MYANMAR’DA HALKIN UYANIŞI

1947 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Myanmar, tarihte Birmanya ve Burma olarak da anılmıştır. Pek çok etnik grubun birlikte yaşadığı bu ülkede halkın en önemli bağı Budizm, öyle ki Myanmar’da oldukça fazla tapınak var ve dini kurallar bir yaşam standardı haline gelmiş.

Budizm, toplum üstünde çok ciddi bir etkiye sahip; kadın haklarına, bireysel hak ve özgürlüklere, onur kavramına verilen önem hep Budizm felsefesine dayalı. Böylesine bir etkiye sahip bir ülkenin, 1962 yılından beri askeri cuntalarla yönetilmesi şaşılacak bir durum ancak Myanmar halkı bu eğilimlerini siyasal tarihlerindeki kırılma noktalarında düzenli olarak göstermişler. İlk büyük isyan 1988 yılında yaşanmış. Özgürlükçü, demokrasi yanlısı grupların başlattığı isyanda yaklaşık 3000 kişi askeri cuntanın sert politikaları nedeniyle öldürülmüş. Bu isyanın ardından 1990 yılında yapılan genel seçimde, dünyanın yakından tanıdığı Aung San Suu Kyi’nin partisi Ulusal Demokrasi Birliği %60 oranında oy almış ancak cunta görevi bırakmamış ve üstelik demokrasi yanlısı kişileri tutuklamaya başlamış. Bu dönemde ev hapsi cezasına mahkum olan Aung San Suu Kyi, 1991 yılında Nobel Barış ödülüne layık görülmüş. Aung San Suu Kyi, bugün, hala ev hapsindedir.

Yaklaşık yirmi yıllık cunta yönetiminden sonra bu yaz, nihayet Myanmar halkı uyanmaya başladı. Petrol fiyatlarının iki katına çıkmasıyla 30 Ağustos 2007’de, Budist rahiplerin önderliğinde ayaklanan binlerce kişi, haklı davalarını bir halk ayaklanmasına dönüştürdüler. Olayları bastırmak için tapınakları kuşatan, rahipleri döven, göstericilere ateş açan cunta, sorumlu olduğu vahşeti örtbas edebilmek için ülkedeki interneti ara ara kesiyor fakat üstü kapatılamayacak olan bu devlet ayıbını Japonya, Avustralya, Filipinler, Malezya, Tayland ve Endonezya protesto ederken Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi de kınadı.

Halkın ve dünyanın tepkisini çeken ve Myanmar’ı şiddetle sarsan bu ayaklanmalar aslında Myanmar’ın uyanışı olarak nitelendirilebilir. Ayaklanma sözcüğü üzerinde düşünürsek, mevcut koşullardan memnun olmayarak toplu bir şekilde düzene başkaldırmak diyebiliriz. Ayaklanma, başkaldırış, vb sözcükler yirmi yıldır askeri bir baskıyla zorla uyutulan bir halkın başını kaldırıp çevresinde olanın, bitenin farkına varmasıyla birleştirilirse sonuç çok daha anlamlı oluyor. Özünü özgürlükten, haktan ve onurdan alan böyle bir ülkeye de bu aydınlanma yakışıyor.

Bir Cevap Yazın