67. Sayı

O KADAR…

2 Mins read
67. Sayı

O KADAR…

2 Mins read

Cenabetliğin tarihine adımı altın harflerle yazdırıyorum. O kadar cenabetim ki cenabetliğin kitabını yazmaya kalksam daha kitap bitmeden tüm yazdıklarım ya silinir ya kaybolur ya yanar kül olur. O kadar cenabetim ki Hint Okyanusu’na atsan beni yıkanayım diye okyanus kurur, çöl olur.

Benim cenabetliğim cinsel birleşmeyle, kamyonun devrilmesiyle, kendini tatminle, meninin tenasül uzvunu terk etmesiyle açıklanamaz. Benim cenabetliğim on iki yaş civarı ergenliğe girmekle başlatılamaz. Ben cenabet doğdum, cenabet yaşadım ve cenabet öleceğim. Benim cenabetliğim bahtsızlık, şanssızlık, kısmetsizlik, talihsizlik gibi hafifletici sözcüklerin arkasına saklanamaz. O beni anlatır, beni tanımlar, beni betimler. O benim kimliğim. O bendir. Hayır, ben oyum.

Kendimi öldürmeyi düşündüm. Bu illet benim başımdayken, bu illet beni kıskacına almışken, bu illet bana nefes aldırmazken yaşamanın bir manası yoktu. Kendimi öldürmeyi düşündüm. Götüm yemedi. O kadar cenabetim ki kendimi öldürmeye niyet ettiğimde tüm cesaretim birden kırıldı. Aklıma gelen bütün yollar bana aşırı eziyetli geldi. O kadar cenabetim ki ölmekten korkmadım, ölürken duyacağım acıdan korktum. Kafama sıkacağım bir kurşunun beni ağrısız sızısız öte tarafa göndereceğini kimse garanti edemezdi. Bu illet bana musallatken kurtuluş yok, en acısız ölüm yöntemi beni kıvrandırırdı.

İnzivaya çekilmeyi düşündüm. Dünyadan elimi eteğimi çekince, insanlardan uzak durunca, yapmam gereken işleri asgari düzeyde tutunca başıma gelecek tatsızlıkların ihtimalini mümkün olan en aza indirgerim sandım. Hiç kimseye haber vermeden kapıyı ardımdan çekip çıktım bir sabah. Otobüs terminaline varamadan dönmek zorunda kaldım. Dolmuştan inerken ceketim kapıya sıkışıp yırtıldı. Önümüz yazdı. Bir münzevi yazın ceketsiz olabilirdi. Dert etmedim. Ceketi çöpe atarken konteynırdan bir kedi fırladı, ürküyle dengemi yitirdim, konteynıra tutunmaya çalışırken birlikte devrildik. Konteynırı üzerimden kaldırmaya çalışırken üstüm başım çöpe bulandı. İplemedim. Terminale gidecek otobüsü beklemeye başladım. Üç beş dakika geçti geçmedi kaldırımda bisiklet kullanmak zorunda kalan bir genç önce aniden önüne çıkan aşırı süslü bir teyzenin gezdirdiği köpeğe sonra da dengesini tümüyle yitirip bana çarptı. Ayak bileğim çatladı, hastaneye uğrayıp ayağımı sargıya aldırmak zorunda kaldım. Köpeğe, bisikletliye, ayak bileğime, cekete, dolmuşa, inziva hayalime küfrede ede eve döndüm.

O kadar cenabetim ki halimi anlatmak için kendi çapımda çok afili bir giriş yaptığım şu yazıyı kendi ellerimle bok ediyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: