ArşivGündem Takibi

GÜNDEM TAKİBİ: TÜRKİYE, ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE DİPLOMASİ

4 Mins read

Dünyanın moderleşme uğraşları arasında yer alan sınırları kaldırma yahut görmezden gelme hadisesi bazılarına göre evrenselleştirme bazılarına göre ise küreselleşme (globalleşme) diye adlandırılarak devam etmekte. Bu modernleşme gayesi içinde Türkiye’nin siyasal sınırları yok sayıldığı gibi düşünsel sınırlarının da yok sayılmakta olduğunu görmekteyim. Türkiye genel olarak diplomasi anlayışında aleyhinde olan konuları lehte görmekte, taviz konusunda çok verip az almaktadır. Türk toplumunun “Allah’a çok şükür.” ya da “Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.” anlayışının diplomasiyi de etkilediğini düşünmekteyim.

Ağzımıza bir kaşık bal sürdükten sonra kendi balımızı “Size bu kadar yeter!” anlayışıyla tamamını alıp yeyip bitirip “Zaten içinde fazla yoktu, tadı da o kadar güzel değildi.” bahanesiyle bizi kendilerince teselli etmeleri, bu ve benzeri olayların sürekli devam etmesi beni üzüyor, az biraz da kızdırıyor.

Tek bir pencereden bakıldığında şu anki iktidarı salt ideolojik geçmişlerinden dolayı beğenmeyenler, bugünkü diplomaside boyun eğen iktidarsız iktidarı suçlayacaklardır. Oysaki  Lozan Antlaşması kazançlı sayıldığı takdirde Türkiye Lozan Antlaşması ‘ndan bu yana kararlılıkla girdiği her siyasal toplantıdan çok kayıp az kazançla çıkmıştır. Kısacası Dimyat’a pirince giderken sürekli evdeki bulgurdan olmuştur.

Bu kadar karamsarlığın nedeni nedir diye sorarsanız sizlere bir ay önceki NATO genel sekterliği krizini hatırlatırım. Danimarka başbakanı Rasmussen NATO ülkelerinin birçoğunun desteğini arkasına alarak NATO genel sekreterliğine aday olmuştu. NATO genel sekreteri seçilebilmesi için Türkiye dışında tüm üye ülkeler arasında mutabakat sağlanmıştı. NATO’nun üyeleri arasında halkının büyük çoğunluğu müslüman olan tek ülke Türkiye, karikatür krizinden ve bölücü etnik terör örgütünün propoganda aracı olan ROJ TV’nin yayınının kapatılmamasından dolayı barış ve huzuru sağlamakla mükellef olan NATO genel sekterliğinin Rasmussen’e verilmesinin yanlış olacağını savunmaktaydı. Amerika ve İtalya başta olmak üzere aracı ülkelerin garantörlüğünde ROJ TV’nin kapatılması ve Rasmussen’in, genel sekreterliğinin ikinci gününde İstanbul’daki Medeniyetler Zirvesi’nde tüm müslümanlardan özür dilemesi koşuluyla Türkiye Rasmussen’in genel sekreter olma yolundaki vetosunu kaldırmıştı.

SONUÇ: Ne özür, ne de kapatılma gerçekleşti. Türkiye yine sırtının sıvazlanmasıyla kaldı. Diplomasi karşılıklı tavizlere dayalıdır; yarın çok alabilmek için zaman zaman bugün vermen gerekebilir ancak Türkiye gibi bir ülkenin sadece “ONE MINUTE”le yıllarca oyalanmasını bir genç olarak içime sindiremiyorum.

Her nisan ayında, Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasının garantisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını ve o günkü iradenin bu güzide günü çocuklara armağan etmesinin önemi yerine, bir gün sonra Ermeni Diasporası’nın egemen olduğu ülkelerin 24 Nisan tehcirinde yaşanan faciaları Ermenilere yönelik soykırım olarak mı niteleyeceğini, yoksa “Bu durum bizi ilgilendirmez.” mi diyeceğini konuşur olduk. Diğer deyişle 24 Nisan, 23 Nisan’a ağır basar oldu.

Ermeni diasporasının sözde soykırım iddiasını salt Türkiye’yi dünya kamuoyunda sıkıştırmaya yönelik bir hareket olarak görmüyorum. Bu iddia Ermenistan’ı her ne kadar güçlendirmek istese de Ermenilere ve Ermenistan’a yapılan tehcirin devamına neden olmaktadır.

Ermenistan’ın siyasi sınırlarındaki ülkelere baktığınızda İran, Gürcistan, Azerbaycan (ve Nahçivan) ve Türkiye’yi görürsünüz.

İran’ın Şii müslüman oluşu ve genel itibariyle Ermenistan sınırında Azeri İranlıların yaşaması, bununla beraber Ermenistan’ın Amerika’yla yaklaşması İran’a uzaklaşmasına neden olmaktadır. Diğer bir yandan İran kültürüyle Ermeni kültürü arasında derin farklar ve zıtlıklar vardır.

Gürcistan 2009 Ağustos ayında Rusya ile yaşadığı problemleri Amerika sayesinde çözme girişiminden dolayı Rusya’nın gözaltındadır. Ekonomisi abluka altında, küçük bir ülke olan Gürcistan’ın Ermenistan’a faydası olması pek mümkün olmamaktadır.

Azerbaycan ile Ermenistan’ın şu anki durumu Türkiye ile Ermenistan arasındakinden daha da kötüdür. 1991-1993 yıllarında savaşla işgal ettikleri Dağlık Karabağ’dan çekilmedikleri sürece de bu devam edecektir.

Bölgenin en güçlü ülkelerinden biri olan Türkiye, Ermenistan için tek çıkış kapısıdır. Şu anki küresel krizin de etkisiyle iyice ekonomisi kötüye giden Ermenistan, umudunu Türkiye sınır kapısının açılmasına bağlamıştır. Araya sıkışmış bir ülke konumunda olan Ermenistan, Türkiye’nin gururunu okşamak durumundadır. Sadece Türkiye’nin gururu değil kültürel ve hissi değerlerimiz olan Azerbaycan’ın da istekleri yerine getirilmelidir. Türkiye’nin -her ne kadar Ermenistan ile sıcak ilişkiler kurmak istese de- sadece kültürel ve hissi bağlarla değil, aynı zamanda jeopolitik, stratejik ve hayati enerji bağlarıyla da bağlanmış olduğu Azerbaycan’a rağmen sınır kapılarını açması şahsım adına doğru olmaz. Azerbaycan da bilmelidir ki doğal gaz ve benzeri tehditvari ekonomik yaptırımlarla haklıyken haksız konuma geçmektedir.

Diplomatik bir yarış olan, şarkılardan çok devlet ilişkilerinin yarıştığı, yakında yapılacak olan Eurovision yarışmasında Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ın birbirlerine verdikleri oylar bu üç ülkenin aralarında olan durumu daha da rahat yorumlamamızı sağlayacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: