Naçizane

HANGİMİZ MASUMUZ ?

2 Mins read
Naçizane

HANGİMİZ MASUMUZ ?

2 Mins read

Biz kimiz sorusuna ve buna dair çeşitli kuramlara her yerde rastlıyoruz. Kapitalist düzende cevap üretenler ve tüketenler. Bir de tükettirenler var. Yaratıcı ekip. Onlar da popüler kültürü, onun yarattıklarını tüketmekle meşgul olan üreticiler. Peki biz ne kadar masumuz ya da hangimiz masum?

     Misal, Keban-piliç markası (tamamen uydurmadır) kuş gribi döneminde çok büyük zarara uğruyor. Bu firmanın ihmalinden kaynaklanıyor ve bir halkla ilişkiler ve reklamcılık şirketinin telefonu çalıyor. "Sarphan bey lütfen bizi bu durumdan kurtarın." Cevap gözlerdeki çizgi filmlerden fırlama dolar işaretinin belirmesi ve tilt! "Pek tabi efendim x milyon dolar.". Bu bilmem kaç milyon dolar içimizden birini satın almak için. Bu bazen güvenilir bir haber programcısı oluyor bazen de bir kadın programcısı, pek kıvırcık saçlı ama güvenilir gibi. İsmini vermekten çekinmediğim Deniz Feneri Derneği’nin Uğur Arslan’ı bir pop idol olarak yaratması ve Deniz Feneri’nin iyi kalpli imajı olarak pazarlaması gibi aslında her şey. Olaylar belgelendiği ve Deniz Feneri Avrupa’da tekmeyi yediği için böyle rahat konuşabiliyorum. Bu arkadaş da firmanın imajını o tok ses tonu ya da alışılmış cümleleriyle tazeliyor.

     Bir ay sonra reklam veren (tüketici) tarafından susturulması yakın Emin Çölaşan’vari bir araştırmacı yazar Keban-Piliç’in ipliğini pazara çıkarıyor. Aynı yazarın köşesinde iki gün sonra çok hukuki bir tekzip, muhtemelen manipülasyonla dolu… O gazeteci birkaç gün sonra yol verilmiş bir gazeteci oluyor. Hakkını arıyor, çıkarlarını o karşı çıktığı gazetesinin koruduğu hükümetin elinde olan yargıda. Tabi ala ala takipsizlik kararı alıyor.

    Bu ülkede zaten ne kadar hırsızlık, iki yüzlülük varsa takipsizlik kararı alıyor. 20 ytl’ye çocuk işçilerce yapılan ürünler birer hayat stili gibi reklamlarda pazarlanırken o buzdolabını alanın doksan-altmış-doksan bir hizmetçisi olacakmış gibi davranırken relamdakiler, elbette işler zora giriyor. Tüketici "Al anam al." moduna giriyor ve satın almak için daha çok üretiyor. İşte reklamcılar burada haklı olduklarını savunuyorlar: "Biz olmasak o adam yeni bir çamaşır makinası almak için bir günde daha fazla çakmak üretmeyecek, yerinde sayacak." İlk görüşte mantıklı olan bu şey günde 19 ytl’ye çalışan bir işçinin emeğinin karşılığını almadığını düşününce adaletsizliği meşru kılan bir faktör olarak çıkıyor karşımıza.

    Her şeye rağmen hiçbirimiz tamamen masum değiliz. Ancak tabi ki tüketici sanıldığı kadar suçlu değil. Tüketicinin taleplerinde bir eksiklik yok. Tüketmeyi bilen bir toplum eğitmek tabii ki zor, hele bizim gibi liberalizmin kanatlarına tutunmaya çalışan bir 2. dünya ülkesinde. Zor, herkese göre değişir zor. İşine gelmemek Türk insanının zorudur. Kurtuluş Savaşı’nı atlatmış bir halk için zor kavramını düşünemiyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: