Naçizane

KURTLAR VADİSİ: UZAM VE DİSKUR

11 Mins read
Naçizane

KURTLAR VADİSİ: UZAM VE DİSKUR

11 Mins read

        Merhabalar efenim. Böyle ‘derin’ bir başlıkta kurtlar vadisini nasıl inceleyeceğimizi merak etmiş olabilirsiniz, baştan söyleyeyim sırf artistik olsun diye böyle bir başlık attım, yoksa alakası yok. Maksat ilgi çekmek. Kurtlar Vadisi’nin uzamı nedir ki diskuru ne olsun.

      Deyip de geçmemek lazım, çünkü ‘milyonları ekran başına kilitleyen’ bu postmodern zamanların milliyetçi/mukaddesatçı/muhafazakâr çizgisine yedirilmiş faşist dizisi üzerine söylenecek, söylenmesi gereken çok şey var.

    Hayır, cennet vatanımın kimliği koyacak yer arayan gençlerine gayet muhteşem idoller sunması; birbirlerini bıçakladıktan sonra götürüldükleri karakolda adları sorulduğu zaman ‘Polat’, ‘Memati’ gibi cevaplar veren daha 10–11 yaşlarında çocukların türemesi filan değil konumuz. Onlara sonra geleceğiz.

    Derin devlet, kontrgerilla, adı her ne ise, bu tarz oluşumların nasıl oluştuğu gayet açık ve nettir. Dünyanın her yerinde, pek çok ülkede, soğuk savaş sırasında olası bir Sovyet tehdidine karşı ‘derin’ önlemler almak, dinsiz imansız gomünüstlerin vatanı bölmemesi için tedbir amacıyla kurulmuş legal görünümlü illegal örgütlerdir. Kolluk kuvvetleri içinde yapılanıp, bu kurumların kimliklerini kullanarak, arkalarına devletin maddi manevi her çeşit desteğini alarak, her türlü zor durumdan rahatlıkla sıyrılabilmeleri için bütün imkanlar önlerine sunulmuş, kimsenin giremediği yerlere girip kimsenin bilmediği şeyleri öğrenebilen, hiçbir şekilde herhangi bir yasal kovuşturmaya pek uğramayan, peşine ‘kolluk kuvvetleri’nin düşemediği, rahatlıkla pasaport alıp kafasına göre sağa sola kaçabilen; netice itibariyle de, ellerindeki bütün bu imkanları kullanarak her türlü melaneti, hukuksuzluğu işleyen, birilerini işkence yapıp öldürdükten sonra rahatlıkla aramızda dolaşabilen kişilerin ve çetelerin oluşturduğu gayet ‘kompleks’ kurumlardır. Pek çok yerde olduğu gibi, genellikle zamanla kontrolden çıkarlar, var oluş amaçlarına mugayir davranışlar içine girebilirler. Yani önlerine sunulmuş imkânlarla şımarıp, zamanla kendilerini yaratan ellerin istemediği istikametlere doğru da hareket edebilirler. Bu şekilde, sürekli kriz ve çatışma yaratmaya, terör estirmeye müsait bir ortam yaratılmış olur. Bu arada hemen belirtilmelidir ki, derin devlet denilen şey kesinlikle homojen, yekvücut olmuş, amaç birliği yapmış bir kurum değildir, bir çeteler bütünüdür. Zaten bizim bu ‘derin’ oluşumdan haberimizin olmasını sağlayan şey de; genellikle bu çetelerin kendi aralarındaki çatışmalardır, kendi iç hesaplaşmalarıdır. Eğer tek bir beyinle hareket eden, amaç birliği etrafında hiyerarşik bir örgütlenmeyle bir araya gelmiş bir kurum olsaydı, kendisinden haberimiz olma ihtimalimiz de bir o kadar zor olurdu.

     Her neyse, bu tarz örgütler dediğimiz gibi dünyanın pek çok yerinde kurulmuş, pek çok ülkede binbir çeşit çalkantılara yol açmış, kimi yerlerde kısmen tasfiye edilmiş, kimi yerlerde de etkinliğini artırarak sürdürmüştür. Sovyet’lerin dağılmasının ardından ortada doğru düzgün bir düşman da kalmayınca, iyice zıvanadan çıkmış, her türlü rezilliğe ev sahipliği yapan kurumlar haline gelmişlerdir.

    Türkiye’de bu olayın tezahürüne bakacak olduğumuz zaman; şunu söyleyebiliyoruz ilk etapta: artık bu iş, devletin çeşitli suç örgütleriyle işbirliği yapması, onları kullanması, onları destekleyip önlerine imkânlar sunup çeşitli işler yaptırması filan olmaktan çıkmıştır; devlet dediğimiz kurumun bizzat kendisi, başlı başına bir suç örgütü haline gelmiştir. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz; ordu başta olmak üzere bütün kolluk kuvvetlerinin içinde kurumsallaşarak her yeri örümcek ağı gibi sarmış, akademik dünya, medya, bürokrasi ve yüksek yargıya kadar elleri uzanabilen, devletin resmi ideolojisi çerçevesinde kendisine gayet rahat ahlaki meşruiyet temelleri de bulabilmiş bir oluşumu herhangi bir ‘derin’lik sıfatıyla açıklayabilmek mümkün değildir. Yani bu işin ‘derin’i filan yoktur, karşımızdaki şey devletin ta kendisidir. Güya sizi korumakla yükümlü, en temel varoluş amacı size ve güvenliğinize hizmet etmek olan bir kurum; kendi lansmanını bu şekilde yutturan bir kurum, sizin can ve mal güvenliğinize kastetmektedir. Bir başka deyişle, ortalığı süpürmesi için üretilmiş süpürgenin kendisi kirlidir. Görevi bizi ‘korumak’ olan kolluk kuvvetlerinin, polisin nasıl bir işlev edindiği hususunda, 1 Mayıs’ta yaşananlar da, konumuza uzaktan temas ediyor olabilir. Neyse, ona girmiyoruz.

Peki, Kurtlar Vadisi’nde bu ‘şey’ nasıl aktarılıyor, bir de ona göz atalım.

    İşleri güçleri cennet vatanımız üzerinde çeşitli oyunlar oynamak olan, gayet meçhul, ne idüğü belirsiz ‘dış mihrak’lar var. Bunlar hayatlarını bu şekilde anlamlandırıyorlar, tek varoluş motivasyonları bu. Boş zamanlarında vatanımızı bölmeye çalışıyorlar. Bunun yanı sıra, bunların işbirlikçisi ‘iç mihrak’lar da var, onlardan içerden dış mihraklara destek veriyorlar. Ayrıca kendi dümeninin peşinde koşan pis kötü kaka mafyalar da var, onlar da çeşitli pis işler çevirip masum insanlara zulmediyorlar. Veee, bütün bu karmaşık ilişkiler ağının tam ortasında, vatanını gerçekten seven, vatanı milleti için bir şeyler yapmaya çalışan, ancak bu amaç için alışılageldik metotlardan biraz farklı yollara tevessül etmek ‘zorunda’ kalan, Vatan-Millet-Sakarya için icabında çeşitli hukuksuzluklara girmeyi göze alıp kendisini feda edebilen iyilik perileri, gerçek ‘kahramanlar’ var. Bunlar çok karizmatik adamlar, çok güzel takım elbiseler giyip çok derin, gizemli işler çeviriyorlar. Kimsenin onlardan haberi yok, hepimiz mışıl mışıl uyurken onlar canlarını dişlerine takıp vatan için çalışıyorlar, onların sayesinde rahat uyuyoruz hatta. Binbir çeşit pisliğin ortasında insanlık timsali olarak duruyorlar, bütün bu kötü kaka pis mafyalara ahlak dersi veriyorlar.

     Rahatlıkla adam öldürebiliyorlar, kimse onları bulamıyor. Racon kesmiyorlar, kafa kesiyorlar. Ama onlar bunu öyle diğerleri gibi para için, şan şöhret için, kişisel menfaatler için yapmıyorlar, vatan için yapıyorlar. Zaten bu yüzden bu kadar karizmatikler, bu yüzden genç kızların yüreğini hoplatıyorlar, bu yüzden delikanlıları özendiriyorlar.

     İşte bütün bu çizilen imajla, Kurtlar Vadisi, yukarıda bahsettiğimiz aşk ihtiras intikam üçgeninde verilen kıran kırana mücadelelerin en rezil, en aşağılık veçhesine talip olduğunu gösteriyor, vatan millet için, gerekirse bazı hukuksuzluklara başvurulabileceğini meşrulaştırıyor, o kapıyı açıyor. İzleyen milyonlarca insanın, özellikle beyni ilkokuldan beri kahramanlık destanlarıyla, vatan millet edebiyatlarıyla iğdiş edilmiş milyonlarca gencin önüne böyle bir tablo sunarak; bu ‘derin devlet’ denilen şeyin içinde, aslında ‘iyi niyetli’, vatanı için bir şeyler yapmaya çalışan insanların da olduğunu düşündürmeyi başarıyorlar. Devlet içinde yapılanıp binbir çeşit kabul edilemez pisliğe bulaşan insanları da kendilerince teşhir ederek, onlarla aralarına bir sınır çekmeye çalışıyorlar. Yani; ‘evet, devletin içinde bu şekilde yapılanıp çeşitli illegalliklere bulaşan çeteler var, ama biz onlardan değiliz, valla bak, bizi onlarla karıştırmayın, biz de onları hoş görmüyoruz, biz onlarla da savaşıyoruz’ diyerek, kendilerini temize çıkarmaya, aklamaya çalışıyorlar.

    Bütün bu ‘vatan-millet’ edebiyatının altında yatan, köklü bir devlet fetişizminden güç alarak binbir çeşit hukuksuzluğu meşrulaştırma çalışmalarıdır. Zaten milliyetçilik denen ideoloji, vatan-millet edebiyatları bir kenara, tamamen ‘devlet’e hizmet eden, devleti estetize etmeye yarayan bir şeydir. 80 yıldır resmi ideolojimiz olan bu şey, yoğun çalışmalar neticesi toplumumuzda gayet kurumsallaşmıştır, sağlam bir devlet tapıncının yerleşmesine önayak olmuştur.

    Derin devlet denilen şey, Kurtlar Vadisi’nin yansıtmaya çalıştığı ve milyonlarca insanın inandığı gibi içinde iyi niyetli birilerinin de bulunduğu, bu vatan için, bu toplumun iyiliği için çalışan bir kurum değildir. En başta da belirttiğimiz gibi, kaynağı tamamen dışa dayanan, Amerika’nın köpeği örgütler bütünüdür. Zaten artık sermayenin küresel egemenliğinin kurumsallaştığı bir çağda, Türkiye gibi bir çevre ülkenin devleti de, derini de, sığı da ‘dış mihrak’lara hizmet etmek zorundadır. Özellikle Kürt sorununun yarattığı kaotik ve başıboş ortamı fırsat bilip, böyle bir tehdidin varlığından güç alarak iyice bir kök salmış, binbir çeşit rezilliğe bulaşmış, binlerce insan öldürmüş bir vahşetin adıdır derin devlet.

    Bütün bu rezaletin, bütün bu kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün ayyuka çıktığı Ergenekon olayının üzerine ayrı bir yazı ayırmak gerekiyor, ona şimdilik girmiyoruz. Ama lağımın kapağı açılınca ortaya çıkan koku yürekleri dağlamaktadır.

   Mesele bu olup bitenler değildir, mesele bunca caniliğin, bunca pisliğin meşrulaştırılması, kendisine toplum nezdinde ahlaki meşruiyet temelleri bulması, ‘doğal’, ‘olağan’ ve ‘meşru’ karşılanır olmasıdır. Öyle ya, gözümüzün nuru Türk büyüğü Tansu Çiller Hanfendinin de belirttiği gibi; ‘devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir.’

   Zeminini milliyetçilik ve devlet fetişizminde bulan, ‘sivil toplum’, ‘birey’, ‘iktidar’, ‘özgürlük’ gibi kavramlar üzerine hiçbir fikri olmayan milyonların ‘devletimiz babadır, ne yapsa doğrudur, bizim için en iyisini en doğrusunu o bilir’ mantığı üzerine yaratılan meşruiyet atmosferinde; Abdullah Çatlı’lar, Haluk Kırcı’lar, Mehmet Ali Ağca’lar, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’lar, Ogün Samast’lar yetişmiş, ölerek öldürerek, işkence ederek, binbir çeşit rezillik yaparak vatana millete büyük hizmetler etmişlerdir. Öyle ya, ilkokuldan beri biz bunu öğrendik; bir toprağın eğer uğrunda kan dökülmemişse beş para etmeyeceğini öğrendik. İnsan kanının toprakla bütünleşince nasıl estetik bir hal aldığını öğrendik.

    Bu arada yukarıda saydığımız pek çok isim, içlerindeki zapt edemedikleri yoğun vatan aşkıyla bu işlere girişmemişlerdir, dediğimiz gibi zaten kaynağını dışardan alan devlet içi çeşitli oluşumlara vatana millete hizmet için girmemişlerdir. Pek çoğu zaten mafyadır, binbir çeşit pis işlere bulaşmıştır, sonra kendisini aklamak için ve daha ulvi bir gaye uğruna böyle şeyler yapmak için devlete yanaşmıştır. Kişisel menfaat için adam öldürüp bir yerleri soymaktansa, ‘vatan-millet’ için bunları yapmak daha çekici, daha karizmatik gelir pek çoğuna. Devlet bunların karşısına çıkar der ki; ‘şimdi her ne iş yapıyorsan, her ne pislik işliyorsan yine aynısını yap, ama benim için yap.’ E canına minnet. Yine aynı işi yapacaksın, ama bu sefer ulvi bir gaye uğruna yapacaksın, üstelik bir de arkana devlet desteği alacaksın, eskisi gibi başının polisle mahkemeyle şunla bunla derde girme gibi bir ihtimal de söz konusu olmayacak.

    Bu yüzdendir ki gençlerimiz de epey özeniyorlar, birgün ‘Polat’ ağabeyleri gibi olabileceklerinin hayaliyle yanıp tutuşuyorlar. Sonra birileri karşılarına çıkıp bir silah veriyor, ceplerine biraz para koyuyor, ‘bundan sonra vatan millet için çalışacaksın, görelim seni’ diyor, söylemeye gerek yok muazzam bir talep görüyor. Bu şekilde ağa düşürülebilecek yüz binlerce genç var Türkiye’de.

    Ve öldürüyorlar. Gidip öldürüyorlar, kendilerine hedef olarak kim gösterildiyse. Kurbanların ‘suç’u bazen Ermeni olmak oluyor, bazen Kürt olmak oluyor, bazen Allahsız gomünüst olmak oluyor, bazen İsevi misyoner olmak oluyor. ‘Laik’ memleketimizde, ne hikmetse, çeşitli iletişim araçlarını kullanarak, gayet hukuki yollarla kendi inançlarını yaymak için çalışan birileri hedef gösterilebiliyor yıllardır.

   Bu işleri yaptıranlar için, ne yazık ki muazzam bir kaynak var memlekette. Yüzbinlerce ‘milliyetçi’ genç, emirlerine amade bekliyor. İlkokuldan beri buna uygun yetiştirildiler çünkü; ilkokuldan beri beyinleri yıkandı yağlandı. 80 öncesinde de, binlerce ülkücü genç, aynı derin eller tarafından tuvalet kâğıdı gibi kullanılıp atılmıştır. Güya kendi vatanına milletine hizmet eden binbir çeşit ahmak, temelde Amerika’ya, onun hegemonyasında cisimleşen küresel kapitalizme ve emperyalizme hizmet etmiştir.

    Kurtlar Vadisi de; kapitalizme, emperyalizme, sermayenin küresel egemenliğine hizmet eden bu ‘derin’ kurumları meşrulaştırmak gibi mukaddes bir vazifeye talip olmuş, bunu misyon edinmiştir. Bu küresel iktidara karşı durmaya çalışmak da, ‘Muro’ gibi ‘devrimci’ karakterler üzerinden karikatürize edilerek piyasaya sürülmektedir, izleyip bol bol gülünmektedir bu karakterlere. Aslında gülünen şey; kapitalizme karşı mağlubiyeti kabullenmişliğinin, sisteme en güzel şekilde entegre olmuşluğunun hiçbir zaman farkına varamayacak şekilde beyni hadım edilmiş bir toplumun içler acısı halidir. İşte Kurtlar Vadisi budur, Kurtlar Vadisi’nin hizmet ettiği şey budur, Kurtlar Vadisi’nin ahlakı, şerefi budur.

Böyle bir medya, böyle bir devlet, böyle bir dünya istemiyorsak, yapmamız gereken çok iş var.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: