KURULUŞ SEVİNCİNDEN KURTULUŞ SANCISINA GİDEN SERÜVENİN EMEKTAR BELDESİ SÖĞÜT

Söğüt,BilecikUlu bir ağacın büyüme serüveninin başladığı yerdir Söğüt.  Dallarının uzayıp üç kıtaya ulaştığı, gölgesinde bağlar, bahçeler bulunup Tuna, Meriç, Fırat ve Nil’in aktığı o koca ağacın rüyasının(1) görüldüğü yer…  Kara Osman’ı dünyaya getiren ve o zamandan bu zamana evladına duasını esirgemeyen bir anne ve onun neslini Avrupa’nın paramparça edecek olan salgınından gövde üstünde baş bırakmamacasına yakılıp yıkılma pahasına kurtaran bir baba… Üç kıtaya hoşgörüyle hükmeden, sadece üç kıtanın toprağını değil üç kıtanın insanının gönüllerini de fetheden Devlet-i Âli Osmanlı’nın kuruluş ve kurtuluş beşiğidir Söğüt.

Söğüt asırlarca cihan devleti olmuş olan Osmanlı’nın dünyayı büyüleyen tarihinin mucizevi başlangıcına(2) tanıklık etti. 400 çadırlık bir tohumu inançla, duayla ekti toprağına ve Türklükle büyüttü. Kayı aşiretinin beyi Ertuğrul Gazi’ye Anadolu Selçuklu Sultanı’nın Söğüt’ü hediye etmesiyle Ertuğrul Gazi 400 çadırlık aşireti ile Moğol istilası nedeniyle de Horasan’ın Merv şehri yakınındaki Mahan bölgesinden Söğüt’e geldi. Sultan Alaaddin, Ertuğrul Gazi’yi, Bizans hududuna uçbeyi tayin etti. Ertuğrul Gazi de hiç vakit kaybetmeden Bizanslılarla savaşa girişti. Osmanlı Beyliği Anadolu Beylikleri içinde en küçüklerdendi ama onu diğer beyliklerden ayıran bir özelliği vardı. O zamanki birçok beylikler kendi içlerinde, soydaşlarıyla mücadele ederken Ertuğrul Gazi hep dışa, Bizans’a karşı savaştı. Bu politikasıyla da Osmanlı Beyliği’nin temelleri sağlam atılmış oldu ve yüzyıllar sonraki torunlarına da büyümenin, ilerlemenin kendi içimizle, birbirimizle uğraşmakla değil bir olmakla gerçekleşeceğinin örneğini verdi. Ertuğrul Gazi’nin rüyasında göbeğinden çıkan suyun deniz olup dünyayı kaplaması bir çocuğunun olacağına ve o çocuğun devlet kurup o devletin saltanatının dünyayı sarsacağına işaretti. Nitekim o yıl içinde Ertuğrul Gazi bir erkek çocuğuna sahip oldu, adını Osman koydu. Kara Osman Söğüt kasabasında kılıç erleri arasında büyüdü. 5 yaşında iken Mevlana’nın “Biz kendimize bir oğul bulduk.” (3) dediği Osman da babası Ertuğrul Gazi gibi Bizans’la savaştı ve topraklarını genişletti. Babasının da vasiyeti üzerine Şeyh Edebali Hazretleri’nin nasihatlerini aldı ve istikametinden şaşmadı. Bu yüzden Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali Hazretleri, ilk başkenti ise Söğüt olarak bilindi. Osman Gazi çok arzu ettiği Bursa’nın alınışını göremedi. Bursa alındığında başkent, Bursa oldu.

Söğüt’ün kuruluşta gösterdiği büyüklüğe yakışırdı onun kurtuluşta verdiği mücadele, ecdada yakışırdı. Yunanistan İtilaf Devletleri’nin yanında I. Dünya Savaşı’na girmesinin karşılığı olarak önceden kaybettiği topraklara kavuşmayı hayal edince 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdi fakat bununla yetinmeyerek Söğüt dolaylarına kadar geldi. Yunan askeri tarafından Söğüt’te sekizyüz kadar ev, üç yüz elli han dükkan, üç camii, üç mescit, iki medrese yakıldı ve Ertuğrul Gazi Hazretleri’nin türbesi kurşun yağmuruna tutuldu. DahSöğüt,Bilecik - Türbea nice işkencelere maruz kaldı Söğüt halkı. Lakin bu bölge civarlarında gerçekleşen I. ve II. İnönü Savaşları Türk askerinin zaferiyle sonuçlandı. Bu zaferdeki en önemli etken Ertuğrul Gazi’nin torunlarının olgunluk ve vatanperverlikle, elinde ne var ne yoksa ardına koymayarak düşman işgaline karşı çıkmalarıydı(4). Kurtuluşta da atalarını utandırmadı Söğüt.

Yüzyıllar önceleri Söğüt’ten çıkıp Bursa’ya, İzmit’e uzanan o yollar şimdilerde Söğüt’e çıkmaz oldu. Bir zamanlar atların ayak izleri Söğüt’e götürürken sizi, şimdi yön değiştirdi tekerlekler. O yolların yolcularıysa bihaber Söğüt’ün nerede olduğundan,  çıkmazda kaldığından. İnanırım ki Ertuğrul Gazi torunlarını özlemiştir, nurani penceresinden nice Fatihleri, Selimleri, Muradları görmeyi beklemektedir. Onun bize değil bizim ona, onun tarih kitabında yazdıklarını onu tanıyarak öğrenmeye daha çok ihtiyacımız var. Birgün Bilecik tabelası yol istikametinizde karşınıza çıkarsa Şeyh Edebali Hazetleri’ni ziyaret edin, nasihatlerini dinleyin ve “Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez Osman. Geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın.” nasihatini yanınıza alın bir Osmanoğlu olarak. Yolunuza devam ederken bu kez otobanı değil de daha yeni şaha kalkmış atların seslerini, Allahuekber’leri takip edin. O yol sizi kiraz ağaçlarının ardına saklanmış ama içinde dört mevsim yeşil çam ağaçları, asırlık çınarlar bitirmiş Söğüt’e ulaştıracaktır. Söğüt’e geldiğinizde merak edecek ve “Neden bu topraklarda fazla tarihi yapı yok?” diyeceksinizdir. Bu soruyu bir ipek böceğine sorun çünkü bu sorunuzun cevabını size en iyi şekilde o verebilir, liflerin kraliçesi olarak bilinen ipeği meydana getirmek için kendini feda eden bir ipek böceği.

 

Dipnotlar

(1) Osman Gazi’nin gördüğü rüya: Rüyasına göre, Şeyh Edebali ‘nin koltuğundan çıkan bir nur, Osman Bey’in koltuk altına girer. Bu nurun girmesiyle vücudundan bir ağaç çıkar. Ağaç birden dallanıp budaklanarak bir sürü ovaları, dağları ve nehirleri gölgesine alır.Buralardan pek çok insan faydalanır. Şeyh Edebali bu rüyayı dinleyince, “Ertuğrul oğlu Osman, babandan sonra sen bey olacaksın, kızım Malhatun ile evleneceksin, Benden çıkıp sana gelen nur budur,asil ve temiz soyunuzdan pek çok padişahlar gelecek, onlar milletleri bir çatı altında toplayarak Allah’ın izni ile onların huzur ve saadet içinde yaşamalarını, İslam’la şereflenmelerini sağlayacaktır.” diye tabir etmiştir.

http://www.sogut.gov.tr/tarih.htm

(2)Ertuğrul Gazi bir gece, ulemâdan bir kimseye misafir olup, bulunduğu odada bir kitap gördü. Sordukda, ev sahibi, “Bu kitap , Allah-u sübhanehü ve teala hazretlerinin, Rasul-i Ekremi’ne inzal buyurdukları Kur’an-ı Kerim’dir” dedi. Sonra ev sahibi uyumak için gidip de Ertuğrul gazi mushafın bulunduğu odada yalnız kalınca, kalkıp sabaha kadar mushaf-ı şerifin huzurunda, hürmet ve ta’zim için ayak üzere durdu. Fakat bir ara uykuya varınca, rüyada kendisine “Sen benim kelamıma (sözlerime yani Kur’an’a) hürmet ve saygı gösterdin, ben de senin evladına kıyamet gününe kadar daim olacak bir ulu devlet ihsan eyledim” diye hitap olunduğunu işitti. (Sahaif-ül-Ahbar fi Vekayi-ül-asar :Müneccimbaşı Tarihi,  Müneccimbaşı Ahmet Dede, 1. Cilt, s:45)

Ayrıca C. İmber, “Osmanlı Hanedan Efsanesi”, s.: 261, 262.

(3) Sahaif-ül-Ahbar fi Vekayi-ül-asar : Müneccimbaşı Tarihi, Müneccimbaşı Ahmet Dede, 1.Cilt , s:46,47

(4) Söğüt Mudafa-i Hukuk Cemiyeti’nin 9-10 Temmuz 1920 tarihinde Bilecik, Yenişehir, Göynük, Geyve, Nallıhan, Mudurnu, Eskişehir, Kütahya, Mihalıççık, Simav, Gediz, Uşak, Sivrihisar sancak ve kazalarıyla Osmaneli, Taraklı, Küplü, Emet, Pazarcık, Tavşanlı, Seyitgazi Nahiye ve Belediye Mudafa-i Hukuk Cemiyetlerine çektiği telgraflar Ertuğrul Gazi’nin torunlarındaki olgunluk ve vatanperverliği de gözler önüne sermektedir:

“… Önünden kaçtığınız düşmanın kuvvet ve kıymeti nedir? Bu müslüman yurdunda bu sefil düşmana karşı koyacak, ırzına, dinine, toprağına, kitabına sadık, ecdadına layık evladı kalmadı mı? Tüfeği olmayanların orak ve baltası da mı yoktur? Ecdadın lanetine muhatap kalmayı Söğüt halkı asla kabul etmeyecektir. İmkan her nereye kadar müsait ise erkek, dişi, genç, ihtiyar düşman karşısına gideceğiz. Sizleri de Müslüman Türk kanını, din ve namus hissiyatınızı bizimle beraber çalışmaya her fikri, her nifakı bugün için terk etmeye davet ediyoruz. Din, namus ve vatan namına… Yarına kadar netayic-i teşebbüsatınıza dair cevabınızı bekleyerek evlatlarımızı cepheye göndermek üzere sözümüze burada hitam veriyoruz.

http://www.sogut.gov.tr/tarih.htm

Bir Cevap Yazın