İTİBAR

2007 yılının gündemini en çok meşgul edenlerden biri de Türklüğü, Cumhuriyet ve kurumlarını alenen aşağılayanların cezanladırılmasını öngören 301. maddedir.

Özellikle Hrant Dink cinayetinden sonra anayasadan çıkarılması ya da hafifletilmesi üzerine birçok ülkeden eleştiri ve -yine bu maddeye göre yargılanması ve sonunda ceza olması tabi olan- aşağılamalar yapılmıştır.

 

Hrant Dink’in öldürülmesi Türkiye için büyük bir kayıptır, büyük kayıp olmasının benim için nedenleri vardır. Nedenleri arasında Türkiye için önemli bir düşünür olması ön sıradadır. Farklı inanç ve etnik yapıya mensup olsa da Türk Milleti’nin bir ferdi olması kaybın önemini artırmaktadır. Böyle bir düşünürün sadece öldürülünce ve binlerce yazısı arasından sadece yargılandığı bir yazıyla halka tanıtılması üzücüdür.

 

Hukuk devletinde kişilerin şahsa ve kuruma dava açma yetkileri mevcuttur. Sosyal sorumluluk anlayışına göre dava açanlar hem yüce mahkemeleri meşgul etmemek hem de yargılanacak kişinin kişilik haklarını sarsmamak adına sağ duyulu davranması gerekmektedir.

 

Asıl sorun davanın açılması ya da davalının 301. maddeden yargılanması değildir. Sorun yargıya intikal etmiş bir sorunu basın ve bilgi alma özgürlüğü adı altında; yargıya müdale, davalının kişi ve özgürlük haklarına saldırı haline getirerek kamuoyuna sunmaktır.

En büyük sorun ise devletin kurumu olan yargının verebileceği kararları halkın vermesi ya da tüm halkı içine katmadan kendini devlet zanneden zavalcıkların vermesidir. Kaldı ki ölüm cezasını, Türkiye Cumhuriyeti Anayası’nda yok iken yani yargı bile böyle bir karar veremezken kendini milliyetçi, ülkenin özgürlüğünü sağlayacağını iddia eden serseri cuntasının vermesi ne kadar tabii olabilir.

 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın açıkça ve altı çizilerek belirtilen Türk tanımının birleştirici unsurunu hiçe sayarak, ağır ve büyük bir yük olarak gördükleri Türk kelimesi 301. maddede Türklüğü, Cumhuriyeti veya kurumlarını alenen aşağılamasının yer alması ülke içinde ve dışında birçok kişiyi rahatsız etmektedir.

Rahatsız olmalarının en büyük nedenlerinden biri bilgili olup bilinçsizlikle suçladığım, demokratik olduğunu iddia ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin bahsi geçen konularda eleştiri yapmalarının yasaklandığına yöneliktir. Bilinmelidir ki 301. maddenin son fıkrasında “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” diye özellikle belirtilmiştir.

Eleştirmenin Antik Yunan’da bir sanat olarak icra edildiğini ama takvim yaprakları birer birer koparıldığında bu sanatın da değerinin yitip gittiği aşikardır. Hala hakaret ile eleştiriyi, fikir hürriyeti ve konuşma hakkı ile kişi hak ve özgürlüğünü ayırmış değiliz.

Bir devletin parası, toprağı, askeri gider tekrar bir şekide gelir ancak itibarının yerine gelmesi mümkün değildir bunun nedeni kişilerin görüşlerini özellikle kalıplaşmış olanlarının görüşlerini değiştirmenin zor olduğu bilinir. Orta Çağdan sonra yayılan Fransız ihtilalinden sonra basılan ansiklopedi de Türk ‘ün karşılığının barbar olması ya da Mavi Kitap diye anılan kitapta sözde Ermeni soykırımının ele alınması hala Türkiye’nin itibarında derin çiziklerdir.

Üzücü ve kızdırıcı olan, vatanın koruyucusu olduğunu iddia edenlerin ve milliyetçi geçinenlerin farklılık göstermekten hoşnananlara göre Ermeni ve Hristiyan olan ama herkesin bizden biri olduğunu bilmesi gerektiği Hrant Dink’in ve Türkiye’de yer alan çeşitli millet ve din grubunun temsilcilerine yani misafirlerimize, dini inancı ve etnik grubu ne olursa olsun milletimizin fertlerine yapılacak herhangi bir müdale hem üste saydıklarımın gözünde hem de dünya gözünde Türkiye’nin itibarına atılacak bir çiziktir.

Türkiye’nin yargı sonucu ceza verecek kurumları vardır. Bunu “dinim, devletim ve millettim adına yaptım” bahanesine tahammül edilemez. Zaten Türkiye Cumhuriyeti yargı kurumları da buna tahammül etmiyor, görevini yapıyor.

Devletin kurumları arasındaki ilişkiler hasarlıdır ve sorunludur, sadece aralarında değil kendi içinde de sorunları ve hasarları vardır. Bu konuda değiştirilmesi ve yamanması gerekenler umarım en kısa sürede gerçekleşir.

Bir ülkenin tüm kurumlarıyla hem halkı hem de dünya gözünde saygınlığı mühimdir. Bu ancak devletin halkına, halkın da devletine sahip çıkmasıyla sağlanabilecektir.

 

Bir Cevap Yazın