66.SayıNaçizane

MASAL KUŞU

1 Mins read
66.SayıNaçizane

MASAL KUŞU

1 Mins read

Bu sabah penceremin önünde bir not buldum… Perdeyi açarken minik bir kuşun gökyüzüne doğru uzaklaştığını biliyordum. Kanatları kristalden miydi yoksa balıkların derileri gibi parlak bir kumaştan mı emin değilim. Kuyruğu uzun ve pul dizilmiş iplere iplere benziyordu. Rengarenk ve parlak pullar… Sırtı ve göğsü sarı, turuncu ipek tüylerle bezeliydi. Bakışlarım onu izlerken bir an döndü ve o simsiyah gözleriyle bana bakarak gülümsedi. Ya da ben öyle sandım.

 

Başı bembeyazdı. Ama öyle düşünüldüğü gibi rengarenk gövdenin üzerine sonradan eklenmiş gibi değildi. Daha çok renkli bir yumurtayı kırıp içinden çıkan yavru kuşun başını çıkarırken boynundan aşağısının renge bulanmasıydı.

Sonra… Gökyüzü masmavi oldu. Kayıp giden kuşun ardından. Benim gözlerim de perde kenarından gökyüzünün komşusu.

O küçük zarfı elime almıştım. Kese kağıdı rengini bilirsiniz.

Kağıt üzerinde bu ton içindeki yazıyı zaman ötesinden gelmiş hissine bürüyordu. Bu defa gözlerim zarfın rengine dönmüştü. Merak göz bebeklerimin ötesindeydi…

Küçük bir not… Beni kuşa çevirip gökyüzüne uçurabilecek güçte ve derinlikte…

Bana yalnızca bir cümle söyleyin… Onunla varayım hayat gayemin yollarına. Ya siz hiç zahmet etmeyin, ‘Tomurcuk patladı’ fısıltısı eşliğinde ben size gök kuşağı bezeli kuşa, ayaklarına zarfı asıp pencerenizin önüne bıraksın diye haber salayım. Ya da bizzat kendim getireyim parlak kanatlarım ve gönlüme sızan derin kelamın akıttığı renklerle renklenen bedenimi takınıp yollanayım…

”Küllü ma hatara bibalik,
Fallahü siva zalik. ”

Bundan sonrası gözleriniz, gönlünüz ve algınız üzerine… Duyuyor musunuz müjdeyi?

”TOMURCUK PATLADI…”

(Not: Kendi bilgisayarım olmadığından Arapça kısmı Arapça geçemedim… İdare ediniz.)

About author
1992 yılında, Ağustos'tan bir gece yarısı dünyaya geldi. Bebekliğinde çok sakin ve rahattı.Büyüdükçe konuşmaya başladı, büyüdükçe çok, çok, çok konuştu... Küçük bir çocuk iken kendine ait birden fazla dünyası vardı ve o, en çok cenneti sever... Mutluluk ve huzur çocukluk felsefesiydi, o yıllarda en çok etkilendiği kitap ''POLLYANNA''dır... İlkokulun son yıllarına doğru eline bir ajanda geçse kendi çapında bir roman yazmaya kalkmıştır. (Hali hazırda bu huyundan vazgeçebilmiş değil.) Günün birinde kendini hakkıyla ifade ettiği romanlar yayımlayabileceğine inanıyor. Hatta bu sevdası onu hayatında çok değerli bir yere sahip olan çok değerli hocası, yol göstericisi, gönül dostu Gülşen ÖZER ile irtibatlanmasına vesile kılmıştır. Onunla tanıştıktan sonra yazarlık konusunda daha emin adımlar atmaya başlar. Henüz liseyi bitirmemişken ailesiyle İstanbul'dan Gebze'ye taşınır. Orada yazılarını yayımlama dürtüsü artar ve yerel bir gazetede yazmaya başlar... Bir buçuk yılın sonunda bazı resmi konular neticesinde gazeteden ayrılır ve boş durmamak adına kendi kendine dertlenir... Sonunda Turk e-Dergiyi keşfeder. Bir yılı (henüz) aşkın süredir buradadır. Sadece, doğrucu ve hakikati savunan bir yazar olma derdindedir. Hayattaki en büyük amacı DOSDOĞRU olmak... Bütün enerjisini bu doğrultuda harcayabilir. 2012 yılında ise hayatına bir insan dahil oluverir. Böylece, şimdiye dek tek başına kat ettiği yolları iki kişilik yürüyecektir.
Articles

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: