Naçizane

GÜNEŞE DÖN İKLİMİNİ

2 Mins read
Naçizane

GÜNEŞE DÖN İKLİMİNİ

2 Mins read





Kiraz mevsimini geçeli çok oldu. Ellerini dolduran bir avuç kuru güz yaprağından geriye kalan bir avuç yoksunluk... Monologlardan miras bir sandık dolusu günce şimdi zaman ve inemediğimiz suların, delemediğimiz dağların ardında bir yitik sözcük. Tutamadığım kalemimin sapına dolanan sarmaşıkların aralığından sızan ışıkta tek kadeh, kızıla çalar. Soğuk iklimlerden avuç avuç karlar doldurdum kavanozlara, zambaklardan birkaç gözyaşı, mercanlardan kanıma dökülen kan… Senden kalan ve sana kalan bir usul yolculuk şimdi günbatımı. Uzun zamanların vermediği huzuru aramaktan yorulmuş devler ve cüceler şaha kalkmış, prensesler kaçarken… Masalları yalanlayan, dünya kölesi olmuş emri vuranlar… Sokakları aşmadan şehirler geçmiş ve şehrin ışıklarından bir solgun çocuk parkı kalmış geride. Dalga sesleri seni vurmuş, soluğunu ve gecelerce bana inandırmaya çalıştığın duaları, denize inanırım umuduyla…Tutunamadığım dallar kırıldı duasız, "aminsiz" sözcüklerle ve kalem düştü. Günler biterken senden yoksun senden buruk, senden ziyanla… Senden arta kalan birkaç savruk baharda açması umuduyla beklediğim birkaç goncadan, zambaklardan emanet, gözyaşları kaldı.

Şimdi şubat sonu, İzmir suskun ve dalgın. Dinlenemeyen bir yorgun ışık seli kış burada. Sayarak tüketemediğimiz günlerin perdesinde sebepsiz bir bekleyiş hepimizde ayrı ayrı. Doldurmak için saydığımız dakikaların sonunda nereden geldiği belirsiz bir final… Maratonu tamamlayamadan dizlerini yaran küçük kız çocuğu ve esintilerden vuran kırık aynalarda yansıması… Vurgun yediğim sularda, suya yazı yazmak… İnadına aynı yollara iz bırakma ihtiyacı… Eskiyen duaları yenilemek için adanmış birkaç gariban kelimeden yansıyan ayna… Zeytin dallarının tıka basa doldurduğu toprağın çocuklarının güneşe kalkan avuç ayalarındaki düş olmaktı gün ve perçinlemekti mevsimleri katmer katmer renkle. Şimdi uzun ve tükenmez bir yolculuk sende benim zamanım. Dalgalarını düzleştiremediğimiz çizgilerimden yol yapmak kendine, yaralarımdan gözlerime inmek ve kabul etmek içimdeki atlasın puslu yollarında keşfe çıktığın zamanı…

İklimimde özgür, yelelerini savuran atların gölgesine düşmeden, güneşe uzanacağını bilerek ilerliyorum bu coğrafyada. Güneş bir adım arkamda, karlı dağların tepesindeki düşlerden bir bahar akşamı yazdım sana, turuncudan mora çalan bir günbatımının düş kırgınlarıyız…

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: