63. SayıNaçizane

HİSLENEN HİKAYELER

2 Mins read
63. SayıNaçizane

HİSLENEN HİKAYELER

2 Mins read

Ben hikayeler yazıyorum. Uzunlu kısalı hikayeler. Kimi sadece birkaç cümleden ibaret oluyor. “Hasan hasmının husumetinden çekmemişti hocasından çektiği kadar. Evvela parasını kaptırmış, sonra mahalle kahvesinde alemin önünde galiz küfürlere maruz kalmış, nihayet bir araba dayak yemişti. Ne ki bunların hiçbiri hocasının onu kopya çekmekle itham etmesi kadar yaralamamıştı.” mesela. Bu benim kısacık hikayelerimden biri. Gerçi buna hikaye diyecek çok fazla insan bulacağımı sanmıyorum. Ben de kendim için yazıyorum böyle hikayeleri. Ara ara dönüp okumak hoşuma gidiyor. Başkalarının okuması için yazdıklarım daha uzun oluyor. Yirmi otuz sayfayı bulanlar da oluyor içlerinde. Halit Ağa’nın kızı Hatem ile marabadan Hafız’ın aşkını anlattığım hikaye onlardandır örneğim. Onu burada yazamam zira yazının odağı kayar.

Hikaye yazmayı seviyorum. Hikaye yazmayı iki sebepten ötürü seviyorum. Hikayeler bana sınırsız olanaklar sunuyor. Ömrüm boyunca yaşamayacağımı bildiğim mutlulukları, heyecanları, kimi zaman üzüntüleri yaşamış gibi hissetmemi sağlıyor. Hiçbir zaman atmosferin dışına çıkamayacağımı biliyorum; baba olamayacağımı, Honolulu’ya gidemeyeceğimi, Grand Slam finali oynayamayacağımı, banka soymayacağımı, adam öldürmeyeceğimi, hayat kurtaramayacağımı biliyorum. İşte hikayeler bana bu saydıklarımı ve daha nicesini yaşama olanağı sunuyor. Elbette bizzat kendi başımdan geçtiğinde hissedeceğim gibi hissetmiyorumdur hiçbir durumda, ama bir hayli keyif alıyorum. Üç boyutlu film izlemek gibi biraz. Gördüğün hiçbir şeye dokunamayacağını biliyorsun, lakin her şey gözünün önünde olanca canlılığıyla cerayan ediyor.

Ben hikaye yazmayı yaşamadıklarımı yaşamış gibi hissetmek için ne kadar seviyorsam hissettiklerimi anlatabilmek için de o kadar seviyorum. Düşündüklerimi hikayelerde anlatmayı sevmiyorum. Düşündüklerimi hiçbir biçimde anlatmayı sevmiyorum. Hiçbirinin gerçekte bana ait olduğuna inanmadığımdan olsa gerek. Hissettiklerimse bana has. Herkesin özgün bir düşüncesi yok belki ama herkesin şahsına münhasır hisleri var. Bazı insanlar eylemle anlatıyor hislerini. Hislerinin gereğinin ne olduğuna kaniyse ona göre harekete geçiyor. Bazıları resim yapıyor. Aynı manzarayı resmeden iki insanın farklı resimler yapmasının sebebi manzaraya karşı farklı hisler beslemeleri oluyor herhalde. Kimileri beste yapıyor. Kah hareketli kah ağır aksak melodiler oluşturuyor. Şiir yazanlar var. Benim hiç anlamadığım türlü türlü imgeler tercüman oluyor hislerine. Böyle böyle daha pek çok yolu var insanoğlunun hislerini anlatmasının. Ben eyleme dökemiyorum hislerimi, pısırığın tekiyim. Bırakın resim yapmayı imzamı bile doğru düzgün atamıyorum. Bir udum var, iyi kötü tıngırdatıyorum ama aşk ile çaldığım bestelerin nasıl yapıldığına dair en ufak fikrim yok. Kelimelerle uğraşmayı sevsem de şiirin dilinden anlamıyorum. Ben de hislerimi hikayelerle anlatıyorum.

Ben hikaye yazıyorum, severek.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: