KALBİM EGE’DE KALDI!:.

Hüzün. Ansızın geliveren bulaşkan hüzün. Çekip gitmek nedir bilmeyen hüzün. Kimi zaman aşktan, çoğu zaman aşktan, her zaman aşktan; ona ya da şuna aşktan ama mutlaka aşktan olan hüzün. Herkesin bildiği, kimsenin bildiremediği hüzün.

Ne gezersin acep benim başımda bu saatte? Kim çağırdı ki seni bir koşu çıkıp geldin? Söz mü vermiştim sana misafir ederim diye? Hiç korkmadın mı kabul görmemekten ya da -ne bileyim- hiç düşünmedin mi arkanı dönüp gitmek zorunda kalacağını? O kadar mı emindin kendinden? Bu kadar mı?

Neme nem bir şeysin ki “kalbim egede kaldı” dedirttin bana? İzmir’in göbeğindeyken hem de, kafamı çevirsem körfezi görecekken…

Nasıl becerdin bana her şeyi tersinden yaşatmayı Allah aşkına? Düzü senin yaptırdığın mıydı yoksa? Hüznü sonbahara yakıştırırlar ya hep, aşkı ilkbahara; sen hep aşktansın diye mi ben hep sonbaharda aşık oldum? Yenilginin aşkın bir nevi oluşundan mıdır her yenilişimde seninle karşılaşmam ve hep sonbaharda yenilmem? Kasımda aşk sen varsın diye mi güzeldir yoksa? En güzel aşk şarkıları sana katık olduğundan mı en güzeldir? Senin güzelliğin midir yanındakini güzel kılan yoksa yanındaki senin yüzünden mi güzel görünmektedir? Hakikaten o kadar çirkin misin be hüzün?

Üstteki satırları yazarken çok rahattım. Oysa hiç de alışkın olduğum bir tarzda söylemiyordum içimden geçenleri. Bilenler bilir duygu denen meretten nasibimi almadığımı. Hele sözde soruları hislerimi anlatmak yerine kafa karıştırmak yahut içimdeki çelişkileri ortaya dökmek için kullanmayı tercih ettiğimi.

Durdum ve sordum kendime neler döndüğünü. Aldığım cevaptan pek de hoşnut olmadım doğrusu. Neredeyse bir yıl evvel verdiğim sözü bozacağımı fark ettim zira. “Çiğtanesi’ne” aşkla ilgili son yazım olacaktı dergide sözde. Öyle olmayacağı, yeniden “merhemsiz kel doktor” günlerime döneceğimi gördüm. Üzgünüm. Tutamayacağı sözler vermekte usta olan bendeniz yine haddini aşmaya başlayacak vesselam.

Yazıyı bir üstteki paragrafla sonlandırsam kısa olacak, farkındayım. Uzun olmasının pek bir şeyi değiştirmeyeceğinin de farkındayım ama en azından havada kalmış olmasının önüne geçebilirim birkaç cümle daha koyarsam üzerine ki şu an yaptığımın bu olmadığını söyleyemem. Elbette bunu bu denli boş cümlelerle sürdürmeyi düşünmüyorum.

Neden hep sonbaharda böyle olduğumu (açık konuşmak gerekirse aşka en yakın olduğumu) anlatmak isterdim ama şu an hiç havamda değilim doğrusu. Başlı başına bir yazının konusunu harcamayı istemediğimi de eklesem fena olmaz. Belki bir ipucu olarak yalnızlığımın farkına yaz tatilinde vardığımı ve sonbaharda bunu önlemek isteğinde olduğumu söyleyebilirim. Geri kalanını gelecek yazımda ayrıntılarıyla bulabilirsiniz, dilerseniz.

Bir Cevap Yazın