Naçizane

OLYMPOS

3 Mins read
Naçizane

OLYMPOS

3 Mins read

 

Bavulumu son kez kontrol edip fotoğraf makineme film taktım. Tatil istiyordum, huzur istiyordum. Evden çıktım, Akbil’imde kalan son parayla otobüse bindim. Pencere kenarı gördüğünde sevinen insanlardan olduğumdan yüzümde ebleh bir gülümsemeyle yerime oturdum, otobüsün kalkmasına yarım saat vardı. Derken o geldi yanıma oturdu, uzun kızıl saçlıydı, uzun düzgün parmakları vardı. Kulağımda mp3 çalar ile adeta sallamıyormuşçasına yanında bir süre oturdum. Evden çıkmadan önce içine birtakım yavaş ve aynı şekilde sert müzikleri  "Yol uzun lan." diye düşünerek atmıştım.

Yanımda oturuyor, kokusu burnuma geliyordu, ben ise sanki kimseden etkilenmeyen birisi gibi sağımda duran yağlı kafa iziyle bezenmiş camdan dışarıyı görmeye çalışıyordum. Bir şekilde "Ben varım!" demek istiyordum. Usulca mp3 çalarımı elime aldım, naif naif sesini açtım. İçimden her şarkı bitiminde "Allah’ım lütfen birtakım şeytanlı müzikler çalsın da, köklenmiş ses sayesinde ilgisini çekebileyim." diye geçirdim. Yol uzadıkça uzuyor, gözlerime ağırlık çöküyordu, derken sert müzik isten bünyeye Comfortably Numb çalmaya başlandı. Değiştirmedim, gözlerim kısıldı.

Gece ağaç evimden dışarı çıktım, ilerden birkaç insanın sesleri geliyordu, derin nefes ve yandaki bayiden şarap alıp sahile doğru yürüdüm. Sessizdi, tarihi eserler  arasından geçerken korktum, adımlarımı hızlandırdım. On dakika sonra yanımda dikilen eski mezarların yanından geçerek oyuk kayanın içinden sıyrılıp sahile ulaştım.

Işık yoktu, yasaktı, iyi ki. Yeni hiçbir şey yoktu, olmamalıydı. Biraz önceki o sessizliğin yerini artık dalgaların taşlarla sevişme sesi almıştı; usulca, huzurlu. Terliklerimi çıkartıp gecenin soğuğunu yemiş kuma bastım, üşüdüm, yürüdüm yürüdüm, durdum. Ellerimi ensemde birleştirip yere uzandım, gözlerim kapalı, 22 yaşındaydım. Dalganın sevişmesine kaldırıp şerefe dedim, gücenmesin diye yukarıya bakarak "Sana da adamım." dedim. Henüz ilk yudumumda olmama rağmen çift görme durumu yaşıyor olduğumu sanıp bir çizgi film havası yaratayım diyerek gözlerimi ovuşturdum, biraz öncekinden daha fazlaydılar, çok fazlaydılar. İlk defa bu kadarını görmüştüm, yıldız vardı, milyonlarca… O kadar saf, o kadar temiz, oyun gibi. Koskoca yirmi iki yıldır "Sadece yedi gece boyunca yedi yıldız sayarsan dileklerin gerçek olur." söylentisiyle yıldızlara bakmış ve birçoğunda sayıyı tamamlayamamış, yıldızın olmadığı tarafa bakarken fark edilen ufak yıldızları da hesaba katarak yolunu bulmuştum. Bugün saydım, milyonlarca hem de.

Derin nefes çekip Comfortably Numb açtım, soloyu bekledim sessizce. Seçtiğim en parlak, en temiz yıldıza "Bu senin için." dedim, şarabımı kaldırıp dinledim.

Bir anda gerilerden gelen “Son duraaak!” sesiyle irkildim, yanıma baktım, gitmişti. İçeride bir tek benim kalmama sinirlenmiş olacak olan muavinin sert bakışlarını yumuşatmak için "İçim geçmiş usta pardon ya…" dedim, küfür edercesine baktı, içimden ben de birtakım ayıp kelimeler kullanıp aşağıya indim.

Güneş batmak üzereydi, hava kızıl, yürüdüm, ağladım.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: