Naçizane

İRAN İSLAM DEVRİMİ VE TÜRKİYE

5 Mins read
Naçizane

İRAN İSLAM DEVRİMİ VE TÜRKİYE

5 Mins read

İran’da İslam Devrimi 14 Ocak 1979’da gerçekleşti. İran İslam Devrimi denilen bu devrimin meydana gelmesi elbette ki bir günde, bir haftada, bir ayda, hatta bir yılda olmamıştır.  Adım adım ilerleyen bir uygulamalar zinciri ile İran halkının Şah yönetiminden soğuması sağlanmış, gerçek yüzler ve amaçlar halktan gizlenerek İran halkına cumhuriyet yönetimi getirileceği vaat edilmiş, halkın devrim ile birlikte daha geniş özgürlük ve haklara sahip olacağı düşüncesi aşılanmıştır.

30 yıl önce onlarda da bizde konuşulduğu gibi, İranlı solcular, demokratlar, milliyetçiler, liberaller, dinciler tarafından darbe ve şeriat benzeri sorunlar tartışılıyordu. Onlar mollaların demokrasi ve özgürlük getireceğine inandılar. Humeyni’nin onlara vaatleri; demokrasi, fikir özgürlüğü, siyasal özgürlük, kadınlara eşit haklar ve giyim serbestliğiydi. Şah devrildikten sonra mollaların ülkeyi yönetmeyeceklerini, bu vaatleri gerçekleştirip camiye geri döneceklerini zannetmişlerdi. Yanıldılar. Şah, İran’ı terk etti ve karanlık devrim harekete geçti.

Tahran’da büyük mitingler yapıldı. Mitinglerde solcu ve liberal şehitlerin resimlerini taşıyanlar mollalar tarafından dövülüyordu. Bu olayın üzerinde pek durmadılar. Ertesi gün yakalanan bir hırsızın mollalar tarafından kurulan İslam Mahkemesi’nde yargılanıp kamçı cezasına çarptırıldığını öğrendiler. Bunu da ciddiye almadılar. Şarap ve bira fabrikaları ile sinemaların yakılıp yıkılmasına da ses çıkarmadılar. Onlar bu olanları umursamazken mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda okuyamayacakları, birlikte spor yapamayacakları, kadınlara örtünme zorunluluğu gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı. Onlar olanları hala geçiş sancısı olarak görüyorlardı. Kitabevleri ve gazete bayileri yağmalanıp ateşe veriliyordu. İnsanlar idam ediliyordu. Uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyor, alkol içenler kırbaç cezalarına çarptırılıyordu.

Toplum hızla dincileştiriliyor, alınan kararların ardı arkası kesilmiyordu. Kızların evlenme yaşı 13’e düşürüldü. Parfüm, saç boyası, ruj gibi kozmetik malzemelerin yurda girişi yasaklandı. Demokrasiden, özgürlükten bahseden Humeyni, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti. Mollalar referandumu gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: “İslam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”. Halkın yüzde 65’i okuma yazma bilmiyordu. Aydınlar bu oyunu biliyorlardı, ama özgürlükler ve demokrasi ile kandırılarak buna da karşı çıkmadılar. Bazı küçük kesimler bu oyunu boykot etti. Ancak referandum sonucunda “evet” diyen 20 milyon, “hayır” diyen ise sadece 140 bin kişiydi. Mollalar bu sonuçlardan sonra basını ele geçirdiler, muhaliflerin sesinin çıkmasına izin vermediler, güçlendikçe saldırganlaştılar. Muhalif gazeteleri kapattılar, muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar. İş işten geçmişti. Geçmişte demokrasi, bağımsızlık ve özgürlük için ayaklanan halk artık korkuyordu. Artık muhaliflere değil konuşma hakkı, yaşam hakkı bile verilmiyordu. Cezaevlerindeki tutuklu kızlar ailelerinden doğum kontrol hapından başka hiçbir şey isteyemiyorlardı. Bakirelerin ölünce cennete gideceği inancı nedeniyle, suç işleyen bakire kızlara işledikleri suçlar nedeni ile cennete gitmemeleri için idam edilmeden önce hapishanelerde tecavüz ediliyordu.

İran, İslam Devrimi’nden önce medeniyet içindeydi. İran bu şartlarda bir ülke değildi ve bu hale geleceğini hayal bile edemiyordu. Onlar Avrupa’yı geçmişler, Amerika’yı bile beğenmez olmuşlardı. Geniş otobanlar, parklar, müzeler, tiyatrolar, gösteri salonları, sinemalar, modern ve şık mimarisiyle devlet daireleri, petrol şirketleri… Medeniyet adına ne varsa hepsi Şah döneminden kalmaydı. Şah döneminde tek eksikleri Şah’ın kararlarını eleştirebilecekleri siyasal özgürlüktü. Onlara vaat edilen bu özgürlüğü elde etmek isterken, yemek, içmek ve giyim özgürlüğüne kadar tüm özgürlüklerini mollalara elleriyle teslim ettiler. Büyük güç olan dinin, ahlakı düzelteceğine ve toplumu olması gerektiği gibi düzenleyeceğine tüm benlikleriyle inanmışlardı. Aldatıldılar.

Geçmiş yıllarda ülkemizde “Türkiye Malezya olur mu?” şeklinde tartışmalar olmuştur. Tam yanı başımızda duran İran örneğinde ise soru şu olmalıdır: Türkiye, İran’a benziyor mu? Benzemez diyenler yanılıyorlar. Ülkemizde gerçekleşen tarihi ve siyasi bazı olaylar İran ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin İran’a tıpatıp benzediği ortadadır. Gerçekleri ve geleceği görmek, tehlikelerin farkında olabilmek tarihsel bir bilgiye sahip olmakla mümkündür.

İran’ın bu karanlık devrim tarihi Türkiye’ye ders olması gereken bir olaydır çünkü şeriat İran’a demokrasi ve özgürlük vaatleriyle gelmiştir. AKP döneminde Türkiye’de türban konusundaki süreç, İran İslam Devrimi’nin tarihi olan 14 Ocak’ta Başbakan Erdoğan’ın, üniversitelerdeki türban yasağı konusunda İspanya’da değerlendirmelerde bulunması ile başlamıştır. AKP’nin türban yasası özgürlük ve demokrasi palavralarıyla TBMM’den geçmiştir. Daha sonra iptal edilen türban girişimi sadece bir başlangıçtır. Son darbe anayasa değişikliği ile indirilecektir.

Fethullah Gülen hareketi Türkiye’de devlet haline gelmeyi hedeflemektedir ve AKP iktidarından bu yana ülkenin laik ve demokratik yapısı bozulmuştur. Gülen hareketi Türkiye’de polis gücü, ordu, yargı, eğitim ve devletin diğer bütün kurumlarına sızmış ve AKP ile birlikte Türk toplumunu kullanarak İslamcı yeni bir devlet kurmaya çalışmaktadır. Bürokrasi ele geçirilerek Türkiye’nin temel kimliği değiştirilmiştir. Devletin içinde terörist faaliyetlerde boy gösterebilecek kadar büyük bir silahlı örgütlenme sağlanmıştır.

AKP, totaliter İslamcı devleti için bugüne kadar yasal olarak yapabileceklerini gerçekleştirmiştir, şimdi ise Ergenekon yalanı ile tüm muhalif düşmanlarını aralarına suçlu insanlar karıştırarak temizlemeye çalışmaktadır. İran İslam Devrimi’ndeki gibi muhalif televizyon kanallarının sahipleri, sunucuları, yöneticileri, yazarlar, sendikacılar, profesörler, askerler, gazeteciler, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri birer birer susturulmaktadır.

Günümüzde yaşananlar Türkiye Cumhuriyeti’ne, Atatürk devrimlerine ve ilkelerine ihanet etmek amacı taşımaktadır. Dini, kirli emellerini gerçekleştirmek, siyasi güç kazanmak ve paraya hükmetmek için kullanıp İslam’a ihanet eden bu ahlaksız oyun bozulmalıdır. 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: