65.SayıNaçizane

İZLE KENDİNDEN GEÇ ~ 3

2 Mins read
65.SayıNaçizane

İZLE KENDİNDEN GEÇ ~ 3

2 Mins read

        İzle Kendinden Geç adlı yazı dizimin son dizisini yayımlamış bulunuyorum. Siz okurlarıma faydalı olabilmiş olmayı umuyorum. Keyifli okumalar diliyorum.

        Bilinç altına iletiler, telkinler yollamanın bir diğer yolu da sanal reklamlar. Bir çok filmde, dizide, futbol müsabakasında koltuğumuza kurulup ekranı izlerken “İzlemiş olduğunuz bu filmde/dizide/müsabakada sanal reklam uygulaması vardır.” ibaresine rastlamışsınızdır. Peki bunun anlamı ne diyebilirsiniz. Sanayi Bakanlığı sanal reklamı şöyle tabir ediyor: “Sanal reklam, hukuken kullanımı meşru görüntülerin canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan, muhtelif unsurları reklam amacı ile halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntülerdir.” Televizyon izlerken , futbol müsabakalarında seyircilerin üzerine gelecek şekilde gösterilen reklamlar, film ya da dizi izlerken olmayacak yerlerde reklamların konulması hep sanal reklam uygulamalarıdır. Bir filmdeki 25. karelerin normal şartlarda görünmesi mümkün değilken, bilgisayar ortamında belli program aracılığyla mümkün olabiliyor. Bunun için inceleyeceğiniz filmi bilgisayarına kaydedin. Mediaplayler ile izlerken film sahnelerini 1/16 yavaş izleme modunda, “klocodec” ile izerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üçkez tıklayıp filmi en yavaş moda getirerek her saniyeyi yaklaşık beş saniye de izleyebileceksiniz.  Böylelikle her karedeki ayrıntıyı rahatlıkla görebileceksiniz. Deneme yapmak isterseniz ödül almış filmleri tavsiye ederim.

        Bu kadar söylemden sonra bilinç altına yönelik görsel ve işitsel yayın yapmanın, reklamlar yapmanın yasak olup olmadığını sorgulamamız gerekmez mi? Tabi ki gerekir. Konuyla ilgili olarak RTÜK: ” Teknik cihazlar vasiıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinç altı ile algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlama yapmıştır. Yasalarımız tüketiciyü koruma adına yasal düzenlemeler yoluna gitmiştir. 3984 sayılı yasanın 20. maddesinde: ” Reklamalrın, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edebilecek ve görsel ve işitsel bakımadan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, bilinç altı ile algılanan reklamara izin verilmemesini” hükme bağlamıştır. Yine Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri ile Reklam Gelirleri Üst Kurul Payların Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre: “Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj vereni eloektronik aygıt veya bşka bir araç kullanarak veya yapıların ne olduğu konusunda izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyeckleri bir biçime sokarak, blinç altıyla algılanmasını sağlayacak reklamlar ya-sak-tır.!

        Yasada, yönetmelikde durum açıkça anlatılmış. Buna rağmen televizyon halen evlerimizde baş köşede baş rolünü oynamakta. Eskiler bilri mi desem artık, önceden bir televizyonu evimize alamazken şimdilerde bir televizyon az gelir oldu. Çünkü evin beyi kendi programını izlerken, evin hanımı ve çocuğu da kendi programlarını izlemek isteyecektir. Bu sebeple bir televizyon yetersiz gelmeye başladı. Bunun yanında da aile bağlarında muhabbetin eksikliğinden kaynaklı gevşemeler de meydana gelmekte. Tüketici toplumuna dönüştürüldük ya artık normal bir televizyon yerine devasa boyutlarda dev ekranlı televizyonları tercih eder olduk.

        Artık uyanmalıyız. Televizyonları gerektiği gibi kullanmalı, bilinç altına hücum etmeyen programları tercih etmeli, izlemeli ve izletmeliyiz.

        Sağlıcakla kalın…

About author
28 Ekim 1987 Şanlıurfa doğumluyum. Beş kardeşin birincisiyim. Babam memur annem ev hanımıdır. Kahramanmaraş'ta ikamet ediyorum. Kamu Kurumunda çalışıyorum. Yazı yazmayı ve Fotoğraf çekmeyi severim. Kitap okumayı, Araba sürmeyi, Yüzmeyi, Sinema İzlemeyi severim. Ayrıca Futbolu da çok severim. Hedefleri olan birisiyim. İlerisi için düşündüğüm bir çok şey var. Hedeflerime ulaşma çabasında olan biriyim. Sanırım yeterli olmuştur bu kadar biyografik bilgi :)
Articles
Related posts
70. SayıNaçizane

BEYNE NASIL FORMAT ATILIR?

3 Mins read

            Beyne format atılır mı? Bu nasıl olur? Aynı senin sorduğun gibi bu soruyu kendime sormuştum. Beyne format atılabilir mi ki? Ney yani kafamızı bir yerlere çarptırıp zeka kaybına uğramamız, daha sonra da boş zekayı tekrardan doldurmamız mı gerekiyor? Nasıl olacak bu iş?

            Sevgili okurum, öncelikle beyin  hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılması mümkün değil. Zaten format dediğimiz olay da tamamen silmek ya da format sonrası boş bir belleği sıfırdan doldurmak da değil. Bir bilgisayara bile format attıktan sonra bazı bilgiler geri getirilebiliniyor. Bu da bilgisayar belleğinde bile bilgilerin unutulmadığını ve tamamen silinmediğini, silinse bile kısmen silindiğini bize gösteriyor. O zaman sürekli format atmanın da bir anlamı yok.

            Aslında format atmamızdaki temel amacımız her şeyi sıfırlamak, resetlemek, yeniden başlamaktır. Ama hiçbir format atma işlemi sıfırlama yapmadığı gibi sıfırdan da başlatmaz. Format sonrası belli bir kalıp belleğe yüklenir ve bu yüklenen kalıpla yeniden başlanmış olunur. İnsan ve hayvan beyinlerine gelince, insan beyni hayata sıfırdan başlar, hayvan beyni belli şeylerin Allah tarafından yüklü olduğu bir kalıp bilgi ile başlar ve bu yüzden hayvanlar dünyaya gelir gelmez yürümeyi bilir, yüzmeyi bilir. İnsan beyni yaşayarak öğrenir, hayatı tecrübe edinir, hayvan beyni çok az tecrübe edinir ve ilk başta yüklü olan kalıp bilgisine de pek bir şey eklemez. Yani bu farklardan yola çıkılarak insan beynine format atılamayacağını söyleyebiliriz.

            Bu beyne format atma konusunu da nerden çıkardın diyebilirsin. Aslında koynu ben değil bndan yaklaşık dört sene kadar önce “Beyin Gücü” adlı dergi çıkartmıştı. O zamanlar dergiyi takip ediyordum. Derginin son çıkan sayısını aldığımdan her insanın dikkatini çekebileceği gibi benim de dikkatimi çeken bir başlık gördüm. “Beyne Format Atılır mı?” bu başlık aynı zamanda derginin orta yerinde “Ayın Konusu” diye yayımlanmıştı. Merakla ön sayfaları es geçip, orta sayfayı açıp oradan dergiyi okumaya başladım. Okumaya başladım ama benim yazımdaki başlık gibi başlığı attıktan sonra konudan uzak şeylerden bahsedilmeye başlanılmamış bir yazı gördüm. Hevesim kırılmasın diye kendimi avutmaya başladım, herhalde bir sonraki paragrafta konuya girer diye söylenip durdum. Bir paragrafı okudum, bir tane daha ve bir tane daha, sonunda “Ayın Konusu”nun son bulduğunu gördüm ve kendime yazının başında olduğu gibi soru sordum: “Beyne format nasıl atılır ki?” Sevgili yazar nasıl bir başlık atmış dedim kendi kendime. Bu düpedüz insanları kandırmaktan başka bir şey değil dedim. Sonra bu yazara bir e-posta attım. Dedim ki: Sevgili yazar, ben derginizi takip eden bir okurum. Bu sayınızda gözüme ilginç bir konu ilişti “Beyne format atılır mı?” diye. Hemen okudum ama ne göreyim, başlığınızla konu arasında çoook büyük uçurum var, hatta hiçbir bağlantı yok. Şimdi size soruyorum “Beyne format atılır mı?” Eğer atılıyorsa bunu bana cevap olarak yazınız, yoksa derginize itibar etmeyip bir daha almayacağım. Dört yıldır cevap bekliyorum. Belki cevap gelir umuduyla J

            Sevgili okurum, bu sorunun cevabını dört yıl aradan sonra ben vermek istiyorum. Beyin hiçbir şeyi unutmadığı için beyne format atılmaz. Bu dediğim özellikle insan beyni için geçerlidir. Ancak Yüce Allah biz insanları yaratırken güzel bir özellik vermiş. Bunun adı “unutmak”. İnsan gördüklerinin, duyduklarının ve okuduklarının belirli bir oranını unutur. Unutmaması için tekrar etmesi gerekir. İşte insan oğlu yaşadıkları arasından hangisinin tekrarını yapmıyorsa her geçen gün yaşadığı ansını unutmaya başlar. Bir kişi bir yakınını kaybettiğinde hiçbir zaman ilk yaşadığı acıyı başka bir zaman yaşamayacaktır. Bunun tekrarı da mümkün olmadığından bu acıyı gitgide unutacaktır. Çünkü beyin tekrarsız bilgiyi unutur.

            Eğer sen de beynine format atmak, her şeye sil baştan başlamak istiyorsan, yaşadığın kötü anılarını, iyi anılarını hatırına getirmeyip tekrar etmeyerek unutabilir, beynine format atabilirsin.

            Bir sonraki sayımızda ve yazımda buluşmak ümidimle. Hoşça kalın.

69. SayıNaçizane

EMPATİNİN AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ ÖNEMİ

2 Mins read

Antipatinin zıt anlamlısı olan empatinin tanımını yapacak olursak, empati; bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kısaca kendini karşıdaki kişinin yerine koyarak o kişinin duygu ve düşüncesini anlamak, hissetmek diyebiliriz. İslam dininin de bu noktada Müslümanları empati yapmaya yönelttiğini biliyoruz. Empatinin tanımıyla bağlantı kurulabilecek atasözlerimiz de mevcuttur. Bilemiyorum çoğu kez kullanıp da empati ile ilişkilendirmiş miyizdir? Mesela “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.”, “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.” gibi atasözlerimiz hep empatiyle alakalıdır. Siz şimdi kendinize iğneyi batırıp iğnenin verdiği acıyı anladıktan sonra başkasına da herhalde çuvaldızı batıracak değilsiniz. Affedersiniz ama “Eşekten düşenin halini eşekten düşen anlar” sözünü de söylemeden geçmek istemiyorum. Eşekten düşmenin vermiş olduğu acıyı ancak bu konuda acıyı tecrübe edinmiş bir kişi bilebilir.

Empati kavramı aile içerisinde bireyler arasında kullanılırsa güçlü olan ailevi bağların daha da güçleneceği düşüncesindeyim. Şöyleki hiç bir aile büyüğü ya da aile ferdi bir diğer aile bireyinin zarar görmesini istemeyecektir. Bir baba ya da anne evladının hata yapmasını istemez. Bu bağlamda bir konu ile ilgili tecrübe sahibi olan aile bireyi küçük olsun büyük olsun fark etmez, aynı tecrübeyi yaşama noktasında diğer aile bireyine yardımcı olacaktır. Bu yardımın olumlu sonuçlandığını gören kişi de kendisine yardımı dokunan aile bireylerine daha fazla muhabbet duyacaktır. Konuyu şöyle örneklendirebilirim:  Bir öğrenci bir hocanın tecrübesinden yararlanrak bir işi başarır da hocaya saygısı sevgisi daha da artmaz mı, artar kanısındayım. Empatinin aile bireyleri arasında da uygulanması bu noktada ailevi bağların kuvvetlenmesine katkı yapacaktır. Aile bireyleri empatik tutum ve davranışları içerisinde karşıdakini dinlediğinde ve anladığında, dinleyen ve anlayan kişi için ortak ve anlamlı yaşantı sahası doğacaktır. Empati terapinin dışında her türlü ilişki biçiminde insanlara gerekli bir tutumdur.

Son olarak bir halk masalıyla empatiden bahsetmek istiyorum. Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “korkumdan kırk kantar yağım eridi” dermiş. Bir gün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?”. Bunun üzerine göğsü kınalı serçe şu cevabı vermiş: “Herkesin kendine göre dirhemi ve kantarı var, siz ne anlarsınız.” İşte halk masalından da anladığımıza göre herkesin kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Bizim de karşıdakinin bakış açısını yakalamamız onun duygularını anlamamız demektir. Bu empatinin gereğidir.

Sempatik ve empatik olmanız dileklerimle.  Sağlıcakla kalın.

68. SayıGündem Takibi

EUROVİSİON ÇILGINLIĞI

3 Mins read

Her yıl düzenlenen ve yarışmaya katılan ülkelerin bir sanatçı seçip yolladığı bir şarkı yarışmasıdır Eurovision. Her ülke kendi diliyle şarkı yapıp katılabiliyor bu yarışmaya. Fakat anlam veremediğim bir konu var. O da çoğu ülkelerin ya kendi dilini bırakarak dünya genelinde ağırlıkla kullanılan diller olan İngilizce, İspanyolca gibi dilleri kullanarak ya da hem kendi dilleri hem İngilizce karışımı bir şarkı yaparak yarışmaya katılmalarıdır.

Bu yarışma her ülkenin kendi diliyle yaptığı şarkıyı iyi bir sahne performansı da sergileyerek oy verecekleri etkileme şeklinde devam eden bir yarışma mı? Ben mi yanılıyorum acaba? Eurovisioan şarkı yarışması yerine İngilizce Sözlü Şarkı Yarışması denilse yeridir. Çünkü yarışmaya katılan sanatçıların büyük çoğunlu sözleri İngilizce olan bir şarkı ile yarışmaya katılıp yarışıyorlar. Evet evet bu yarışmanın adı değiştirilmeli(!).  Sözlerinin tek dile indirgenmesini geçtim, ülkelerin oylamalarında da bir şaibe olduğunu düşünüyorum. Zaten bu yarışmanın son 3-4 yılını izleyen bir kişi bunu fark edecektir. İskandinav ülkeleri buna Rusya, Belarus ve Ukrayna’yı da dahil etsem Kuzey ve Doğu Avrupa ülkeleri performansı ne olursa olsun bir şekilde en yüksek puanları kendi aralarında paylaşmış durumdalar. Aynı şekilde Balkan ülkeleri de bu duruma dahil ve onlarda kendi aralarında puan dağılımında sabitler. Bize gelecek olursam ne biz ne de Yunanistan ve G.Kıbrıs Rum Yönetimi birbirimize komşu değilmişiz gibi bir durum mevcut ortada. Performans iyi olsa da Türkiye, Yunanistan ve G.K.Rum Yönetimi puan konusunda pintiler. Programın sonundaki oylamaların açıklanması kısmına gelince sunucu  bize kimin 12 tam puanını vereceği konusunda tahminlerde pek hayrete düşmese gerek. Haliyle ya Türklerin  çoğunlukta bulundukları ülkeler ya da ülkemize sempati duyanların tam puan yahut tam puana yakın puanlarını bizim ülkemize oylamaktalar. Bu ülkelerin Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, Belçika, Bosna Hersek olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Azerbaycan da kardeş ülke diye biz onlara tam puan veriyoruz onlar da bize tam puanı vermekteler. Bir nevi kendi kendimize 12 puanı kullanmış oluyoruz. Bu oylamalarda duygusal, siyasal davrananlar var. Nerede kaldı şarkı yarışmasının anlam ve önemi?

Ülkemizi temsil için gönderdiğimiz sanatçıların yaptıkları şarkılara diyeceklerime gelirsek. Daima ulusalcı ayağına yatanları biliriz. Nedense bu yarışmaya sözleri Türkçe olan bir şarkı ile katılmaktan ya utanırız(!) ya da korkarız(!). Korkarız demekten kastım kaybetme korkusudur. Bizde Eurovision hayranlığı kuşkusuz Sertap Erener’in birinci olmasıyla doruğa ulaştı. Bu birincilik bizleri gururlandırdı ve mutlu etti. Devlet büyüklerimizde bu gurur ve mutluluğa ortak oldular ama şarkının Türkçe olmaması ile ilgili hoşnutsuzluklarını dile getirdiler. O günden bu güne Gülseren, Sibel Tüzün ve Mor ve Ötesi Türkçe şarkı ile yarışmaya katıldı ama yarışmaya İngilizce şarkı ile katılma geleneği bozulmadı ve 2011’deki yarışmaya da Yüksek Sadakat isimli gurup, 2012’de de Can Bonomo yine İngilizce şarkıyla katıldı.  Galiba yarışmacılar başarının bu şekilde geleceğini düşünüyor olmalılar, ancak ben bu şekilde düşünmüyorum.

Biz bir de Balkan ülkeleri arasında Türkçe sözlü şarkı yarışması düzenliyoruz. Ayrıca Türkçe Olimpiyatları düzenleyerek güzel Türkçemizin gücünü ve estetikliğini dünyaya anlatmaya çalışıyoruz. Bu da yetmez dilimiz en çok konuşulan 5 dil arasında. Tüm bunlar gurur verici ve yarışmaya Türkçe şarkıyla katılmaya sebeptir. Bundan sonraki yarışmaya Türkçe sözlü şarkı ile katılmayı umarak yazımı sonlandırıyorum.

Sağlıcakla kalın.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: