Naçizane

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ

3 Mins read
Naçizane

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ

3 Mins read

Geçmişle gelecek arasında sıkışıp kaldığınızı hissettiğiniz oldu mu hiç? Beklentilerinizi gerçekleştirmek için elinizdeki zamanın yetersiz kaldığını fark edip zamanın akışını durdurmak istediniz mi? İnsan bazen bazı şeyleri yapmayı başarır ancak bazı yapmak istediklerini beceremez. Geçmişte yaptıklarıyla gelecekte yapmak istedikleri arasında kendini sıkışmış hisseder, zamanı durdurmak ister. Durup, arkasına dönüp bakmak ister.

Ulusalcılık, yeni kurulan düzene yönelik bir tehdit olarak polis kayıtlarına geçmiş. Ulusalcılar “terörist” sınıfına sokulmuş ve iktidar emir vermiş, polis “suçüstü” yakalamak için ulusalcıları izliyor.

Ulusal değerler ayaklar altına alınmış. Ulusal varlıklar işbirlikçilerle birlikte yağmalanarak küresel sermayeye peşkeş çekilmiş.

Avrupa her türlü siparişe açık; rapor üstüne rapor düzenleniyor, bildiri üstüne bildiri yazılıyor. Siparişi verenler de milleti temsil edenler. Egemenlik bir yandan sahte peygamberin olmuş, öte yandan emperyalist Amerika Birleşik Devletleri’nin. Artık ne yargıyı tanıyorlar ne hukukun üstünlüğünü… Ağızlarında demokrasi sakızı geviş getirip duruyorlar. Davranışları bana Kurtuluş Savaşı sırasındaki mandacıları hatırlatıyor.

Kapitalizmin yeryüzündeki üç yüz yıllık tarihine bakınca, baştan aşağı günahlarla dolu bir geçmiş… Kapitalizm toplumda korku havası yaratıyor. Bu korku işsizlik ve geleceğin belirsizliğinden besleniyor. Haklarını savunan, her an hakları için başkaldırabilecek insanlar kapitalizm için tehlikeli insandır. Kapitalizm, biat etmeye hazır; güç alanı oluşturan otoritelere muhtaç bir insan modeli yaratıyor. Sosyal devletin yok olması ve sosyal güvenliğin etkisiz kılınması korku ve kaygı dolu insanı yaratıyor.

İnsanoğlunun bu kendine düşman düzenle bir arada yaşayabilmesi olanaklı değil. Ülkemizin önde gelen işadamlarından İshak Alaton, bir toplantıda, “Serbest piyasa ekonomisi artık işlevini yerine getiremiyor mu? Adam Smith öldü sanırım. Çözüm için insanlığın Karl Marx’ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor?” sorusunu ortaya atıyor.

Basın tamamen susturulmak isteniyor. Ulusal medyanın önemli bir bölümü, TMSF’nin operasyonlarıyla AKP’lileştiriliyor. Atv-Sabah’ın Çalık grubuna satışında özel sektör bankalarının kredi vermemesi üzerine kamu bankaları devreye sokuluyor.

Bağımsız Milletvekili Kamer Genç’e AKP milletvekillerinin saldırısını başbakan onaylıyor. Kamer Genç’in AKP’lileri saldırgan hale getiren sözleri neler? Şöyle diyor Genç:”…Katar’da ne var arkadaşlar? Giden bakanlar, başbakanlar ne hediyeler aldılar? Yani şimdi başörtüsü yerine herhalde bundan sonra aldığınız hediyelerdeki mücevheratı örteceksiniz, öyle görünüyor. Abdullah Gül’ün karısı, başını örteceğine 65 milyarlık yüzüğünü örtsün. …Kapatma davasından sonra birden Avrupa’nın sevgilisi oldunuz. Komisyon başkanınız gidiyor Avrupalılara ‘Şu kapatma davasını kına’ diyor. Türk halkının merhametine ve şefkatine sığınacağınıza Avrupa’nın, Amerika’nın merhamet ve şefkatine sığınmayın” diyor.

Genç’in söyledikleri doğru değil mi? Çankaya’daki AKP’li, Suudi Kralı’nın verdiği milyarlar değerindeki hediyelerin neler olduğunu hala saklamıyor mu? Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Genç az bile söylemiş.

Kimi zaman kaçıp gitmek ve uzaklaşmak istiyoruz insanlardan, olaylardan ve bulunduğumuz yerlerden. Oysa içimizdekiler değişmeden sadece sahne farklı olacaktır, oynadığımız tiyatro değil.

Hiçbirimiz hepimiz kadar güçlü değiliz. Bilinçli halktan büyük güç yoktur. Hem devletin yapısını sağlam tutan hem de kendi haklarına sahip çıkan halktan…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: