Nilüfer’e

NİLÜFERİM

Sen benim kara gözlü , kara yüzlü
KARA SEVDAMSIN!
Bu can seninle var olmadı ama
Sensiz yaşayamaz!
İki günlük ayrılık ölüm gibi olmasa da
Ölümden bin beter.
Eğer yaşıyorsam ben şu an
Bu kara dünyada
Bir tek senin için yaşıyorum.
Kara sevdam, benim miniciğim…
Bilsen yaşamak ne kadar zor…
Acı hayatımın tek çiçeğisin.
Sen benim ‘kara’denizimde açan,
NİLÜFERİMSİN!
                            E.B

Sevgi

Bazen gülümsemek öyle zor oluyor ki. Hayat bana vereceğini verdi,alacağını da aldı diyor insan.Tutunmak,tutunabilmek öyle zor oluyor ki.Dünyada neden varız,görevimiz son bulmadı mı diye insan kendine sormadan edemiyor.

Sabah her zamanki gibi hazırlanırsın,alışılagelmiş bir şekilde işlerini yapar,zamanını geçirirsin.Ama aslında aynı olmayan birçok şey vardır. Yürekte kopan fırtınalar,beyinde uğuldayan sessiz çığlıklar,kimsenin bilmediği,bilemeyeceği hatta bazen bizim de anlam veremeyeceğimiz her gün kanayan derin yaralar…

Aslında en zoru böyle zamanlarda yalnızlıkla baş başa kalıp yüreğin karmaşası içinde boğulmak,acıların içinde yüzmeye çalışmak.Umut, güzel günler bir safsatadan,kocaman bir yalandan ibaret böyle zamanlarda. Bilincindedir insan hayatın devam ettiğinin ama hayat devam etmesin der içten içe.Bir hayal dünyasındaymış gibi yaşar insan.Ne yediğinden ne de içtiğinden bir şey anlar.

Ah bir bilinse bundan kurtulmanın yolları, bilinse yüreği ferahlatmanın, güneşli günlere inanmanın bir yolu. Her şey çok daha güzel olabilir o zaman.Küçücük, cılız bir ışıkla bile aşkla bağlanılabilir hayata. O küçük aydınlığı görene kadar kim öle kim kala?

İşte böylesi kötü bir durumdan bile insanı kurtarabilecek tek şey vardır. “SEVGİ” o da. Sevgi  tüm dertlerin,hastalıkların,ruhsal bunalımların,yanlışların,yenilgilerin ilacıdır benim nazarımda.

Sevmek ve sevilmek ne güzel şeydir. İkisini de hissedebilmek insanın her bakımdan zirveye tırmanmasında en önemli ve en güzel basamaktır. Kişi sevdikçe sevilir, sevildikçe hayat bulur. Gelir, gelebilir her şeyin üstesinden.

Seven sevdiği için yaşar. Sevdiklerini güzel günlerle buluşturmak gayesiyle katlanır feleğin oyunlarına,dünyanın kederlerine.

Haydi o zaman güneşli günler için sevelim, sevilelim.

E.B

SENSİZLİK HALLERİ

SEN YOKSUN YA…
Sen yoksun ya…
Acayip şeyler oluyor bana.
Sen yoksun ya…
Geçmiyor dakikalar, saatler…
Sen yoksun ya…
Kalbim eskisi gibi atmıyor.
Üşüyorum bu sımsıcak gecede.
Gölgeler düşüyor, ruhumun derinliklerine.
Sen yoksun ya…
Bir kör misali,
Seçemez oldum geceyi gündüzden.
Göremez oldum güneşi.
Sen yoksun ya…
Şaşkınlıktan olsa gerek…
Gelme ümidin hep yüreğimde.
Ve yokluğun koca bir düğüm boğazımda!
                                                    E.B

SEN BİTTİYSEN…

Masum değiliz. Sen de suçlusun, ben de… Patavatsızca sarf edilen sinir yüklü kelimelerin yıktığı bir şehiriz. Artçı sarsıntıları takip eden depremin yerle bir ettiği, yaşam belirtisinin kalmadığı, ölüme teslimiyetini ilan eden nefessiz bedenleriz.

Sıcaklığını yitirmiş sevgimiz; yerini kızgınlık, kırgınlık, acılar ve acıların bıraktığı derin yaralar almış… Birbirimize artık fazla geliyorduk. Tüketmiştik; ballandırarak kelimeleri anlamsız kılan aşkımızı. Oysa ben seni ben gibi sevmiştim…

Çok kısa sürede bitirdik birbirimizi, oysa bir ömüre yeterdik. Hatta seni sevmeye bir ömür yetmez bana diyordum. Yanılmışım. Oysa yanılmayı en son dilediğimdin. Şimdi ayrı odalarda, ayrı hayatlara çıkmak için bavullarımızı hazırlıyorduk. Ne garip değil mi? Özlemek bile anlamsızlaşırdı yanında, sevgimizi sözcüklere sığdırmaya çalışmak keyifsizleşirdi. Suskunluk düşerdi zamana…

Şimdi ise bedenlerimize sonbahar değdi. Rüzgar yapraklarımı bir bir koparıyor… Hava soğuk, saracak kolların yoksa… Gözlerin karşımda değilse, gözlerimin olması manasız… Oysa ben sevginle sarmalanırken ölmeyi dilemiştim. Sen kokarken… Nefesim nefesime karışırken… Sen bendeyken… Ben sendeyken… Ömrümüm bittiği yerde bitmek istedim sende…

Bir şans daha dilemeden, gidiyorum. Kaç şans verdik hayatımıza bilmiyorum. Sanırım biz; biz olamadık. Eksik kalacak yaşantımız biliyorum. Biliyorum da, durdurunca neyin değişeceğini bilmiyorum. Sanırım bu saatten sonra sen benim, ben senin hayatında devam etmemiz, hayatlarımızı törpülemekten başka bir işe yaramayacak. Bitmek en iyisi gibi…

Artık eve döndüğümde kapıda beni kahve ile karşılamayacaksın. Oda kokuna esir düşmeyecek, aksine buram buram yalnızlık kokacak, sensizken ben de yarımlaşacağım. Alışkanlığımdın, yalnızlığımda alışacağım. Ama kimseyi yalnızlığım dahil sen gibi sevmeyeceğim. Çünkü sen bile bittiysen, herkes biter bende can tanem…

Hepsi Yanlızca Bir Hayal

Her şey beyindeki duyu merkezlerinde olup bitmektedir…

Gözümüzü kapatıp bir an düşündüğümüzde, okuduğumuz ortaokulun görüntüsünü zihnimizde oluşturmamız an meselesidir. Beynimizde bir anda bir görüntü belirir. Ancak gözlerimiz kapalıdır. Manzaraya bir süre baktıktan sonra gözlerimizi kapattığımızda ve manzarayı hatırlamak istediğimizde, zihnimizde yine bu görüntüyü izleriz. Fakat yine gözlerimiz kapalıdır. Görüntüyü gören göz olmamasına, karşımızda okulumuzun görüntüsü bulunmamasına rağmen, zihnimizde bu görüntü neredeyse aynı şekli ile vardır. Görüntüyü algılayan bir göz olmamasına rağmen görüntünün zihinde var edilmesi, algılayanın gözden farklı bir şey olduğunun, maddeye bağımlı olmadığının açık delilidir. Algılayan kimdir?

Bizler tüm algılarımızın somut bir varlığı olduğunu zannederiz. Oysa bu noktada yanılırız, çünkü beynimizde algıladığımız hislerin kafatasınızın dışında bir varlığı olduğunu düşünmek için hiçbir delilimiz yoktur. Eğer beyine giden görme sinirleri kesilse, bir anda görüntü yok olur. Aynı şekilde işitme sinirlerinde bir problem olsa, dışarıda var olduğunu zannettiğiniz ses de bir anda kesilir.

Hangi bilim adamına sorsanız bu sistemlerin işleyişini, içinde yaşadığınız dünyanın aslında beyninizde algılanan bir hisler bütünü olduğunu sizlere anlatabilir. Örneğin İngiliz fizikçi John Gribbin beynin yaptığı yorumlarla ilgili olarak şöyle demektedir:

… Duyularımız ise, dış dünyadan gelen uyarıların beynimizdeki bir yorumu niteliğindedir; sanki bahçede bir ağaç varmış gibi… Fakat beynim, duyularımın süzgecinden geçen uyarıları algılar. Ağaç sadece bir uyarıdır. O halde hangisi gerçektir? Duyularımın ortaya çıkardığı ağaç mı, yoksa bahçedeki ağaç mı? (Taşkın Tuna, Uzayın Ötesi, sf.194)

Bilim adamı-yazar J.R Minkel bu önemli konu ile ilgili şu açıklamada bulunmuştur: “Şu an bir dergi tutuyorsunuz, bunu katı bir madde olarak algılıyorsunuz ve siz bunun evrende bağımsız bir şekilde varolduğunu görüyorsunuz. Etrafınızdaki objelerde aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor. Ama hepsi yalnızca bir hayal.”

Şimdi bir örnek eşliğinde biraz düşünelim;

Hollandalı ressam Ramon Bruin 3 boyutlu gibi görünen harika resimler yapıyor. Derinlik intibaı verilen resimler kâğıttan fırlamış gibi görünüyor.

Gözümüzün 2 boyutlu olarak gördüğü nesneleri beynimiz üç boyutlu olarak algılamaktadır. Bu algının nasıl oluştuğunu araştırmak için yapılan bilimsel çalışmalar, beynin mükemmel bir tasarıma sahip olduğunu ortaya koymuştur.

İki gözümüzün olması, gördüğümüz bir objeyi 2 farklı açıdan algılamamızı sağlar. Gözler arasındaki aralık 5 cm.’den biraz daha fazla olduğu için iki retinada oluşan görüntüler birbirlerinden farklıdır. Bir objenin, iki farklı açıdan elde edilen görüntüleri beynin görme merkezinde birleştirilir. Üçüncü boyut algısı da beyinde devreye girer ve böylece insan bir objenin görüntüsünü üç boyutlu görür. Üçüncü boyutu, bilinenin aksine, doğrudan gözler sağlamaz, beyin sağlar. Üçüncü boyut bir algıdır ve bütün algılama işlemleri beyin düzeyinde gerçekleşir. Bu sayede derinlik ve cisimler arasındaki mesafe algılanır.

İngiliz fizikçi John Gribbin’in sorusunu hatırlatacağım sizlere “…O halde hangisi gerçektir? Duyularımın ortaya çıkardığı ağaç mı, yoksa bahçedeki ağaç mı?”

 

Biz

Kendini tanıyamayan bir avuç insandık başta. Daha sonra tanıdık. Kendi benliğimizi fark ettiğimizde geç kalmıştık, çok geç. Zoraki tutunduk hayata. Sebeplerimiz vardı sonuca gitmeyen, yarı yolda bırakan. Sevdik mesela. Ölürcesine. Değmiyor dediler unut gitsin bitsin. Unuttuk gitti bitti. Ya da onlar öyle bildi. Nereden bilebilirlerdi ki içimizdeki sevgiyi ? Her yeni başlangıçta söz verdik. Önce kendimize sonra karşımızdakine. Biz kendine verdiği sözleri tutamayan bir avuç insan olduk. İçimiz acıdı, kayıplar yaşadık her yeni günde yeni bir kayıp. Birileri hep gitti. Alıştık, zamanla umursamamayı öğrendik. Belki dahada az acır oldu yüreklerimiz, duygumuzu kaybettik. Biz bir avuç gamsız insan olduk. Hayatı takmayan her şey gönlünce olan insanlar. Bu seferde bizden nefret ettiler. Biz hep kaybedenler olduk. Bir cesaretimiz kaldı. Gurur nedir bilmeyen kayıplardan korkan ve her fırsatı değerlendiren insanlardık. Cesaretimizin sınırı, durağı ve bitişi yoktu. Gecenin en koyu mavisinde günün en aydınlık anını yaşayabilirdik biz. Kendi kendine ümit verenlerdendik. İçten içe yalnız kalarak büyüttüğümüz sevgilerimiz vardı bizim. Kimseye anlatmaya kıyamadığınız ama içimizde tutamadığınız bir kaç küçük yaşanmışlık. İşte alıp götüremeyeceğiniz şey bu. Gitmeniz hayatımızdaki önem arz eden yeri boş bırakmanız demek. Öz güvenimizi, sevgimizi, inancımızı hatta bütün güzel duygularımızı yok edebilirsiniz ama yok edemeyeceğiniz tek şey cesaretimiz.Siz alıp götürenlerken biz kim miyiz? Biz kalanlarla yetinenler.

Ütülü bir dünya istiyorum .

Bazı insan evlatlarını anlamak çok güç olmaya başladı. Pes edip yarı yolda bırakmak var ama onuda kendi benliğine yakıştırmayınca yapamıyorsun. Zamanla düzelir sabır desende elden hiç bir şey gelmiyor. Yani olmuyor, anlam veremeden ne denli yaşamaya devam edebilirsin bu kargaşa içinde meçhul. Çeşit çeşit yüreğin arasında kimin dürüst kimin yalancı olduğunu anlamak zor. Nitekim her insanın yaşadığı kendine. Ne demişler her koyun kendi bacağından. Benim yaptığım her hangi bir hatanın bedelini sebep olan kişi çekmeyecek. Sebep oysa da sonuca ben katlanacağım. Bu da acı bir gerçektir ki sebep bendim demeyecek hiç kimse. Bir yerden sonra öyle bir yalnız kalacaksın ki, bu duruma nasıl gelebildim diye soramayacaksın bile kendine. Zamanla bencil olmayı deneyeceksin o da olmayacak, mayanda yok çünkü. Daha küçüğüz arkadaş bu ne isyan desende işte tam bu yaşlarda anlamaya başlayacaksın gerçekleri. Ömrünün en soyut ama en gerçek dönemidir bu yaşlar. Etrafında milyonlarca insan olur ama sen sadece önemsediğin insanı görürsün. Bazen bir anne olur düşünülen, bazende nereden geldiğini bile bilmediğin, daha önce hiç karşılaşmadığın insanların evlatları. Ben demeyi unutacaksın zamanla, neredeyim, nereye gidiyorum ? Bu soruların cevabını duymak istemediğin için sormazsın kendine. En ağır acılara tanık olduğunu sanır bunalıma sokarsın bedenini. Kimi zaman nefes aldığını unutursun. İşte o denli kendini kaybeder, kaybolursun düşüncelerinde. Sen kendi kendini boğarsın zamanla, insanlar sana bakınca sadece bir hiç görür. Böyle zamanlarda kimi sigaraya sığınır, kimi annesine, kimi de kendisini anladığına inanan bir dostuna. Dostuna, kardeş bildiklerine derdini açan bir insanken geldiğim yeri şuan farkındayım. Kendi sessizliğimde düzen bozukluklarımı tartışıyorum, yine kendimle. Ütülü bir dünya istiyorum ben. Kötüsü de olsun iyisi de ama her şey kendi rayında dursun. Mesela hiç kimse karşıma geçip seninde yaşadığın ne ki be deme cesaretini bulmasın kendisinde. Çünkü her insanın yaşadığı kendine. Ben kargaşadan uzak, empatinin ne demek olduğunu tam anlamıyla bilen insanların arasında ütülü bir dünya istiyorum.

Twitter Fotoğraf Filtreleri Kullanıcı Deneyimine Sunuldu

Yıl sonuna kadar kullanıma sunulacak olduğu söylenen Twitter fotoğraf filtreleri, Android ve iOS’a gelen bir güncelleme ile kullanıcılarla buluştu! Twitter’ın bu hamlesi ve Instagram’ın Twitter’daki fotoğraf görüntülemelerini engellemesi, iki büyük sosyal ağın daha önceleri sürdürdükleri dostluk havasını dişli birer rakip seviyesine taşıdıklarının bir göstergesi. Tabi bu rekabetin artması her zaman olduğu gibi en çok kullanıcıların yüzünü güldürüyor.

Sekiz değişik filtrenin bulunduğu yeni güncelleme ise iOS ve Android platformlarındaki yerini çoktan aldı. Güncellemeyi yapanlar, Cool, Warm, Happy, Gritty, Cinematic, Vintage, Black&White, Vignette gibi filtrelerle fotoğraflarını düzenleyip takipçileriyle paylaşabilecek. Fotoğrafları kesmenin de mümkün olduğu güncelleme, Twitter’ın fotoğraf paylaşımı konusunda daha önce aldığı radikal kararların arkasında sağlam bir şekilde durduğunun ve bu konuya ne denli önem verdiğinin bir kanıtı adeta! Sizde bu güncelleden faydalanmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıları kullanarak Twitter filtrelerine ulaşabilirsiniz.

Twitter Android Güncellemesi

Twitter iOS Güncellemesi

OL-ÖL

Hayatın içinde koşuşturmacalar
İnsan ortasından dalınca.
Başlar beyinde karıncalanmalar
Fikir denizine salınınca.
Koşuşturmacalarda durunca bir an
Beyne işte o zaman gider biraz kan,
Durup düşünmeli boyunu enini
Zamana bırakıp gitmek çok tehlikeli.
Hayatın içinde koşuşturmacalar,
İnsan sonuna varınca
Başlar kalpte kasılmalar
Gönül denizine salınınca.
Koşuşturmacalar durunca bir an
Kalp son kez pompalar vücuda kan
Durup düşünmeliydi derken boyunu enini
Ölçer kefenin dikişsiz bedenini.
Hayatın içinde koşuşturmacalar,
Dalıp sonuna kadar gitmekte var.
Durup düşünmekte…
Yine de gelecektir an
Kalbin son kez pompalayacağı kan!

KEŞKE YENİDEN GELSEK

İki damla gözyaşının  dile dökülesi binlerce kelimesi vardır oysaki.Dünyaya gelişimde aklımda şuan olan her şeyi hiç birşey yapan o duygu en güzeliymiş diyorum.Sana ve bana veyahut da dünyaya akan her gözyaşı ıslaklığını yitirmiş gibi aksın istiyorum her gözden..

İnsan,ağlamayı sadece gözyaşı olarak bilen ama yaşadığı her mutsuzluk ve umutsuzluğun ışığını bile görmeden gözyaşınında ötesinde sarfedilen her bir kelimedir.Sanki ağlayarak gelmiş gibi dünyaya,yeni yıla giriş tecrübecilerinin laflarından biriyle hareket eden,basiretsizliğine isyanın tek yolu olduğunu düşünen biçare varlık.

Herşey bir yana, rahatsız edici olan nedir biliyor musun?

Sen herkese bakarsın,yolda yürürken,otobüse binerken,markete giderken,alışveriş sırasında,uyurken bile bakarsın insanlara seyredersin onları ama herşey bittiğinde “onlar sadece ağlıyorlar” dersin.Ve sen buna öyle inanırsın ki sevgi adına bir adımın hiç olmayışının o koca koru düşer içine sana ateşi tattırır.Utanırsın  tüm insanlar için , ağlarsın sende sanki onlar yapmıyormuş gibi onlar için.Böylece sevgi sevilmez ve akıldan yoksun bırakılır. Aslına bakarsan oda çok kıymetlidir. Sana gelmez!

Yaradan bütün varlıkları gözyaşından korusun…

YEDİDEN YETMİŞE

  Ben doğum sancısına yetişemedim, emeklediğini de görememiştim bu çocuğun. Ben de küçüktüm o zamanlar, ama keşke ilk ‘ınga’ sesini ben de duysaydım. O heyecanı ben de yaşasaydım dostlarımla birlikte. Sonra büyümeye başladı bizim ufaklık. Bu arada ona ‘ Türk ‘ dediler, Türkçe’nin kalesi olsun diye. Bir gün ben de tanıştım bu ufaklıkla. Gerçi biraz serpilmişti ama yanaklarından ben de sıkıştırdım. O dost bildi beni, abi bildi. Bir gün onu bana emanet ettiler. Geçen sene bu zamanlar mıydı yoksa daha mı erken mi hatırlamıyorum. Nasıl da heyecanlanmıştım ?

Güvendi, sığındı bana, bizlere… Gündelik telaşlar girdi sonra araya. İhmal ettik. Ayıp ettik. Ama o bize kırılmadı biliyorum, o hoş gülümsemesiyle bakın bu sayı da karşılıyor bizi. Yediden yetmişe selamlıyor. Kucağını açmış o sımsıcak haliyle. Ben de ayların hasretiyle sarılıyorum. Yine dopdolu, yine pürneşe, yine binbir umut içinde…

Yediden yetmişe…

 

ALİ OKTAY ÖZBAYRAK

Türkiye'nin Sanal Dergisi

%d blogcu bunu beğendi: