Naçizane

OLMAYANIMA ŞİİRLER

6 Mins read
Naçizane

OLMAYANIMA ŞİİRLER

6 Mins read

                              -I-

 

Sözümün ince tınısı, yadigâr daktilomun tıkırtısı

Yılların ihtişamlı efendisi, kirpiklerimin tül perdesi

Çimentoya batan ayak gibi iz mi bıraktın bende?

Sevda yanıkları buruk bir harita gibi baki kaldı serde

 

İlkbaharda kasırga telaşı, ruha işlemiş çivi yazısı

Düşsüz düş bozgunu, hislerimin kanlı yolsuzu

Sürgünde peşime düşen telaşsız bir gölge misin?

İçinde yüzmeye cesaret edemediğim o ıssız gölde misin?

 

Ruhumun naif bamteli, lodosları kıskandıran azgın yeli

Nefesimim kırgın buğusu, nefsimin sonsuz kuyusu

Tek kelime etmeden binlerce lügat gizlemedi mi bakışların?

Süte değen ağız kadar masum öpüşleri, yarım bıraktı kaçışların

 

Sabah yeli ürpertisi, teneffüs zili erkencisi

Kadife düşler korosu, göklerin görkemli Toros’u

İpe dizilmiş mandal gibi buruk, asılı kaldım bana bıraktığın anılarda

Fazla köpürmeden deniz at kürekleri sulara, beni ara vurduğum kıyılarda.

 

                            -II-

 

Yanar çöller, vahalar; vurunca çehren kumların kızgın buğusuna

Bir yıldız düşer, iz düşümü galaksiler ötesinde senden izler taşır

Kabirde öten ulu karga senin türkünü söyler ağlayarak yavrusuna

Saza düşen yanlış nota, bozuk akor misali ezgilerin boynu bükük kalır

 

Kara vurdum kendimi de, beyaz çaldım senin resmini çizerken

Tuvaline düşman olan ressam seni etine tırnaklarıyla kazdırır

Kuş tüyü kaleme değdim, tenine sıla güttüm bir gece ağlarken

Melek otu içen kâtip parşömenine zıt düşer, seni tarihe yazdırır

 

Seni dokudum iliklerimin en derinine, makaraların ucu buruk kaldı

Eski uygarlıklardan miras kalan halılarda senin puslu kokun kalır

Dişlerini bile görmeden ağzının coğrafyasını ezbere bilmek bir hazdı

Başkalarının kahkahasını bertaraf ettim, bende senin gülüşün baki kalır

 

                              -III-

 

Sözümü paket ettirmiştim, evde yemen amacıyla

Olmamalıydı belki bir gürgen, koca çınar ağacıyla

 

Biletimiz kesilmişti, üstünde kalmıştı biletçinin el kiri

Bıçaktan kaçarken bileyici çıkmıştı karşımıza kuşluk vakti

 

Uykusuz yattım da uykulu kalktım ben hep senle

Esiri olmuştum fark etmeden doymayan rüya yiyenime

 

Söze sus vurmuştum, susa söz geçirmek mümkün değildi

Mutluluk uzaklarda bir yelkenli, ayrılıklar ise hep tezdi

 

Sen paltonu giyip git hadi; hesabı düşünme, ben öderim

Ağlarım arkandan günlerce; ama elbet bir gün yine gülerim

 

                              -IV-

….Gibi Sevdim Seni

 

Keskin aromalı kahve çekirdeklerini avuçlar gibi sevdim seni

Enfes yemek kokularının dans ettiği bir mutfakta dolanmak gibi

Dışarıda yağan yağmuru kocaman bir gülümsemeyle seyreder gibi

Sıcacık hatıraları, kahkaha dolu anları giyinir gibi sevdim seni

 

Annemin kolaladığı ipek gömleklere dokunur gibi sevdim seni

Rüzgarın tenimi yaladığı sabah yürüyüşlerinde derin derin nefes alır gibi

Hiç kar yağmayan şehrimize kar yağar hayaliyle hülyalara dalar gibi

Güzel yanlarıma, aydınlık yarınlara tutunur gibi sevdim seni

 

Kocaman bir kütüphanede kitap kokularını içime çeker gibi sevdim seni

Küçükken doğum günü pastamı kesmeden önce heyecanla dilek tutar gibi

Buğulu camlara inatla hep gülen yüzlü insan figürleri çizer gibi

Sararmış bir fotoğraftan bana gülümseyen eski dostları anar gibi sevdim seni

 

Çocukken korktuğum uzun koridorumuzu aşıp odama gelmek gibi sevdim seni

Elektriğin kesik olduğu günler ailece mum ışığında gölge oyunu oynar gibi

Tatil günü çalar saat kurmadan yatakta tembellik etme lüksünü yaşamak gibi

Hep mutlu hatırladığım çocukluğumu yeniden yaşar gibi sevdim seni

 

                              -V-

 

Asit dolu, irin yüklü, kükürt yanlısı bir aşktı bizimkisi

Karabasandı ağzımızın katedralinde biriken her bir laf

Paratoner olmadan diri diri şimşeklerden geçmek,

Saygı olmadan bir hayalde kendimizden geçmek…

 

Sus dolu, pus kokan, isilik kıvamında bir aşktı bizimkisi

Oda nemli, yatak ıslaktı; kalpler kupkuruydu oysa

Bestesi yapılmamış bir şarkıyı söyleme çabası gibi,

Elektrikler kesilmiş, elimiz mumdan yanmış gibi…

 

İçinde sen olmayan, ben bulunmayan bir aşktı bizimkisi

Labirentin kendi kayıpken yolu bulmamız imkansızdı

Oyunun en mühim yerinde zarın kırık gelmesiyle eş,

Sevgi bizimle zıt anlamlıydı; öfke ve kin ise eş…

 

Şurup tadında, bozuk akkorlu, mazoşist dürtülü bir aşktı bizimkisi

Beyazı bile siyahlaştırıyorduk birbirimize acı vermek için

Sana olan nefretimi biriktirdim ben bir halının altında

Öyle bir nefret ki bu, acı tadın dolanır hala dilimin altında!

 

                              -VI-

Biliyorum bir gün yeniden


Biliyorum, bir gün yeniden seveceğim

Ama yine seni

Sadece daha taze ve akıl almaz, uslanmaz bir aşkla

Biliyorum, bir gün yeniden seveceğim

Ama yalnızca seni

Sadece farklı bir dilde, farklı bir bedende ve zamanda

Daha fütursuz, daha yenilmez, daha arsız bir sevmek olacak bu

– Ki rüzgâra arkamı verip dalgalara atılacağım sırf seni sevdiğim için

Yakamozlarla sevişeceğim nemli gecelerde senin tenini hatırlattıkları için

Edepsiz bir şarkı mırıldanmaya başlayacağım uygunsuz etüt saatlerinde

Vücut coğrafyanı ezbere saymaya başlayacağım, tüm ovalarını nehirlerini

-Ki bilirsin coğrafya en zorlandığım dersti yatılı, telaşlı okul yıllarımda

Gözkapaklarımla vuracağım seni av mevsimi, düşmeden kucağıma ineceksin

Kalın kazaklar olmaksızın karşılayacağız kışı, bedenimi kuşanacaksın

Vakitlerden vakitsiz bir gece iken sokak lambalarını yakıp uyandıracağım şehri

-Ki geceleri evden uzakta olmaktan nasıl çekinirim bunu en iyi sen bilirsin

Tüm ezberlerimi kaldırıp yeniden öğreneceğim her şeyi sırf seni sevdiğim için

Alfabeyi bile baştan alacağım, sırf adının geçtiği örnekler verebilmek için kelimelere

Biliyorum, bir gün yeniden seveceğim

Ama bir tek seni

Sadece sana olan hislerimi duyurmak için tüm insanlığa!

Biliyorum bir gün yeniden…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: