KIYIDA

–          Kese kağıdı mı o?

İçinde bulunduğum mekana, çevremde yaşayan insan ve hayvanlara, üzerinde varlığımızı devam ettirdiğimiz dünyaya, hatta tüm evrene kendi çapımda bir karşı-duruş eylemi olarak kafama geçirdiğim kese kağıdına bakarak sordu bu soruyu. Sesindeki muzır tınıyı fark etmemek mümkün değildi.

–          Evet canım. Ne var, bir hareketlenme mi oldu sende?

Homofobik bir arkadaşa sahip olmanın en güzel yanlarından biridir herhalde size yapılan cinsel içerikli esprileri uygun bir biçimde kendisine yansıtarak susmasını sağlayabilmek. Bu maili bilmem kaç kişiye gönderirsen şu olur göndermezsen o olur türünden yönlendirilmiş elektronik postalardaki gibi yüzde yüz çalışıyordu bu yöntem.

–          Yine ne oldu?

–          Bir şey olduğu yok. Arada bir geliyor böyle, biliyorsun.

Hakikaten arada bir geliyordu bana böyle. Durup dururken ademoğlunun ne denli tiksindirici bir varlık olduğunu hatırlıyor ve kendimi etrafımda olup bitenlerden soyutlamak istiyordum. Bu isteği resim yapmak, herhangi bir enstrüman çalmak, hatta tek başıma çıkıp dolaşmak gibi daha makul yollarla tatmin edemediğim için bu türden abuk –bana öyle gelmiyor gerçi- tepkiler veriyordum. Daha önce bir paket sigaranın tütünlerini bir tepside toplayıp türlü biçimler verdiğime, bununla yetinmeyip yakıp aniden belirip kaybolan parıl parıl parlayan yalazları ve çıkan dumanı izlediğime, bir litrelik şeffaf sıvı sabun bidonunu aşağı yukarı çevirip içindeki yoğun sıvının bir uçtan öbür uca hareketini takip ettiğime, bilmem hangi oyunun keygen müziğini saatlerce dinlediğime tanık olan ve her defasında tetikleyicilerin bulunduğundan haberdar olan Beril de haklı olarak beni şu anki ruh halime iten sebebi soruyordu.

–          Öyle olsun. Nasılsa çıkar kokusu yakında.

Kokusu çıkıyordu gerçekten. Çenesi durmayan biri olmam münasebetiyle er ya da geç söylenmeye başlıyordum. Hal böyle olunca Beril’in üstelemesine gerek yoktu, bunu biliyordu. Bu kız bana dair ne çok şey biliyordu! Yollarımız ayrı düştüğünden beri çok sık haberleşmiyor olsak da vaktiyle onun gibi bir dosta sahip olduğum için çok şanslı hissediyordum kendimi. Keşke şimdi yanımda olsa, şu kirli sakallı meymenetsiz herifin yerine o oturuyor olsa karşımdaki sandalyede. Kafamda kese kağıdı olsa yine bu şeffaf poşet yerine. Sorularına cevap vermeye çalışsam ağzı bantlanmış poşetin içinde kalan son oksijeni idareli kullanarak zaman kazanmaya çalışmak yerine. Keşke şimdi hayata küsmüş olsam hayata bir yerlerden tutunmaya çalışırken katilimin yüzüne bakmak yerine.

Bir Cevap Yazın