MELİH GÖKÇEK VS. KEMAL KILIÇDAROĞLU: BİR ÜSLUP DERSİ

 

 

Siyasetçiler zamanla dalgaların aşındırdığı kayalara benzerler. Her dalganın bir parçasını götürmesinme izin veren bir kaya hayal edebiliyor musunuz?

Biz edemiyoruz ve tarihte yerini alan liderlerin ortak özelliklerinden biri olan hatiplik başlığından yola çıkarak genç(!) bir cumhuriyetin son dönem siyasetçilerinin tavır ve hallerini analiz edeceğiz ancak hatiplik kadar dinlemenin de önemini kavradığımız bu dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’nde Tartışma Adabı başlığını bu çalışmamıza daha uygun bulduk.

 

Dinlenmeyen vatandaşla birbirini bile dinlemeyen siyasetçilerin ülkesinden merhaba, ey güzel insanlar! Bu yazı boyunca duyacağınız şeyler objektif olarak kaleme alınmaya çalışılmış olsalar da toplumun ve siyasetin etikleri çerçevesinde yazıldıklarından, çok sevdiğiniz, cebini ya da sandığını doldurduğunuz politikacıların eleştirilmesi biraz canınızı sıkabilir.

 

MELİH GÖKÇEK: 21. ASIR DEREBEYİ

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara BŞB Başkanı Melih Gökçek yıllardır oturduğu koltuğunda sık sık eleştiri oklarının hedefi olmuş bir lider. Muhtemelen bu yazı yayınlandığında Gökçek’in Ankara’daki durumu belli olacaktır; ancak şu da kesin ki kendisi bugüne dek hiç bu kadar topun ağzına gelmemişti.

 

Özellikle Erdoğan nasıl yıkılır temalı anketten sonra gücünü yitiren Gökçek’i bugün siyasi olarak değil de siyasetçi olarak değerlendirmek gerekiyor.

 

Melih Gökçek’in yakın dönemdeki en büyük skandalı Uğur Dündar’ın moderatörlüğünde Kemal Kılıçdaroğlu ile karşılaşmasıydı. Kılıçdaroğlu tek bir konu başlığına bağlı iken (kendisinin üslubu da incelenecek) konuyu başka yerlere sık sık çeken Gökçek ve kaçak oynayarak gol atmaya dayalı stratejisi ne yazık ki tutmamış görünüyor.

 

Bülent Arınç’ın bile (AKP’nin tepesindeki üçlünün gelenekçi kanadıdır.) istemediği başkan profili olmayı beceren Gökçek’in ne yapacağı bilinmez ancak en büyük kusurundan başlamak gerekiyor: Kızarmak. Melih Bey bunu hep yapıyor. Çölaşan’la olan tartışmalarında da en ufak bir muhalif soruda dahi kızaran Melih Bey kızarmakla da kalmıyor, terliyor. Bir çeşit kriz yaşıyor kendisi. Güvenilirliğini yitiriyor.

 

Gökçek’in malum tartışması konusunda Cüneyt Özdemir’in  yazığı yazıya (dipnot.tv) göz atmakta fayda var.

 

 “Uğur Dündar’ın Star’da yönettiği tartışmada ortaya çıkan tek bir sonuç vardır: Melih Gökçek Ankara’yı gördüğümüz kadarı ile hesap veren bir siyasetçi değil kimseye hesap vermeyen bir derebeyi gibi yönetmiştir.”

 

Bir panel programına katılırsanız başlangıçta şartlarınızı ortaya koyarsınız, sorular ya da tema belli gibidir ve bir siyasetçi için (gerçek ve eğitimli olanından) en önemli şey inanılırlığı yitirmeden ve yalın bir şekilde derdini anlatmaktır. Cevap veren için durum iki kat zordur. Köşeye sıkıştırılmak her insan için haklı ya da haksız olsun yaralayıcı bir durumdur. Medya ile içli dışlı olanlar bilirler ki bu ezilme duygusunu engellemek adına programlarda format denen bir şey vardır ve program rutini de kişinin ifade hakkını en iyi şekilde kullanması için uygun biçimde yaratılır. Üstelik program bir sorgu formatında ise soranla cevap verenin süreleri arasında da hatrı sayılır bi fark vardır.

Obama ve McCain, Türkiye’de görmeye alışık olmadığımız üzere tartışırlarken zeki tebessümlerle birbirlerine paslar atarak birbirlerinin yollarını tıkamadan, formata uygun biçimde tartışmışlardı ancak Melih “vs” Kemal karşılaşması genel olarak Gökçek’in “İspatlamazsan şerefsizsin.”, “Konuyu saptırıyor!” tarzı söylemleriyle sürdü.

 

Kim şerefli kim şerefsiz halkın yorumuna kalmışsa da AKP arasında bile Gökçek’in adaylığı ciddi çatlaklar yarattı.

 

KEMAL KILIÇDAROĞLU: FAZLA MI KİBAR?

 

Türkiye’nin alışık olduğu siyasetçi profili aslında erkek egemen toplumda karşılaşmaya alışkın olduğumuz türden. Sert ve uzlaşmaz bir tavır, karşıt görüşleri yoksayan güçlü(!) bir lider profili Türkiye’nin aradığı yıllardır. Tabii Türkiye’de sosyal demokrat siyasetçi profili bu özelliklerle hiçbir zaman özdeşleşmemiştir.

 

Bülent Ecevit’ten bu yana (Kıbrıs Barış Harekatı Dönemi Ecevit’i) gerektiğinde sert ama olağan koşullarda hedefine kilitlenmiş ve saygıyı temel prensip olarak benimsemiş bir sosyal demokrat politikacı profili görüyoruz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu bu çizginin temsilcilerinden biri, bunu görmek için siyaset uzmanı olmaya gerek yok ancak Kılıçdaroğlu’nun kazandığı nokta özellikle Ecevit’in son dönemlerinde görülen boyun eğen tavrına kısacası iktidar olan ama muktedir olamayan haline göre oldukça ilerde oluşu. Sorgulayıcı tavır bir politikacı için, özellikle muhalefette olan bir politikacı için her daim gereklidir.

 

Türkiye’deki muhalefet anlayışı “Hortumladınız, kadrolaştınız.” tipi suçlamalardan ibaret olduğundan Kılıçdaroğlu da ne yazık ki kişileri genellikle bu tip yolsuzluklarla itham ediyor ancak O’nun yöntemi farklı:

 

1- Belgeli İddaalar:

 

Kılıçdaroğlu ve elindeki, üstünde CHP arması olan, dosyasının şöhreti arkasında bıraktıklarıyla ilgili daha ziyade. CHP’nin, özellikle Önder Sav’ın, içinde bulunduğumuz bu dönemde parti için yarattığı prestij kaybı ortada. Kısacası CHP’nin kişiler hakkında ortaya sürdüklerine dair kalıcı bir şüphe kamuoyunda yer edinmişken CHP’nin belgelerle konuşan böyle bir hukukçuya ihtiyaç duyması oldukça doğal.

 

2- Üslup:

 

Belki de Kılıçdaroğlu’nu asıl güçlü kılan kendisi için çizilmiş olan sınırın efendisi olmak konusundaki üstün becerisidir. Öyle ki özellikle Melih Gökçek’le olan tartışmasındaki tavrı ve sayaçlar da dahil olmak üzere her konudaki duruşu, gerektiğinde söylediklerinden vazgeçebilmesi, bir hukukçu olması nedeniyle düşünmeden cevap vermeyişi onu CHP’nin kimilerine göre müstakbel başkanı yapıyor.

 

Tehlikeli Bölge der ki:

Partiler CHP ve AKP. Elbette siyaset geleneklerinin doğurduğu çeşitli farklılıklar var ancak iki parti de başkanlarından en alt kademelerine kadar her daim bir buhrandan yemlenmeyi kendilerine görev edinmişler. Ekonomik durgunluk da PKK da ölüm de onlar için harika malzemeler haline gelebiliyor. Aralarından temsilci olarak çıkardıkları insanlar ve duruşları bile bu iki sistem partisini kurtaramaz hale geliyor.

Öyle ki “Melih Tayyip’ten güçlü.” ve “Baykal Kılıçdaroğlu’nu hayatta yükseltmez.” cümlelerini bu kadar çok duyduğumuz bu dönemde bir düzelme beklemek bize hayal gibi geliyor.

 

Referanslar:

http://www.dipnot.tv/Detay.aspx?ID=1007 (Cüneyt Özdemir – Sorulması gereken soru şu: AK Parti Melih Gökçek Tarzı Siyasetçi’ye layık mıdır?)

Bir Cevap Yazın