda peynir ekmek yerkenki mutluluklarını gördünüz mü? Milyarlık lokanta sofrası olsa o kadar lezzet almaz insan yemekten, çünkü insan asla tarlada çalıştığındaki kadar acıkmaz. İnsan çalışacak, yorulacak ki yemeği peynir ekmek bile olsa ziyafet olsun. Yemeğe lezzet veren sofra tuzu değil, ter tuzudur.

Seksen sonrası dönemde doğan ya da çocukluğunu o dönemde yaşayan bizim nesil yüzyıllardır yaşayan toplumumuzun en problematik nesli oldu kanaatindeyim. Bir defa hiç yorulmamalıydı insan bizim nesle göre. Hiçbir şey insanı zorlamamalı, yormamalı, her şey rahat ve kolay olmalıydı. Lüküs hayat, oh ne rahat! Her şey hazır gelmeliydi insanın önüne. Her şey hazır olmalı ki insan katkı yapmak, yorum katmak, fikrini sunmak “zorunda kalmasın”. Fikir sunmak ancak mecburi durumlarda yapılması gereken -ki bu mecburi durumlar da asla oluşmaz bizim nesle göre- bir zulümdü. Ne gereği vardı ki canım, harcadığın enerjiye değer miydi? Kalıbı dinlendir! Güzel zor olduğunda kolay çirkin olsa dahi tercih edilmeliydi bizim nesilce. Her şey satın alınıp her şeye sahip olunmalıydı. Her ne kadar vasıfsız, değersiz kalitesiz olsa da insan; ne kadar kötü, yanlış, zararlı iş yapsa da yine de her şeyin en güzelini hak ederdi, çünkü “O buna değerdi!”. Anne babasının güzel bir şey alması insan için bir ödül, bir teşvik, yapıldığında sevinilen bir şey olmaktan çıkıp bir norm, bir rutin, yapılmadığında kızılan bir şey haline dönüşmüştü. Artık devir değişmişti bizim nesle göre, çünkü mana değil madde önem kazanmıştı, artık erkekler güzel bir şiirle değil son teknoloji ürünü cep telefonlarıyla kızlara kendini beğendirebiliyor, kızlar da ruh güzelliklerini bir kenara atıp saçları, makyajları ve vücutlarıyla kendilerini erkeklere beğendirebiliyorlardı. Mana yitip madde yükselince fikir değil mal, okumak değil alışveriş yapmak, himmet değil darı önem kazanıyordu. Okumak, yazmak, düşünmek eskide kalmıştı. Eskiden insanlar kitap okur, muhabbet eder, tartışır, düşünür, mefailü mefailü diye edebiyat yaparlarmış. Bizim nesle göre ilmin, irfanın, bilginin, hikmetin, felsefenin, şiirin, romanın, güzel sanatların hiçbir önemi ve değeri yoktu, aslolan anı yaşamak, günü kurtarmaktı.

Bizler, Türk E-Dergi olarak böyle düşünmedik. Bizim nesilden olup dergi çıkartmaya, kitap yazmaya, düşünmeye, tartışmaya önem veren istisnaî bir azınlığa mensup olduğumuzu biliyorduk. Çalıştık, okuduk, yazdık, ürettik. Bize kalan ne mi? Alnımızda bir damla ter. Ama dedim ya, hayatı tatlandıran sofra tuzu değil ter tuzudur.

Ellinci sayımızı çıkarıyor oluşumuz hasebiyle sunuş yazıma böyle bir girizgahla başladım. Bu sayımızın anlam ve öneminden dolayı Bir Usta köşemizde üstadımız Cemil Meriç’in “Dergi, Hür Tefekkürün Kalesi” isimli denemesine yer vermek istedik. Derginin ve dergiciliğin önemini bilmek isteyenler bu yazıyı mutlaka okumalıdır. Zaten okumayı sevip de Cemil Meriç’i ıskalayacak kimse yoktur diye düşünüyorum. Bendeniz de üstadın bu yazısına atfen “Dergi, Her Tefekkürün Kalesi” diye Türkiye’de fikir dergiciliği konulu bir yazı kaleme aldım ve ülkemizin dergicilik serüveni içinde dergimizin görüşlerine de yer verdim. Biliyorsunuz kısa zaman önce Ramazan’ı uğurladık, bu sayımızda üzücü olaylarla dolu gündemimizi bir bayram yazısıyla şenlendirmek istedik; yazılarını dergimizde yayımlamamıza cömertçe izin veren değerli düşünür Ahmet Turan Alkan’ın “Bayramlarda Evlerimiz Bencillik Tapınaklarımız Olmasın” yazısını bu ayki Bir Usta köşemizde ikinci konuk olarak ağırlıyoruz. Üzücü gündemimizi Uluslararası İlişkiler bölümü araştırma görevlisi Alparslan Zengin Gündem Takibi’nde özetledi, bu noktada ceylan gözlü Ceylan Önkol’un ailesine buradan hissî taziyelerimizi sunmak, acılarını paylaştığımızı belirtmek isteriz. Bu sayıda Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı olan değerli hocamız Prof. Dr. Beno Kuryel’den matematik felsefesine dair çok önemli bir yazıyı sizlerle buluşturuyoruz: “Matematiksel Modellemenin Bilgikuramsal Boyutu”. Siyaset Bilimi yüksek lisansı yapmaya başlayan güzel kalemimiz, güzel insanımız Ensari Eroğlu bu sayıda siyasetteki çok önemli bir sorun üzerine akademik bir çalışma hazırladı: “Yerel Yönetimlerde Kadın Temsiliyeti”. Bu sayıda okuyabileceğiniz bir diğer akademik makale bendenizin hazırladıkları ve çok uzun olduğu için bu ay ilk kısmını sunduğumuz “Yeni Kapitalizmde İş, Kişilik ve Toplum: Bir Richard Sennett Monografisi” isimli çalışma.

Bu sayıda tam dört yeni yazarımız çok başarılı yazılarıyla sizlerin karşısında. Çok değerli fikirlerin sahibi olan Mehmet Emin Yiğitbaşı bizim için bir “Dua” etti, hep beraber amin diyelim. Yazarlığı, aldığı ödüllerle tescilli olan Neslihan Yalman nostalji kavramı üzerine geliştirdiği fikirlerini sizlere “Bir Sezen Aksu Klasiği: Karpuz Kesmekle Hararet Sönmez” yazısıyla sundu. Bilinçli bir matematikçi olup tarih okumayı elden bırakmayan Meserret Karaca Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşlarında çok önemli bir yere sahip olduğunu belirttiği Söğüt’ü “Kuruluş Sevincinden Kurtuluş Sancısına Giden Serüvenin Emektar Beldesi Söğüt” yazısında anlattı bizlere. Mülkiye’de öğrenci olan arkadaşımız Buket Bozduman üniversite sistemimizin kanayan yarası olan yabancı dille eğitim meselesini “Yabancı Dille Eğitim ve Yabancı Dil Eğitimi” yazısında irdeledi.

Türk E-Dergi, okuyucularından çok olumlu görüşler aldığı köşeler uygulamasını iki yeni köşeyle devam ettiriyor. Bu sayımızda çok beğeneceğinizi umduğumuz ve takdirlerinize sunduğumuz iki yeni köşe “Biraz da Müzik” ve “Sinema” köşeleri. Radyo Televizyon yüksek lisansına devam etmekte olan ve daha şimdiden edindiği sinema birikimiyle değerli bir sinema bilgini sayılabilecek olan İlhan Erge Özcan Sinema köşesini “Hayat Aklın Geçirdiği Bir Evredir” isimli uzunca yazısıyla açıyor. Müzikle yakından ilgili olan ve başka ortamlarda da müzik yazıları yazmakta olan değerli Mehmet Özkara Biraz da Müzik köşesinin ilk yazısında sizlere müzik piyasasındaki güncel gelişmelerini aktarıyor.

Teknolojiyle ilgili de iki önemli yazımız var bu ay, birincisi bilgisayar mühendisi ve araştırma görevlisi arkadaşımız, genel yayın yönetmenimiz Egemen Özkan’ın herkesin duyduğu ama hakkında bir şeyler bilenin çok az olduğu 3G üzerine yazdığı “Türkiye’de 3G’nin İlk 3 Ayı” yazısı, bir diğeri ise yine bilgisayar mühendisi ve araştırma görevlisi olan saygıdeğer Murat Yatağan’ın son zamanlarda ciddi bir yükselişte olan önemli bir kavram, semantik arama, hakkında yazdığı ve dokuz kaynağa referans içeren “Kusursuz Aramanın Yol Haritası: Semantik Web’e Bakış” yazısı.

Bu sayıda önceki sayılarımızdan daha güçlü, kurumsal yapısı daha sağlam ve kalıcı uygulamaları güçlenerek artan kaliteli bir kültür, sanat, sosyoloji, felsefe… özetle bir fikir dergisi olarak çıkmak için çok emek verdik. Umarız bu amacımızı gerçekleştirebilmişizdir. Takdir sizindir.

İyi okumalar!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: